Gülhane Hattı Hümayunu

Gülhane Hattı Hümayunu, Tanzimat devrini başlatan ferman (3 kasım 1839). Abdülmecid çok genç yaşta Osmanlı tahtına geçtiği vakit (1832-1861), kendisini iki güç iş bekliyordu: Mehmed Ali Paşa meselesi ve Osmanlı devlet yönetimine yeni bir düzen verme ihtiyacı.

Abdülmecid'in saltanatının ilk günlerinde Osmanlı ordusu Nizip'te mısır kuvvetlerine yenildi. Bunun hemen ardından Firari Ahmed Paşa bütün Osmanlı donanmasını Mehmed Ali Paşa'ya teslim etti. Böylelikle Osmanlı devleti bir anda ordusuz ve

Gülhane Hattı Hümayunu

Sultan Abdülmecid zamanında, Sadrazam Mustafa Reşid Paşa tarafından hazırlanarak, 3 Kasım 1839’da Topkapı Sarayının Gülhane Bahçesinde okunup, ilan edilen ve ıslahat programını bildiren belge. Tanzimat Fermanı diye de bilinir.

Avrupa’da 18. yüzyıldan itibaren görülen teknik ilerleme, her geçen gün Osmanlı Devletinin aleyhine gelişti. Yeni buluşlar; askeri, sivil, iktisadi bünyeye süratle girerek Avrupa milletlerini güçlendirdi. Ayrıca Fransız İhtilaliyle yaygınlaşan ve şiddetle benimsenen milliyetçilik hareketleri, bu milletlerin derlenip toparlanarak, bilhassa Osmanlı Devletine karşı düşmanlıklarını arttırdı. Haçlı zihniyetinin kinleri ve asırlar boyunca süren Müslüman-Türk üstünlüğüne son verme ihtirasları da, bu teknolojik imkan ve güçlerle birleşerek, askerlikte, ticarette, dış ve iç siyasette Osmanlı Devleti aleyhine komploları, açık ve gizli tecavüz ve mücadeleleri en ileri noktalara doğru tırmandırdı.

Bunun neticesi olarak Osmanlı Devleti içinde yer alan başta Hıristiyan azınlıklar, kavmiyetçilik ve Haçlılık hisleri tahrik edilerek devamlı surette taşkınlıklara, isyanlara, tahrik ve teşvik edildi. Bu hareketleri düşman devletlerce maddi ve manevi yardımlarla desteklendi. Öte yandan 17. yüzyıldan sonra yeniçerilerde görülen bozulma, Sultan İkinci Mahmud Han devrinde siyasi ve ticari hayata da bulaşarak devlet içten içe çürütülmeye başlandı. Bu durum devletin gücünü tedricen azaltarak, dışarda ve içerde zaafa uğrattı. Yüksek dereceli bazı memurlar arasında yaşanan şahsi çekişme, kin, hased ve garez, zaman zaman devletin otorite ve gücünü zayıflatmak ve yok etmek pahasına da olsa, sürdürülerek, devletin düşmanlarına yardım edildi.

Böylece esasen devlete sadık ve temiz halk, yükselme devrinde görülen basiretli ve ilerletici sevk ve idareden mahrum, ilimden uzaklaştırılarak sanayi ve ticarette teknik kolaylıklardan habersiz bırakıldı.

Bu durum, Tanzimat Fermanı’ndan çok önce Osmanlı sultanları tarafından fark edilerek çeşitli ıslahat hareketleri planlandı ve uygulandı. Yeniçeri Ocağının kaldırılması, kılık kıyafetin düzenlenmesi, eğitim müesseselerindeki ıslahatlar, teknolojik gelişmeleri devlete sokma gayretleri bunlardan bazılarıdır. Ancak bu hareketlerin çoğunda düzeltilmek istenen asıl hususlar insan unsuru ve müesseselerin işleyişi ve teknolojiye ayak uydurmak şeklinde görülür. Sultan Abdülmecid Han da bu anlayışa sahip, ıslahat hareketlerini devam ettirmek ve devleti Avrupa ile henüz dengede duran gücünden düşürmemek; bir de hakim güç haline getirmek için azim ve gayret ile çalışan bir hükümdardı.

