Türk dilinin en eski izleri Sümer kaynaklarindaki Türkçe sözlerdir. M.Ö. 3100-M.Ö. 1800 yillari arasina ait Sümerce metinlerde 300'den fazla Türkçe söz yer almaktadir. Sümerceyle Türkçedeki ortak sözler ya ortak kökenden gelmektedir ya da alış veriş sonucu...

Geçmişten Günümüze Türkçe hakkında detaylı bilgi

Türk dilinin en eski izleri Sümer kaynaklarindaki Türkçe sözlerdir. M.Ö. 3100-M.Ö. 1800 yillari arasina ait Sümerce metinlerde 300'den fazla Türkçe söz yer almaktadir. Sümerceyle Türkçedeki ortak sözler ya ortak kökenden gelmektedir ya da alış veriş sonucu ortaya çıkmıştır. Hangi ihtimal dogru olursa olsun Türkçenin ilk verileri M.Ö. 2000-3000 arasina çikmakta, yani bundan 4-5000 yil geriye gitmektedir. Ortak sözler Türklerle Sümerlerin komsu olduklarini da gösterir. Türklerin hiç olmazsa bir bölümü M.Ö. 2000-3000 yillari arasinda, belki de daha önce Ön Asya'da yasamis olmalidir. M.Ö. 7.-3. yüzyillar arasinda Karadeniz'le Hazar'in kuzeyinde ve Kuzeydogusunda yasayan Sakalarin önemli bir bölügü ve yöneticileri de büyük ihtimalle Türktü.

M.Ö. 6. yüzyilda yasamis olan Sakalarin kadin hükümdarinin adi Yunan kaynaklarinda Tomiris olarak geçer. Bu kelime Türkçe Temir (demir) olsa gerektir. Divan-ı Lügat-it Türk'te anlatildigina göre Büyük İskender'in Türkistan seferi sirasinda (M.Ö. 330'lar) Türklerin bir kismi, hükümdarlari Su yönetiminde Hocent civarinda, yani Seyhun'un yukari havzalarinda idiler. Iskender'in gelisiyle Su ve idaresindeki Türkler Altaylara çekildiler; Oguzlar ise Hocent civarinda kaldilar.

Çin kaynaklarindaki ilk bilgilere göre Türkler Çin'in kuzeyindeki bozkirlarda yasiyorlardi. M.Ö. 220'lerde ortaya çikan Tuman (Teoman) Yabgu ve M.Ö. 209'da hükümdar olan oglu Motun (Mete) Yabgu, Hunlarin büyük hükümdarlari idiler ve merkezleri bugünkü Mogolistanda bulunan Orhun vadisinde idi. Hunlardan sonra da Topalar, Avarlar, Göktürkler, Uygurlar dönemlerinde, M.S. 840'a kadar Türklerin merkezi Orhun vadisinde olmustur. M.Ö. 220 - M.S. 840 arasindaki 1000 küsur yillik dönemde Türkler kudretli zamanlarinda Okyanus kiyilarindan Hazar'a, hatta bazen Karadeniz'in kuzeyine kadar uzanan topraklara hükmediyorlardi. Türklerden bir bölügü M.S. 370'lerde Idil'i geçmis ve Kafkaslarla Karadeniz'in kuzeyine ulasmisti. Bati Hunlari, Bulgarlar, Avarlar, Peçenekler ve Kipçaklar 370'ten baslayarak yüzyillar boyunca Dogu Avrupa ve Balkanlari yönetimleri altinda bulundurmuslardir.

Asya ve Avrupa Hunlarina ait herhangi bir Türkçe metin elimizde bulunmamaktadir. Ancak Çin ve Bizans kaynaklarina geçen bazi özel adlar ve kelimeler onlara ait Türkçe veriler olarak kabul edilmektedir. Çin kaynaklarinda geçen tehri, kut, yabgu, ordu, temir gibi sözlerin Çincelesmis biçimleri, milat yillarina ait Türkçe verilerdir. Attila'nin babasinin adi olan Muncuk (Boncuk) ve ogullarinin adlari Dehizik, Irnek, Ilek Türkçeyle açiklanabilmektedir.

