Bakü – Tiflis – Ceyhan petrol boru hattı yani kısaca BTC, Azerbaycan petrol ve doğalgazını Gürcistan üzerinden Türkiye’nin Akdeniz kıyılarına taşımayı amaçlayan bir boru hattı projesidir.Tüm dünyada ucuz ve istikrarlı enerji kaynaklarına sahip olabilmek için yoğun bir mücadelenin yaşandığı, ve Sovyetler Birliği’nin 1991 yılının sonunda resmen dağılmasının ardından Kafkaslar ve Hazar Denizi çevresinin bu mücadelenin en çok hissedildiği bölge olduğu düşüldüğünde BTC Boru Hattının statejik bir önem

Bakü - Tiflis - Ceyhan petrol boru hattı

Bakü – Tiflis – Ceyhan petrol boru hattı yani kısaca BTC, Azerbaycan petrol ve doğalgazını Gürcistan üzerinden Türkiye’nin Akdeniz kıyılarına taşımayı amaçlayan bir boru hattı projesidir.

Tüm dünyada ucuz ve istikrarlı enerji kaynaklarına sahip olabilmek için yoğun bir mücadelenin yaşandığı, ve Sovyetler Birliği’nin 1991 yılının sonunda resmen dağılmasının ardından Kafkaslar ve Hazar Denizi çevresinin bu mücadelenin en çok hissedildiği bölge olduğu düşüldüğünde BTC Boru Hattının statejik bir öneme sahip olduğu söylenebilir.

Tarihsel gelişim

Sovyetler Birliği dönemi>Sovyetler Birliği döneminde, ülkeye hakim olan cumhuriyet Rusya idi. Özellikle 1920 ve 1930’lu yıllarda izlenen Stalinci politikalar, Sovyetler Birliği genelinde bir çok etnik altgrubun ortaya çıkmasına yönelikti. Özellikle Kafkaslar’da bu plan başarıyla uygulandı ve burada meydana getirilen siyasi istikrarsızlıktan faydalanan hep Rusya Cumhuriyeti oldu. Yönetimdeki etkin gücünü kullanan Rusya, enerji konusunda ülke içindeki kaynak kullanımını kendi lehine olacak bir şekilde planlamış ve uygulamıştı. Özellikle Hazar Denizi çevresinde üretilen petrol ve doğalgazın dünya pazarlarına çıkışını sağlayan boru hatlarının hep Rusya'dan geçiyordu. Böylelikle Rusya; Kafkasya ve Orta Asya’daki devletlerin enerji konusunda bağımsız hareket etme kabiliyetlerini büyük ölçüde sınırlamış oluyordu.

Azerbaycan petrol ve doğalgazının dünya pazarlarına çıkışı için alternatif bir yol aranması da yine Sovyetler Birliği dönemine, 1980'lerin sonuna rastlar. Bu sıralarda Sovyetler Birliği ömürünü tamamlamak üzere olan zayıf bir devlettir ve birliği oluşturan ülkelerin her biri kendi yolunu çizmeye çalışmaktadır.

Bakü - Ceyhan projesi

1989 yılında, Ramco adlı İngiliz petrol şirketinin temsilcisi olan Steve Remp’in Bakü’ye gelmesiyle BTC hattının öyküsü de başlamış olur. Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi (ADPŞ), 1990 yılında Remp’ten Azeri petrollerinin Batı’ya pazarlanması amacıyla büyük petrol şirketleriyle temaslarda bulunmasını talep eder. Remp öncelikle British Petroleum (BP) ile ilişkiye geçer. Hemen 1991 yılının başında Amoco isimli bir diğer petrol devi de devreye girer. Temmuz ayında Amoco firması Azeri isimli petrol sahasıyla ilgili hakları kazanır. Aynı yıl 30 Ağustos’ta Azerbaycan bağımsızlığını ilan eder. Bunun hemen ardından da Azerbaycan ile Ermenistan arasında Dağlık Karabağ sebebiyle çatışmalar başlar ve bu yüzden petrol konusundaki ilerlemeler bir süreliğine kesintiye uğrar.

1992 yılının sonuna doğru; ADPŞ, BOTAŞ, BP, Pennzoil ve Amoco arasında, Bakü’den Gürcistan’ın liman kenti Supsa’ya, Rusya’daki Novorosisk’e ve Türkiye’nin Ceyhan ilçesine uzanması muhtemel üç ayrı boru hattı üzerine araştırmalara başlanması konusunda bir anlaşma imzalanır. 1993 yılının 11 Haziran’ında Azerbaycan devlet başkanı Ebul Feyz Elçibey, Batılı birçok petrol firmasıyla petrol sahalarının geliştirilmesi amacıyla bir anlaşma imzalar. Fakat bundan tam bir hafta sonra 18 Haziran’da, Azerbaycan KGB eski şefi ve Brejnev dönemi Politbüro üyesi Haydar Aliyev tarafından bir darbe yapılır ve Elçibey sürgüne gitmek durumunda kalır.