Avrupa milletleri ve bilhassa İngilizler; Osmanlı Devletinde yapılacak ıslahatın devletin temellerine nüfuz etmesini, Osmanlı müesseselerinin yıkılarak Avrupai bir idare tarzı altında devletin yapısına ters bir zihniyetin hakim olmasını, azınlıkların istiklali temin edilerek parçalanma ve yıkılışa yol açmasını arzu ediyorlardı. Bunu sağlamak için hususi teşkilatlar kurarak bazı Osmanlı devlet adamlarını elde etmeye, ıslahat gayretlerini kendi planlarına uygun şekle çevirmeye çalıştılar. Mason locaları dahil, çeşitli isim ve şekiller altında yürütülen bu faaliyetler içerisinde Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nun hazırlandığı günlere gelindi.

Tanzimat-ı Hayriye de denilen bu fermanın hazırlayıcısı Mustafa Reşid Paşadır. Mustafa Reşid Paşa; daha önce Paris ve Londra elçiliklerinde bulunmuş, batı kültürü hayranı, milli meziyetler ve İslam bilgilerinden önemli ölçüde uzak kalarak yetişmiş bir kişiydi. İstanbul’a dönüşünde İngiltere sefiri Lord Rading’in ısrarlı tavsiyeleri neticesinde sadrazamlığa getirilmişti. Lord Rading’in Osmanlı Devletini parçalamak için İngiltere’de kurulmuş olan “İskoç Mason Locası”nın önde gelen bir üyesi olduğu tarihi kayıtlarda mevcuttur.

Tanzimat Fermanı; 3 Kasım 1839 tarihinde, Gülhane Bahçesinde, yabancı devlet sefir ve konsolosları, bütün saray erkanı ve devlet ricali ile büyük halk kalabalığı önünde bizzat Reşid Paşa tarafından okunup, ilan edildi. Oldukça uzun bir metin olan bu ferman ihtiva ettiği fikirler itibariyle beş kısma ayrılabilir:

1. İlk kısımda; Osmanlı devletinin kuruluşundan itibaren, şeriatin kanunlarına uyulduğundan, devletin kuvvetli hale ve halkın müreffeh bir duruma vasıl oldukları belirtilmektedir.

2. İkinci kısımda; yüz elli yıldan beri türlü gaileler ve türlü sebeplerle dine ve kanunlara riayet edilmediğinden, devletin zayıfladığına işaret edilmektedir.

3. Üçüncü kısımda; Allah’ın inayeti ve Peygamberin yardımları ile devletin iyi bir şekilde idaresini sağlamak gayesiyle yeni kanunların konulmasının gerekliliği belirtilmektedir.

4. Dördüncü kısımda; bu yeni kanunların dayanacağı prensipler belirtilmekte olup, bunlar:

a) Müslüman ve Hıristiyan bütün tebeanın ırz, namus, can ve mal güvenliğinin temini;

b) Verginin düzenli bir usule göre ayarlanıp toplanması;

c) Askerliğin düzenli bir şekle sokulması.

5. Beşinci kısımda ise, bu kanunların yapılması ve tatbiki için gereken tedbirlerden bahsedilmektedir.

Muhtevası, uygulanışı ve neticeleri itibariyle Osmanlı tarihinde, üzerinde en çok tartışılan konulardan biri olan bu Ferman hakkında yapılan çeşitli değerlendirme ve tenkitler şöyle sıralanabilir:

İlk üç bölüm, Hatt-ı Hümayunun dördüncü bölümündeki yeniliklere Müslüman tebeanın reaksiyonunu azaltmak ve onların itimadını kazanmak için kaleme alınmıştır. Tanzimat Fermanı’nın en önemli kısmı, dördüncü kısmıydı. Ferman’ın ilanından bir müddet sonra, fermanda gerekli olduğu belirtilen tedbirlerin alınmasına başlandı.

