İstanbulEvin içinde bir oda, odada İstanbulOdanın içinde bir ayna, aynada İstanbulAdam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanıKadın çantasını açtı, çantada İstanbulÇocuk bir olta atmıştı denize, gördümÇekmeğe başladı, oltada İstanbulBu ne biçim su, bu nasıl şehirŞişede İstanbul, masada İstanbulYürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdıkBir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbulİnsan bir kere sevmeye görsün, anladımNereye gidersen git, orada İstanbulÜmit Yaşar OĞUZCAN Boğaz Gece GörünümKızkulesiDeni

İstanbul şiirleri

İstanbul

Evin içinde bir oda, odada İstanbul Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul

Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul

Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm Çekmeğe başladı, oltada İstanbul

Bu ne biçim su, bu nasıl şehir Şişede İstanbul, masada İstanbul

Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul

İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım Nereye gidersen git, orada İstanbul

Ümit Yaşar OĞUZCAN Boğaz Gece Görünüm

Kızkulesi

Denizin ortasında Uykusu kaçmış bir gemi Bütün ışıklarını açıyor Uzaktan çapkın çapkın Göz kırpıyor deniz feneri Ay doğuyor, sandallar toplanıyor bir araya Kaçın kurası Üsküdar vapuru Saat başı görücü gönderiyor Güvertesinden bir kuşu Onunsa derdi başka bambaşka Her şairle ayrı Adı çıktığından beri

Ali Asker BARUT Deniz ve Vapur

İstanbul Türküsü

İstanbul’da, Boğaziçi’nde, Bir garip Orhan Veli’yim; Veli’nin oğluyum, Tarifsiz kederler içinde. Urumelihisarı’na oturmuşum, Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:

“İstanbul’un mermer taşları; Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları; Gözlerimden boşanıyor hicran yaşları; Edalı’m, Senin yüzünden bu halim.” “İstanbul’un orta yeri sinema; Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama; El konuşur, sevişirmiş, bana ne? Sevdalı’m, Boynuna vebalim!” Gün Batımı ve İstanbul İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim. Bir fakir Orhan Veli; Veli’nin oğlu, Tarifsiz kederler içindeyim.

Orhan Veli KANIK

İstanbul’u Dinliyorum

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Önce hafiften bir rüzgar esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar ağaçlarda; Uzaklarda, çok uzaklarda Sucuların hiç durmayan çıngırakları; İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor derken Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık; Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları; İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı, Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular, Çekiç sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı Başımda eski alemlerin sarhoşluğu, Loş kayıkhaneleriyle bir yalı Dinmiş lodosların uğultusu içinde. İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir yosma geçiyor kaldırımdan. Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar. Bir şey düşüyor elinden yere; Bir gül olmalı. İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir kuş çırpınıyor eteklerinde. Alnın sıcak mı, değil mi biliyorum; Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum; Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından Kalbinin vuruşundan anlıyorum; İstanbul’u dinliyorum.

Orhan Veli KANIK

İstanbul'u Fetheden Yeniçeriye Gazel

Pençe-i Âli`deki şemşir aşkına Gülbang-ı asmanı tutan pir aşkına Ey leşker-i müfettihü`l-ebvab vur bugün Feth-i mübini zamin o tebşir aşkına Vur deyr-i küfrün üstüne rekz-i hilal içün Gelmiş bu şehsüvar-i cihangir aşkına Düşsün çelengi Rum`un, eğilsün ser-i Firenk Vur Türk`ü gönderen yed-i takdir aşkına Son savletinle vur ki açılsın bu surlar Fecr-i hücum içindeki tekbir aşkına

Yahya Kemal Beyatlı

Canım İstanbul

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canım; Vatanım da vatanım... İstanbul, İstanbul...

Tarihingözleri var, surlarda delik delik; Servi, endamlı servi, ahirete perdelik... Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at; Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat... Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?.. Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

O manayı bul da bul! İlle İstanbul`da bul!. İstanbul, İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği. Oynak sular yalının alt katına misafir; Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir. Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar, Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar... Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi? Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...

Kadını keskin bıçak, Taze kan gibi sıcak. İstanbul, İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler.... Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu, Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu. Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından. Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sünbül kokan Türkçesi bülbül kokan, İstanbul, İstanbul…



Necip Fazıl KISAKÜREK

Yanıtlar