Haydar Aliyev’in darbeden sonra petrol anlaşmasını iptal eder. Aradan bir yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra, Eylül 1994’te, yüzyılın anlaşması olarak adlandırılan petrol anlaşması imzalanır. Bunun ardından, büyük petrol şirketleri kendileri için daha avantajlı olan hatlardan petrol sevkiyatına başlarlar. Bakü – Ceyhan hattı ise uzunca bir süre adeta unutulur.

Ekim 1998’de, ABD, Azerbaycan, Türkiye, Gürcistan, Kazakistan ve Özbekistan, imzaladıkları Ankara Deklerasyonu ile Bakü-Ceyhan boru hattına olan desteklerini ilan ederler. Bu arada Amerikan hükümeti BP’ye Bakü – Ceyhan hattı lehine yoğun bir baskı uygulamaya başlar. BP ise ısrarla bu projenin ekonomik olarak uygun olmadığını belirtir. Bu arada, Nisan 1999’da Bakü – Supsa boru hattı hizmete girer. Gürcistan, hattın güvenliğini sağlamak için elindeki bütün imkanları seferber eder. BP, Türkiye ile arasında yaşanan yoğun görüşmelerin ardından, Bakü – Ceyhan hattına destek verdiğini açıklar. Fakat bu hattın jeopolitik değil, ticari bir proje olması konusunda ısrar eder.

Bakü – Ceyhan ile ilgili en önemli gelişmelerden biri Kasım 1999’da İstanbul’da yapılan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü konferansında yaşanır. Türkmenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Kazakistan ve Türkiye devletlerinin liderleri, ABD Başkanı Bill Clinton’un da hazır bulunduğu imza töreniyle bu hattın arkasında durduklarını açıklarlar ve hattın ismi Bakü –Tiflis – Ceyhan olarak değiştirilir. Yine aynı konferansta, Bakü’den Erzurum’a uzanacak olan bir doğalgaz hattı konusunda da anlaşmaya varılır. Bu hatla Azerbaycan’a ait Şahdeniz bölgesinden doğalgaz taşınması planlanır.

Bu konferansın ardından BTC hattı ile ilgili konularda bir hızlanma yaşandı. Geçen süre içersinde, petrol boru hattının yapımında gerekli her türlü ön çalışma yapıldı ve 10 Eylül 2003’te boru hattının inşasına başlandı. 17 Eylül 2002’de de Azerbaycan’ın Sangaçal yöresinde ilgili devletlerin başkanlarının katıldığı bir temel atma töreni yapıldı. 10 Haziran 2003 tarihinde altıncısı yapılan Üç Denizin Hikayesi adlı konferansta, Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer yaptığı konuşmada BTC hattının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha vurgulayarak, bu hatta Kazakistan’ın da dahil edilmesi gerektiğini belirtti.

Rakamlarla BTC

Azerbaycan bütçesindeki toplam gelirin yaklaşık olarak %50’si petrol ihracından gelmektedir. Azerbaycan’ın toplam ihracatının %90’ı da petrol ve doğalgazdan oluşmaktadır. Petrol ve doğalgaza bu denli bağlı bir ülke için, bu ürünleri taşıyacak boru hatları da son derece önemli. Azerbaycan’ın Ermenistan’la yaşadığı problemler yüzünden, Bakü – Ceyhan boru hattının güzergahı Gürcistan üzerinden geçerek uzamış ve toplamda 1760 kilometreyi bulmuştur.

