Görünmeyen Bilinmez Roman

Hayatın farklı açılardan gözlemlendiği, etraftaki cansız ve canlı varlıkların dilinden, deneyim ve gözlemlerinden üçüncü kişi anlatımıyla kaleme alınmış psikolojik, gerçekçi ve doğal bir bakış açısıyla fantastik, dinsel ve düşüncesel felsefi bir akım romanıdır.<br><br>“Nesneler dile geliyor.” Hayatı nesnelerin ve bilinmeyen varlıkların gözlemleriyle inceleyin.<br>“Hiçbir insan diğer insanların kendini nasıl gördüğünü asla göremeyecek ve anlayamayacak.”<br><br>Görünmeyen görünenle görülmez; Görünmeyen görünene bürünmez,<br>Bakmak ile görünmeyen bilinmez; Görünmeyen ile görünmeyen silinmez…<br><br>Yüce yaratıcının yarattığı kâinattaki bütün mevcudatın bütünleşik halde isyanı sonucu patlak veren savaş ve sonrasında acı, hüsün ve kederin hâkim olduğu yeni bir dünya…<br>Varlıkların efendisi Eşrefi Mahlûk’un Halifetullah kabulü ve Yaratıcı Halik’a bütün mevcudatın taleplerini arzı…<br>Mishakal varlıkların kusursuzu Martin’in yaşam öyküsü ve ruh ikizinin acı kaderiyle yüzleşmesi…<br>Beni Âdemin himayesine verilen Ruh, Nefis ve Beden üçlüsünün yaşam mücadelesi…<br><br>Mishakal Martin ve ruh ikizi insan Baki’nin yaşam öyküsünü konu alan, iç dünyalara doğru yolculuk yaparken yaşadıkları, onların kontrolü dışında yaşanan gerçekler, zamanda yolcuk ve mana âlemine yolculuğun anlatıldığı eşsiz bir metafizik üzerine fantastik bilim kurgu romanı.
“Hiçbir insan diğer insanların kendini nasıl gördüğünü asla göremeyecek ve anlayamayacak.”<br><br>Görünmeyen görünenle görülmez;<br><br>Görünmeyen görünene bürünmez,<br><br>Bakmak ile görünmeyen bilinmez;<br><br>Görünmeyen ile görünmeyen silinmez…
“Tanrı Bir Edebiyatçı Yazarsa<br><br> Her yazar bir yaratma içgüdüsüne, her yaratıcı sanatını icra edip bilinmeyi istemektedir. Sanatçı kişi bir yaratıcı statüsüne sahiptir. Şuan inandıklarımız ve yaşadıklarımız ya bizim inandığımız tanrının yazdığı, kurgulamış olduğu roman ve kurgusal dünya ise! Farklı yazarların yani kurgu yapan sanatkâr edebiyatçı yaratıcıların yahut belirtilmiş dünyadaki tanrıların varlığı söz konusuysa! Aslında bizler yoksak ve yazarın yazdığı ve bizim hayat dediğimiz bu romandaki yerimiz sadece onun istediği ölçüde ve onun izin verdiği şekildeyse ki, ölüm bunu açıklamıyor mu?<br><br>Yani tanrı denilende bizim suretimizde özgür ve farklı özelliklere sahip bir kişilikse... Şu an inandığımız tanrı onun bu şekilde istemesiyse... <br><br>Bildiğimiz gezegenler hayat ve yaşam gibi olay, gerçeklik ve olgular sadece tanrının kurguladığı romandan ibaretse... Peki, Müslümanların inandığı olgular aslında inandığımız tanrının romanı iken, Budistlerin yaşam ve inançları ise o tanrının, farklı bir yazarın kurguladığı romansa... Bizim yaşadıklarımız ve inandıklarımızın ötesinde bir yazar tanrı varsa ve onun kurguladığı bir hayat, hatta bizim hayal bile edemeyeceğimiz bir tarzla oluşturulmuş yaşam, olgu zaman ve karakterler varsa.