Dil bilgisi, dilleri bütün cepheleriyle konu edinip inceleyen bilimin adıdır. Arapça'da sarf ve nahv ilmi, batı dillerinde ise gramer olarak adlandırılır. Bir dili seslerden cümlelere kadar, ihtiva ettiği bütün dil birliklerini, geniş bir şekilde mana ve vazife olarak inceleyen ilme dilbilgisi...

DIL BILGISI (türkçe) anlamı
1. Bir dilin ses
2. biçim ve cümle yapısını inceleyip kurallarını tespit eden bilim
3. gramer
DIL BILGISI (türkçe) almancası
1. n. Grammatik
2. Sprachlehre

Dil Bilgisi hakkında detaylı bilgi

Dil bilgisi, dilleri bütün cepheleriyle konu edinip inceleyen bilimin adıdır. Arapçada sarf ve nahv ilmi, batı dillerinde ise gramer olarak adlandırılır. Bir dili seslerden cümlelere kadar, ihtiva ettiği bütün dil birliklerini, geniş bir şekilde mana ve vazife olarak inceleyen ilme dilbilgisi denir. Dil bilgisi, diğer bir çok kuralın aksine belirli bir grup tarafından hazırlanmayıp, o dili kullanan insanların zaman geçtikçe gerekli kuralları yaratmalarından veya varolan kuralları dilin gelişimine değiştirmelerinden oluşur.

Dil bilgisi incelediği dil unsurlarına göre kendi içinde bölümlere ayrılır. Dilin seslerini inceleyen kısmına ses bilgisi (fonetik), yapı yönünden kelime ve şekilleri konu edinen kısmına şekil bilgisi (morfoloji veya sarf), kelime ve şekillerin çıkış yerlerini, yani menşelerini araştıran kısmına menşe veya türeme bilgisi (etimoloji), kelime ve şekillerin aralarındaki münasebetler ile cümleleri inceleyen dalına ise cümle bilgisi veya söz dizimi, sentaks veya nahv, dilin anlam oluşturma mekanizmalarını inceleyen semantik denmektedir. Dil ancak bu saydığı unsurlarla tamamlandığı gibi, dil bilgisi de bu unsurlardan teşekkül etmektedir. Bu bölümlerin hemen hepsi dilbilgisi içinde ayrı ayrı incelenmelerine rağmen, birbirlerinden kat'i çizgilerle ayrılmazlar ve daima birbirlerine karışırlar. Bu itibarla dil bilgisi bir dili bütün cepheleriyle bir bütün olarak ele alıp inceleyen ilmin adıdır.

İnsanoğlu tarihi akış içinde, zamanla biriken bilgiler sayesinde hemen her şeyi inceleme ve araştırma mevzuu yapmış, dillerin sırrını çözmeye çalışmış ve böylece yeni bir ilim dalı ortaya çıkarmıştır. Dillerin incelenmesi, Eski Yunan ve Hintlilerden başlayarak dillerin bağlı olduğu kaideler tesbit edilmeye çalışılmış ve bu kaidelerin ortaya çıkardığı bilgiye de gramer bilgisi denmiştir. Buna paralel olarak her dilin kelime hazinesi toplanmış neticede sözlükler ortaya çıkmıştır. Gramer sayesinde dillerin doğru okunup yazılması gerçekleşmiştir.

Dil nedir?

Dil, insanlar arasında iletişimi sağlayan sesli ya da yazılı göstergeler dizgesidir. Dil işitsel ve görsel birimlerine "gösterge" adı verilir. Bu göstergeler, saymaca bir nitelik taşır; anlamla doğal bir bağlantıdan kaynaklanmayıp toplumsal bir anlaşmadan, bireyler arasında üstü kapalı bir uzlaşmadan doğar. Bu tanıma göre dil, yalnızca toplumlarda bulunan bir yetenektir. Hayvan türleri de sesler ve bedensel devinimlerinin yardımıyla birbirleriyle iletişim kurar, birçokları bir aşamaya kadar insan dilini anlamayı da öğrenebilir. Ama insanın dışında hiçbir tür, çıkardığı sesleri, insan dilinde olduğu gibi açık ve iç tutarlılığı olan, saymaca bir sistem durumuna getirememiştir.

Dil, bir yaklaşıma göre, düşüncelerin, sözcüğe dönüştürülmüş sesler aracılığıyla anlatılmasıdır.Bu tanım düşünce öğesine ağırlık vermektedir. Dil, düşünce dışında kalan, bilinçsiz varlık alanlarını, duyguları, düşleri de kapsar.

