Antibiyotikler

ANTİBİYOTİKLER, bir mikroorganizma tarafından (bakteri, mantar, virüs, vb.) yapılan ve başka mikroorganizmaları öldüren veya üremelerine mani olan maddeler. Sayıları yüzleri bulan ve çoğu ticarette kullanılmayan antibiyotiklerin bir kısmı tabii maddelerden yarı sentetik olarak imal edilmektedir. Bugün bu yarı sentetik maddeler de antibiyotik genel ismi altında kullanılmaktadır.

Antibiyotikler hakkında bilgiler

Antibiyotikler (Alm. Antibiotikum, Fr. Antibiotiques, İng. Antibiotics.) mikropların gelişmesini önleyen maddelerdir. Bir mikroorganizma tarafından (bakteri, mantar, virüs, vb.) yapılan ve başka mikroorganizmaları öldüren veya üremelerine mani olan maddeler. Sayıları yüzleri bulan ve çoğu ticarette kullanılmayan antibiyotiklerin bir kısmı tabii maddelerden yarı sentetik olarak imal edilmektedir. Bugün bu yarı sentetik maddeler de antibiyotik genel ismi altında kullanılmaktadır. Tabii olanlar bitkilerde, özellikle küf mantarlarında bulunurlar. Mikroplu hastalıklara karşı kullanılan te’sirli ilaçlardır. Antibiyotikler yıllar öncesinden biliniyordu. Zaman zaman insan vücudundaki bakterilerden bazıları bunlarla yok edilmeye çalışılıyordu. Buna en iyi örnek, yurdumuzun doğu bölgesinde, çıbanların peynir küfü ile tedavi edilmesidir. 1929 yılında İngiliz doktoru Sir Alexander Flemming (1881-1955) tarafından penisilinin keşfine kadar bu alanda fazla bir ilerleme kaydedilememiştir. Bir küf parçasının tesadüfen bir bakteri kültürünün içine düşmesi antibiyotiklerin keşfine yol açtı. Sir Alexander Flemming, küfün, yakınındaki bakterileri öldürdüğünü ve bu küfün çok bulunan penicillum cinsinden olduğunu gördü. Daha sonraki araştırmalarda bu küften meydana gelen kimyasal maddelerin insan vücuduna zarar vermediği ortaya çıktı. Antibiyotiklerdeki bu gelişme; zatürre, zatülcenb, frengi gibi çok önemli hastalıkların tedavisinde büyük kolaylıklar sağladı.

Antibiyotik, herhangi bir mikroorganizma tarafından, başka bir mikroorganizmayı öldürmek veya çoğalmasını durdurmak için üretilen her türlü madde. Antibiyotik üretimi, onu üreten mikroorganizma için selektif bir avantaj sağlar. Örnek olarak, Penicillium tarafından üretilen antibiyotikler, doğada rekabet halinde olduğu diğer mikroorganizmaların büyümesini önleyerek Penicillium'a doğal ayıklanma sürecinde bir avantaj sağlar.

Etkileri

Antibiyotiklerin iki çeşidir vardır; biyosidal, mikroorganizmaları öldüren antibiyotikler ve biyostatik, mikroorganizmaların büyümesini ve çoğalmasını (üremesini) önleyen antibiyotikler. Her ne kadar "sadece" mikroorganizmaların (çoğunlukla bakteriler, ve bazı fungi) ürettiklerine "antibiyotik" tanımı verilebilse de, bugün "antibiyotik" terimi patojenlere zarar veren her türlü kimyasal için kullanılmaya başlanmıştır. Bu yüzden, mikroorganizmalar, hayvanlar ve bitkiler tarafından doğal olarak üretilen bu tür kimyasallara "antibiyotik" demekteyiz. Aynı zamanda, doğal olarak üretilen bir çok antibiyotik madde suni yollardan daha etkili olmaları için modifiye edilmektedir. Örnek vermek gerekirse, doğal olarak üretilen penisilinler bugün kimyasal olarak modifiye edilerek daha etkili olmaları sağlanıyor. Bir başka örnekte, kloramfenikol isimli antibiyotiktir. Eskiden tamamiyle doğal yollardan elde edilen bu antibiyotik bugün tamamiyle sentetiktir.