Dördüncü bölümde sayılan prensiplerle, evvelden beri Osmanlı idaresinde sanki bir kamu düzeni ve kanun bulunmadığı şeklinde bir hava verilmeye çalışılmıştır ve ferman, bu düzensizliği ortadan kaldırıyor iddiası ile ortaya atılmıştır. Halbuki, kanun ve nizam hakimiyeti, devletin kuruluş yıllarından itibaren padişah dahil, herkes tarafından en çok riayet edilen husustur. Osman Bey, en yakın çocukluk arkadaşı, Beyliğinin ileri gelen kumandanı, çok sevdiği Samsa Çavuş’un, Leblebici Hisar’ın gelirinin kendisine verilmesi talebini; “Karındaşım; kanunumuz harpsiz teslim olan hisarların düzenine, gelirine dokunmayı men eder. Leblebici Hisar’ı kılıçla alınmadı!” diyerek kanun ve nizam ile devleti, şahsi dostluğundan üstün tuttuğunu göstermiştir. Temeli böyle atılan devlette kanun ve nizam hep önde gelmiş, keyfi idare gayesi güdülmemiştir. Ayrıca bir devlet içinde kanunları ihlal eden bazı kimselerin bulunması, yeni kanun yapmayı icab ettirmez. İhmal edenlerin cezalandırılmasını gerektirir.

Bu fermandan sonra ferdi hakların korunması bakımından önemli olan yeni bir ceza kanunu yapıldı. Memur suçlarına ait yeni bir İdare Kanunu düzenlendi ve rüşvet için ağır cezalar kondu. Tanzimatın birinci ve ikinci yıllarında iltizam ve aşar toplama usulleri kaldırıldı. Âşar, muhassıl-ı emval denilen maliye memurları vasıtasıyla toplanmaya başlandı. Hıristiyanların verdikleri cizye de patrikhaneler vasıtasıyla toplandı.

Mustafa Reşid Paşanın mühim bir gayesi de bu tedbirle ortaya çıkmaktadır. Vergi almak devletin vazifesidir. Müslümanların vergisini Şeyhülislamlık makamı toplamadığı, devlete verildiği halde, hıristiyanların vergilerini kiliseler toplamaktadır. Bu bir nevi muhtariyet işareti vermektir. Nitekim yüzlerce yıl sulh içinde Müslümanlarla beraber yaşayan Ermeniler, bu tarihten sonra teşkilatlanıp devlete yüz yıldan ziyade gaile olmuşlardır. Bütün devlet memurları maaşa bağlandı. Tanzimatın banisi Reşid Paşa mali saha ile alakalı teferruatlı bir programa sahib olamadığından beklenilen netice elde edilemedi. Buradan da Reşid Paşanın asıl hedefinin sosyal bünye olduğu anlaşılmaktadır. Kısa bir süre sonra aşar ve cizyenin toplanmasında eski usule dönüldü. Vergi işleri için defterdarlıklar kuruldu. Vergilerin tesbit ve tahsilinde belediye ve vilayet meclislerine bazı yetkiler verildi. İlk kağıt para da bu dönemde çıkarıldı. Fakat karşılığı olmadığı için kısa süre sonra değerden düştü. 1846 Ticaret Kanunu çıkarıldı.

Yüzyıllardır, askerlik nedir bilmeyen Hıristiyanlara askerlik mükellefiyeti yüklenemediğinden onların askere alınmalarından vazgeçildi. Böylece fermanın getirdiği askerlikte, Hıristiyan-Müslüman eşitliği ilk darbeyi yedi.