Kesin bir tanımdan önce, dilin bazı özelliklerinin belirtilmesi gerekir.

1. Bedensel ve anlıksal engelleri olmayan bütün insanlar, çocukluklarında, gırtlak ve ağızlarında bazı organların devinimlerinden doğan sesleri bir sesli iletişim sistemine dönüştürmeyi ve öbür insanlarla iletişimlerinde bu sistemden hem işitici, hem de konuşucu olarak yararlanmayı öğrenirler.

2. Ayrı sesli iletişim dizgeleri yeryüzündeki ayrı dilleri oluşturur. Ayrı bir dilin ortaya çıkması için gerekli ayrılık ölçüsünü kesinlikle saptamak olanaklı değildir. Ama bu, örneğin iki Rus'un ayrı diller konuşması anlamına da gelmez. Eğer bir insan bir başka insanın dilini özel bir öğrenim görmeksizin anlayamıyorsa, bu iki insan ayrı diller konuşuyorlardır. Buna karşılık, belirli bir dil içinde anlaşmayı güçleştiren, ama kesin olarak engellemeyen ayrılıklara lehçe ayrılığı denir.

3. Çoğunlukla insanlar önce bir tek dil öğrenirler. Çocuğun ailesinin ya da doğup büyüdüğü ortamdaki insanların konuştuğu bu dile anadili adı verilir. Bir çocuğun iki dili birden öğrenerek büyüdüğü durumlar olabilir.

4. Bu özellikleriyle dil, insana özgü bir yetenektir. Öteki türlerin de seslerle ya da başka araçlarla birbirleriyle iletişim kurabildikleri bilinmektedir, ama insan dilinin en önemli özellikleri olan çift eklemliliğe, tutumluluğa, sınırsız üretkenliğe ve yaratıcılığa hiçbir hayvan türünün iletişiminde karşılaşılmaz. İnsanların konuşma konuları olağanüstü geniştir.Dilin kapsayamayacağı hiçbir alan yoktur. Oysa hayvanların iletişim konuları, üreme ve sağ kalma gibi en yaşamsal gereksinimlerle belirlenir. Papağan gibi insanların yanında uzun süre bulunan kuşların çıkardığı, sözcüklere benzeyen seslerin de iletişim amacı taşımadığı bilinmektedir. Bu tür sesler, canlılardaki öykünme dürtüsüdür.

Dilin önemi ve gücü ilk çağlardan beri vurgulanmıştır. Adlandırma, nesnelere ad verme, dilin yalnızca bir yönü olsa da, ilk insanlar için büyüleyici bir değer taşımıştır. Birçok kültürde adlandırma yeteneği, nesneler üzerinde denetim kurmanın, onlara sahip olmanın en kesin yolu olarak görülmüştür. Eski kültürlerde insanların adlarını yabancılara açıklamaktan kaçınmaları da buna bağlanabilir.

Geçmişte, dilin tanrısal bir kökeni olduğuna inanılırdı. Eski Sami inançlarını yansıtan Eski Ahit'te, Âdem'in dünyadaki yaratıkları Tanrı'nın yardımıyla adlandırdığı anlatılır. Hindu dinine göre de dili, tanrı İndra yaratmıştır. İskandinav mikolojisinde rünik alfabeyi yaratan tanrı Odin'dir. Gene Eski Ahit'in Tekvin bölümünde, başlangıçta bütün dünyanın "dilinin bir, sözünün bir" olduğu belirtilir. Ama insanlar gökyüzüne ulaşacak bir kule (Babil Kulesi) yapmaya kalkışınca, Tanrı onların dillerini böler ve böylece birbirlerini anlamalarını önleyen birçok dil ortaya çıkar. Arap inançlarında da yazıyı ve dili Adem'e veren Tanrı'dır.

18. yüzyılda, özellikle Alman coşumcu (romantizm) felsefesinde "kökenler" kavramının önem kazanmasıyla dilin doğuş ve gelişme koşullan konusu bir kez daha gündeme gelmiştir. Ancak dilin hangi koşullar altında ortaya çıktığı ve ilk dillerin neye benzediği soruları bugün henüz tam anlamıyla açıklığa kavuşturulamamıştır; çünkü şu ya da bu biçimde dilin doğuşu, Homo sapiens'in ortaya çıkışıyla eşzamanlıdır. Oysa bugün var olan ilk yazılı belgeler en çok 5 bin yıl öncesine gitmektedir.

