Billy veya Bill Hayes şu anlamlara gelebilir:

Billy Hayes

Billy Hayes (03.04.1947 New York) Geceyarısı Ekspresi filminin gerçek kahramanı. Türkiye`de esrar kaçakçılığından yakalandıktan sonra hapishane günlerini anlattığı bir kitap yazmıştır.

1975 yılında İmralı Cezaevi`nden firar ettikten sonra yazdığı "Geceyarısı Ekspresi" (The Midnight Express) adlı otobiyografik kitabıyla Türkiye`ye tarihinin en ağır "anti-propaganda" golünü atan 70`lerin toy uyuşturucu kaçakçısı günümüzün gözde film yönetmeni William "Billy" Hayes, yıllar sonra sergilediği sağduyulu bir tavırla, "kitabından uyarlanan filmdeki çirkin Türk imajından dolayı derin bir vicdan azabı duyduğunu" açıkladı. Bugün 60 yaşında olan Hayes, "Türkiye`deki yargılanma sürecim sırasında ve cezaevi günlerimde bir çok eziyet çektiğim doğrudur. Ancak bu yaşadıklarım, bir milletin yediden yetmişe bütün bireylerinin kana susamış canavarlar olarak gösterilmesi sonucunu doğurmamalıydı. Filmde sergilenen kabusa benzer ülkeye karşılık, benim Türkiye`ye ilişkin bir çok güzel hatıram da var. Hakkımdaki genel kanının tam aksine, Türkiye`de geçirdiğim beş yılda Türk halkını gerçekten çok sevmiştim. Türkiye bir çok yönden ilginç ve heyecan verici bir ülkeydi" şeklinde konuştu.

Bu yöndeki görüşlerini ilk olarak internetteki "outrate.net" adlı bir sinema sitesinde açıklayan Amerikalı yönetmen, 4 Ocak 2004 tarihli San Francisco Chronicle gazetesinde John Flinn ile yaptığı bir söyleşide de aynı türden açıklamalarını sürdürdü. Flinn`in Amerikan kültür ve sanat çevrelerinde geniş yankı bulan söyleşisinin başlığı da bu yeni yaklaşımın çarpıcı bir yansımasıydı: "Gerçek Billy Hayes, Geceyarısı Ekspresi filminin bütün Türkleri kötü göstermesinden dolayı vicdan azabı çekiyor" ("The real Billy Hayes regrets `Midnight Express` cast all Turks in a bad light").

Türk medyasına tereddütlü yaklaşım

Yeni Şafak, "Geceyarısı Ekspresi" kitabı ve ondan uyarlanan ünlü filmin uluslararası kamuoyunda oluşturduğu Türkiye karşıtı havanın üzerinden uzun yıllar geçtikten sonra Türklere ilişkin beklenmedik incelikte açıklamalar yapan Billy Hayes`e, halen yaşamını sürdürdüğü Los Angeles`te ulaştı. Billy Hayes, 24 Ekim 1975 günü New York`ta düzenlediği "tarihi" basın toplantısında, Türkiye`den Yunanistan`a firarının ardından kendisine ABD`nin Atina Büyükelçiliği tarafından verilen yeni Amerikan pasaportunu gazetecilere gösteriyor. 1980`lerde önce yazar ve aktör, ardından yönetmen olarak sinema sektöründe boy gösteren, kısa süre önce de yapımcı R.J. Bailey ile "Westhayes" adlı bir film şirketi kuran Hayes, yönetmenliğini üstlendiği 2003 yapımı son filmi "Güney Yakası" (Southside) ile hem ABD`de hem de Avrupa`da büyük sükse yapmış durumdaa€¦

Uzun bir ön araştırmanın ardından, ortağı Bailey aracılığıyla internet üzerinden bağlantı kurduğumuz Amerikalı sanatçı, Türk medyasından olduğumuzu öğrenince görüşme talebimize yanıt verme konusunda önce ciddi bir tereddüt geçirdi. "Türk gazetecileriyle yapılacak böyle bir görüşme için henüz erken olduğunu" savunan Hayes, bunun üzerine kendisine yakın zamanda Amerikan medyasında yayımlanan barışçıl mesajlarla dolu söyleşilerini hatırlattığımızda ise bu temkinli tavrını bir ölçüde yumuşatarak, elektronik posta yoluyla bazı kısa açıklamalar gönderdi.

