Kişinin ya aşırı ilaç yutarak, yahut başka bir yoldan bile bile hayatını tehlikeye soktuktan sonra yaşamasını gene sürdürdüğü durumlar intihar girişimi, başarısız intihar girişimi, intihar hareketi veya kendini zehirleme olarak tanımlanır. Bu terimler doğru olmayabilecek anlamları kapsadıkları için tatmin edici değildirler, fakat "intihar girişimi" terimi yaygın olarak, kullanılmaktadır.

İntihar Girişimi

Kişinin ya aşırı ilaç yutarak, yahut başka bir yoldan bile bile hayatını tehlikeye soktuktan sonra yaşamasını gene sürdürdüğü durumlar intihar girişimi, başarısız intihar girişimi, intihar hareketi veya kendini zehirleme olarak tanımlanır. Bu terimler doğru olmayabilecek anlamları kapsadıkları için tatmin edici değildirler, fakat "intihar girişimi" terimi yaygın olarak, kullanılmaktadır. Bu fenomene son yirmi beş yıl içinde öyle çok rastlanmaktadır ki, intihar girişimi artık birçok genel hastahanede acil hasta kabulünün önemli tek nedeni haline gelmiştir. 1960-61 yılları arasında Sheffield'de yürütülen bir araştırmada intihar girişiminin, nüfusun % 0.1'i oranında olduğu ortaya çıkmıştır; bu yaklaşık olarak intihar oranının on katıdır.

İntihar girişiminde bulunan kişiler ile intihar girişimini "başaran" yahut "tamamlayan" kişilerde görülen demografik ve psikiyatrik karakteristikler farklıdır. Kadınlarda intihar girişimi, erkeklere kıyasla iki kat daha fazla görülür ve ileri yaşlarda fazla olacağı yerde azdır. Aslında, intihara kalkışanların çoğunluğu 15-35 yaşları arasındaki kadınlardır. Kırsal alanlara kıyasla kentsel alanlarda bu oran daha yüksektir. En yüksek oranlara ise, yoksulluğun, kötü konut koşullarının ve suç işlemenin hüküm sürdüğü kesimlerde rastlanır.

Başarılı ve başarısız intihar girişimleri, kullanılan yöntemler bakımından da farklıdır. Başarısız girişimlerde aşırı aspirin dozu veya çeşitli trankilizanlarla antidepresanlar daha belirgindir; kömür gazı gibi öldürücü gazlar ise daha az yer tutar. Tabanca ve çakılar kullanılmaktan ziyade gösteriye yarar ve sık rastlanan yaralar yalnızca bilekte birçok yüzeysel çiziklerdir. Gerçekten de, ölüm tehlikesi çoğu zaman çok azdır, çünkü ya kullanılan ilaç zararsız veya ufak dozdadır, yahut süje olaydan hemen sonra bulunur veya ne yaptığını hemen başkalarına söyler.

İntihar girişimleri ile başarılı intiharlar arasında psikiyatrik karakteristikler bakımından da farklar vardır, intihar girişimlerinde depresif hastalıklara ve alkolizme nispeten az rastlanır. Depresyon tipi psikotik olmaktan ziyade nörotiktir ve çoğu zaman oldukça hafif bir depresyon söz konusudur. Çeşitli kişilik bozuklukları, "başarılı" intiharlara kıyasla, özellikle tekrar tekrar intihara girişimlerde daha çok görülür. Bu arada, muhtemelen %20'sinde önemli hiçbir psikiyatrik anormallik yoktur.

Bu gerçekler, intihar girişimi ile intiharın farklı fenomenler olduğunu ve intihar girişimine yalnızca intiharın basit bir biçimi olarak bakmanın imkansız olduğunu yeterince ispatlamaktadır. Gene de, ikisi arasında kesin bir ayrım yapmak hem doğru olmaz, hem de tehlikelidir. Bir kere, hastanın hayatını ne dereceye kadar tehlikeye soktuğu hususu, hastanın niyetlerini tam olarak göstermez. 10 tane benzodiazepin kapsülü yutan birisi, öldürücü bir doz aldığını sanabilir. Bunun tersi örneklere de çok rastlanır. Ayrıca hastanın intihar girişiminden sonra başkaları tarafından görülme veya görülmeme niyeti, dolayısıyla kurtarılması ihtimali, birçok rastlantılar sonucu gerçekleşebilir veya gerçekleşmeyebilir. Daha da önemlisi, hem intihar girişiminde, hem de intiharda hastanın intihar nedenleri karışıktır.