İnsanlar dil üzerine düşünmeye başlayınca, dilin düşünceyle ilişkisi de kaçınılmaz olarak gündeme gelir. Aristoteles'e göre "Konuşma, zihnin yaşantılarının temsil edilmesidir". Aristoteles'in bu tanımı, yakın zamanlara değin bütün bir Batı düşünce geleneği üzerinde etkili olmuştur. 17. yüzyılın usçu felsefesi de dil konusunda benzer bir görüş öne sürer. Konuşma, düşüncenin bu amaç için yaratılmış göstergelerle ifade edilmesidir ve düşüncenin farklı yönlerini ifade etmek için de farklı sözcük türleri ortaya çıkmıştır.

Düşünce öğesine ağırlık tanıyan bu usçu yaklaşımın sakıncası şudur: Düşünce kavramının kapsamını ya fazla geniş tutmakta ve böylece içeriğini de bulanıklaştırmakta ya da fazla daraltarak dilin birçok işlevini dışarda bırakmaktadır. Oysa günlük yaşamda dilin dar anlamıyla düşünceleri açıklamaktan başka işlevleri de vardır.

Bu yaklaşım, bir başka açıdan, Condillac ve Herder gibi 18. yüzyıl düşünürlerince de eleştirilmiştir. Usçu felsefe, dilin daha önce var olan düşünceleri anlatan bir araç olduğunu savunur. Oysa Herder'e göre dilden önce, dilden bağımsız bir düşünce olamaz. Düşünce de dille birlikte ortaya çıkmıştır. Bu açıdan, farklı dillerin farklı düşünce yapılarına denk düştüğünü söylemek yanlış olmaz. İnsanlar ve kültürler arasındaki farklılık, bir bakıma diller arasındaki farklılıktır.

Dilin bilimsel tanımı, ancak 19. yüzyılda F. de Saussure gibi dilcilerin çabalarıyla çağdaş genel dilbilimin kurulmasından sonra yapılabilmiştir. Dil temelde, bir kavramla bir ses imgesinin (o sesin bellekteki karşılığının) birbirine bağlanmasından doğar. Bu bağlanma, doğal ve zorunlu değil, saymaca bir bağdır. Örneğin "köpek" kavramı için İngilizler dog, Almanlar Hund, Fransızlar chien seslerini kullanırlar. Bununla birlikte, kavram-ses imgesi bağının aynı toplumun üyeleri için zorunlu olması gerekir; yoksa toplumsal anlaşma olamaz. İnsan dilini bütün hayvan dillerinden ayıran iki temel özellik vardır. Önce, insan dili, hayvan dilleri gibi kalıtım yoluyla değil, toplumsal çevre içinde öğrenim yoluyla elde edilir. Kuşaktan kuşağa değişik koşullar içinde gerçekleşen bu öğrenim süreci içinde dil de değişikliğe uğrayabilir. İnsan dilinin çeşitliliğine karşılık hayvan dillerinin değişmezliği, bu iki edinim biçimi arasındaki ayrılığın sonucudur. İkinci olarak, insan dilinin öğeleri olan göstergeler, son derece küçük birimlere ayrılabilir. Bu küçük birimlerin değişik biçimlerde birleştirilmesiyle yeni dil öğeleri, yeni anlamlar, yeni sözcükler doğar. Hayvan dillerinde böyle bir bölünme ve eklemlenme özelliği yoktur. Kısaca söylemek gerekirse, dil toplumsal yaşamın hem ifade'si, hem de varlık koşuludur; hem sonuçtur, hem neden.

Dilin bedensel altyapısı

Dil yazıdan bağımsız olarak düşünülebilir, ama konuşmadan bağımsız olarak düşünülemez. İnsan topluluklan yazıyı bilmeseler de yüzyıllar boyunca konuşarak anlaşabilmişlerdir. Bu yüzden, dilin yapısının kavranabilmesi, konuşmanın fiziksel ve fizyolojik koşullarının kavranmasına bağlıdır.

Konuşma, insan bedenindeki ses organları aracılığıyla seslerin oluşturulup çıkarılmasıdır. Daha kesin olarak, akciğerde kullanılmış havanın geri püskürtülmesi sırasında ses yolunda belirli organların (gırtlak, ses telleri, dil, damak, dişler, vb) belirli konumlara girmesiyle değişik sesler çıkarma, bu sesleri yükseltip alçaltma ve belirli biçimlere sokma yeteneğidir. Ünlüler ünsüzlerden, art ünlüler ön ünlülerden, ötümlü ünsüzler ötümsüz ünsüzlerden ve değişik titremler (ton) birbirlerinden bu devinimlerle ayrılırlar. Bu en küçük ses birimlerinin değişik bileşimler içinde birleştirilmesine eklemlenme adı verilir.