Etki Mekanizmaları

Antibiyotikler etkili oldukları mikropların metabolik işlemlere müdahale ederek çalışırlar. Antibiyotikler müdahale ettikleri metabolik işlemlere göre spesifiktir. Bu metabolik işlemlere örnek olarak; protein sentezi, hücre çeperi sentezi, nükleik asit sentezi veya hücre zarı fonksiyonlarını verebiliriz.

Penisilin, vankomisin ve sefalosporin gibi antibiyotikler bugün en çok kullanılan antibiyotiklerdendir. Bu antibiyotiklerin hepsi bakterilerin hücre çeperlerini zayıflatırlar. Bakterilerin hücre çeperleri uzun peptidoglikan zincirlerinden oluşur. Antibiyotikler bu molekülleri bir arada tutan peptit bağlantılarının sentezini önlerler. Böylece hücre çeperleri zayıflar ve bakteri patlar (lizis). Peptidoglikandan oluşan hücre çeperleri sadece bakterilerde bulunur, hayvan hücre çeperi bulunmazken bitki hücrelerinde selülozdan oluşan hücre çeperleri bulunur. Böylece, antibiyotikler sadece bakterilere zarar verirler.

Streptomisin, eritromisin, tetrasiklin ve kloramfenikol gibi antibiyotikler ise ya protein sentezini önlerler ya da anormal proteinlerin sentezlenmesine yol açarlar. Antibiyotikler bunları bakterilerin ribozomlarına bağlanarak yaparlar. Bakteri ribozomları ökaryotik ribozomlardan (insan ribozomları gibi) daha küçük oldukları için, bu tür antibiyotikler sadece bakterileri etkiler. Böylece bakterilerin saldırdığı canlıya zarar vermezler.

Rifampisin ve antrasiklin gibi antibiyotikler ise nükleik asit sentezine müdahale ederler. Antrasiklinler bunu DNA replikasyonunu önleyerek yaparken, rifampisin transkripsiyonu önler.

Bazı antibiyotikler ise patojenleri hücre zarlarına müdahale ederek yok ederler. Hücre zarına yapılan müdahaleler, hücre zarının yapısını değiştirerek onun bir çok özelliğini de kaybetmesine yol açar. Bu hücre sitoplazmasının hücre dışına akması gibi hücrenin yıkımıyla sonuçlanacak olaylara yol açabilir.

Seçicilik - Selektivite

Bugün, bakteriyel hastalıklarla savaşmakta kullanılan antibiyotikler selektif yani seçicidirler. Buna karşın doğada seçici olmayan bir çok antibiyotik de bulunur. Seçici antibiyotikler, işleyişleri (mekanizmaları) dolayısıyla sadece bakteri (mikrop) hücrelerine zarar veren antibiyotiklerdir. Yukarıda verilen antibiyotik tiplerinin hepsi seçicidir. Seçici olmayan antibiyotikler ise mikroba zarar verirken, mesela, insanın vücud hücrelerine de zarar verebilirler. Aynı zamanda antibiyotiklerin yan etkileri de olabilir, bir hastalığı iyileştirirken başka sorunlara yol açabilirler.

Direnç

Bilinçsiz ve aşırı antibiyotik kullanımı bakterilerin kullanılan antibiyotiğe karşı direnç kazanmasına neden olabilir. Eğer mikroplar bir antibiyotiğe karşı direnç kazanırlarsa, artık o antibiyotiğin o mikroba karşı etkisi olmaz. Bu nedenle her bakteriye uygun olan antibiyotik kullanılmalıdır. Hastalığa neden olan etkenin bulunması ve bu etkene etkili olacak antibiyotiği bulmak için bir Kültür-Antibiyogram Testi denen laboratuvar testi yapılır. Sadece etkin olduğu mikroplara karşı kullanılmalıdırlar. Grip, nezle gibi virüslerin neden olduğu hastalıklara karşı etkili değillerdir. Ateş düşürücü ya da ağrı kesici etkileri yoktur. Antibiyotikler mutlaka doktor tavsiyesiyle ve reçetesine uygun olarak kullanılmalıdırlar. Bilmeden kullanılan antibiyotikler hastalığı iyileştirmezler, vücuda zarar da verebilirler.

