Hipokrates

Hipokrates, M.Ö. 460 yılları dolaylarında Kos'ta doğmuş ve Asklepiades'in soyundan gelmesi nedeniyle, tıpla ilgili ilk bilgileri babasından almıştır. O da diğer birçok Yunan bilgini gibi çok gezmiştir. Makedonya Kralı II. Perdicas ve Pers Kralı Artaxerxes ile tanışmış ve 85 yaşındayken Larissa'da ölmüştür.

Hipokrates

Hipokrates (M.Ö. 460-M.Ö. 377), M.Ö. 460 yılları dolaylarında Kos'ta doğmuş ve Asklepiades'in soyundan gelmesi nedeniyle, tıpla ilgili ilk bilgileri babasından almıştır. O da diğer birçok Yunan bilgini gibi çok gezmiştir. Makedonya Kralı II. Perdicas ve Pers Kralı Artaxerxes ile tanışmış ve 85 yaşındayken Larissa'da ölmüştür.

Platon, Protogoras adlı diyalogunda, bir gencin tıp sanatını öğrenmek üzere Kos Asklepiad'ı olan Hipokrates'i görmeye gittiğini söylemiş, Phaidros adlı diyalogunda ise, Hipokrates'in "Bir insanın beden ve ruh yapısını bilmek istersek, öncelikle doğayı bilmemiz gerekir." biçimindeki görüşünü irdelemiştir. Aristoteles de Politica'sında bir doktor olarak Hipokrates'in büyüklüğünden söz etmiştir. Hipokrates'i tanıtan bir üçüncü kaynak da M.S. II. yüzyılda yaşamış olan Soranos'tur.

Hipokrates'in anatomiye ilişkin bilgileri oldukça ilkeldi; döneminin diğer doktorları gibi, kemikler hakkında oldukça geniş bir bilgiye sahip olmasına karşın, iç organları fazla tanımıyordu. Damarlara, sinirlere ve adalelere ilişkin bilgileri yüzeyseldi. Yunan düşünürleri ve hekimleri, bu boşluğu kapatmak ve insan bedenini anlaşılır kılmak için fizyolojik kuramlar üretmişlerdi ve bunlar genellikle, yüzyıllar önce geliştirilmiş olan dört sıvı kuramına dayanmaktaydı. Yapılan gözlemler, insan bedeninin kan, balgam, sarı safra ve kara safra gibi bir takım sıvılar içerdiğini ve hastalık sırasında bu sıvıların görünür duruma gediğini gösteriyordu; örneğin üşütmeden kaynaklanan hastalık sırasında burundan bir sıvı akıyordu. Pythagorascu Alkmeon, hastalığı, bedendeki dengenin bozulması olarak değerlendiriyordu ve sözünü etmiş olduğu dengesizlik sıvılardaki dengesizlikti. Empedokles'in dört öge kuramına bağlı olarak geliştirilen dört sıvı kuramı, beraberinde dört nitelik (kuru, yaş, soğuk ve sıcak) kuramını da getirdi ve böylece yavaş yavaş cansız yapılarla birlikte canlı yapılar da niteliklerin bireşimi ve kaynaşımı olarak görülmeye başlandı. Bireşime ve kaynaşıma giren öğelerin farklı miktarlarda oluşu, farklı canlıların ve farklı karakterlere sahip olan insanların oluşumunu açıklayabiliyordu; böylece, ilerde Galenos'la birlikte dört mizaç veya dört karakter kuramına da ulaşılacaktı.

Ayurveda'nın üç sıvı veya beş öğesi, Budistlerin dört öğesi ve Çinlilerin Yin ve Yang'ı aynı yaklaşımın değişik görüntülerini temsil ederler. Bütün bu kuramlarda, akılcı bir simetriye dayanıldığı görülmektedir.