Konuşma seslerini çıkarabilme yeteneği açısından bütün engelsiz insanlar eşit durumdadır. İnsanların yüz, ağız, dil ve dişlerinin birbirine benzememesi, belirli bir dili öğrenme yeteneklerini etkilemez. Böyle fiziksel ayrılıklar, insanların seslerinde ayrılık yaratır; her insanın sesinin bir başkasından ayırt edilebilmesinin nedeni de budur. Ama bu ayrılığa karşın, her insan aynı çevre koşullarında aynı dili öğrenir.

İnsan dilinin gelişmesi, iki ayak üstünde yürümeye bağlanmıştır. Bu görüşe göre, kolların yürümek için kullanılmayıp özgürleşmesi, insanı uzun süre "soluğunu tutma" gereksiniminden kurtarmıştır, insanın atalarının iki ayakları üstünde doğrulup Homo sapiens'e dönüştükleri milyonlarca yıllık süre içinde beynin yapısında da bazı gelişmelerin gerçekleşmiş olması gerekir. 19. yüzyıldan bu yana sürdürülen araştırmalar, konuşma denetim merkezlerinin beynin görece "yeni" ve gelişmiş bir bölümünde toplandığını göstermektedir.

Bütün bu özellikler bütün insanlar için geçerlidir. Ama, insanın biyolojik kalıtımının konuşma yeteneğini ne ölçüde etkilediği konusunda kesin bir sonuca da varılamamıştır. Hiç kimse biyolojik olarak belirli bir dili öğrenme ve konuşma yeteneğine sahip olarak doğmaz. Ama bütün sağlıklı çocuklar, şu ya da bu dili öğrenme yeteneğiyle doğarlar. Hangi dili öğrenecekleri, biyolojik ve fiziksel özelliklerine değil, içinde yetiştikleri aile ya da çevreye bağlıdır. Bu çevrenin dili, insanın anadilidir. Örneğin bir Özbek ailesi içinde emeklemeyi, yürümeyi ve konuşmayı öğrenmiş olan Rus kökenli bir çocuğun anadili Özbekçedir.

Dil öğreniminin, sözcükleri ve tümce kalıplarını öğrenmenin dışında çok önemli bir boyutu daha vardır: Çocuğun belli bir yaşa değin işitmiş olduğu tümcelerden değişik, dilbilgisi kurallarına uygun, yeni sözler söyleme, yeni tümceler kurma yeteneği. İnsan dilini papağanın "sözleri"nden ayıran bu ana özellik, günümüzde insan beyninin doğuştan var olan bir tümce kurma, anlam üretme yeteneğiyle açıklanmaktadır.

Dilde anlam ve biçem. Dilin amacı, anlaşmayı sağlamak, anlam iletişimini gerçekleştirmektir. Anlam iki kategori içinde incelenebilir: Yapısal (ya da dilbilgisel) anlam ve sözlük anlamı.

Yapısal anlam, bir tümcedeki tek tek sözcüklerin sözlük anlamlarının ötesinde, tümce içindeki yerleri ve kullanılma biçimleriyle belirlenen anlamdır. Örneğin "panter ceylanı kovaladı" ve "ceylan panteri kovaladı" tümcelerinde aynı sözcükler vardır, anlamları değişiktir, çünkü "ceylan" ve "panter" sözcüklerinin yerleri ve biçimleri farklıdır. Yapısal anlamı belirleyen başka bir etken de tümce içindeki vurguların yerleri ve sesin yüksekliği ya da alçaklığıdır. Genellikle bu üç etken (sözdizim, sözcük biçimi ve vurgu) anlamı birlikte belirler. Dilleri birbirinden ayıran, yapısal anlam farklılıklarıdır.

Sözlük anlamı, bir tümce içindeki sözcüklerin yalın biçimlerinin anlamıdır. Dillerin sözcük dağarcıklarını birbirleriyle karşılaştırırken düşülen en büyük yanılgı da budur. Her dildeki sözcüklerin ya da hiç değilse adların, eylemlerin ve nitemlerin aynı nesneleri, işlemleri ve özellikleri karşıladığı sanılır. Bu, "güneş", "bulut", "taş" gibi görece durağan, doğal nesneler için geçerlidir. Ama daha karmaşık ve belirsiz nesneler ve durumlar söz konusu olduğunda, diller arasında bire bir denklik aramak yanlış olur. Örneğin Malezya dilinde kita sözcüğü, konuşulan kişiyi de kapsayacak biçimde "biz" ya da "sen ve ben" anlamına gelir. Kami sözcüğü ise, birinci tekil kişiyi (konuşanı) ve üçüncü kişi ya da kişileri kapsayan ama ikinci tekil kişiyi (konuşulan kişiyi) dışarıda bırakan bir "biz"dir. Sözlük anlamlarının çeşitliliği, bağıntı, duygu ve kültür özelliklerini belirten sözcüklerde daha da artıkdır.