6.-9. yüzyillardaki Tuna Bulgarlarindan yil ve ay adlari ile birkaç kelimelik bazi küçük metinler kalmistir. Yillar hayvan adlariyla adlandirildigi için yil adlari ayni zamanda çesitli hayvanlarin adlarini gösteriyordu. Aylar sira sayilariyla ifade edildigi için Bulgar Türkçesindeki sayilarin adlarini da böylece ögrenmis oluyorduk. Mogolistan'da bulunmus olan 6 satirlik Çoyr yaziti tarihi bilinen en eski metindir. Ilteris Kagan'a katilan bir askeri anlatan metin 687-692 arasinda yazilmis olmalidir. Orhun anitlari olarak bilinen Isbara Tamgan Tarkan (Ongin), Köl Iç Çor (Ihe-Husotu), Tonyukuk, Köl Tigin, Bilge Kagan anitlari 719-735 yillari arasinda yazilmislardir. Uygurlarin ikinci kagani Moyun Çor Kagan'a ait Taryat, Tes ve Sine-Usu anitlari 753-760 arasinda dikilmistir. Mogolistan'da, Yenisey vadisinde, Kazakistan'da, Talas'ta (Kirgizistan), Kuzey Kafkasya'da, Idil-Ural bölgesinde, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Polonya'da Göktürk harfleriyle yazilmis daha yüzlerce yazit bulunmustur. Bu küçük yazitlarin 7.-10. yüzyillar arasinda yazildigi tahmin edilmektedir. Demek ki bu yüzyillarda Dogu Avrupa ve Balkanlardan, hatta Macaristan'dan Güney Sibirya'ya ve Moğolistan içlerine kadar uzanan sahada Türkçe, Göktürk harfleriyle yazilan bir yazili dil olarak kullanilmaktaydi.

9. yüzyildan itibaren Türkçenin yazili ürünlerini daha güneyde, Tarim havzasinda da görmeye basliyoruz. 840'ta Tarim havzasinda ve Gansu bölgesinde devletler kuran Uygurlar; Göktürk, Uygur, Sogdak ve Brahmi alfabeleriyle kagit üzerine yüzlerce eser yazdilar, yüzlerce belge biraktilar. Hatta bunlarin bir kismi yazma degil, basma eserlerdi. Uygur yazili eserleri, Gansu bölgesinde 17. yüzyila kadar devam etmistir.

11. yüzyilda Kasgar ve Balasagun çevresi de bir Türk kültür çevresi olarak ortaya çikar. 1069 tarihli Kutadgu Bilig Balasagun'da yazilmaya baslanmis, Kasgar'da Karahanli hükümdarina sunulmustur. 1070'lerde Bagdat'ta kaleme alinan Divanü Lugati't-Türk de aslinda Kasgar muhitinin eseridir. Türkler 10. yüzyilda Müslüman olduklari halde 11. yüzyilda Arap yazisi henüz Türklerin yazisi haline gelmemisti. Kaşgarlı Mahmud 1070'lerde Türk yazisinin Uygur yazisi oldugunu kesin sekilde kaydeder. Kasgarli Mahmud Türklerin 20 boy oldugunu yazar ve onlari batidan doguya dogru söyle siralar: 1. Beçenek, 2. Kifçak, 3. Oguz, 4. Yemek, 5. Basgirt, 6. Basmil, 7. Kay, 8. Yabaku, 9.Tatar, 10. Kirkiz, 11. Çigil, 12. Tohsi, 13. Yagma, 14. Ugrak, 15. Çaruk, 16. Çomul, 17. Uygur, 18. Tangut, 19. Hitay. Listedeki Hitay'i Kasgarli'nin ifadesiyle "Çin ülkesi" olarak ayirmak gerekir. Bu siralamadan az sonra Kasgarli Beçeneklerle Kifçaklar arasina Suvarlarla Bulgarlari yerlestirir. Kasgarli'nin iki dilli olduklari için dillerini bozuk saydigi Sogdak, Kençek, Argu ve Tangutlardan Argulari da Türk boylari arasinda saymaliyiz. Demek ki 11. yüzyilda Balkanlardaki Bizans sinirindan Çin ve Mogalistan içlerine kadar Türkçe konusuluyordu. 13. yüzyilda Türk yazi dilinin merkezilestigi bölge Aral'in güneyindeki Harezm bölgesidir. 13.-14. yüzyillarda Altınordu'nun merkezi olan Hazar'in kuzey kiyisindaki Saray'dan hatta daha batidaki Kirim'dan Tarim havzasinin dogusundaki Gansu'ya kadar Türk yazi dili kesintisiz olarak kullaniliyordu. Tarim havzasiyla Gansu'da kullanilan dile Türkoloji literatüründe Uygur Türkçesi, Altinordu ve Türkistan sahasinda kullanilan dile ise Harezm Türkçesi denmektedir. Ancak ikisi arasinda ses ve gramer yönünden hemen hemen hiç fark yoktur. Yazilari ise farklidir. Birincisi Uygur, ikincisi Arap yazisini kullanir. 13. ve 14. yüzyillarda Türk yazi dili, bu ana sahadan baska üç cografyada daha kullaniliyordu. Bunlardan biri Yukari Idil (bugünkü Tataristan) sahasidir. Burada bulunan mezar kitabelerinin dili Idil Bulgarcasi idi. Ikincisi Misir ve kismen Suriye idi.

