Bronz Çağı Çöküşü Güneybatı Asya’da ve Doğu Akdeniz’de, Bronz Çağı sonları, Demir Çağı başlarında yaşanan hızlı, yıkıcı ve kültürel dağılmalara yol açan bir dizi toplumsal çöküştür. Doğu Akdeniz’deki Bronz Çağı sonlarının karakteristik saray ekonomileri yerine bu çöküşleri izleyen 400 yıl boyunca yalıtılmış köy toplulukları geçmiştir.

Bronz Çağı Çöküşü

Bronz Çağı Çöküşü Güneybatı Asya’da ve Doğu Akdeniz’de, Bronz Çağı sonları, Demir Çağı başlarında yaşanan hızlı, yıkıcı ve kültürel dağılmalara yol açan bir dizi toplumsal çöküştür. Doğu Akdeniz’deki Bronz Çağı sonlarının karakteristik saray ekonomileri yerine bu çöküşleri izleyen 400 yıl boyunca yalıtılmış köy toplulukları geçmiştir. == Genel çerçeve == Bronz Çağı sonlarında Akdeniz’in doğu yarısında güçlü toplumsal, siyasi yapılanışlar var olmayı sürdürüyordu. Bunlar Yunanistan’da Miken krallıkları, Girit’de Minos Uygarlığı, Anadolu’da Hitit İmparatorluğu, Kıbrıs’ta Alashiya Krallığı, Suriye ve Kuzey Mezopotamya’da Asur İmparatorluğu ve Mitanni, yine Suriye’de Ugarit, Mısır’da Antik Mısır Kuzey Arabistan’da Arami kabileleri. Miken Uygarlığı MÖ 1260 – 1150 yılları arasında çöktüğünde, Anadolu ve Suriye’deki, Hitit İmparatorluğu ve Antik Mısır’ın da yine Suriye ve Kenan topraklarındaki ticareti ciddi biçimde kesildi. Anadolu'da ise Hitit İmparatorluğu MÖ 1190 dolaylarında yıkılmıştır. Öte yandan bu bölgelerdeki okur-yazarlık da aynı ölçüde geriledi. Dönemin başlarında Troya’dan Gazze’ye kadar hemen hemen her kent örneğin Hattuşaş, Miken ve Ugarit gibi şiddetli saldırılara uğradı ve diğer birçok kent de terk edildi. Asur İmparatorluğu kralı I. Tiglat-Pileser’un MÖ 1076’daki ölümünü izleyen 150 yıllık dönem de İmparatorluk için bir gerileme dönemiydi. Varlıklarını ancak daha dar bir bölgeye çekilerek sert bir savunmayla sürdürebildiler. Bu yıkımların sonlarına doğru MÖ 10. yüzyıl ortalarında Genç Hitit krallıkları, Arami krallıkları ve Yeni Asur Devleti’nin ortaya çıktığı görülmektedir. Tüm Yunanistan anakarasında, Anadolu’da ve Yakın Doğu’da Ege Adaları’nda MÖ 1200 – 800, büyük merkezi otoritelerin olmadığı yazılı belgelere rastlanmayan bir karanlık çağ yaşanmıştır. Dolayısıyla antik dünyanın kent devletleri ya da krallıkları yerine artık bu köy kültürleri hakim olacaktır. Bu dönem, Akdeniz Karanlık Çağı olarak da bilinir. Gerçekten de MÖ 12. yüzyıl başı, tüm Doğu Akdeniz için dört yüz yıl kadar sürecek bir karanlık çağın başlangıcı olmuştur. Birçok kaynakta Ege Göçleri olarak ifade edilen olaylar dizisi bu genel çöküşü dile getirmektedir. Ancak bu döneme karanlık çağ denilmesi, esas olarak arkeolojik bulguların ve yazılı kaynakların sınırlı olmasından kaynaklanıyordu. Son yıllarda Anadolu'daki birçok kent ve höyükte yapılan kazılarda elde edilen buluntular, bu dönemin tümüyle karanlık olmadığına işaret etmektedir. Bu bulgular ışığında özellikle arkeologlar karanlık çağ tanımlamasına karşı çıkıyorlar. Bununla birlikte arkeolojik bulgular da toplumsal yapıların köklü bir değişiklik geçirmiş olduğunu, önceki dönemin büyük yerleşimlerinde dahi "basit, geleneksel ve köylü kültürüne" geri dönüldüğüne tanıklık etmektedir. == Saldırılar