Dil nasıl ses yönünden en küçük birimlere bölünebiliyor ve eklemlenebiliyorsa, anlam yönünden de bölünüp eklemlenebilir. En küçük ses birimlerine sesbirim (fonem), en küçük anlam birimlerine de anlambirim (monem) adı verilir. (Bazı dilbilimciler, anlambirimleri de anlambirimciklere [1] ayırırlar). Bu uçsuz bucaksız varsıllığının kaynağı da dilin bu iki düzeyde eklemlenebilmesidir. Buna çift eklemlilik adı verilir.

Dil, değişmez bir varlık değildir. Tarih içinde toplumların sözcük dağarcıkları da değişmiştir. Bazı sözcükler kullanımdan çıkar, bazılarının da anlamı değişirken, dağarcığa yeni sözcükler eklenir. Bu değişme, nüfus hareketleri, göçler, ekonomik değişmeler, yeni siyasal ve toplumsal koşullar, teknolojik dönüşümler gibi etkenlerce belirlenir.

Bir insanın konuşması, yüz ifadeleri ve jestlerle desteklendiğinde, söylenen sözün belirtik, açık içeriğinin dışında ek anlamlar da taşır, insanlar ses perdelerini yükseltip alçaltarak ve sözlerinin bazı yerlerini vurgulayarak, sözcüklerin sözlük anlamlarında bulunmayan duyguları, tavırları, istekleri de dile getirebilirler. Aynı durum yazı dili için de geçerlidir. Buna biçem adı verilmektedir. Biçem, yalnızca süslü ya da duygulu söz demek değildir. Çok önemli, duygusal içeriği yoğun bir konuyu aşırı yalın, serinkanlı, duygusuz bir dille anlatmak da bir biçem tavrıdır. Biçem, dilin en değişken, en bireysel, en ekinsel öğesi sayılabilir. Biçem incelemelerinde, genel dilbilim, göstergebilim, dilbilgisi, sesbilgisi, anlambilim gibi dilsel araştırma yöntemlerinin yanı sıra, yaşam öyküsü, tarih, kültür tarihi gibi disiplinlerden de yararlanılması, bu değişkenlik ve karmaşıklığın bir göstergesidir.

Dil ve kültür. Antropolojik anlamıyla kültür, insan yaşamının toplumsal ilişkilerden doğan bütün yönlerini kapsar. Bu anlamda kültürle dil, özdeş sayılmasa da, birbiriyle iç içe geçmiş olgulardır. Dil öğrenme yeteneği kalıtımsal olsa bile, bu yeteneğin gerçekleşmesi ve kullanılması, toplumsal ilişkilerin varlığına bağlıdır. Toplum dışı bir ortamda, örneğin ormanda hayvanlar arasında büyüyen insanların konuşmayı öğrenemediği bilinmektedir. Bir toplumun kültürü, değerleri, becerileri ve bütün bilgisi bireylere dil yoluyla aktarılır. Öğrenim sürecinde öykünmenin etkisi, sözlü eğitim ve öğretimle karşılaştırılamayacak kadar küçüktür. Hayvan türlerinin davranışlarının ancak biyolojik değişim ya da evcilleştirme sonucunda ve ancak çok uzun süreler sonunda değişmesine karşılık, insan kültürlerinin hem zaman içinde, hem de belli bir anda büyük değişiklik göstermesinde dilin bu değişken, "kaygan" niteliği yatmaktadır. Dille kültürün ilişkisi şöyle tanımlanabilir: Dil, bireylere kültürün bir parçası olarak aktarılır, ama kültür de gene dil yoluyla aktarılır.

Bireylerin toplumsallaşmasını sağlayan dildir. Toplumsallaşma, bir anlamda bireylerin birbirine benzemesi, birbirleriyle ortak anlamlar, davranışlar ve değerlerinin olmasıdır. Bunu dil birliği gerçekleştirir. Ama toplumsallaşma, bir yönüyle de bireyselleşme, kendine özgü bir kişiliğin olması demektir. Bunu sağlayan da gene dildir. Dilin sınırsızca yeni anlamlar üretme, yeni bağıntılar kurma yeteneği, bireylere de birbirlerinden ayrı anlam dünyaları kurma, değişik sözcüklerle, değişik biçemlerle konuşma ve yazma olanağını verir.