En çok rastlanan intihar nedenleri şunlardır:

1. Ölme arzusu.

2. Kişinin dayanılmaz bir acı içinde olduğunu başkalarına gösterme arzusu.

3. Belli bir kimseyi, çoğu zaman bir akraba veya sevgiliyi, etkileme arzusu. Bu, onları daha düşünceli davranmaya zorlamak veya onlarda suçluluk duygusu uyandırarak cezalandırmak için olabilir.

4. Bir kumar niyeti sonucunda ölüm veya gene yaşama ihtimalini kabullenerek bile bile canına kıymak.

Bu nedenlerden birincisi, intihar vakalarında ve hayatlarını gerçekten tehlikeye sokanlarda çok rol oynar, ikincisi veya üçüncüsü ise intihar girişiminde bulunanlarda çok görülür.

İntihar girişimlerinin rasyonel bir biçimde ele alınması, her bir olaydaki dominan nedenleri saptamakla mümkündür. Bu, ilaçları niçin yuttuklarını hastalara sorarak sağlanamaz. Gerçek nedenleri saklama eğilimlerinin yanı sıra, özellikle ani bir his sonucunda intihara girişenler, aslında bu nedenleri gerçekten bilmezler. Fakat mümkünse, olaydan hemen sonra yapılacak dikkatli bir soruşturma, durumu yeterince aydınlatacaktır. En önemli noktalar arasında, hastanın bulduğu tabletlerin hepsini yutup yutmadığı, kimseye haber verip vermediği, olayın doktora nasıl ulaştığı, kimlerle kavga ettiği, depresyon geçirip geçirmediği ve bu girişimden muhtemelen kimin etkilendiğidir. Karakteristik olarak yalnız ve dostsuz olan intihar etmiş kişinin tersine, intihar girişiminde bulunanlar başkalarıyla kurdukları hayal kırıklığı yaratan ilişkilerin içinde tutsaklaşmışlardır; mesela sevgilisi tarafından terk edilen bir delikanlı, rutubetli bir bodrumda dört çocuğu büyütmek için uğrasan, kocası alkolik bir kadın, vs. Bu gibi kişilerin başlıca nedenleri çoğu zaman yukarıda sayılan ikinci ve üçüncü çeşit nedenlerdir ve bu açıdan bakılınca bu kişilerin intihar girişimleri, çoğu zaman "başarılıdır". Zira ya delikanlının sevgilisi suçluluk duyarak dönmeye söz verir, yahut kabahatli koca birkaç hafta ev işlerine yardım eder ve bu arada konut sorunu çözümlenme yoluna girer. Bazı durumlarda intihar girişimlerinde açıkça şantaj söz konusudur ve elbette ki meseleye bu açıdan bakanlar suçluluk duymaktan ziyade öfkelenirler. İntihar girişimleri bu bakımlardan çoğunlukla "başarılı" olduğu için, önlenmeleri zordur. Hatta intihar girişiminde bulunanların hepsinin düzenli bir biçimde bir psikiyatrist tarafından kontrol edildikleri kentsel alanlarda bile, mevcut geniş psikiyatrik ve sosyal kolaylıklara rağmen, intihara girişme oranında hiçbir azalma görülmemektedir. Gene de intihara girişen her kişinin bir psikiyatrisi tarafından muayene edilmesi uygun bir kuraldır, çünkü bunların birçoğunda tedavi edilebilecek bir depresyon mevcuttur veya içinde bulundukları sosyal sorunların çaresi vardır. Bazı görevliler, şımarıkça hareketler saydıkları bu durumlarla uğraşmaya kızarlar ve ilerde bu gibi vakaları önleme umuduyla daha az anlayış göstermeye taraftardırlar.

Bu mutsuz insanlardan en az %10'unun sonunda kendilerini gerçekten öldürdükleri unutulmamalıdır.

Bununla birlikte, aşırı dozda ilaç alınmasını önleyebilecek birtakım önlemler düşünülebilir. Hipnotik ve trankilizan reçetelerini daha dikkatle vermek ve kullanılmayan ilaçların mutlaka atılması için ısrar etmek, en belli başlı bir önlemdir. Başka bir önlem ise halka satılan aspirin ve benzeri analjeziklerin tek tabletler halinde ambalajlanmasını sağlamaktır; çünkü intihar girişimlerinin birçoğu ani bir his sonucudur ve yeterli miktarda tabletin ambalajı çıkarılıncaya kadar bu his geçebilir. Bkz. İntihar

Yanıtlar