Buradaki yazi dili Harezm Türkçesine çok yakindi ve Kipçak Türkçesi adini tasiyordu. Üçüncü saha Azerbaycan ve Anadolu sahasiydi. 13. yüzyilda bu alanda Oguz agzina dayanan yeni bir yazi dili dogmustu. Bu yazi dili Balkanlara dogru sahasini genisleterek kesintisiz sekilde bugüne dek sürmüstür. Sadece mezar kitabelerinde gördügümüz Idil Bulgarcasi 14. asirdan sonra yerini Kipçakçaya birakir. Misir ve Suriye'de ise 15. yüzyildan sonra Kipçak Türkçesi kullanilmaz olur. Karadeniz, Kafkaslar, Hazar denizi ve Iran, Kuzey-Dogu Türkçesi ile Bati Türkçesini ayiran tabii sinirlardir. 11. yüzyildan itibaren Oguzlar Iran'i asarak Azerbaycan ve Anadolu'ya gelmisler ve Bati Türklügünü olusturmuslardir. Bati Türklügü 14. yüzyilda Balkanlara tasmis, daha sonra Macaristan sinirina dayanmistir. Bugünkü Irak ve Suriye'nin kuzey bölgeleri de Bati Türklerinin 11. yüzyildan itibaren yerlestikleri yerlerdi ve buralardaki nüfus Anadolu Türklügünün tabii uzantisiydi. Öte yandan Kuzey Afrika ve Arap ülkelerine de önemli miktarda Osmanli Türkü yerlesmisti. Bütün bu sahalarda Bati Türkçesi ortak bir yazi dili olarak kullanilmistir. 13. ve 14. yüzyillarda Anadolu ve Azerbaycan'da yazilan eserleri, yazi dili olarak birbirinden ayirmak kolay degildir. Bu asirlarda yazi dili henüz standartlasmamistir; esasen Azerbaycan, Anadolu ve Balkanlarda henüz siyasi birlik de yoktur; bölgede çesitli Türk beylik ve devletleri hüküm sürmektedir.

15. yüzyilda Osmanlilar güçlenerek birligi kurmaya yönelirler ve yeni olusmaya baslayan Istanbul agzi esasinda Osmanli Türkçesi standart hale gelir. 16. yüzyilda Dogu ve Güney-Dogu Anadolu ile birlikte Suriye ve Irak da Osmanli topraklarina dahil olur; böylece bu bölgeler de Osmanli Türkçesi alani içine girerler. Kuzey ve Güney Azerbaycan, Iran'la birlikte bir baska Türk devletinin, Safevilerin yönetiminde kalir. Ancak yine de 16. asirda Azerbaycan ve Osmanli yazi dillerinin kesin sekilde ayrildigini söylemek dogru degildir. Hatayi ve Fuzuli her iki çevrenin de sairidir. 17. yüzyildan sonra iki yazi dilinin ayrildigini söylemek mümkündür; ancak aralarindaki fark yok denecek kadar azdir. Kuzey ve dogu Türklerinde Harezm Türkçesinin devami niteligindeki Çagatay Türkçesi tek ve ortak yazi dili olarak 15. yüzyildan 20. yüzyil baslarina kadar sürdü. Bunun bir tek istisnasi vardi: Kirim Hanligi. Osmanli idaresinde bulundugu için Kirim Hanliginda kullanilan yazi dili Osmanli Türkçesi idi.