1927 yılında bir gün, İngiltere'de, doktor Alexander Fleming, mikrop üretme kutularını gözden geçirirken, bunlardan birinin üzerinde, mavi bir küf bulunduğunu, bu küfün çevresinde hiç mikrop ürememiş olduğunu bir rastlantı sonucu gördü. Bu küf, doğada pek yaygın olan mikroskopik bir mantardan başka bir şey değildi. Penicillum notatum denen bu mantar, peynirlerde görülen mavi peynir küfünün aynıdır. Doktor Fleming, ilk antibiyotiği böylece bulmuş oluyordu: penisilin.

Bu mantarın, mikropların çoğalmasını önleyebilecek bir madde ürettiği anlaşıldıktan sonra, o maddeyi yapmanın yolları arandı. Ve bu ancak 1940'ta bulunabildi. Fleming bu buluşu için 1945 yılında Nobel ödülünü kazandı.

O tarihten beri daha başka antibiyotikler de bulundu, günümüzde ilaç fabrikaları bunların hemen hepsini üretmektedir. Antibiyotikler özellikle tıpta ve cerrahide çok kullanılır. Onlar sayesinde, verem gibi (streptomisinle), tifo gibi birçok mikroplu hastalık yenilmiştir.

Bununla birlikte, bazı mikropların antibiyotiklere karşı direndiği görüldü. Ayrıca, antibiyotiklerin genellikle zehirli olduğu ve bazı alerjilere ve bağırsak bozukluklarına yol açtığı da saptandı. Bu nedenlerle antibiyotikler, genellikle başka ilaçlarla birlikte verilir. Antibiyotik tedavisi, hele büyük tedbir ve dikkat isteyen verem gibi hastalıklarda, ancak hekim gözetimi altında yapılır. Öte yandan, bu maddeler gereğinde rasgele ve fazla miktarda kullanılacak olursa, organizma onlara alışır ve bu yüzden ilacın etkinliği sıfıra iner.

Antibiyotiklerin hepsi her hastalığa iyi gelmez. Tedavi edilecek hastalığın mikrobuna hangi antibiyotiğin etkili olduğunu saptamak için tedaviden önce bir «antibiyogram» yapılması şarttır. Ancak bu sayede en çok hangi antibiyotiklerin yararlı olacağı anlaşılabilir.

Gelişimi



İkinci Dünya Savaşı sırasında bu araştırmalara hız verildi. Antibiyotiklerin bol ve ucuz bir şekilde elde edilmesine başlandı. Zamanla kimyasal olarak da antibiyotikler elde edildi. Mesela kloramfenikol bu şekilde elde edilen bir antibiyotiktir.

Sayıları gittikçe artan antibiyotiklerin varlığına rağmen hastalık yapıcı mikroorganizmalar tamamen mağlub edilememiştir. Mikroorganizma, antibiyotiğe tabii olarak mukavim olabildiği gibi, bu mukavemeti sonradan da kazanabilmektedir.

Bugüne kadar bilinen antibiyotiklerin hiç biri virüslere etkili değildir. Şu halde virüs hastalıklarında antibiyotikleri kullanmak faydasızdır. Hatta mukavim bakteri ve çeşitli mantarların çoğalmalarına sebeb olabileceği için zararlıdır. Enfeksiyon hastalıklarının bir bölümü virüslere bağlı olduğuna göre, her ateşli hastaya hemen antibiyotik vermek yanlıştır. Herhangi bir antibiyotik bir hastalığın tedavisinde kullanılmadan önce, bu hastalığı doğurabilen mikroplara karşı bir kültür ortamında denenmeli, bunlardan en etkili olanı seçilmelidir. Yani bir antibiyogram yapılmalıdır. Antibiyogram yapılamıyorsa, o hastalık için en uygun ilaçları vermelidir. Mesela bademcik iltihabında penisilin veya eritromisin verilmesi çok denenen ve sonuç alınan bir yoldur. Bazı antibiyotikler vücudumuzda vitamin sağlayan bakterileri de yok ettiklerinden, bunları uzun zaman kullanmak doğru değildir. Mutlaka kullanmak gerektiğinde birlikte B kompleks vitaminlerini de vermelidir. Antibiyotikler, uygun dozda ve yeterli süre alınmalıdır. Hastalık belirtilerinin kaybolmasından en az üç dört gün sonraya kadar antibiyotiğe devam etmelidir. Küçük doz ve kısa süreli antibiyotik alımından hem bir fayda sağlanamaz, hem de bakterilerde mukavemet gelişmesine fırsat hazırlanmış olur.

