Doğuş Bildirisi, Haluk Aker, Rahmi Akseki, Ataol Behramoğlu, Erhan Etiker, Eser Gürson, Abdullah Nefes, İsmet Özel ve Semih Tezcan tarafından Mart 1964`te Evrim Dergisi`nde yayımlanmıştır.

Doğuş Bildirisi

Doğuş Bildirisi, Haluk Aker, Rahmi Akseki, Ataol Behramoğlu, Erhan Etiker, Eser Gürson, Abdullah Nefes, İsmet Özel ve Semih Tezcan tarafından Mart 1964`te Evrim Dergisi`nde yayımlanmıştır.

Doğuş Bildirisi



  • Edebiyatımızın son yıllardaki serüvenini, yayınlanmakta olan onu aşkın sanat dergisinden izledik. Bunlara sanat dergisinden çok, “derleme dergisi” adı verilse yeridir. Genel görünümlerini birkaç sözcükle çizelim: Ereksizlik, ticaret, ideolojik propaganda, sirkeleşmiş beğeni, kokuşmuşlara saygı, genç değerlere yergi, cılız özentiler, doldurma zorunluluğu, yorgunluk, usanç vb... Evet dergilerimizin son yıllardaki bu sanat dışı özellikleri, ulusumuz edebiyatına ne yeni bir ses getirebilirdi, ne de gelişmesini sağlayabilirdi.


  • Edebiyatımızın son yıllardaki serüvenini, yayınlanmakta olan onu aşkın sanat dergisinden izledik. Orhan Veli akımının sağından, solundan işine geldiği gibi çeken içi geçmiş öykünücülerin de hala edebiyatımızın bir yanını kapsadığı bu serüvende, önemi, açı değiştirimi ve özgünlüğünden gelen 1956`ların, giderek öze ve anlama açılan yarı başarılı yönelişleri ağır basıyor. Bu yönelişte ağır basan yanın, sanat ve düşünce birliğinden çok, tehlikeli bir zorunluk taşıması, gözden kaçmayan bir kısır döngü. Yazılanların yeni değerler getirmesi gerekirken, yaklaşık olarak aynıyı yinelemeleri, arayışların bencilliğine karşın, değer ayrımlaşmalarının kısırlığı ve öncülerin birer birer göçüşleri, edebiyatımızın atılım gücünü yitirmiş olduğunu kanıtlıyor. Atılım gücünden de geçtik, içine düştüğümüz bu olumsuz gerçekler, edebiyatımızın zorunlu ve olağan akışını köstekliyor. Genel havasıyla süre gelen batı öykünmeciliğinin dışına çıkıp, kendi özbenliğini bulamamış bir yığın sanatçının (öte yanda güçlerini ortaya koyabilmiş ancak birkaç ad sayabiliyoruz), yazdıklarıyla daha olumlu bir yere varabilecekleri düşünülemezdi. Edebiyatımız bugün, öykünme ile etkilenme arasındaki o dev ayrımı göremeyişinin cezasını çekiyor. Daha da çeksin mi? Ne zaman kendine özgü bir Türk Edebiyatı`nın varlığından söz açabileceğiz?


  • Edebiyatımızın son yıllardaki serüvenini, yayınlanmakta olan onu aşkın sanat dergisinden izledik. Sonuçta, biz genç kuşak, içinde bulunduğumuz durumu saptayarak şu doğrulara vardık:


  1. Şimdiye değin, başı-kıçı, yolu-yöntemi belirsiz bir savrukluk, bir darmadağınıklık içinde, önümüze çıkan dergide yazdık.
  2. Bu savrukluğun sonucu, sanatın (bizden daha önceleri yok edilen) canlı havasına, eytişimsel gücüne kapalı kaldık.
  3. Bu yüzden, bilinçli çalışma ve edebiyata yeni değerler kazandırabilme olanaklarını tepmiş olduk.
  4. Ve zorunlu olarak, önceki kuşağın, daha kendi aralarında paylaşamadıkları kısır özle, belirli sanat gereçlerini küçük ayrımlarla yineledik.


  • Bundan böyle biz Ankara genç kuşak sanatçıları, genç “Evrim” dergisinde toplanmaya karar verdik. Edebiyatımız için gerekli canlılığa, gerekli değerlere, ancak böyle bir davranışla varılabileceğine inandık. Bir araya gelişimizin kazandıracağı güçle, yukarda üç bölüm içinde sıraladığımız sakıncaları yenmeye çalışacağız. Geriye kalanı zamana bırakıyoruz.


Kaynakça

Kaynaklar

Vikipedi

İlgili konuları ara

Yanıtlar