Kullanılacak boruların çapları, Azerbaycan’dan başlamak üzere üç ülke içinde sırasıyla; 105, 115 ve 85 santimetre olacaktır. Yıllık 50 milyon ton kapasitesi olması beklenen hattın üzerinde 7 pompalama istasyonu bulunacak. Boru hatlarında en stratejik yerler pompalama istasyonları. Boru hattının kendisine zarar vermek hem daha zor hem de meydana gelecek muhtemel bir hasar hızlı bir şekilde onarılabiliyor. Fakat pompalama istasyonlarından birinin devre dışı kalması demek, boru hattından uzunca bir müddet faydalanamamak anlamına geliyor. Bu yüzden pompalama istasyonları çok sıkı bir koruma altında bulunduruluyor. BTC’ın planlanan toplam maliyeti 3 milyar dolar. Fakat bu rakamın 4 milyara kadar çıkabileceği tahmin ediliyor. BTC’ın ortaklarına baktığımızda ise şöyle bir tabloyla karşılaşıyoruz. ADPŞ %45, BP Amoco %25, Unocal %7,48, Statoil %6,37, ENI Agip %5 ve TPAO %5 paya sahipler. Tüm süreç içersinde daha bir çok petrol şirketi BTC projesine dahil olmuş veya projeden ayrılmıştır. Ceyhan’dan ilk petrol sevkiyatı, hedeflendiği gibi 2005 yılında gerçekleşirse, projenin fikir olarak gündeme gelmesinden bu yana yapımı yaklaşık olarak 10 – 15 yıl sürmüş olacaktır.

Hazar bölgesindeki ispatlanmış petrol miktarı yaklaşık 34 milyar varil. Tahmin edilen ise 270 milyar. 2010 yılında bölgede günde 3,7 milyon varil petrol üretimi yapılacağı tahmin ediliyor. Topraklarında pek petrol bulunmayan Gürcistan da transit geçişten pay alarak ekonomisine ciddi katkılarda bulunmayı tasarlamakta. İlk beş yıl için varil başına 12 cent alacak olan Gürcistan, sonraki 10 yıl için 14, ondan sonraki dönem için ise minimum 17 cent geçiş ücreti almaya hak kazanacak.

BTC ile ilgili ülkelerin durumları

BTC boru hattı dünyanın bir çok ülkesini ciddi bir biçimde etkilemektedir ancak en fazla tesir, bölgede bulunan ve enerji üretimi konusunda bizzat çalışmaları olan ülkeler üzerinde olmaktadır.

Azerbaycan

Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından ortaya çıkan devletler kendilerine ait yeni ekonomik ve siyasi yapıyı henüz kuramadılar. Sovyet devlet yapısı ve bürokratik sistemi varlığını devam ettiriyor. Zaten bu devletlerin yönetici kadrolarına baktığımızda Sovyet dönemi etkisi gayet açık bir biçimde kendisini gösteriyor. Azerbaycan da bu özellikleri taşıyan bir ülke. Devlet altyapısının tam olarak oturmamış olması; siyasi, sosyal, dini, etnik ve iktisadi problemleri beraberinde getiriyor. Ülkede tek adam sistemi hakim. 1993 yılında düzenlediği darbeyle iktidara gelen Haydar Aliyev, ölümüne kadar ülke yönetiminden çekilmeyeceği sinyalini veriyor. Geçtiğimiz aylarda geçirdiği rahatsızlık televizyondaki canlı yayında tüm dünyaca izlendi. Bu rahatsızlığın ardından Aliyev, Türkiye’ye gelerek GATA’da belli bir süre tedavi gördü.

Siyasetin şeffaf bir biçimde yapılmadığı, ekonomik aktivitelerin kapalı kapılar ardında gerçekleştiği bir ülkede yolsuzluklar üst seviyededir. Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi’nin (ADPŞ) başkan yardımcısı, Haydar Aliyev’in oğlu İlham Aliyev'dir.

Azerbaycan, ekonomisini çok büyük oranda doğal kaynak ihracı üzerine oturtmuş olan bir ülke. Petrolden elde ettiği gelirle ülkedeki diğer sektörleri sübvanse ediyor. Dolayısıyla, bu şartlar altındaki bir ülke için, çıkarttığı petrol ve doğalgazı dünya pazarlarına aktaracak olan boru hatları son derece büyük bir öneme sahip. Azerbaycan, boru hatlarını ekonomik olmaktan çok siyasi pozisyonuna göre belirlemekten yana. Bu yüzden, Ermenistan üzerinden Ceyhan’a ulaşacak bir hat çok daha düşük maliyetli olacağı halde, bu güzergah yerine Gürcistan üzerinden Ceyhan’a ulaşan yüksek maliyetli hat tercih edilmiştir. Ermenistan’la arasında varolan Dağlık Karabağ sorununu çözüp, boru hattını buradan geçirmiş olsaydı, Azerbaycan şu anda her bakımdan çok daha rahat bir konumda olabilirdi.