ve yıkımlar == === Anadolu === Geç Bronz Çağı’nın tüm önemli Anadolu kentleri yıkım izleri göstermektedir, arkeolojik kazılarda yıkım izleri bulunan bir katmanla mutlaka karşılaşılmaktadır. Kızılırmak kavisi içinde ve civarında hiçbir kent yıkımdan kurtulamadı. İzleyen yüzyıl boyunca bu kentler sadece civardan gelenler tarafından iskan edildi. Hitit başkenti Hattuşaş yakıldı, halkı tarafından terk edildi ve yeniden iskan edilmedi. Karaoğlan yakıldı ve sakinleri öldürüldü, kazılarda kurbanların iskeletlerinden kalanlar bulunmuştur. Alişar, Maşat benzer şekilde yıkıma uğradılar. Tüm Hitit kentleri izleyen bin yıl boyunca bu topraklardaki uygarlık, Hititler’in düzeyini yeniden canlandıramadı. Öte yandan Troya’nın VIIa olarak tanımlanan kazı katmanı yakılıp yıkılmıştı. Bu yıkımın MÖ 1190 ya da 1180 yıllarında gerçekleşmiş olması muhtemel görünmektedir. Surlarla çevrili Milet de yıkıma uğramış görünmektedir. Arkeolojik kazılar kentin LHIIIC içinde (MÖ 1190-1060) yıkıma uğradığını göstermektedir. Milet daha sonra iskan edilmiştir. Günümüz Güneydoğu Anadolu bölgesinde Bronz Çağı sonlarında yıkıma uğrayan diğer yerleşimler Lidar Höyük , Tille Höyük, Norşuntepe gibi yerleşimlerdir. Bazı kentlerde yıkımın izleri görünürken bazı küçük yerleşimlerin terk edilmiştir ama yıkım izleri görünmemektedir. Tüm bunların bir Miken istilası olup olmadığı net değildir. Kısa süreli iskan edilmiş bir yerleşim olan Kokkinokremnos’daki bazı dökümhanelerde bakır, gümüş ve altın külçeleriyle iş aletlerinin gizlendiği yerler bulunmuştur. Bütün bunların geri dönülüp alınmamış olması, bu insanların öldürüldüğünü ya da köleleştirildiğini göstermektdir. === Suriye === Suriye yerleşimlerinin Geç Bronz Çağı’nda Mısır ve Ege kıyıları ile düzenli bir ticari ilişki içinde olduklarını gösteren kanıtlar vardır. Antik Mısır’da bulunan kanıtlar firavun Merenptah hükümdarlığı (MÖ 1213 – 1203) sonrasında Ugarit’de bir yıkım yaşandığını göstermektedir. Ugarit’in son Bronz Çağı kıralı Ammurapi, MÖ 1215 – 1180 tarihleri arasında hüküm sürmüş olan son Hitit kralı II. Suppiluliuma’nın çağdaşıydı. Kil tablet üzerine yazılmış bir mektup yakılıp yıkılmış kentte yangından kararmış halde bulunmuştur. Mektup, bugünkü Sina, Filistin ve Kıbrıs’ı kapsayan ve Kıbrıs merkezli bir Bronz Çağı hükümdarlığı olan Alashiya kralının yardım talebine verilmiş dramatik bir yanıttır. Ammurapi mektupta, ilerleyen Deniz Kavimleri istilalarının Yakın Doğu’daki devletleri ciddi bir krizle karşı karşıya bıraktığına değinmektedir. Bütün piyadelerin ve savaş arabalarının Hatti ülkesinde olduğu, tüm gemilerimin Likya açıklarında devriye gezdiği bildirilmektedir. “Böylece ülke savunmasız kaldı.” denilmektedir. Yine Ugarid’de bulunan bir mektuptan III. Suppiluliuma’nın istilalar karşısında Ammurapi’den yardım istemiş olduğunu göstermektedir. Ne var ki Ugarit için de hiçbir yardım gelmedi ve kent Bronz Çağı sonlarında yakılıp yıkıldı. Bu yıkımın, yıkıntılarda bulunabilen eşyaların incelenmesiyle, MÖ 1190 yılından önceki yıllarda olduğu bilinmektedir. Örneğin üzerinde Firavun Merneptah’ın adı kazılı bir kılıç yıkıntılar arasında bulunmuştur. Arkeologlar, kılıcın