Etki sahasını genişletmek maksadıyla, iki antibiyotiğin beraber verilmesi bazan doğru değildir. Çünkü biri diğerinin etkisini azaltabilir. Burada genel kaide şudur. Bakteriyi öldürücü bir antibiyotik ile bakterinin üremesini durdurucu diğer bir antibiyotik beraber kullanılmaz. Prensip olarak birbirleri ile olan ilişkileri şüpheli olan, veya bilinmeyen iki antibiyotiği birlikte kullanmamalıdır.

Bazan iki antibiyotiğin beraber kullanımı (kombinasyonu) teorik olarak mümkin olsa bile, yan te’sirlerinden dolayı kombine etmemelidir. Mesela gentamisin ile sefalosporin grubu birlikte verilirse, böbrek yetmezliği yapabilirler (böbrek kanalcıklarındaki tahribattan dolayı). Her antibiyotik, her hastaya verilmemelidir. Bir böbrek yetmezliğinde tetrasiklin verilirse, üremiye yol açabilir (ürenin kana karışması). Hangi antibiyotiklerin böbrek veya karaciğer hastalıklarında kullanılmayacağı iyice bilinmelidir. Çoğu defa korkusuzca verilen kloramfenikolün, iki üç ay sonra kemik iliğindeki kan hücrelerinin tahribine bağlı derin bir anemiye (kansızlığa) sebeb olabileceği düşünülmelidir.

Bazı antibiyotikler belirli yaşlarda verilmemelidir. Mesela altı yaşından küçüklere tetrasiklin grubu antibiyotikler verilmemelidir. Altı yaşından küçüklere tetrasiklin verildiği zaman, dişlerde kalıcı bir bozukluğa (şekil bozukluğu, renk değişimi, büyümenin durması gibi) sebeb olabilir. Tetrasiklin ve etki sahası geniş diğer antibiyotiklerin yüksek dozda ve uzun süreli kontrolsüz kullanılması, ağızda veya vücudun herhangi bir yerinde mantar hastalıklarının ortaya çıkmasına sebeb olabilir.

Bazı antibiyotikler; ilaçlarla, yemeklerle, meyve suları ile veya sütle alınmamalıdır. Süt ve antiasit mide ilaçları ile alınamayacak olanlara misal; Tetrasiklin grubu.

Meyve suyuyla alınmayacak ilaçlar:

Ampisilin, amoksisilin, eritromisin baz, penisilin.

Yemeklerle beraber veya süt ile alınamayacak ilaçlar:

Metranidazol (müstahzarları: Metrajil tablet) Nalidiksik asit müstahzarları: (Naligram, negram), verem ilaçları (Etambutol, paraaminosalisilikasit, streptomisin, INH cycloserin, Rifampisin) ve eritromisin gibi...

Antibiyotiklerin pek çoğunu hamilelik esnasında almak çok mahzurludur. Bazıları, ana karnındaki çocukta bir çok sakatlıkların meydana gelmesine sebeb olur. Eğer mutlaka antibiyotik vermek gerekiyorsa, penisilin, Spiramicin (rovamycin), ampisilin veya sefalosporin grubu bir antibiyotik gebeliğin ilk üç ayında verilebilir. Gebeliğin dördüncü ayından sonra penisilin ve sefalosporin grubu antibiyotikler çok dikkatli kullanılmalıdır.

Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
İlgili Konu Başlıkları Tümü

Grip

Grip hastalığının etkeni, sürekli değişerek insanların bağışıklık sistemini alt etmeyi başaran influenza virusudur. Yıllar boyunca grip salgınları nedeniyle milyonlarca insanın hayatını kaybetmesi, bilim adamlarını bu virus ile ilgili birçok araştırma yapmaya ...