Azerbaycan bölgede özellikle ABD ve Türkiye ile işbirliği halinde. NATO ile barış için işbirliği anlaşması çerçevesinde beraber hareket eden Azerbaycan, bu yüzden Rusya’nın tepkisini çekiyor. 1993 darbesinin ardından Türkiye ile ilişkilerinde yaşadığı çalkantılı dönemin ardından, iki ülke arasındaki işbirliği son derece sıcak bir biçimde devam etmektedir. Haydar Aliyev gibi bir tek adamın hastalandığında tedavi için Türkiye’yi tercih etmesi bunun en somut örneği.

Buna kaşılık Azerbaycan bölgesinde Rusya, İran ve Ermenistan ile ciddi problemler yaşıyor. Ermenistan’la Dağlık Karabağ, İran’la Hazar Denizi’nin hukuki statüsü, Rusya ile de genel olarak bir çok konuda anlaşmazlık içinde.

Gürcistan

Gürcistan da Azerbaycan’ın yaşadığı siyasi problemleri aynen, hatta daha fazlasıyla yaşamakta. Burda tek adam konumunda, bir dönem SSCB’nin dışişleri bakanlığını yapmış olan Edvard Şevardnadze, Aliyev gibi, ilerlemiş yaşına rağmen görevi bırakmaktan uzak görünüyor.

Gürcistan ekonomisi, bu bölgenin yolsuzluklara en fazla bulaşmış olan ekonomisi sayılabilir. Ülkede rüşvet ve iltimas olmadan herhangi bir ticari iş yapmak mümkün değil. Bu durum, ülkedeki iktisadi istikrarın sağlanmasını engelliyor. Sonuçta da sosyal ve siyasi çalkantılar tüm hızıyla devam ediyor.

Gürcistan pek fazla doğal kaynağa sahip olmadığından, topraklarından geçecek olan BTC hattı ekonomik olarak çok önemli. Yukarda da bahsettiğimiz gibi, Azerbaycan ile varil başına komisyon alma konusunda yaptıkları anlaşma, Gürcistan’ı ekonomik olarak bir nebze de olsa rahatlatmaya yarayacaktır.

Gürcistan etnik olarak son derece derin problemler içinde. Bir yandan Güney Osetya’daki ayrılıkçı güçlerle mücadele ederken, diğer yandan da bağımsızlık isteyen Abzahlar ile uğraşıyor. Bir çok terorist eylemciyi barındıran Pankisi Corç Vadisi de halledilmesi gereken bir çıban başı olarak Gürcistan’ın önünde duruyor. Gürcistan üzerinde nüfuzunu tam olarak kurmaya çalışan Rusya buralardaki ayrılıkçı güçlerin en büyük destekçisi. Diğer taraftan, 11 Eylül saldırısı sonrası, Gürcistan’da bulunduğu iddia edilen terorist gruplarla mücadele etmek için ABD de Gürcü yönetim üzerinde baskı kurmuştu. Adeta iki dev arasında kalan Gürcistan, her iki tarafın da isteklerini yerine getirmiş ve ABD’den askeri yardım almayı kabul edip ABD askerlerinin ülkede konuşlanmasını kabul ederken, Rusya’nın da Gürcistan’daki enerji hatlarını koruma ve ayrılıkçı etnik unsurlarla daha etkili mücadele etme bahanesiyle asker yollamasına evet demek durumunda kalmıştır. Neticede, Gürcistan yönetiminin kendi ülkesi üzerindeki siyasi otoritesi son derece tartışmalı bir hale gelmiş; ülke ABD ile Rusya’nın kendi politikalarını uygulamaya çalıştıkları bir arena halini almıştır.

Türkiye

Türkiye özellikle, 2001 yılında yaşadığı derin ekonomik krizden sonra bir yandan toparlanmaya çalışırken diğer taraftan da geçmişte yaptığı hatalardan ders alma niyetinde. Enerji konusunda geçmişte yapılan anlaşmalar özellikle AKP hükümetinin iktidara gelmesinin ardından mercek altına alınmış durumda. Geçmiş dönemlerde de kamuoyunda sıkça bahsi geçen enerji anlaşmaları, TBMM’de kurulan yolsuzluk konulu araştırma komisyonlarında geniş yer buldu. Rusya ile yapılan anlaşmaların Türkiye aleyhine olduğunun ciddi bir biçimde vurgulandığı bir dönemde, Türkiye’nin Rusya’dan gelen Mavi Akım hattı üzerinden doğalgaz ithalini, anlaşmadaki fiyat anormallikleri üzerine Mart 2003’te durdurması, bütün dikkatleri yine bu konuya çekti. Son gelen haberlere göre ise Rus Gazprom şirketi Türkiye’ye satılan doğalgazda fiyat indirimine gidebileceğini açıklamış bulunuyor.