yepyeni olmasından hareketle yıkımın, Merneptah’ın hükümdarlık yıllarında yıkıntı altında kaldığını düşünmektedirler. Çivi yazılı bir tablet de Ugarit’in Firavun Merneptah’ın ölümünden sonra (MÖ 1203) imha edildiğini göstermektedir. Ugarit’in uğradığı yıkım konusunda III. Ramses’in sekizinci hükümdarlık yılı önemli bir zamandır. Bu tarih olası en ileri tarih olarak kabul edilmektedir. Ugarit’in yıkım tarihi, MÖ 1196 ile MÖ 1179 yılları arasında bir tarihte olmalıdır. bugünkü Suriye’nin kuzeyindeki Rakka yakınlarına kadar uzanan ticaret yolunu tehdit ediyorlardı. Bu yol üzerindeki Deir Alla yerleşiminin MÖ 1190’dan sonra şiddetli bir yıkım yaşadığına ilişkin kaynaklar vardır. Her şeyden önce, kentteki kazılarda üzerinde Mısır Kraliçesi Twosret’in kartuşu kazınmış bir vazo bulunmuştur. Twosret MÖ 1191-1190 yılları arasında Mısır’a hükmetmişti. Yıkıma uğrayan diğer bir yerleşim Lachish de Deir Alla’la aynı tarihlerde ya da birkaç yıl sonra yıkılmıştır. === Antik Yunanistan === Geç Bronz Çağı Miken kentlerinden hiçbiri yıkımdan kurtulmamıştır. Tahkim edilmiş yerle ve kaleler de yıkıma uğramıştır. Peleponnes’deki daha küçük yerleşimlerin yüzde doksandan fazlası terk edildi. Bronz Çağı Çöküşü, Antik Yunanistan’da Grek Karanlık Çağı olarak adlandırılan ve 400 yıldan fazla süren bir dönemin başlangıcını işaret etmektedir. Atina gibi diğer Grek kentleri varlıklarını sürdürdüyse de yıkımın etkileri kentlerin çok daha geniş bir çevresinde, ticaretin daralması ve kültürel gerileme olarak kendini gösterdi. === Mezopotamya === Asur, kuzeybatıdaki topraklarını Muşki’lere kaptırdı. Daha sonra I. Tiglat-Pileser hükümdarlığında bölge geri alındı. Babil ve Asur bölgelerinde, Arami yayılmasıyla kontrol kentlerin dışında hemen hemen sağlanamıyordu. Babil zaten Shutruk Nahunte yönetimindeki Elam’larca yağmalanmıştı ve Dicle’nin bir kolu olan Diyala Vadisi kaybedilmiştir. Yine de Asur kralları büyük kentleri ve ülkeyi yıkımdan korumayı başardılar. === Antik Mısır === Mısır da Asur gibi kentlerinin yıkılıp yakılmasını önleyebiliniş, bir krallık olarak ayakta kalmayı başarmıştır. Ancak firavunlar yaklaşık olarak MÖ 1208 – 1176 yılları arasında istilacılara karşı ard arda savaşlar vermek zorunda kalmışlardır. II. Ramses döneminde, MÖ 1213’e kadar Mısır güvendeydi. Yerine geçen ve MÖ 1203 yılına kadar hüküm süren Merenptah dönemi ise yoğun dış baskılarla geçti. Firavun III. Ramses’in aynı zamanda mezar odasının da yer aldığı Medinet Habu Tapınağı duvarlarındaki yazıtlar, Firavun’un dış saldırılarla mücadelesini anlatmaktadır. Yazıtlarda, hükümdarlığının sekizinci yılında (MÖ 1179) Deniz Kavimleri’nin Mısır’a saldırdığını, ama daha önce Hatti ülkesinin, Alashiya’nın ve Amori topraklarının yakılıp yıkılmış olduğu belirtilmektedir. III. Ramses, hükümdarlık yıllarında üç büyük saldırıya karşı savaşmıştır. Bunlardan ilki MÖ 1182 yılında Libya kabilelerinin kalabalık bir saldırısıdır. Ardından MÖ 1179 yılında Antik Filistinliler’e ve Deniz Kavimleri’nden Tjekker, Denyen, Sherden, Wesheshler, Turha güçlerine karşı Djahi’de bir kara savaşı verdi. Bu kuvvetlerin Mısır’a karşı giriştiği bir