13. yüzyildan itibaren iki ayri yazi dili halinde gelisen Dogu ve Bati Türkçeleri sürekli olarak birbirleriyle temasta olmuslardir. Çagatay sahasi eserleri, özellikle Nevayi Osmanli ve Azerbaycan Türklerince hep okunmustur. Buna karsilik Osmanli eserleri de özellikle Idil-Ural bölgesinde sürekli okunmustur. Osmanli ve Azerbaycan sahasinda Nevayi'ye Çagatayca olarak nazireler yazilmis ve bu 19. yüzyila kadar sürmüstür. 1552'de Kazan'in düsmesiyle baslayan Rus yayilmasi 1885'te Bati Türkistan'in isgaliyle tamamlanmistir.

Dogu Türkistan 1760'larda Çin isgaline ugramisti. 19. yüzyilin sonuna gelindiginde bagimsiz olan Türkler sadece Osmanli Türkleriydi. 19. yüzyilin ortalarinda Türk yazi dilleri için yeni bir süreç baslar. Kazan Üniversitesinde hocalik yapan müstesrik ve papaz Ilminski, her Türk boyunun konusma dilinin ayri bir yazi dili haline gelmesi gerektigi görüsünü ortaya koyar ve bunun için çalismaya baslar. Özellikle Tatar aydinlariyla Kazan'da okuyan Kazak aydinlari üzerinde etkili olur. Bu iki Türk boyunun bazi yazar ve sairleri, ortak olan Çagatay yazi dili yerine kendi konusma dillerini yazi dili haline getirmeye çalisirlar. Yüzyilin sonlarina dogru Tatar ve Kazak yazi dillerinin ilk eserleri verilmeye baslar. Ilminski'ye karsilik Gaspirali Ismail, 1884'te Bahçesaray'da (Kirim) çikarmaya basladigi Tercüman gazetesi ve Türk dünyasinin her tarafinda açtirdigi usul-i cedit okullari vasitasiyla ortak yazi dilini savunur; bütün Türk dünyasinin sadelestirilmis İstanbul Türkçesinde birlestirilmesini ister.

Rusya'da Mesrutiyetin ilan edildigi 1905 yilindan itibaren Kirim, Idil-Ural, Azerbaycan ve Türkistan bölgelerinde Türk yazi dili konusu siki bir sekilde tartisilir. Gaspirali Ismail'in tesirinde kalan Türk aydinlari yazi dilinde birlik fikrini savunurlar ve buna uygun eserler verirler. Ilminski'nin fikirleri ise baska müstesrikler ve Çarlik memurlari tarafindan yayilmaya çalisilir. Ilminski gibi bir papaz ve müstesrik olan Nikolay Ostroumov 1870'ten 1918'e kadar Türkistan Vilayetinin Gazeti�ni çikararak bu gazete vasitasiyla Irancalasmis Özbek agizlarini yazi dili haline getirmeye çalisir. 1888-1902 arasinda çikarilan Dala Vilayeti gazetesi Kazakçayi, 1905-1908 arasinda çikarilan Mecmua-yi Maverayi Bahr-i Hazar Türkmenceyi yazi dili yapmaya ugrasir. Her üç gazete de Çar idaresince çikarilmaktadir.