Siyasi açıdan Türkiye bu bölgedeki en ileri ülke konumunda. Yüzyıllardan gelen devlet geleneğini cumhuriyet döneminde de devam ettirmiş olan Türkiye, demokratikleşme açısından da Kafkaslar ve Ortadoğu’da tek bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Her ne kadar 1990lı yıllar boyunca bir takım siyasi ve iktisadi krizler yaşamışsa da Türkiye bölge ülkeleri arasında en istikrarlı güç.

Türkiye de bölgedeki etnik zıtlıklardan nasibini almış bir ülke. 1980 – 2000 yılları arasında yaklaşık 20 yıl boyunca devam eden PKK terörü, Türkiye’yi hem ekonomik açıdan hem de insan hakları bakımından son derece zor durumda bırakmıştı. Maliyeti çok fazla olan PKK terörünün büyük ölçüde bittiği son yıllarda Türkiye biraz daha rahat nefes alabilir pozisyona gelmiş bulunuyor.

Türkiye, enerji ihtiyacı olarak dışa bağımlı bir ülke. Petrol tüketiminin yaklaşık %90’ını ithalat ile karşılıyor. 1990lı yıllarda doğalgaz kullanımına son derece yoğun bir biçimde geçiş yaşandı. Özellikle büyük kentlerin ısınma sistemleri doğalgazla çalışır hale getirildi. Hidroelektrik üretim biçimi açısından elinde çok büyük fırsatlar olan bir ülke olmasına karşın Türkiye, doğalgazı elektrik üretiminde de kullanmaya başladı. Mavi Akım projesinin planladığı gibi gerçekleşmesi halinde, gelecek yıllarda Türkiye’nin doğalgaz tüketiminde %65 – 70 oranında Rusya’ya bağımlı olacağı hesap ediliyor. Bu yüzden, enerji hatları konusunda alternatif arayışlar içindeki Türkiye; BTC boru hattının kendi sınırları içindeki bölümünün inşasının maliyeti 1,4 milyar doları geçmesi durumunda, bu sınırın üzerinde kalan miktarı kendisi ödemeyi taahhüt etmiş durumda.

Türkiye, bölgede Azerbaycan, ABD ve Gürcistan’la işbirliği yapıyor. Azerbaycan ve Gürcistan’la askeri eğitim anlaşmaları da mevcut. Türkiye’nin kendi arka bahçesine girdiğini öne süren Rusya, bu durumdan en fazla rahatsız olan devlet. Aslında Türkiye Rusya ile, SSCB’nin yıkılışından beri bu bölgede etnik ve ekonomik konularda karşı karşıya geliyor. Fakat bu cepheleşme hiç bir zaman üst düzey gerginlik haline getirilmedi. Hatta iki ülke arasında askeri işbirliğine gidildi ve Türkiye Rusya’dan askeri techizat satın alırken aynı zamanda helikopter, füze, top gibi askeri cihazların üretiminde beraber hareket edilmesi de gündeme geldi. Türkiye’nin bölgede problem yaşadığı bir başka ülke de Ermenistan. Hem Ermeniler’in sürekli gündemde tuttuğu soykırım iddiaları hem de Azerbaycan faktörü, Türkiye – Ermenistan ilişkilerini çok hassas bir konuma sokmaktadır.

Rusya

SSCB’nin ardından kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, 1990ların başında yaşadığı sıkıntıların bir bölümünü ortadan kaldıran Rusya, son bir kaç yıldır Kafkaslar ve Orta Asya üzerindeki etkisini yeniden arttırır bir konuma geldi. Özellikle SSCB döneminde temelleri atılan etnik ayrılıkları kullanan Rusya, bu sayede öncelikle askeri olarak bölgede etkili oldu. Kendi siyasi ve iktisadi yapısının pek de sağlıklı olmaması, Rusya’nın sözkonusu bölge üzerinde bu yönlerden daha fazla etkili olmasını bir bakıma sınırlayan bir etken. SSCB döneminden kalan bürokratlar aracılığıyla Kafkas ve Orta Asya ülkelerinde etkili olmaya çalışıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse Rusya, bir imparatorluktan bir devlete geçiş sürecinin sancılarını yaşamaya devam ediyor.