Antibiyotik

Antibiyotik, herhangi bir mikroorganizma tarafından, başka bir mikroorganizmayı öldürmek veya çoğalmasını durdurmak için üretilen her türlü madde. Antibiyotik üretimi, onu üreten mikroorganizma için selektif bir avantaj sağlar. Örnek olarak, Penicillium tarafından üretilen ...

Açlık

Açlık, karaciğerdeki glikojen miktarı belirli bir seviyenin altına düştüğünde hissedilen ve genellikle beraberinde yeme arzusu da getiren his veya duruma verilen isimdir. Genellikle nahoş olan his hipotalamustan kaynaklanır ve karaciğerdeki reseptörler aracılığıyla salınır.

Aft

Ağız ya da yutak mukozasında genellikle çok sayıda yüzeysel ülserleşme.

Ruam

Ruam Meslek hastalığı olarak bilinen; beygirlerden, merkeplerden, tek tırnaklılardan, yakın münasebette olanlara(seyislere, veterinerlere, hayvan bakıcılarına) geçebilen, nadir görülen bir hastalık. İlk olarak, 1773'te Osiander, ruamın insanlarda enfeksiyon yaptığını ...

Migren

Migren, çoğunlukla ataklar halinde gelen bir baş ağrısı tipidir. Ataklar 4 saatten 72 saate kadar değişen uzunluklarda olabilir. Kişi ataklar arasında kendini tamamiyle normal hisseder, ancak bir sonraki atağın endişesi içindedir. Eskiden "sadece bir baş ağrısı tipi" olarak ...

Kemoterapi

Kemoterapi vücudu hastalandıran mikropları veya kanser hücrelerini kimyasal maddeler (ilaç) ile yok etme metodu. On dokuzuncu yüzyılın sonunda Paul Ehrliche tarafından ortaya atılmış bir terimdir. Vücudu istila eden mikroorganizmaları hastaya zarar vermeksizin öldüren ilaçlarla ...

Sistit

Diğer İsimleri: İdrar kesesi iltihabı Sistit idrar kesesi (mesane) nin iltihaplanmasıdır. İdrar yolları ve üreme sisteminde en sık görülen hastalıklardan biridir. Zamanında tedavi edilmezse hastalık böbrekleri de etkileyecek biçimde yayılabilir ve mesane ve böbreklerde ...

Bronşit

Bronşit akciğer içinde havanın dolaştığı boruların iltihaplanması. Bronşite, stafilokok, streptokok, pnömomok influenza basili gibi iltihap yapıcı mikroplar sebeb olur. Vücut direncini kıran rüzgarlı ve rutubetli yerlerde yaşama, âni üşütme bronşite sebeptir. Bronşite ...

Virüs

Virüsler çok küçük mikroorganizmalardır. Uzun süre bilim adamlarının dikkatini çekmemiştir. Meydana getirdiği hastalıklar hep bakterilerden bilinmiştir. Elektron mikroskobunun bulunmasıyla ancak virüslerin farkına varılmıştır.

Gebelik

Gebelik, erkekten gelen sperm ile kadının yumurtalıklarından atılmış olan yumurtanın döllenmesinden doğuma kadar geçen 40 haftalık (280 gün) döneme verilen isimdir. Döllenmenin oluştuğu andan 8. haftanın sonuna kadar geçen döneme embriyotik dönem denirken bundan sonrasına ve ...

Yoğurt

Sütün laktik asit (sütasidi) kültürleriyle mayalanması sonucunda elde edilen ekşimsi aromalı pelteleşmiş bir süt ürünü. Millî bir yiyeceğimiz olan yoğurdun ilk defâ ne zaman ve nasıl yapıldığına dâir eldeki bilgiler yetersizdir. Amerika’da yaklaşık olarak 45-50 yıl ...

Tifo

Tifo, Salmonella typhosa adı verilen bir mikrop tarafından meydana getirilen, ağız yolundan besin maddeleri ile bulaşarak barsak lenf dokusunda doku ölümüne yol açan genel bir lenf sistemi enfeksiyonu. Salmonella typhosa mikrobu, 1 ilâ 3,5 mikron uzunluğunda olup, hareketli, sporsuz ve ...