Yüzyilin basindaki bu tartisma ve uygulamalar kaynaklara ulasmanin zorlugu yüzünden bugüne kadar ciddi sekilde arastirilmis degildir. Ancak 1917'deki Bolsevik ihtilalinden sonra serbest tartisma ortami yok edilmis, Ilminski ve Ostroumov'un fikirleri zorla uygulanarak her Türk boyunun konusma dili ayri yazi dili haline getirilmistir. Bu süreç Sovyetler Birliği'nde 1930'larda tamamlanmistir. Çin idaresindeki Dogu Türkistan'da ise Uygurca, Çagatay yazi dilinin devami olarak sürerken 1949'daki komünist idareden sonra mahallilestirilmistir. Alfabe degisiklikleriyle bu süreç hizlandirilmis, her Türk yazi dili için ayri alfabeler olusturularak farklilik artirilmaya çalisilmistir. Bütün bu çalismalar sonunda bugün 20 Türk yazi dili ortaya çikmis bulunmaktadir:

1) Türkiye Türkçesi 2) Gagavuz Türkçesi 3) Azerbaycan Türkçesi 4) Türkmen Türkçesi 5) Kirim Tatar Türkçesi 6) Karaçay-Malkar Türkçesi 7) Nogay Türkçesi 8) Kumuk Türkçesi 9) Kazan Tatar Türkçesi 10) Baskurt Türkçesi 11) Kazak Türkçesi 12) Karakalpak Türkçesi 13) Kirgiz Türkçesi 14) Özbek Türkçesi 15) Uygur Türkçesi 16) Altay Türkçesi 17) Hakas Türkçesi 18) Tuva Türkçesi 19) Saha Türkçesi 20) Çuvas Türkçesi

Rusya bugün dahi yeni yazi dilleri olusturma fikrini birakmis degildir. Tataristan Cumhuriyeti disinda kalan Bati Sibirya Tatarlari ile Güney Sibirya'daki Sorlarin agizlari bazi fonlar ve yardimlar yoluyla yazi dili haline getirilmeye çalisilmaktadir. Türk dünyasinda 1990'dan beri yeni bir süreç baslamistir. Bes Türk cumhuriyeti bagimsiz olmus, digerleri de daha serbest hareket edebilme imkanlarina kavusmustur. Simdi artik kendi kültür politikalarini kendileri tayin edecek duruma gelmislerdir. Nitekim bunun etkisi de kisa zamanda görülmeye baslanmistir. 1991 Araliginda Azerbaycan, 1993 Nisaninda Türkmenistan, 1993 Eylülünde Özbekistan, 1994 Subatinda Karakalpakistan Latin alfabesine geçme karari almislardir. Bu ülkelerde yeni alfabeye geçis kademeli olarak uygulamaya konmustur.

Öte yandan Kırım Türkleri ile Gagavuzlar da Latin alfabesine geçerek bazi süreli yayinlarini yeni alfabeyle basmaya baslamislardir. "Dil disi sartlar" dedigimiz siyasi, iktisadi ve kültürel iliskiler de Türk yazi dilleri arasinda yeni etkilesim ve olusumlara yol açmaya baslamistir. Türkiye'de Türk cumhuriyetlerinin edebiyatlarina ait bazi parçalar lise edebiyat kitaplarina konmustur. Dört üniversitede (Ankara, Gazi, Mugla, Atatürk) Çagdas Türk Lehçeleri ve Edebiyatlari bölümleri açilmistir. Pek çok Türkiyeli genç Türk cumhuriyetlerinde ögrenim görmektedir. Sayilari az da olsa sosyal bilim dallarindaki bazi genç arastiricilar Türk topluluklari arasinda arastirmalar yapmaya baslamislardir. Avrasya televizyonunun bazi genç yapimcilari da Türk dünyasina sik sik giderek yeni yapimlara imzalarini atmaktadirlar.

Siyasi, iktisadi, ilmi ve kültürel heyetler de sik sik bu dünyaya yolculuk etmektedir. Türk cumhuriyet ve topluluklarinda uzun süreli kalan is adamlari ve görevliler de az degildir. Bütün bu tesebbüs ve iliskiler Türk lehçelerinin Türkiyeli aydinlar ve gençler tarafindan ögrenilmesine yol açmaktadir. Türkiye Türkçesinin diger Türklerce ögrenilmesi ise çok daha büyük ölçülerde karsimiza çikmaktadir. Türkiye'de ögrenim görerek bizim lehçemizi ögrenen ögrencilerin sayisi 10.000'i geçmistir. Iktisadi, kültürel veya ilmi sebeplerle Türkiye'ye gelip kisa veya uzun süreli ülkemizde kalan ve Türkiye Türkçesiyle bizlerle anlasabilen pek çok insan vardir. Öte yandan Türk cumhuriyet ve topluluklarinda pek çok okul açilmistir ve bu okullarda on binlerce ögrenci okumakta, Türkiye Türkçesini ögrenmektedir. Dogrudan dogruya Türk televizyonlarini izleyebilen Azerbaycan veya Avrasya yayinlarina bakan Türkistan cumhuriyetleri bu kanalla da Türkiye Türkçesine asina olmaktadir. Bütün bu temas ve faaliyetlerin sonuçlarini önümüzdeki yillarda görebiliriz.