Daha önce de belirttiğimiz gibi; Rusya, Orta Asya ve Kafkas kaynaklarını dünya pazarlarına sevk etmek için kendi üzerinden geçen boru hatları kurmuş durumda. Şu anda Avrupa’nın doğalgaz ihtiyacının önemli bir bölümü Rusya’dan gelen hatlar üzerinden sağlanıyor. Zaten Rusya’nın toplam ihracat gelirinin yaklaşık %50’sini petrol ve doğalgaz satışları oluşturuyor. Kendisi için son derece kritik olan enerji hatları üzerindeki hegemon gücünü kaybetmemek için Rusya var gücüyle çalışıyor. Bunun en somut örneğini Hazar Denizi’nin hukuki statüsüyle ilgili çözümsüzlükte görebiliriz. Görünüşte probleme çözüm arar durumda olan Rusya, el altında bütün tarafları birbirlerine karşı kullanarak Hazar Denizi’ndeki çözümsüzlüğü körüklemeye devam ediyor. Böylece Hazar Denizi’nde yeni boru hatları kurulması imkansız hale geldiğinden, örneğin Türkmenistan doğalgazının dünyaya tek çıkış noktası olarak Rus boru hatları kalmaya devam ediyor.

Rusya, NATO’nun Kafkasya ve Orta Asya’daki gelişmesinden son derece rahatsız. Özellikle ABD’nin hem Kafkasya hem de Orta Asya’da üs kurup asker bulundurur hale gelmesi, Rusya için kabul edilemez bir gelişme. Fakat içinde bulunduğu kötü ekonomik şartlar, Rusya’nın ABD’yi sözlü olarak kınamasından daha fazlasını yapmasına engel teşkil ediyor. Son dönemde Rusya’nın NATO’ya karşı yaptığı tek ciddi hamle, Azerbaycan içinde bulunan Gebele Radar İstasyonu’nun Rusya’nın yönetiminde kalmasını sağlamasıdır. Bu radar üssü, son derece geniş bir alandaki tüm hava hareketlerini kontrol edebilir niteliktedir.

Rusya, Ermenistan ve İran ile sıkı ilişkiler içinde. İran’a nükleer teknoloji konusunda büyük yardımlarda bulunması, ABD’yi son derece rahatsız ediyor. Aslına bakarsak, Rusya’nın SSCB’den kendisine kalan en etkili miras, nükleer silahları. Böylece dünya siyaseti üzerinde, korku politikası güderek etkili olmaya çalışıyor.

ABD

ABD, SSCB’nin yıkılışının ardından Kafkasya ve Orta Asya’da etkili olmaya çalıştı. Ama bunu yaparken Rusya’yı fazla incitmektan kaçındığından, kimi dışpolitika uzmanları tarafından, sözkonusu bölge politikalarında yavaş kalmakla suçlandı. İkinci Bush yönetiminin iktidara gelmesinin ardından, petrol yönelimli dışpolitikaya daha fazla ağırlık verilmeye başlandı. 11 Eylül saldırısı bahane edilerek dünya çapında başlatılan teröre karşı savaş operasyonları çerçevesinde Orta Asya’ya; Kırgızistan, Özbekistan ve Kırgızistan’da askeri üsler kurarak giren ABD, Kafkaslar’da da Azerbaycan ve Gürcistan’da asker bulundurmaya başladı. Bununla da yetinmeyerek geçtiğimiz aylarda düzenlediği Irak operasyonu ile Irak petrollerini de güvence altına almış oldu.

ABD, bölgede Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’la yakın temas halinde. Aslında büyük petrol şirketleri İran üzerinden açılacak bir boru hattını uygun buluyorlar. Hatta 2001 yılının başında Bush yönetimine sunulan bir planda, Orta Asya ve Kafkas enerjisinin İran üzerinden pazarlanması tavsiye edilmiş. Fakat bu bölgenin enerji kapısı olarak İran ve Rusya’yı görmek istemeyen ABD, ekonomik olarak pek makul olmasa da BTC hattını desteklemeye devam ediyor.

İran

Dünya genelinde pek tasvip edilmeyen siyasi yapısı ve yönetimi olmasa; İran’ın, sahip olduğu stratejik konumu ve yer altı kaynaklarıyla bu bölgedeki en önemli oyuncu olması işten bile değil. Siyasi tercihleri sebebiyle ABD’den çok ciddi bir baskı gören İran, rahat hareket etme imkanı bulamıyor. Bölgesindeki enerji kaynaklarının dünyaya transferi konusunda aday olmasına karşın, pek söz sahibi olamamakta; Rusya ve Ermenistan ile işbirliğine giderek, bu devletlerle paralel politikalar izlemektedir.