Tanzimat Fermanı’nda doğrudan doğruya milli eğitimle ilgili bir kısım görülmez. Mustafa Reşid Paşa Hatt-ı Hümayunu okuduğu gün, birçok kordiplomatik şahıslara ek olarak bazı Avrupa devletlerinin ileri gelenleri de hazır bulundu. Bunlardan İngiliz Prensinin diğer sefirlere nazaran Reşid Paşaya yakınlığı çok fazla idi. Çünkü Paşa, İngiltere’de sefirken Prensle şahsi dostluk kurmuşlardı. Batı kültürünün hayranı olan Paşa’nın bu yakınlık karşısında birçok fikri taahhütleri de olmuştur. Gülhane bahçesinde Paşa, fermanı okurken hazır bulunan İngiliz Prensi, Paşa’yı hararetle tebrik ederek; “Paşam, siz İngiltere’deki sohbetlerimizde planlarınızı bana anlatırdınız. Ben ise Osmanlı cemiyetinde bu değişikliklerin değil yapılması, sözünün bile edileceğine ihtimal vermezdim, ama, sizi kırmamak için de itiraz etmezdim. Fakat görüyorum ki hayallerinizi gerçekleştirdiniz. Beni yanılttınız, sizi tebrik ederim!” demekten kendini alamamıştır. Halbuki Osmanlı cemiyetinin bu şekilde bozulmasını, dejenere edilmesini Reşid Paşaya İngilizler empoze etmişlerdi. (Bkz. Reşid Paşa)

Osmanlı Devletine dostluk elini bugüne kadar uzatmamış İngiltere, iki sene sonra 1841’de Mısır’daki Mehmed Ali Paşa gailesinde Osmanlı Devletini donanması ile desteklemiş. Fakat öbür taraftan da Mısır’ı Osmanlılar üzerine kışkırtmıştır. Arkadan Kırım Harbinde de bu sahte dostluğunu, Osmanlı Donanmasını Karadeniz’de Sinop baskınında Ruslara imha ettirerek devam ettirmiştir. Adım adım ilerleyen bu durum, Devletin çökmesine kadar sürmüştür.

Milli eğitim sahasındaki yenilikler Sultan İkinci Mahmud zamanında başlatılmıştı. Bu dönemde ise Sultan Abdülmecid Hanın emriyle yeni mekteplerin açılması ve sıbyan mekteplerinin çoğaltılmasına çalışıldı. Milli eğitim işlerinin yürütülmesi ve kontrolünü takib etmek maksadıyla “Meclis-i Daimi Maarif-i Umumiye” kuruldu. 1846’da temeli atılan Darülfünun’un bitirilişine kadar, burada okutulacak dersler için eserler hazırlamak üzere 1851’de “Encümen-i Daniş” adı ile ilk Osmanlı İlimler Akademisi kuruldu. Bu meclisin üyeleri olan Fuad Paşa ile Ahmed Cevdet Paşanın müştereken hazırladıkları Kavaid-i Osmaniye adlı kitap, bu Encümen tarafından kabul edilen ilk eserdir.

İdari teşkilatta da bazı yenilikler yapıldı. Memleketin eyaletlere bölünmesine devam edildi. Eyaletler sancaklara, sancaklar kazalara ve kazalar da köyleri ihtiva eden nahiyelere ayrıldı. Her eyaletin başında müşir rütbesinde birer vali, sancaklarda birer paşa bulunmakta, kazaların birçoğu ise muhassıllar tarafından idare olunmakta idi. Her valinin yanında bölge kuvvetlerine komuta edecek bir muhafız ile, mali işlere bakacak bir defterdar verildi. Bazı eyalet ve sancaklarda mahalli meclisler kuruldu. Bu meclislerde Müslüman ve Hıristiyan ahali, nüfusları nisbetinde temsil edildi.