deniz saldırısının da püskürttü. Üçüncü saldırı MÖ 1176 yılında girişildi ve Mısır kuvvetleri bu saldırıyı da püskürttü. Bir süre görünüşte direnebildikten sonra Antik Mısır, MÖ 12. yüzyıl ortalarında, Firavun VI. Ramses zamanında çökmüştür. Daha önce dikilmiş olan Merneptah Steli, Antik Libya halklarının, Akalar’ın, Deniz Kavimleri’nin, Lukkalar’ın saldırılarından ve bir Kenan halkının ayaklanmasından söz etmektedir. İkinci bir genel saldırı Firavun II. Ramses döneminde Filistinliler ve Deniz Kavimleri’nden üç kabile tarafından gerçekleştirilmiştir. == Çöküşün olası nedenleri == Bronz Çağı Çöküşü her şeyden önce Geç Bronz Çağı ile Erken Demir Çağı’nın arasında bir geçiş dönemi gibi yer almaktadır. Bu dönem içinde, merkezi otoritelerin yıkıldığı, özellikle yoğun nüfusun toplandığı kentsel merkezlerde çok geniş çaplı bir genel nüfus azalması yaşandığı, Anadolu ve Ege kıyılarında okur-yazarlığın kaybolduğu, uzun mesafeli uluslararası ticaretin yerleşmiş yapılarının ortadan kalktığı, güç için çekişmelerin ölçüsüzleştiği, genelde gözlemlenen olgulardır. Bilim adamlarının büyük bir çoğunluğu yıkımların insan elinden çıktığı konusunda hemfikirdir. Bu şekilde kabul etmek için, günümüze ulaşan belgeler, yazıtlar gibi yeterli gerekçe vardır. Bu noktada cevaplanması gereken iki soru bulunmaktadır, saldırıların nedenleri ve saldırılara karşı konulamamasının nedenleri. Çöküşün nedenlerine ilişkin, birbiriyle uyumlu ve bir bakıma birbirini tamamlayan farklı açıklamalar vardır. Bir kısım görüşler hem saldırıların hem de karşı konulamamasının nedenleri açıklamaktadır. === Volkanik hareketler === İzlanda’daki Hekla yanardağının bir infilakı bu döneme denk gelmektedir. Her ne kadar kesin tarihi tartışmalı ise de Mısırbilimciler MÖ 1159 yılını kesin bir tarih olarak verirler ve bu tarihle Antik Mısır’da yaşanan kıtlıkları bu patlamaya bağlamaktadırlar.. === Deprem === Stanford Üniversite’sinden Profesör Amos Nur, 6,5 şiddetinde depremlerin artçı depremler yaratma niteliği olduğundan, böyle bir depremin ardından zayıflayan fay hattı boyunca aylar ya da yıllar içinde artçı depremlerin olabileceğini öne sürmektedir. Sismik dinleme cihazlarının keşfinden bu yana Doğu Akdeniz ve Ege’de kaydedilen verileri inceleyen Nur, bu bölgede birbirini çapraz kesen büyük fay hatları olduğunu saptamaktadır. Ayrıca 6,5 şiddetinde çok sayıda depreme yol açabilecek bu duruma dikkati çekmektedir. Bu şiddetteki depremler, antik şehirler bir yana modern binaları dahi yıkabilecek güçteki yer sarsıntılarıdır. Tüm bunların sonucunda Nur, MÖ 1225 – 1175 yılları arasında söz konusu bölgede bir “deprem fırtınası”nın gerçekleşmiş olabileceğini ileri sürmektedir. Bu açıklamanın ardından, Geç Bronz Çağı’nda imha olan yerleşimlerin haritasıyla gerçekleşmiş depremleri gösteren haritanın üst üste konduğunda büyük bir benzerlik gösterdiğini ifade etmektedir. Nur’a göre, Bronz Çağı Çöküşlerine, MÖ 13 yüzyıl sonu, 12. yüzyıl başında gerçekleşen son derece yıkıcı bir dizi artçı depremin yol açmış olması mümkündür. === Göçler ve akınlar === Arkeolog ve tarihçilerden Ekrem Akurgal, Gustav Lehmann ve Fritz Schachermeyer, Gaston