Hipokrates'in yapıtları arasında en ünlü olanı Kutsal Hastalık adını taşır; kutsal hastalık olarak nitelendirilen dengesizlik durumu, sara veya epilepsiden başka bir şey değildir. Ancak yapıtta buna benzeyen hastalıklardan da söz edilmiştir. Hipokrates'e göre, bu hastalık beyinden kaynaklanır ve beyinden gelen balgamın kandaki havayı durdurması sonucunda oluşur. Açıklama doğru değildir; ama bilimsel denebilecek bir kurama dayandırıldığı için değerlidir. Bu kitabın en önemli özelliği, saranın kutsal olarak nitelendirilmesine karşı çıkmış olmasıdır. Hastalıkları, doğal ve kutsal (veya tanrısal) diye ikiye ayırmanın olanaksız olduğunu belirten Hipokrates, bu konuda şöyle der :

"Kutsal denilen hastalığın tartışmasını yapacağım. Benim düşünceme göre, tanrısal veya kutsal hastalık yoktur. Hastalıkların nedenleri doğaldır. Tanrısal sanılması, insanın deneyimsiz oluşundan ve özel karakteri nedeniyle şaşırmasından ileri gelir. Eğer insanlar, ona ilişkin bilgilerinin eksikliği nedeniyle kutsal kaynağa inanmayı sürdürürlerse, onu anlama olanağından yoksun kalırlar. Kabul edecekleri iyileştirici, sihirden arınmış, yalın bir yöntemle bu hastalığın kutsallığı yalanlanabilir.

Şaşırtıcı olması nedeniyle kutsal olarak kabul ediliyorsa, yalnızca bir değil, birçok hastalığa kutsallık atfedilebilir. Ondan daha az şaşırtıcı olmayan başka hastalıklar da gösterebilirim; ancak hiç kimse onların kutsal hastalık olduğunu iddia etmez. Örneğin quotidian, tertian ve quartan ateşlerinin de kutsal olmaları gerekir; fakat kimse bunlardan dolayı şaşkınlığa düşmez. Yine deli olan ve hiçbir neden yokken çok garip hareketler yapan kimseler görebiliriz. Benim bildiğime göre, bazıları uykularında inler ve çığlık atar; bazıları nefes alamaz; bazıları fırlayıp dışarı çıkar; yani uyanıncaya kadar çılgın gibidirler. Uyandıklarında halsiz ve solgun olmakla birlikte, önceki gibi sağlıklı ve akılcıdırlar; ayrıca bunlar, pek çok kez tekrarlanabilir. Daha birçok örnek verilebilirse de, süre her birini teker teker ele almamıza olanak vermemektedir.

Benim görüşüme göre, bu hastalığa kutsallık atfedenler, çok dindar olan veya üstün bilgi iddiasında bulunan ve zamanımızın sihirbazlarına, sahte doktorlarına benzeyen kimselerdir. Hastaya yardımcı olacak hiçbir tedavi uygulayamadıkları için sihre sığınır ve cahillikleri ortaya çıkmasın diye kutsallık atfederler."

Yunanlılar, belirli bir hastalığı teşhiste genel patolojiden yararlanma yoluna gidiyorlardı. Bir doktor olarak en önemli şey, hastalığın gelişimini ve öldürücü olup olmadığını söylemekti. Hastalar rahiplere de danışıyorlar ve genellikle yaşayıp yaşamayacaklarını ve ne kadar sürede iyileşeceklerini soruyorlardı.

Hastalıkların kritik günleri saptanmıştı. Doktorlar bu kritik günlere yaklaşıldığında, hastanın direncini arttırmaya çalışırlardı. İyi bir doktor bu işleri yapabilmeliydi.

Tedavide, ilk önce bedendeki dengenin bozulmuş olduğunu gösteren belirtilere bakılırdı. Ateş en temel belirtilerden biriydi. Ateşi ölçmek için özel bir araçları yoktu; ancak deriyi, dili, gözü, terlemeyi ve üreyi kontrol ediyorlar ve bunlar arasındaki farklılıktan yararlanarak hastalığı teşhis etmeye çalışıyorlardı.

Nabza bakmayı düşünmemişlerdi. Oysa Mısırlı hekimler nabzın işlevini biliyorlardı. Hipokrates'in Corpus'unun yalnız bir yerinde nabızdan söz edilir ve "Damarların atışı ve solunum ve yaşa bağlı olarak düzenli ve düzensiz oluşları, sağlık ve hastalık işaretidir." denir.