Bu, toplumlar için de geçerlidir. Kültürleri birbirinden ayıran, sayısız çeviri güçlükleri ve olanaksızlıkları doğuran etken dildir. Ama ortak bir kültür temeli de ancak bu farklılıklar içinden kurulabilmiştir: Tarihöncesi çağlarda iki yarı topluluk ya da sürü içinde yaşayan iki dilsiz "insan"ın birbiriyle anlaşması, bir Hindu ile bir Maya'nın anlaşmasından daha güç olmalıdır. Çevirinin gerçekleşebilmesi için ortada iki anlamın, birbirine uzak ya da yakın iki kişi bulunması gerekir; anlamın var olması dilin varlığına bağlıdır.

Dil'in aileleri

Dünyadaki dil ailelerinin dağılımı şu uzamsal bölgelere bağlı olarak ele alınabilir, Avrupa, Güney Asya, Kuzey Asya, Asya, Güneydoğu Asya, Güneybatı Asy&l Afrika, Kuzey Amerika ve Güney Amerika.

Avrupa'da ve Avrupa kökenlilerin (örn. Kuzey ve Güney Amerika'daki İngilizce ye İspanyolca konuşan halkların) yerleştiği; bölgelerde konuşulan diller temel olarak Hint-Avrupa ve Fin-Ugor dil ailelerine bağlıdır. Hint-Avrupa dil ailesinde yer alan Portekizce, İspanyolca, Katalanca, Fransızca, Romans dili, Ladino dili, Friuli dili, İtalyanca ve Rumence, ailenin İtalik diller kolunun Roman alt öbeğini oluşturur. Günümüzde de konuşulan Germen dil öbekleri, İngilizce, Frizce, Hollandaca-Almanca, Ada İskandinavyası ve Kara İskandinavyası dilleridir. Bu dil öbekleri, ayrıca ulusal temelde alt öbeklere bölünür (örn. Kara İskandinavyası öbeği Norveççe, Danca ve İsveççeye ayrılır). Hint-Avrupa dil ailesinin Kelt kolunda Galce, Bretonca, İrlanda Galcesi ve İskoçya Galcesi vardır. Hint-Avrupa dil ailesinin Slav kolunda yer alan " edebiyat dilleri, coğrafi bölgelere göre üçe ayrılır: Doğu Slav dilleri, Batı Slav dilleri ve Güney Slav dilleri. Bu bölgelerin dillerine örnek olarak Rusça, Lehçe ve Sırp-Hırvat dili verilebilir. Hint-Avrupa ailesinin öteki üç kolu Baltık dilleri, Yunanca ve Arnavutçadan oluşur. Fin-Ugor ailesinden olan Lapon ve Baltık-Fin dilleri (örn. Laponca, Fince ve Livonya dili) gibi diller Norveç, İsveç, Finlandiya ve Rusya'nın bazı yörelerinde konuşulur. Macarca da Fin-Ugor dil ailesindendir.

Güney Asya'da, Hindistan, Bangladeş ve Pakistan'da konuşulan diller ile bunlarla komşu olan aradaki devletlerin dilleri, kökenleri açısından, Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-Âri kolunun Hint-Âri ve İran alt öbekleri olarak sınıflandırılır. Hint-Âri alt öbeğinde 20'den fazla dil yer alır ve çok daha fazla sayıda da lehçe vardır. Ama en yaygın konuşulan diller Bengal-Assam dili, Batı Hintçe, Bihari dilleri ve Doğu Hintçe-dir. İran alt öbeğindeki diller, Güney Asya' da Hint-Âri dillerinden daha az konuşulur. Güney Asya'da en yaygın İran dillerinden olan Keşmir ve Sina dilleri, yalnızca Cem-mu ve Keşmir'de konuşulur. Bazı Çin-Tibet dillerinin yanı sıra Telugu ve Tamil dilleri gibi yerel bazı Dravid dilleri de Güney Asya'da konuşulmaktadır.

Kuzey Asya dilleri denilince, kuzeyde Kuzey Buz Denizinden güneyde Güney Asya ve Çin'e, batıda Hazar Denizi ve Ural Dağlarından doğuda Büyük Okyanusa kadar uzanan bölgede konuşulan diller anlaşılır. Bu diller, kökenleri açısından ya Hint-Avrupa dil ailesi, Altay öbeği ve Ural dil ailesinden birine ya da Paleo-Sibirya öbeğine girer. Ural dillerini konuşanların sayısının az olmasına karşılık, Altay dillerini konuşanlara İran ile Afganistan'da ve Çin' in Gansu yönetim bölgesinde rastlanmaktadır. İran dilleri gibi Hint-Avrupa dillerinin çoğu, Kuzey Asya'ya ancak yakın zamanda girmiştir. Öteki Kuzey Asya dilleriyle köken bağı bulunmayan Paleo-Sibirya dilleri, Sibirya'nın en kuzeydoğu yörelerinde yaygın olarak konuşulur.