Maspero’nun şu görüşleri desteklemektedir. Güneydoğu Avrupa’da kullanılan hem bronz, hem de demirden yapılan bir tür kılıcın tüm bölgede çokça bulunmuştur. Ayrıca Mısır kayıtları “tüm karalardan kuzeylilerin” istilasından söz etmektedir. Dönemin Ugarit yazışmaları Deniz Kavimleri’nden bilinmeyen kabilelerin istilasından söz etmektedir. Benzer şekilde Bronz Çağı Çöküşü’nden hemen önce Ege Denizi kıyılarında bulunan Doğrusal B dokümanları özellikle Anadolu kıyılarında büyük çapta korsan baskınlarından söz etmektedir. Daha sonraları II. Ramses dönemi ardından Libya sahilleri boyunca akınları karşılamak üzere kaleler inşa edilmiş ve bakımı yapılmıştır. Bu teori, bölgede görülmeye başlayan bilinmeyen etnik grupların varlığıyla güçlenmektedir. Sonuç olarak tüm bu bulgular, Hint-Avrupa kabileleri olan Frigler, Traklar, Antik Ermeniler, Makedonlar ve Dorlar bu tarihlerde kuzeyden bölgeye geldiklerini göstermektedir. Diğer yandan muhtemelen güneydoğudan gelen Arami göçleri de bölge üzerine yayılmıştır. Bu göçlerin ve (bir yaklaşıma göre) barbar akınlarının sonuçları son tahlilde kuraklık, silahlardaki gelişmeler, depremler ya da diğer doğal felaketlerle birlikte ortaya çıkmış olabilir. Bu bağlamda göçler kuramı burada değinilen diğer kuramlarla çelişik durumda değildir. === Demir silahlar === Bronz Çağı Çöküşü, demir teknolojisinin kuzeyde diğer bölgelerden önce gelişmeye başlamasıyla açıklanabilir. Bu bağlamda Demir Çağı toplumları ile Bronz Çağı toplumlarının dünyanın aynı bölgesinde komşu olması, iki tip toplum arasında çok net bir güç farkına yol açmıştır. Demir silahlarla donatılmış orduların daha büyük olduğu ve daha iyi donatıldığı ileri sürülmektedir. Böyle olunca Antik Yakın Doğu’nun, esas olarak bronz silahlı Mayrannu savaş arabalı, fakat kendilerinden daha küçük çaplı orduları karşısında üstün gelebildikleri açıktır. Öte andan uzun mesafeli ticaretteki kesilmesi toplumların ekonomik sistemlerinde bir çöküş yaratmıştı. Bunun sonucunda bronz imalatı için gerekli kalayı bulmak fazlasıyla güç oluyordu ve sonuçta bronz üretimi düştü. Bronz aletlerin ergitilerek silah yapımında yeniden kullanıldığını gösteren bulgular da bu yaklaşımı desteklemektedir. === Kıtlıklar === Yale Üniversitesi Yakın Doğu Arkeolojisi profesörü Harvey Weiss, Yunanistan, Türkiye ve Orta Doğu’daki 35 hava gözlem istasyonundan Palmer Dorught İndeksi verilerini inceleyerek 1972 Ocak ayından beri süreklilik gösteren kuraklık durumlarının, Bronz Çağı Çöküşü ile ilgili tüm kentlerin bölgelerini etkiler durumda olduğunu göstermiştir. İklimsel değişikliğin neden olacağı kıtlıklar, örneğin gıda stoklarının tükenmesine yol açacak kadar uzun süren kuraklık, sosyo-ekonomik sorunları hızla derinleştirir ve bunun sonucunda savaşlara yol açabilirdi. Daha yakın zamanlarda Brian M. Fagan, kış fırtınalarının Atlantik’ten Pireneler ve Alpler’e Kıta Avrupası’nın daha ılıman iklime kavuştuğunu fakat Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’de kıtlıklara yol açtığını, bu iklim değişikliğinin toplumsal çöküşlere zemin hazırladığını ortaya koymuştur. Hitit İmparatorluğu’nun MÖ 1280 yılındaki Kadeş Savaşı’ndan itibaren