Hipokrates'i izleyen hekimler, ölçemeseler de ateşin çeşitli hastalıklardaki seyrinin farklı olduğunu biliyorlardı. Ateşli hastalıklara ilişkin olarak Hipokrates şunları söyler :

"Bazı ateşler süreklidir; bazıları gündüz yükselir, gece düşer ve bazıları ise gündüz düşer, gece yükselir. Akut hastalıklarda ateş çok şiddetli ve öldürücüdür. Gece ateşleri uzun sürer; ancak öldürücü değildir. Gündüz olanlar da uzun sürer ve vereme eğilimi ortaya çıkarır."

Hipokrates'in Corpus'unda ele alınan sıtmalar, zatülcenp, zatüriye ve verem ateşleridir. Su çiçeği, çiçek, difteri ve sifilisten söz edilmez.

Tedavide, müshil, kusturucu, tenkiye, kan alma, bedeni boşaltmak için perhiz, friksiyon, masaj, banyo, şarap, bal ve su karışımı, bal ve sirke karışımı, arpa suyu, yulaf lapası uygulamaları yapılır. Hipokrates'in en önemli ilkesi, doğanın iyileştirici gücünden yararlanmaktır. Ona göre sağlık bir denge durumudur; hastalık ise bu dengenin bozulmasıdır. Eğer hastalık çok önemli değilse, denge kendiliğinden kurulabilir. Hasta bedensel ve ruhsal olarak sükunet halinde bulunduğunda, doğanın iyi edici gücü dengenin hızla kazanılmasını sağlayabilir. Hekimin görevi doğaya yardımcı olmaktır. Az ilaç ve iyi bir gıda rejimi, sağlığın garantisidir. Buna, uygun beden alıştırmalarını da katmak gerekir. Hareketsiz kişiler için en uygun alıştırma, uzun uzun yürümektir.

Hipokrates, doğanın iyileştirici etkisinden söz ederken, bunun fiziksel olduğu kadar ruhsal olduğunu da kabul ediyordu. Yalnızca bedenin rahatlaması yeterli değildi; ruhun da sakinleştirilmesi gerekiyordu. Bu nedenle hasta neşelendirilmeli ve iyileşeceği konusunda ümitlendirilmeliydi.

Ona göre, hekimin hastasına çok yumuşak bir biçimde yaklaşması gerekir. Geç bir dönemde yazılmış olmakla beraber, Hipokratesci kaynaklarda yer alan şu sözler çok ilgi çekicidir :

"Hastanıza karşı katı olmamanızı ve ayrıca onun durumunu dikkate almanızı öneririm. Önceki kazançlarını ve içinde bulunduğun tatminkar durumu düşünerek, bazen karşılıksız hizmet götür. Parasal sıkıntı içinde bulunan bir kişiye hizmet verme fırsatı çıkmışsa, bu gibilere her türlü yardımı yap. İnsan sevgisinin bulunduğu yerde sanat aşkı da bulunur. Durumlarının öldürücü olduğunun bilincinde olan bazı hastalar, yalnızca hekimlerinin iyi tutumlarından dolayı iyileşmişlerdir. Hastayı iyileştirmek ve şifa bulmuş olanın kendisini iyi hissetmesini sağlamak için gözetim altında bulundurmak isabetlidir... Ayrıca bir hekimin neyin uygun olduğunu belirleyebilmesi için kendisine de dikkat etmesi gerekir."

Hipokrates, psikolojik tedavi ile de ilgilenmiştir ve esasen asklepionlardaki tedavi yöntemlerini benimseyen bir hekim için bu çok doğaldır. Din adamlarından, olağanüstü vakaların hikayelerini dinlemiş olmalıdır. Bu yöntemin yararına inanmıştır. Ona göre, ruh ve beden çok sıkı bir ilişki içindedir; bir hekim bunlardan birini göz ardı ederek diğerini iyileştiremez. Biri çok kötü iken, diğerinin iyi olması düşünülemez.

İlgili konuları ara

Yanıtlar