Devlet Örgütlenmesi Hazarlar'da devlet yapısı geleneksel Türk devletlerinin örneğine uymaktadır. Özellikle Göktürk ve Karahanlı devleti ile Hazar devleti arasında büyük benzerlikler saptanmıştır. Slavlar ve İskandinavyalılar için bu devlet yapısı ilginç gelmiş ve Ruslarla beraber birçok bölge devleti Hazar devletinin kurumlarını benimsemişlerdir.

Hazarlar devlet yapısı

Devlet Örgütlenmesi

Hazarlar'da devlet yapısı geleneksel Türk devletlerinin örneğine uymaktadır. Özellikle Göktürk ve Karahanlı devleti ile Hazar devleti arasında büyük benzerlikler saptanmıştır. Slavlar ve İskandinavyalılar için bu devlet yapısı ilginç gelmiş ve Ruslarla beraber birçok bölge devleti Hazar devletinin kurumlarını benimsemişlerdir. Araplar ise Hazar devletinde adaletli bir düzenin egemen olduğunu gördükten sonra Hazar Kaganı'nı dünyadaki adaletin simgesi olarak kabullenmişlerdir. Türk devletlerinde görüldüğü üzere Hazar İmparatorluğu'nun egemen karakteri çifte krallık düzeniydi. Asıl Kağan, devleti simgesel olarak temsil etmekte, ama bir başka kağan ona bağlı olarak devlet işlerini yürütmekteydi, iki krallık sisteminde asıl kağan isterse kendisine bağlı olarak işleri yürüten diğer kağanı görevinden alabiliyordu. Büyük Kağan kendi sarayında yaşar ancak birkaç ayda bir halkın önüne çıkardı. Asıl hakana Büyük Kağan, halifesine ise Kağan Beg denirdi. Kağan Beg her gün Büyük Kağan'ın huzuruna girer ve devlet işlerini ona danışarak yürütürdü. Büyük Kağan'ın yanına girerken büyük bir çıra yakar ve elinde yanan çıra olarak Büyük Kağan'ın yanına gelerek tahtın sağ yanına otururdu. Hakan Beg'in naibi Kündür Hakan onun naibi de Cavşıgır adını alırdı. Büyük Kağan halk ile konuşmaz, devlet işlerini bu üç hakan ile beraber yürütürdü. Büyük Kağan üç naipten başkasını yanına kabul etmezdi. Ülkenin yönetimi ve adalet işleri ile bağlı vilayetlerin işleri hep Hakan Beg'in elinde idi.

Büyük Kağan savaş için sefere çıkınca ordunun bir mil kadar ilerisinde gider, onu gören herkes yerlere kapanır, o geçene kadar da yere kapanık olarak dururdu. Kağanın işbaşında kalma süresi kırk yıldır. Bu süre içinde ölmezse, yanındakiler onu aklı azaldı diye öldürürlerdi. Büyük Kagan'ın savaşa gönderdiği ordu yenilirse ve kaçarak geri gelirse, hükümdar geri gelenlerin hepsini öldürtürdü. Öldürülen askerlerin kadınlarını, mallarını ve çocuklarını başkalarına dağıtırdı. Büyük Kağan insanları öldürmeye, cezalandırmaya veya affetmeye yetkiliydi, ikinci derecede kağanlar bazen şad, tarhan veya yabgu adını da alıyorlardı. Yürütme yetkisi Büyük Kağan'a bağlı olarak bu ikinci derece hakanların elindeydi.

Hazar hakanları da Göktürkler'de olduğu gibi Aşına sülalesinden geliyorlardı. Kağanların mal ve mülkleri olmazdı çünkü bütün ülke onların malı sayılıyordu. Kağan naiplerinin ise bazen Oğuzlar gibi güçlü kavimlerden seçildiği de olmuştur. Bağlı kavimlerin içişlerine fazla karışılmamış, vergi ve haracını ödeyenlere devlet yumuşak davranmıştır. Özellikle din işlerinde herkes özgür bırakılmış, bu nedenle de ülkede çeşitli dinler birarada yaşayabilmiştir. Her din veya mezhep kendi kutsal yerlerini yapabilmiş ve beraberce dinsel törenler düzenleyebilmişlerdir.

Hazar devleti Türklerin göçebelikten yerleşikliğe geçişinin dönüm noktasıdır. Hazarlar ele geçirdikleri bölgelerde önemli kentler kurmuşlar ve buralara yerleşerek yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Üç başkentin yanı sıra Hazar devleti kent düzeyinde bütün ülkede örgütlenmiştir. Kentler hem yaşam, hem de ticaret merkezi olarak sivriliyordu. Hazarlar'ın ticaret ve göç yolları üzerinde bulunmaları onları kentleşmeye götüren bir başka neden olmuştur. Saksın, Sakarkend, Yüzkent, Bezkent diğer önemli kentler olarak belirmiştir. Saksın kenti Hazar devletinin bilim merkeziydi. Hazar Denizi'nin kuzeyindeki kentlerde ise Bulgarlar yaşıyorlardı. Kentler arasında ticaret kurşun paralarla yapılırdı. Tarihsel kaynaklar Hazar devletinin mallarının diğer ülkelere oranla çok ucuz olduğunu ve halkın yaşam düzeyinin yüksek olduğunu yazmaktadır. Daha sonraları da kurşun ile bakırın karışımından paralar yapılmıştır. Hazarlar daha sonraları bir buçuk karış boyunda, bugünkü kağıt paralara benzeyen, kumaş paralar kullanmışlardı. Ekin adı verilen bu kumaş paralar Uygurlar'ın Kamdu adı verilen kumaş paralarına çok benziyordu.

Kışın Kentlerde yaşayan halk, daha sonraları kent dışına çıkmakta ve çadırlarda yaşayarak hayvancılık ile tarım işlerinde çalışmaktaydı. İdil ve Semender kentleri arası çok yeşillikti ve bu bölgede beş binden fazla bağ bulunuyordu. Tarım ve hayvancılığın yanı sıra bazı küçük el sanatları da gelişmişti. Hazarlar'ın yaptıkları kılıçlar, süngüler ve eyerler dünya çapında isim yapmıştı. Hazar kılıçları daha sonraki devletlerde de görülmüştür. Anadolu'da, Hazaran kılıcı diye bir tür, folklor içinde yer almıştır.

Süslemecilik ve dokumacılık da Hazar devletinde gelişmişti. Devlet bunların ticaretini yaparak hazinesine gelir sağlıyordu. Diğer ülkelerin prensleri ve kralları ile evlenmek üzere gönderilen Hazar prenseslerinin çeyizleri incelendiğinde Hazarlar'ın bu alanda da çok ileri gittiği ve devletin bu tür el sanatlarını desteklediği anlaşılmaktadır. Devlet halka baskı yapmadan onların el emeklerinin değerlendirilmesini ticaret aracılığı ile yerine getiriyordu.

Hazarlar Oğuzlar'da olduğu gibi önceleri ölülerini suya gömerken daha sonra yakma yöntemini benimsemişlerdir. Kağanlar için özel törenler düzenlenir ve yirmi odalı büyük bir ev yapılarak bu evin odalarından birisine kağanın cenazesi gömülürdü. Hazarlar bu kabre cennet diyorlardı. Kral kabirlerine daha sonra su verilir ve suyun altında kalması sağlanırdı. Hazar kültüründe bu tür mezarların önemli bir yeri vardır.

Yanıtlar