kayıplarını gidermekte zorlandığı biliniyor. Ayrıca 1200’lü yıllara gelinirken Anadolu’da büyük bir kuraklığın ve buna bağlı olarak kıtlığın yaşanmış olması kuvvetle muhtemeldir. === Savaş tarzının değişmesi === Kalabalık piyade gruplaşması, yeni geliştirilen silah ve zırhlar, döküm yerine dövme mızrak uçları ve uzun kılıçlar, kesici ve saplama silahlarda devrimsel gelişmeler ve cirit kullanımı, Ege kıyılarında kısa zamanda önem kazandı. Bir bakıma buna bağlı olarak bronz dökümhanelerin sayısı hızla arttı. Öte yandan demir silahlarıyla hoplitlerin prototipinde teçhiz edilmiş piyade, ana gücünü savaş arabalarının oluşturduğu orduların saldırılarına karşı koyabildi ve onların üstesinden geldi. Ardından, kuvvetleri savaş alanında ağır yenilgiye uğramış merkezi otoritelerin güçten düşmesiyle toprakları istila edildi, kentleri yağmalandı ve yakıldı. Bütün bunlar hızlı bir toplumsal çöküşün kısa süreciydi. === Genel sistemlerin çöküşü === Genel sistem çöküşü, MÖ 12.-13. yüzyıllarda Kıta Avrupası’nda yaşanan bir kültürel gerilemeyi açıklamak için ileri sürülmüştür. Bu dönemde, ölülerin yakılarak küllerinin bir vazo içinde saklama geleneğinden, MÖ 10.–9. yüzyıllarda ölülerin gömülme geleneğinin hakim olduğu Kelt Hallstatt Kültürü’ne geçilmişti. Bu kuram, bu kültürel gerilemeye, Bronz Çağı Çöküşü’nün neden olup olmadığı ya da ne derecede etkisi olduğu sorusunu açıklamamaktadır. Joseph Tainler tarafından ileri sürülen Genel Sistem Çöküşü Kuramı, kompleks toplumlarda sosyal gerilemenin genel bir çöküşe yol açabileceğini ve bu toplumların çöküşe tepki olarak daha basit bir yapıya dönüşeceğini ileri sürmektedir. Antik Orta Doğu’nun özel koşullarında çeşitli faktörler (nüfus artışı, toprağın çoraklaşması, kuraklık, dökme bronz silahlar ve demir üretim teknolojisi de dahil olmak üzere) silah maliyetlerini ve fiyatlarını yükseltmişti. Bu fiyat yapısı geleneksel askeri-feodal kast için bile fazlasıyla yüksekti. Giderek daha kırılgan ve daha az esnek olan karmaşık toplumlarda bu etkenlerin bileşik etkisi genel bir toplumsal çöküşe katkıda bulunmuş olabilir. Geç Bronz Çağı toplumlarının sosyal organizasyon, ekonomik ve politik kurumlar yönünden gelişen karmaşık yapısı kendi içinde bir güçsüzlük yaratmıştı. Bu güçsüzlük, söz konusu toplumların genel toplumsal çöküşün derinleşmesini ve yayılmasının önleyememelerini açıklamaktadır. Geç Bronz Çağı toplumlarının onları daha kırılgan yapan özellikleri merkezileşme, uzmanlaşma, karmaşık toplumsal ve siyasi yapılarıdır. Söz konusu toplumların kendi iç dinamiklerinden gelen bu kırılganlık, kendini devletler arası savaşlarda, artan nüfus baskısında, köylülerin ve paralı askerlerin ayaklanmaları gibi sosyo-politik sorunlarda kendini gösterdi. Bu tür sosyo-politik krizlerle ilgili kanıtları Miken’de, Hitit İmparatorluğu’nda Antik Mısır’da ve Ugarit’de görebilmekteyiz. Devletlerin daha kırılgan ve zayıf bir yapıya dönüşmesinde etkili olan diğer etkenler arasında Deniz Kavimleri’nin korsanlık faaliyetlerinin deniz ticaretini güçleştirmesini, kıtlıkları, tarımsal üretimin düşmesini, Dor göç ve istilalarını sayabiliriz.

Notlar

Kaynaklar

Vikipedi

Yanıtlar