Türk televizyonlarini izleyen Azerbaycanli çocuklar daha simdiden Türkiye Türkçesindeki farkli kelimeleri tanimaya ve hatta kullanmaya baslamislardir. Samaylot yerine uçak kelimesi pek çok Türk topluluguna ulasmistir. Türkiye Türkleri de artik orun (yer), kiyin (zor), çalar (nüans), kayitmak (geri dönmek), aylanmak (çevresinde dönmek), uçrasmak (karsilasmak), tapmak (bulmak) gibi kelimeleri tanimaya baslamalidirlar. Eski Sovyetler disindaki Türk dünyasi ile iliskilerimiz de artmistir. Bati Trakya, Bulgaristan, Makedonya, Yugoslavya, Romanya gibi Balkan ülkelerinde yasayan Türklerle artik daha sik temas halindeyiz. Balkanlardan gelen pek çok Türk genci de Türk üniversitelerinde okumaktadirlar. Bu ülkelerin çogunda ilk ve orta dereceli okullarda Türkçe ögretim yapilmakta, Türkçe gazete ve dergiler çikarilmaktadir.

Hemen hemen hepsinden Türk televizyonlari izlenmektedir. Iran'da da Azerbaycan Türkçesiyle (Arap harfleriyle) dergi ve kitaplar yayimlanmakta, belirli saatlere mahsus olarak radyo ve televizyon yayinlari yapilmaktadir. Iran�da artik Türkçe egitim talepleri baslamistir. Irak'ta, 36. paralelin kuzeyinde birkaç yildan beridir Türkçe ögretim yapilmaya baslanmistir; Türkçe gazete ve televizyon yayinlari yapilmaktadir. Türk dili yarin nasil olacaktir? Yukarida sayilan gelismeler elbette Türk dilinin yarinini büyük ölçüde belirleyecektir.

20 yil sonra Türkiye Türkçesi, Türk dünyasindaki pek çok aydin tarafindan bilinen ve Türkler arasi platformlarda kullanilan bir iletisim dili olacaktir. Bu süre içinde Birlesmis Milletlerce kabul edilmis olmasi da muhtemeldir. Türk dünyasinin bazi genç aydinlari az da olsa makale, siir, hikaye ve kitaplarini Türkiye Türkçesiyle yazmaya baslayacaklardir. Onlarin, bizim yazi dilimizle yazdiklari eserlerde kendi lehçelerine ait bazi kelimeler, hatta fonetik ve morfolojik özellikler bulunabilecektir. Böylece bizler de o lehçelerden küçük tatlar almaya baslayacagiz. Süphesiz Türkiye Türklerinden yetismis bazi sair ve yazarlar da eserlerine Türk lehçelerinden kelimeler ve bazi özellikler serpistireceklerdir. Bu hem Türkiye Türkçesinin kendi kaynaklarindan beslenerek zenginlesmesine, hem de yeni tatlarla çesitlenmesine yol açacaktir. Böylece 4000 yil önce Sümer kaynaklarinda görülen agar (agir), di- (demek), dingir (tenri-tanri), dug- (dökmek), men (ben), zae (sen), zag (sag), gisig (esik-kapi) gibi kelimeler önümüzdeki bin yillarda sonsuzluga dogru yollarina devam edeceklerdir.
İlgili Konu Başlıkları Tümü

Türkçe

Türkçe, diğer Türk dilleriyle birlikte Altay dil ailesinin bir kolunu oluşturur. Bu ailenin diğer üyeleri Moğolca, Mançu-Tunguzca ve Korecedir. Japoncanın Altay dil ailesinin bir üyesi olup olmadığı konusu tartışılmaktadır.