Ermenistan

Ermenistan da İran gibi bölgede yalnızlığa itilmiş bir devlettir. Kendi içinde yaşadığı bir çok problemin yanısıra, Azerbaycan ile yaşadığı etnik problemler sebebiyle de zor günler geçiriyor. Denize çıkışı olmadığından Türk limanlarına bağımlı olan Ermenistan, hava koridorları açısından da Türkiye tarafından sıkıştırılmaktadır. Bütün bunlara rağmen Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkilerini geliştirmesi hususunda pek aktif hareket etmemesi son derece yadırganan bir politika olarak göze çarpıyor. Bakü’den Ceyhan’a uzanan bir hattı kendi topraklarından geçirmeye muvaffak olamayan Ermeni yönetimi, ayaklarına kadar gelen bu tarihi fırsattan da yararlanamamış oldu.

Kafkaslar’ın geleceği

Tıpkı Orta Doğu gibi son derece karışık ve karmaşık bir bölge olduğundan, Kafkasya ile ilgili öngörülerde bulunmak son derece zor ve riskli bir hal alıyor.

BTC petrol boru hattı açısından

BTC petrol boru hattının planlandığı gibi 2005 yılında tam anlamıyla faaliyete geçmesi bekleniyor. Böylece hem Azerbaycan çıkarttığı doğal kaynakları satmaya başlayarak petrol gelirlerini arttırmaya başlayacak hem de Rusya’dan başka güçlü bir ihracat kapısı bulmuş olacaktır. Azerbaycan üzerindeki Rus politik etkisi biraz daha azalacaktır. Ayrıca, Azerbaycan petrolü Avrupa pazarına daha kısa bir yolla ulaşacağından, Orta Doğu petrolüyle rekabet eder hale gelecektir. BTC, anlaşma gereği kasasına girecek olan transit geçiş ödemeleri sebebiyle Gürcistan için de çok faydalı olacaktır. Böylece Gürcistan ekonomik açıdan biraz daha bağımsız olacak ve muhtemelen, üzerindeki Rus baskısını hafifleterek daha demokratik ve istikrarlı bir siyasi yapıya kavuşacaktır. BTC hattına evsahipliği yapan üçüncü ülke Türkiye de bu hattın meyvelerini yemeye başlayacaktır. Gürcistan gibi transit geçiş ücreti alacak olan Türkiye, bunun yanısıra şu anda tamamen bağımlı olduğu Orta Doğu petrolüne de bir alternatif bulmuş olacaktır. Hazar’daki Azerbaycan kaynaklarına ek olarak, bu boru hatlarına Kazak ve Türkmenistan kaynakları da entegre edilebilirse, 1994 yılında bu hatla ilgili anlaşma imzalandığında konulan ad, yüzyılın anlaşması, gerçekten hakkını vermiş olacaktır. Tabii BTC hattı bütün devletler açısından olumlu sonuç vermeyecektir. Karadeniz liman kenti Novorosisk üzerinden Kazak ve Azeri petrolünü dünyaya aktaran Rusya bu işten en fazla zarar gören ülke olacaktır.

BTC hattının başarıya ulaşması gibi başarısız olma ihtimali de göz önünde bulundurulmalıdır. Hazar Denizi’nde Azerbaycan’ın payına düşen petrolün tahmin edilenden az çıkması, Kazak ve Türkmen kaynaklarının BTC hattına kanalize edilememesi, petrol fiyatlarında yaşanması muhtemel bir gerileme, Kafkasya’da meydana gelebilecek ciddi bir silahlı çatışma vs, BTC boru hattının verimli ve karlı çalışmasını engelleyeceği gibi belki de daha tam anlamıyla faaliyete geçmesini bile önleyebilir. Böyle bir gelişme, boru hattına evsahipliği yapan üç ülke açısından da tam manasıyla bir sükut-u hayal olacaktır. Hattan elde edilecek gelirlerin kazanılamayacak olması büyük ihtimalle öncelikle Gürcistan’ı vuracaktır. Böyle bir gelişme karşısında Gürcistan’da bir yönetim değişikliği kaçınılmaz hale gelir. Ve yönetim değişikliğini takiben büyük ihtimalle, Güney Osetya ve Abhazya bağımsızlıklarını ilan edeceklerdir. Azerbaycan da Gürcistan kadar olmasa bile böyle bir başarısızlıktan ciddi biçimde etkilenir. Yönetim değişikliği olmasa da, lider değişikliği gündeme gelecektir. Ermenistan karşısında zayıf duruma düşecek olan Azerbaycan, Dağlık Karabağ bölgesi üzerindeki hak iddialarından vazgeçmek durumunda bile kalabilir. Türkiye, üç ülke arasında en az etkilenecek olandır. Zaten şu ana kadar belli bir istikrar içersinde enerji ihtiyacını karşılamakta olan Türkiye, muhtemel bir başarısızlık karşısında, kaldığı yerden devam edecektir. Türkiye’nin tek kaybı, boru hattından elde edeceği ekstra gelir olacak. Rusya, nasıl ki BTC hattının başarısı durumunda yara alacaksa, söz konusu bir başarısızlıktan en fazla faydalanacak olan ülke olacaktır. Hem ekonomik olarak avantajlı pozisyonunu koruyacak hem de politik açıdan Gürcistan ve Azerbaycan üzerindeki etkisini dayanılmaz bir seviyeye yükseltecektir.