Tanzimat, Osmanlı Devletinde Sultan Üçüncü Ahmed’den itibaren başlamış olan ıslahat hareketleri içinde bir merhale teşkil eder. Fakat bu merhale, kendilerinden öncekilere nisbetle çok farklı bir özellik taşır. O zamana kadar daha ziyade askeri sahada ıslahat yapılırken, bu dönemde devletin başına gelen gailelerin sebepleri Osmanlı cemiyetinin düzeninde görülmüş ve bu düzenin temellerinin ıslahı düşünülmüştür. Bunun için Tanzimat Fermanı bir nevi vatandaş hakları beyannamesi olarak ortaya çıkmıştır. Fakat bu beyanname, bir halk hareketi neticesinde halktan gelmeyip yukarıdan aşağıya, yani idare edenlerden gelmiştir. Bu husus Tanzimatın zayıf taraflarından birini teşkil eder. Bunun içindir ki halk tarafından kolaylıkla benimsenmemiştir. Bu da, alınan tedbirlerin, dış baskılarla emr-i vaki olduğunun en açık delilidir.

Osmanlı Devletinde vuku bulan bu liberal hareket, Rusya ve Avusturya tarafından hoş karşılanmadı. İngiltere ve Fransa ise müsbet karşıladılar. Ancak her devlet kendi menfaatleri doğrultusunda siyasi ve iktisadi çıkarları için Ferman’dan faydalanma yolunu tuttular. Osmanlı devlet otoritesinde bir gedik açılmıştı. Çünkü, insan hak ve hürriyetleri başka, azınlıkların devlet idaresine karıştırılması başkadır. Osmanlı Devletinin kuruluşundan beri azınlıkların hak ve hürriyetleri zaten vardı. Tanzimat ile onlar da devlet idaresine karıştırıldı. Kolayca dış düşmanların güdümüne girdiler. Böylece Haçlı Avrupa’nın arzusu doğrultusunda, devlet kademe kademe çökmeye yüz tuttu. Rusya Ortodoks, İngiltere Protestan, Fransa Katolik tebealar için müdahalede bulunup, Tanzimatın yeter derecede gelişmediğini ileri sürürek, akıl hocalığı yapmaya kalktılar. Tanzimata açıktan muhalifliğini ilan eden Avusturya başvekili Meternih, Avrupa usullerinin Türkiye’yi zayıf düşüreceğini ileri sürerek, Türklerin eski rejime bağlı kalmaları gerektiğini bildirmişti. Başlangıçta Osmanlı hükumetinin kendi isteğiyle başlatmış olduğu bu düzen, yabancı devletlerin artan müdahaleleri yüzünden onların istek ve ısrarıyle yapılan ve yürütülen bir hareket halini aldı.

Tanzimat, Osmanlı Devletinin kendi içinde de bir düşmanlığın meydana gelmesine sebeb oldu. Bilhassa Devlette hep hakim ve asil olan Müslümanların, gayri müslimlerle eşit sayılması Müslüman camiada hoşnutsuzlukla karşılandı.

Fermanın okunmasında hazır bulunan halkın dağılırken fikrini; “Bundan sonra gavura gavur diyemeyeceksiniz!” şeklinde belirtmesi, duyulan tepkinin en meşhur ifadesi olmuştur. Hıristiyan zümrelerden, en çok imtiyaza sahib olan Rumlar, imtiyazlarının azalacağı endişesiyle memnun kalmadılar. Diğer Hıristiyan tebea da, Tanzimatın gelişmesi sırasında Gülhane Hattı’nın tebea eşitliğini belirten prensiplerinin gereği gibi yürütülmediğini ileri sürerek, yeni haklar istemeğe kalktılar. Ayrıca refah ve huzur içinde olmalarına rağmen, siyasi haklara kavuşmak için yabancı devletlere başvurmaktan çekinmediler. Halbuki Gülhane Hatt-ı Hümayununa göre şikayetlerini Babıali’ye yapmaları lazımdı.

Yanıtlar