Celüla Zaferi hazret-i Ömer devrinde İslâm ordularının İranlılara karşı Celûlâ’da kazandığı zafer. Hazret-i Ebû Bekr’in vefâtıyla halife seçilen hazret-i Ömer, İran’ın fethi için Sa’d bin Ebî Vakkas hazretlerini vazifelendirdi. Sa’d bin Ebî Vakkas, Kadisiye Meydan Muharebesinde Rüstem kumandasındaki 100.000 kişilik İran ordusunu bozguna uğrattıktan sonra (637) Medâyin’e girdi. İran Kisrâsı Yezd-i Cürd yanına alabildiği hazineleriyle Hulvan’a giderken Celûlâ’ya

Celüla Zaferi

hazret-i Ömer devrinde İslam ordularının İranlılara karşı Celula’da kazandığı zafer. Hazret-i Ebu Bekr’in vefatıyla halife seçilen hazret-i Ömer, İran’ın fethi için Sa’d bin Ebi Vakkas hazretlerini vazifelendirdi. Sa’d bin Ebi Vakkas, Kadisiye Meydan Muharebesinde Rüstem kumandasındaki 100.000 kişilik İran ordusunu bozguna uğrattıktan sonra (637) Medayin’e girdi. İran Kisrası Yezd-i Cürd yanına alabildiği hazineleriyle Hulvan’a giderken Celula’ya uğradı. Burada askerlerini toplayan Yezd-i Cürd, onlara, saltanatının sona erdiğini, kızının esir düştüğünü, hazine ve mallarının elinden çıktığını anlattıktan sonra, dedi ki:

“Ey Farslılar! Dünya pek alçak, ömür süratle tükeniyor, göç edip gitmek çok yakındır. Bizden öncekiler hep toprağa girdiler. Mülkümüz elimizden çıktı, izzet ve şerefimiz yok oldu. Memleketimiz Müslümanların eline geçti. Atlarının Hemedan, Rey ve Horasan’da koşacağı günler yakındır. Dikkatli olunuz, fırsatları değerlendiriniz. Öyle ümid ediyorum ki, tanrılarımız ateş ile güneş, bize yardım edecektir. Toplanınız. Ayrılacak olursanız bir daha ebediyen bir araya gelemezsiniz. Burada Araplarla yapacağımız savaşta zafer elde edersek istediğimize kavuşmuş, edemezsek üzerimizdeki görevi yerine getirmiş oluruz.”

Mihran ismindeki kumandanı buraya tayin edip, kendisi Hulvan’a gitti. Mihran, Celula’nın etrafına hendekler kazdırdı ve dikenli demirlerle çevirtti. Surları sağlamlaştırıp mancınıklar yerleştirdi. Şehirde bulunan herkesi canla başla çalıştırıp, eksikleri tamamlattı. Sonra da kanlarının son damlasına kadar çarpışacaklarına, hiçbir zaman kaçmayacaklarına dair söz alıp, yemin ettirdi. Gelen yardımlarla birlikte 100.000’i geçen İran askeri, Müslümanların gelmesini bekliyordu.

Bu sırada Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleri, Musulluların Tikrit şehrinde, Mihran’ın da Celula’da ordugahını kurduğu, hendekler kazıp, surlara mancınıklar yerleştirdiği, hezimete uğramamak için yemin ettikleri haberini aldı. Durumu hazret-i Ömer’e bildirdi. Halife’den gelen mektupta; “Ey Sa’d! Şunu iyi bil ki, Allahü teala vaadini gerçekleştirecektir. Haşim bin Utbe’ye Ensar ve Muhacirden iki bin, diğerlerinden on bin asker vererek Celula’ya gönder. Öncü kuvvetlerin başına Ka’ka bin Amr’ı tayin et. Allahü teala zafer ihsan ederse, Ka’ka’yı, Sevad bölgesi ile dağlık bölge arasında görevlendir...” buyruluyordu.

Bunun üzerine Haşim bin Utbe, askerlerinin başında Farslıların üzerine yürüdü. Tekbir sadaları ile Celula’ya ulaştılar. Şehrin pek muhkem surlarla çevrildiğini gördüler. Surların üzerinde ateşler yakılmıştı. İranlı askerler, ateşe ve güneşe karşı secdeye kapanıyor ve yardım için yalvarıyorlardı.

İslam ordusu, kalenin bir ok atımı kadar yakınına gelip ordugahlarını kurdular. Kumandan Haşim, sünnet-i şerife uygun olarak kaleye elçiler gönderdi. Elçi heyeti, kalenin karınca sürüsü gibi askerle dolu olduğunu gördü. Surları çok muhkem yapmışlar, askerleri zamanın en iyi silahlarıyla donatmışlardı. Mihran’ın yanına varan elçi heyeti, onlara İslamiyeti anlattıktan sonra Müslüman olmalarını, olmazlarsa cizye vererek İslamın teminatı altında, mallarını, mülklerini, ırzlarını ve dinlerini korumalarını, bunu da kabul etmezlerse harbe hazır olmalarını bildirdiler. Ateşe ve güneşe tapan Mihran ve yanındakiler, bu teklifi kabul etmediler.

Elçi heyeti, kumandan Haşim’e durumu bildirince, kale dört bir taraftan muhasaraya başladı. Günlerce süren kuşatmadan bunalan Farslılar sayılarının çokluğuna güvenerek meydan harbi yapmaları için kumandanları Mihran’ı sıkıştırdılar. Askerlerinin şevkini kırmak istemeyen Mihran bu isteği kabul etti. Günlerdir bu fırsatı bekleyen Müslümanlar, Farslılarla göğüs göğüse gelince, yalın kılıçla kanlı bir çarpışma başladı. Mücahidler, aşk ve şevkle hücum ediyorlar, her kılıç savruşunda bir İranlıyı yere deviriyorlardı. Ka’ka bin Amr hazretleri ve onun fedaileri, “Allah Allah!” nidalarıyle vuruşuyorlardı. Çarpışa çarpışa surlara kadar ulaştılar. Nihayet, şiddetli bir fırtına koptu. Her taraf toz duman içinde kaldı. Kimse kimseyi görecek halde değildi. Farslı süvarilerin çoğu geri kaçarken, kendi kazdıkları hendeklere düştüler. Bu sırada Ka’ka bin Amr:

“Ey Müslümanlar! Şu anda emiriniz, hendek içerisinde çarpışmaya devam ediyor ve orayı ele geçirmiş bulunuyor. Önünüzdeki engelleri aşarak yardımına yetişiniz!” diye bağırdığı işitildi.

Bunu işiten mücahitlerin maneviyatları yükseldi. Önlerindeki düşmanı bir anda geriye püskürtüp hendeğe ulaştılar ve Farslıları hezimete uğrattılar. Düşman kaçmaya başlamıştı. Ka’ka bin Amr ve askerleri, düşmanın peşinden kaleye daldılar. Kısa sürede kaleyi Farslılardan temizleyen Müslümanlar, burçlara İslam sancağını diktiler. Mihran, bir kısım askeriyle kaçmayı başarmıştı. Bunu gören Ka’ka hazretleri, birkaç fedaisiyle peşlerine düştü. Hanikin denilen yerde yakalayıp onu öldürdü. Celula Zaferi ile İranlı Mecusiler daha doğuya itilmiş oldu; Irak tamamen fethedildi.

Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

Yanıtlar