Doğal kaynak sorunu

Ekonomilerini sadece, hasbelkader topraklarında bulunan petrol, doğalgaz, altın gibi doğal kaynaklardan elde ettikleri gelirlerin üzerine kurmuş olan ülkelerin geneline baktığımızda, gerek toplumsal gerekse siyasi ve iktisadi olarak pek de rahat etmediklerini görüyoruz. Ortadoğu ve Afrika’da bu duruma örnek oluşturabilecek bir çok ülke bulunuyor. İran, Irak, Cezayir, Libya, Kuveyt vs ülkeler kağıt üzerinde bakıldığında çok rahat şartlar altında yaşamaları gerekirken, bir türlü istenilen refah düzeyine erişemedikleri gibi, çok sayıda ciddi problemle de boğuşur durumdalar. Petrol ve doğalgazla zenginleşen Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan ve dolaylı olarak kara geçen Gürcistan gibi ülkelerde de yukarda isimlerini saydığımız ülkelerdekine benzer problemler yaşanabilir. Böylece, zenginleşme umudu olarak görülen petrol ve doğalgaz, Orta Asya ve Kafkaslar’daki devletler için adeta bir kara veba halini alacaktır. Bu duruma düşmemek için bölge ülkelerinin petrolden kazanacakları paraları son derece dikkatli kullanmaları ve ülke ekonomisindeki diğer sektörlerin de gelişmesinde kullanmaları gerekmektedir. Böylece ülke genelindeki ekonomik denge bir nebze de olsa korunmuş olacak ve doğal kaynaklarda yaşanabilecek herhangi bir dramatik değişim karşısında, kendilerini kurtaracak bir can simidi halini alacaktır.

Tek adam yönetimleri

SSCB sonrası kurulan devletlerin en büyük problemi, demokratik bir devlet yapısına bir türlü geçememiş olmalarıdır. Komunist düzen altındaki tek adam yönetim biçimi devam etmektedir. Kafkaslar’da da; Azerbaycan’ın başında bulunan Haydar Aliyev ve Gürcistan devlet başkanı Edvard Şevardnadze, Sovyet döneminden gelen yöneticilerdir. Her ikisinin de yaşı son derece ilerlemiş durumda. Herhangi bir suikast veya kaza olmadığını varsaysak bile, önümüzdeki üç – beş yıl içersinde doğal yollarla bir yönetim değişikliği olması kaçınılmaz görünüyor. Böyle bir ihtimale karşı; bu iki ülkenin ne kadar hazırlıklı olduğu, ne gibi lider adayları yetiştirdiği gerçekten tartışmaya son derece açık. Liderlerin vefatının ardından her iki ülkede de bir fetret dönemi yaşanması son derece muhtemel. Bu durumda her iki ülkenin kısa süreli bir iç savaşa doğru hızla yol alacağını söyleyebiliriz.

ABD etkisi

Irak petrolünü garanti altına almış olan ABD, Kafkaslar’dan gelecek olan petrolü ikinci planda düşünmeye başlayabilir. Böyle bir politika değişikliği en fazla Rusya’nın işine yarayacaktır. Rusya, ABD’nin bulunmadığı bir Kafkasya’da çok daha rahat hareket edebilir. Fakat bunun tam aksi bir gelişme daha muhtemel görünüyor. İran’daki rejimi sona erdirmeyi kafasına taktığı belli olan Bush yönetimi, bu ülkeyi çevreleme politikası izliyor. Bu amaçla, Kafkaslar’da Gürcistan ve Azerbaycan’da yeni askeri üsler kurma peşinde. Rusya’nın gösterdiği tepkilere aldırmayan ABD, belki de Azerbaycan’ın NATO üyeliği konusundaki ısrarlarını yürürlüğe koyacak ve önümüzdeki senelerde Kafkaslar’dan NATO’ya yeni bir üye kazandıracaktır.

Kaynaklar

Vikipedi

Yanıtlar