"Los Angeles Konsolosunuz ile Türkiye`yi ziyaret planım hakkında görüştüm" Aynı zamanda menajeri ve ortağı da olan film yapımcısı R.J. Bailey aracılığıyla internet üzerinden ulaştığımız Billy Hayes, son zamanlarda Amerikan medyasında yayımlanan sağduyulu ifadelerle dolu demeçlerini aynen onayladığını bildirirken, şu ana dek Türk medyasından henüz hiç kimsenin bilmediği bir gelişmeyi de ilk kez Yeni Şafak`a aktardı. Türkiye`yi 35 yıl aradan sonra mutlaka yeniden ziyaret etmek istediğini vurgulayan Hayes, aldığı cezanın Türkiye`de ardarda çıkan aflarla düştüğünü, hakkındaki interpol tutuklama emirlerinin de kaldırıldığını, ancak ülkemize girişinde hala bir engel olup olmadığını tam olarak öğrenebilmek için Türkiye`nin Los Angeles Başkonsolosluğu yetkilileriyle görüştüğünü bildirdi. Ünlü yönetmen, "Ülkenize mutlaka yeniden geleceğim. Gelmekle de kalmayıp bu ziyareti çok güzel bir televizyon belgeseline dönüştüreceğim. Böylelikle, geride bıraktığımız yıllarda film nedeniyle yaşanan bazı üzücü gelişmeler de bir ölçüde dengelenmiş olacak. Los Angeles Başkonsolosunuz Türkiye`ye gitme fikrime büyük ilgi gösterdi. Ama böyle bir ziyaret için zamanlama da çok önemli. Koşulların iyice olgunlaşmasını bekliyorum" şeklinde bir açıklama yaptı.

"Geceyarısı Ekspresi"in ilk kez gösterime girdiği 1978 yılından bu yana, filmin Amerikan televizyon dergilerinde yayımlanan yüzlerce protovokatif reklamından yalnızca biri: "Bu akşam saat 8`de cehenneme (Türkiye`ye!) gidebilirsiniz"a€¦

Son dönemde ülkesinin yayın organlarında ortaya koyduğu Türkiye ve Türkler hakkındaki dostane görüşleri tümüyle teyit eden Hayes, "Sözünü ettiğiniz o söyleşilerdeki düşüncelerimi şu anda da bütün kalbimle savunmaktayım. Çünkü Türklerin, benim yazdığım kitapla olmasa bile ondan uyarlanan film yüzünden yıllardır çok ciddi bir haksızlığa uğradığını düşünüyorum. Ben 1970`lerde yazdığım `Geceyarısı Ekspresi` adlı kitabımla genç kuşaklara `Sakın benim gibi aptallık edip de uyuşturucu işine bulaşmayın, hele de huyunu suyunu bilmediğiniz ülkelerde asla` uyarısını yapmaya çalışırken, hatıralarımdan uyarlanan film ise bambaşka bir mecraya sapıp, `Sakın Türkiye`ye gitmeyin` mesajı verdi dünya kamuoyuna. Bu da beni yıllardır son derece rahatsız ediyor. Çünkü Türkler bu muameleyi hak eden bir millet değildi. Poliste ve cezaevlerinde yaşadığım işkenceleri, yediğim falakaları bir kenara bırakırsak, ben ülkenizde bir çok iyi insanla da tanıştım. Oysa kitabımdan uyarlanan filmde bunlardan eser bile yok. Kabul etmek gerekir ki yönetmen Alan Parker`ın çalışması bir cezaevi filmi olarak son derece başarılıydı, hatta kendi türünde bir başyapıttı. Ancak ne yazık ki film gerçek öyküye tam anlamıyla sadık kalmadı. Parker`ın filmindeki istisnasız bütün Türkler son derece zalim ve kötü niyetli. Ben ise Türkiye`de bulunduğum yıllarda tanıdığım ve bazılarını kitabıma da koyduğum, çok güçlü insanlık değerlerine sahip kimi iyi kalpli Türkleri de bu filmin kahramanları arasında görmek isterdim. Çünkü bırakın dışarıyı, cezaevindeyken bile bir sürü güzel insanla dost olmuştum" şeklinde konuştu.

"Türkçeyi hala iyi konuşuyorum"

Türk ceza infaz sistemi içinde yaşadığı kötü olayların yalnızca Türkiye`ye özgü bir durum olmadığını, benzeri insan hakları suistimallerinin günümüzde doğudan batıya bir çok ülkede gözlendiğini hatırlatan Hayes, ilginç açıklamalarını şöyle sürdürdü:

"Firar ettikten sonra, İnterpol`un hakkımdaki tutuklama emri nedeniyle yıllarca gözlerden ırak bir hayat yaşadım. Fakat, Türk hükümetinin 1990`ların başındaki bir af ilanından sonra bu tutuklama emrini düşürttüğünü öğrendim ve ancak o zaman gerçek anlamda hayata karıştım. Özellikle karım ve annem bu af kararına çok sevindiler. Yıllardır sinema sektöründeyim ve bazen yapımcılık, bazen de kafama uygun projelerde yönetmenlik yapıyorum."