<br><br>Yahut da tüm bilinen ve bilinmeyenlerde sadece tek bir yaratıcı olup tüm kurguları, tüm yaşamı ve hayatı o yazıyor, kaleme alıyorsa. Yaşadığımızı sandığımız bu hayatta bizler sadece gerçekte var olmayan kurgusal varlıklarsak ve tanrının yazdıklarını okuyan başkaları varsa ya da o okuyanlar farklı âlemde, biz ise farklı boyutlardaysak.” Sayfalar dolusunca makale devam ediyordu Martin’in ellerinde. Günün ilk ışıklarında Martin bu satırları okuyor, bir yandan da kimin böyle bir makale yazabileceğini, dahası kimin bu tarz bir düşünceye sahip olabileceğini düşünüyordu. Makalenin başlığı zaten içeriğinde farklı düşüncelerin olduğu mesajını vermekteydi. “Tanrı bir edebiyatçı yazarsa,” ne kastediliyordu? Aklı bu makalenin sonrasında şok olmuş bir halde karma karışış düşüncelere büründü. Yaşananları en yakın hayat arkadaşının gözlemleri doğrultusunda evindeki kitaplarının ve bahçesindeki yılların sessizliğinde yaşam süren çınar ağıcının şahitliği ile bilinmeyen bir gölge anlatıyordu.<br><br>Bir süre düşündükten sonra kâğıdı ofisinde ki çalışma masasının üzerine bıraktı. Başını kaldırıp etrafa, ofisinin içine bakındı. Tam karşısında bir dolap ve üzerinde kendi elleriyle yapıştırdığı Almancaya dair resimler yer alıyordu. Sol tarafında yeşillik bir alan, Almanların sanat diye adlandırdığı metal yığınları bulunan bir manzarayla kaplanmış penceresi yer alıyordu. Her zaman ki gibi onun baktığında gördükleri asla bitmez, tükenmezdi. Dolabın içerisindeki afişler ve onlarca felsefe, almanca, edebiyat ve tarih üzerine kitapların yanı sıra gizem, suç ve mitolojik romanlarda gözüne çarpıyordu. Başının ağrıdığını hissetmeye başladı bir an. Başını sağ tarafına çevirdiğinde duvarda Almanya’nın o bilindik eyaletlerini belirten harita yer alıyordu. Haritanın hemen yanı başında bir not tahtacığı, üzeri onlarca günlük yapılacak listeleriyle doluydu. Ofisini beraber paylaşmak zorunda olduğu oda arkadaşının çalışma masası da orada yer alıyordu. Arkasına bakınmak bile istemiyordu, çünkü bütün duvar boyunca raflar ve dolapla dolu olduğunu biliyordu.<br><br>“Bugün ki maçta nasıl yenildik.” Diye söylenmeye başladı. Akşama ne pişireceğim, işten sonra kafamı nasıl dağıtacağım diye düşünmeye başladı. Gözü dışarıya bakıyordu. Dışarıda ilerideki Tren istasyonuna bakarken, kalbinde yine bir sıkışma hissetti. Dışarıdan hafifçe esen rüzgârın sesini kulaklarında hissediyordu. Güvercinlerin penceresine konmasını bir an diledi. Fakat kuşların konmaması için herkesin yaptığı gibi onun penceresinde de dikenli teller vardı. Bu Almanya’nın çoğunda uygulanan bir işlemdi. Daha uzaklarda yeşil ormanlarla kaplı dağlar yer alıyordu.<br><br> <br><br>Aniden kendini toparladı. İçindeki sesin, sürekli onu rahatsız edenlerin bir an yine suskun olduğunu fark etti. Bu hayra alamet değil, çünkü ne zaman içindekiler sessizliğe gömülse, duvarlarda gölgeler görmemeye başlayıp, sakinliğin hâkim olduğu bir ortam belirse Martin’de ürpertiler de kendini gösteriyordu. Ayağa kalkıp, bir bardak su içmeyi planladı. İlk atağını yaptığında başının şiddetle döndüğünü fark etti. Bilinçsizce kapanan gözlerini hafifçe araladı. Karşısında karanlık ve ağaçlık bir yer gördü. “Bu da neydi.” Diye düşünmeye başladı. “Yine mi, yine mi” diye söylendi. Evet, yine farklı ufuklara, farklı dünyalara yolculuk başlıyordu.
“Nesneler dile geliyor.” Hayatı nesnelerin ve bilinmeyen varlıkların gözlemleriyle inceleyin.

Yanıtlar