Güneybatı Asya'da, yani Türkiye, İran, Irak, Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye, Lübnan ve İsrail'de konuşulan diller Hint Avrupa, Türk, Kafkas ya da Sami dillerinden birine girer. Ural-Altay dil ailelerinin Altay öbeğine bağlı Türkçe Türkiye'de, öteki Türk dilleriyse Kafkas dil ailesinden 30'u aşkın dilin de yaygın olduğu Kafkasya'da konuşulur. Hint-Avrupa dil ailesine giren hemen hemen bütün İran dilleri (bunlar içinde Farsça, Peştuca ya da Afganca, Kürtçe, Beluci dilleri vardır) İran'da, Ermenice ise Ermenistan ile Gürcistan'da konuşulur. Güneybatı Asya'da konuşulan Sami dillerinden İbranice israil'de, Batı Aramca lehçeleri Lübnan ve Suriye'de, Çağdaş Güney Arapçası ise Suudi Arabistan'ın güneyinde ve yakınındaki adalarda konuşulur. Doğu Asya'da yaygın olan başlıca dillerden Çin dilleri (ya da lehçeleri) Çin'de, Japonca Japonya da, Kore dili de Kore' de konuşulur. Buna karşılık Altay dil öbeği Çin'de, bir Türk dili olan Uygurcayla ve bir Mançu-Tunguz dili olan Mançu diliyle temsil edilir. Çin dillerinin en yaygın konuşulanları Mandarin, Vu ye Guangzhou (Kanton) dilleridir. Çinlilerin yüzde 70'inin anadili olan ve 525 milyon insanın konuştuğu Mandarin dili, dünyada en çok insanın konuştuğu anadildir. Day ve Meo-Yeo dilleri, Orta Çin'in güneyinde, Vietnam'da, Laos ve Tayland'da konuşulur. Güneydoğu Asya denilince, buna Çin'in güneyindeki anakara alt bölgesi ve Hindistan'ın doğusu, Malezya'nın adalar bölümü, Endonezya ve Filipinler girer. Bu bölgede dilin adıyla ülkenin adı genellikle örtüşen sözcüklerdir. Anakaradaki diller Güneydoğu Asya, Day ve Çin-Tibet dil ailelerinden-dir. Buna karşılık ada ülkelerindeki dillerin tümü Malezya-Polinezya dil ailesindendir. Kampuçya'da Khmer dili, Tayland'da Mon dili ve Vietnam'da Vietnam dili gibi 50'den fazla Güneydoğu Asya dili, Güneydoğu Asya anakarasında konuşulur. Day ve Çin-Tibet dil aileleri, Tayland'da Tay ya da Tai (Siyam) dili, Laos'ta ve Kamboçya'da Lao dili ve Myanmar'da (Birmanya) Birman diliyle temsil edilir. Güneydoğu Asya adalarında 500'den fazla Malezya-Polinezya dili konuşulur. Bunlar arasındaki en geniş öbek, Pilipino dilinin temelini oluşturan Tagalok dili ile Fiiipinler'de konuşulan 100 kadar öteki dili kapsayan Batı Endonezya alt öbeğidir. Papua Yeni Gine ve Avustralya'nın, Güneydoğu Asya adalar grubuna girdiği söylenebilirse de, buralarda yalnızca Malezya-Polinezya dışındaki diller yaygındır. Bunların başında da Papua Yeni Gine'de konuşulan Papua dilleriyle Avus-tralya'daki 200'ü aşkın yerel dil gelir. Afrika'nın pek çok bölgesinde, 19. yüzyılda sömürgecilik yoluyla girmiş Avrupa dillerinin hala işlevsel ulusal diller olarak konuşulmasına karşın, yerel Afrika dilleri Hami-Sami, Nil-Sahra, Nijer-Kongo ve Koi-san dil ailelerine girer. Hami-Sami dilleri Moritanya'dan Somali'ye kadar uzanan Kuzey Afrika'da ve Güneydoğu Asya'ya doğru uzanan bölgelerde yaygındır. Nil-Şahra dillerine Orta Afrika'nın iç bölümlerinde rastlanır. Sayılan yaklaşık 900'ü bulan Nijer-Kongo dilleri Moritanya'dan Kenya'ya kadar olan bölgede ve Güney Afrika'ya doğru uzanan bölgelerde konuşulur. Koisan dilleri, Afrika'nın güneyinde ve TanzanyaMa konuşulan 50 kadar dili kapsar. Kuzey ve Güney Amerika kıtalarında İspanyolca, İngilizce ve Fransızca gibi Avrupa dilleri eğitim ve devlet dilleridir. Amerika Yerlilerinin atalarıyla birlikte Asya'dan gelen yerel diller ise, Kuzey ve Orta Amerika Yerli dil ailelerine ve Güney Amerika Yerli dil ailelerine ayrılır. Kuzey ve Orta Amerika Yerli dil ailesi, 20 Ata-bask dili, 13 Algonkin dili, Siu dilleri üst öbeği ve bir de Güney Amerika'da konuşulan tek Kuzey Amerika dil öbeği olan Penut dillerinden oluşur. Güney Amerika Yerli dillerinin sayısı ise çok daha fazladır. Örneğin And-Ekvator dil öbeği içinde 14 dil ailesi ve yaklaşık 200 dil vardır ve bu diller Fransız Guyanası'ndan Kolombiya'ya, güneyde Paraguay'a kadar uzanan yörede, ayrıca Amazon Irmağı boyunca konuşulur.