Türkiye`ye yapmayı düşündüğü ziyaretin önünde herhangi bir hukuki engel olup olmadığını uzun süredir araştırdığını belirten Hayes, "Adli bir pürüz olmasa bile, beni sokaktaki sıradan insanların gösterecekleri tepkiler endişelendiriyor. Kitabımdan uyarlanan filmin Türkiye`de yol açtığı öfke dalgasını iyi biliyorum. Oysa film benim denetimim dışında hazırlanmış bağımsız bir çalışmaydı. `Geceyarısı Ekspresi` filmi yüzünden uluslararası alanda itibarları zedelenen Türkler, bu yüzden bana hak etmediğim düzeyde sert tepkiler verebilirler. Bu da gerçekleştirmek istediğim iyi niyetli girişimi baltalayabilir. Çünkü ben Türkleri gerçekten çok sevmiştim. Orada unutulmaz anılarım var. Aradan 35 yıl geçtikten sonra bile hala Türkiye`de yaşayan bir çok yabancıdan daha iyi Türkçe konuşabiliyorum. Bu da bana beş yıllık cezaevi serüvenimden kalan hoş bir mirasa€¦"

Türkiye`yi utandıran kitabın hikayesi 1970 yılında gezmek amacıyla İstanbul`a gelen 22 yaşındaki New Yorklu hippi William "Billy" Hayes, özellikle Sultanahmet ve çevresindeki yabancılar arasında dönen uyuşturucu trafiğini görünce niyeti bozar, ülkesine dönüşünde biraz para yapabilmek için yeraltı dünyasından iki kilo kadar esrar temin eder. Esrar plakalarını bedenine seloteyplerle tutturarak Yeşilköy Havalimanı`ndan çıkış yapmaya çalışan Hayes, buradaki polis aramasında yakalanır ve tutuklanarak Sağmalcılar Cezaevi`ne konulur. Amerikalı acemi kaçakçı -kitabındaki hatıralarına bakılırsa- gerek polisteki ilk sorgusunda, gerekse cezaevine konulduktan sonra yoğun biçimde işkence görür ve cinsel tacize uğrar. Hayes, birkaç ay süren yargılamasının ardından da dört yıl hapis cezasına çarptırılarak İmralı Adası Cezaevi`ne nakledilir.

İmralı`da, iyi hal indiriminden sonra iki yıla inecek olan "makul" cezasını çekmeye başlayan Hayes, bu sırada Yargıtay`dan gelen bozma kararı karşısında ise tam anlamıyla dehşete düşer. Yargıtay, ona verilen dört yıllık hapis cezasını az bulmuş ve "Türkiye üzerinden uyuşturucu kaçakçılığı yapmaya niyetlenen yabancılara caydırıcı bir mesaj olması için" yerel mahkemeden cezasının otuz yıla çıkartılmasını talep etmiştir. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi Yargıtay`ın görüşüne uyarak dosyaya yeniden bakar ve önerilen bu yüksek cezayı aynen onaylar. Bu Hayes için, işlediği suçun karşılığı olmayı kat be kat aşan akıl almaz bir cezadır. Adadaki cezaevinde İstanbul`dan malzeme getiren kargo gemilerinin yükleme boşaltma işlerinde çalışan genç Amerikalı, uzun süre kaçma planları yaptıktan sonra, 23 Ekim 1975 günü sarı saçlarını siyaha boyayıp o civarda bulduğu bir sandal ile Marmara Denizi`ne açılır. Kah denizde kah karada devam eden korku dolu bir kaçıştan sonra da Yunanistan sınırına ulaşır. Hayes`i Türkiye`ye vermeyi reddeden Yunan makamları, onu Atina`daki Amerikan büyükelçiliği kanalıyla ABD`ye gönderirler. Öte yandan, oldukça yaygın bir iddiaya göre de Hayes aslında kendi iradesiyle kaçmamış, ABD`nin baskılarından usanan MİT tarafından danışıklı bir dövüşle serbest bırakılmıştır. Genç adamın Marmara açıklarında kendisini bekleyen CIA ajanları tarafından Yunanistan`a ulaştırıldığı da yıllardır dile getirilen iddialar arasındadır.





Öyle ya da böyle, beş yıl sonra ülkesine geri dönmeyi başaran Hayes, 1976 yılında yazar William Hoffer ile birlikte kaleme aldığı "Geceyarısı Ekspresi" adlı kitabını yayınlar. Türk adalet ve ceza infaz sistemini yerden yere vurduğu bu kitap, iki yıl sonra da (günümüzün provokatif yönetmeni, o günlerin çiçeği burnunda senaristi) Oliver Stone`un bir hayli "ağırlaştırılmış" olan senaryosuyla yönetmen Alan Parker tarafından sinemaya uyarlanacaktır. Filmin toplam dört milyon dolarlık finansmanının önemli bir bölümü ise ABD`deki Ermeni ve Rum lobisi tarafından karşılanır, ayrıca Malta`da çekilen filmde bir çok Ermeni aktör de rol alır. Bu yüzden de filmdeki Türkçe konuşmaların pek çoğu ya Ermeni aksanında ya da tümüyle anlaşılmaz durumdadır. Çevrildiği yıl beş dalda Oscar`a aday olan, "en iyi uyarlama senaryo" ve "en iyi film müziği" dallarında bu ödülü kazanan film, o tarihten bu yana dünyanın dört bir köşesindeki televizyon kanallarında, sinema tarihindeki başka hiçbir filme nasip olmayan bir sıklıkta gösteriliyor.

Kaynaklar

Vikipedi

İlgili konuları ara

Yanıtlar