Kompozisyon

Ayrı ayrı parçaları bir araya getirerek bir bütün oluşturma biçimi ve işi.

Manga (çizgi Roman)

Manga kelimesinin bilinen ilk kullanımı 1770'li yıllara dayanmaktadır. 19. yüzyıl boyunca kelime özel olarak, üzerinde karikatürler bulunan ağaç bloklarını, özellikle de Hokusai Katsushika'nın 1819'da yayınlanmış olan ve öğrencilerinin kullanması için kendisinin çizdiği ...

Sedat Laçiner

Sedat Laçiner, Doç. Dr., USAK ve ODAM Başkanı. Uluslararası İlişkiler ve Ortadoğu Uzmanı. '2006 Genç Küresel Lider' unvanı.

Adigece

Adıgece (Adıgece: адыгaбзэ / ''Adıgabze'';Kabartayca söylenişi:адыгэибзэ/Adıgeyıbze), Kuzey Kafkasya'da, Adıgey Cumhuriyeti'nde ve Krasnodar krayında yerli nüfusun dili. Abhaz-Adıge dilleri olarak da bilinen Kuzeybatı Kafkas dilleri ...

Melihat Gülses

== Biyografi ==Melihat Gülses, 1 Ekim 1958 tarihinde Konya Akşehir`de doğmuştur. Ahmet Tahir ve Nurten Köseoğlu çiftinin üçüncü çocuğudur. Ağabeyi Zeki Celal Köseoğlu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirerek çeşitli illerde savcı olarak görev yapmış ve meslekten ...

Çerkes Sürgünü

Adıge Sürgünü, 19.yüzyılda, özellikle 1864 yılında yoğunlaşmak ve başta Adigeler (Çerkesler) olmak üzere, Kuzey Kafkasya halklarının Türkiye'ye yönelik zorunlu göçleri. Büyük Çerkes Sürgünü ya da Göçü ya da Çerkes Soykırımı gibi adlar da verilmektedir.Bu olay ...

Deydinler, İnegöl

Deydinler, Bursa ilinin İnegöl ilçesine bağlı bir köydür. İnegöl ilçesi merkez bucağına bağlı bir köydür.

Adıge Sürgünü

Çerkes Sürgünü ya da Çerkes Muhacirliği (Rusça Черкесское мухаджирство Çerkesskoye muhacirstvo) veya Çerkes Soykırımı (Doğu Çerkesçesi Адыгэм я лъэпкъгъэкIуэд), 19. yüzyılda, özellikle 1864 yılında yoğunlaşmak ve başta Adığeler ve ...

Necati Demir

Prof. Dr. Necati Demir (d. Ordu, 20 Nisan 1964), Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Fakültesi Ortaöğretim Sosyal Alanlar Bölümü Başkanı - Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı.

Eski Osmanlı Topraklarında şu An Bulunan Devletler Listesi

Osmanlı hakimiyeti ve himayesi altında kalmış ülkeler ve Osmanlı`ya bağlı kalma süreleri şu şekildedir:

Dadaloğlu Kasabası, Tomarza

1972 yılına kadar "Taf" adını kullanmıştır. 1972 yılında belde olunca "Özlüce" olarak ismini değiştirmiştir. 1987 itibaren Dadaloğlu ismini kullanmaya başlamıştır. Ünlü Türk ozanı Dadaloğlu adına her yıl Ağustos ayı sonunda kasabada şenlikler düzenlenmektedir. Halkın ...

Fazıl Gökçek

Fazıl Gökçek (d.1966, Kayseri) Türk yazar, akademisyen, Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı Profesörü.

TV Boliviana

TV Boliviana (Türkçe: Bolivya TV) Bolivya'da kurulmuş ilk televizyon kanalıdır. Hükümetin kontrolündeki kanal ülkedeki tek devlet kanalıdır. Kanal Luis Adolfo Siles başbakanlığını yaptığı hükümet döneminde Ağustos 1968'de kurulmuştur. Kanal bağımsız, kamu hizmeti veren ...