İlgili Konu Başlıkları Tümü

Latince Dil Bilgisi

Latince fazlasıyla çekim içeren bir dil bilgisi yapısına sahiptir. Bu açıdan zaman zaman Türkçe`deki çekim yapısını andırsa da genel olarak çekim yapısı Türkçe`den daha farklıdır. Her kitap, okul ve hatta öğretmen, dil bilgisini farklı bir yöntem ve yapısal sıra ile ...

Fince Dil Bilgisi

Fince dil bilgisi, Fince`yi konuşabilmeyi sağlayan kurallar bütünüdür. Fince konuşma dilinden ayrı olarak ortak yazı dilini esas alır. (Tıpkı Türkçe kitaplarda "Gelemiycekmi" değil de "Gelemeyecek mi?" yazması gibi)

Kokborok Dil Bilgisi

Kokborok, Çin-Tibet dillerinden bir Tibet dilidir. Hindistan ve Bangladeş`te konuşulur. Kokborok dil bilgisi de Kokborok dilinde konuşabilme ve yazabilmeyi sağlayan kurallar bütünüdür.

Litvanyaca Dil Bilgisi

Litvanyaca dil bilgisi, Litvanyaca`yı konuşabilmeyi sağlayan kurallar bütünüdür. Litvanca dil bilgisi aşırı derecede karmaşık ve eskidir. Sözcükler kullanımda çok fazla farklı biçimlere bürünürler ve çoğu zaman bu farklılık çok büyük olur.

Lâtince Dil Bilgisi

Latince, fazlasıyla çekim içeren bir dil bilgisi yapısına sahiptir. Bu açıdan zaman zaman Türkçedeki çekim yapısını andırsa da, genel olarak çekim yapısı Türkçeden daha farklıdır.

Afrikaans Dil Bilgisi

Afrikaans dil bilgisi, Afrikaans dilinde konuşup yazabilmeyi sağlayan kurallar bütünüdür. Hint-Avrupa dilleri içinde en çözümlemeli dil bilgisi olduğu söylenebilir.

Nesne (dil Bilgisi)

Nesne cümlede yapılan işten doğrudan etkilenen öğedir. Ek alıp almamasına göre belirtili ve belirtisiz olmak üzere ikiye ayrılır.

Latince Dil Bilgisi:İsim çekimleri

Latince`de ismin 7 hali bulunur , ve bunların toplam beş tip çekimi vardır ("isim çekimleri", Latince: ``declinationes``, tekil ``declinatio``). ``Vocativus`` ve ``locativus`` halleri tablolarda bulunmamaktadır.

Litvanca Dil Bilgisi

Litvanca dil bilgisi, Litvancayı konuşabilmeyi sağlayan kurallar bütünüdür. Litvanca dil bilgisi aşırı derecede karmaşık ve eskidir. Sözcükler kullanımda çok fazla farklı biçimlere bürünürler ve çoğu zaman bu farklılık çok büyük olur.

Fransızca Dil Bilgisi

Fransızca dil bilgisi, diğer Roman dilleri dil bilgileriyle benzerlikler barındıran, Fransızcanın yani Fransız dilinin kullanımındaki kuralların bütünü, dil bilgisidir.