Kültürel hegemonya

Kültürel hegemonya kavramı, esas olarak Marksist filozof ve politikacı Antonio Gramsci tarafından öne sürülmüs ve geliştirilmiş bir kavramdır.

Kültürel hegemonya

Kültürel hegemonya kavramı, esas olarak Marksist filozof ve politikacı Antonio Gramsci tarafından öne sürülmüs ve geliştirilmiş bir kavramdır.

Tanım

Gramsci'de görülen kültürel hegemonya kavramı, doğrudan hegemonya kavramının açılımını ve yeniden değerlendirilmesini içerir.Genel olarak hegemonya, açık zor ve güç ilişkilerinin ötesinde, bir çeşit rıza ve kabul edişleri üreterek egemen olma ya da egemenliği sürdürme halini ifade eder. Burada kitlelerin zorla boyun eğdirilmesi değil, bir çeşit rızayla ve onayla boyun sunmalarının sağlanması sözkonusudur.

Gramsci'de hegemonya düşüncesi

Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri adlı kitabında Hegemonya kavramının açılımlarını gösterir. Bir anlamda buradaki hegomonya kavramının, iktidar ve tahakküm ilişkilerinin kendini nasıl yeniden ürettigini açıklamaya yönelik olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle, hem Gramsci'i hem de onun hegemonya kavramı, siyasal ve kuramsal alanda 20.yüzyıl boyunca üzerinde en çok tartışılan ve değerlendirilen konular olduğunu bilinmektedir. Frankfurt Okulu, Louis Althusser, Laclau ve Mouffe gibi isimleri etkilemesinin yanı sıra, Marksizmin dışında da entelektüeller ve siyaset kuramcıları tarafın sürekli degerlendirilmiştir hegemonya kavramı.

Hegemonya, bir grubun başka gruplar üzerinde baskın olma durumunu ifade etmektedir ve buna göre bu durumu elde etmek için yürütülen savaşıma "hegemonik mücadele" denilir. Hegemonya doğrudan ve açık zor ya da güç kullanımı ile elde edilen ve sürdürülen iktidar değil, asıl olarak zor kullanmaksızın elde edilebilen tahakküm edebilme konumudur. Egemen grup (ya da sınıf), öteki grupların rızasıyla elde eder bu iktidarı. Burada kilit kavram "rıza"dır ve Gramsci'nin önemle üzerinde durduğu nokta bu rızanın nasıl yeniden ve yeniden üretilebildiğidir.

Gramsci, rızanın sözkonusu olmasını bir takım araçlarla açıklamaya gider ve bu araçları "hegomonik aygıtlar" olarak adlandırır. Eğitim, aile, din, kültür pratikleri vs. bu aygıtların unsurlarıdır. Bu aygıtlar sayesindedir ki, egemen güçler kendi ideolojilerini genel geçer bir kabul ediliş haline getirirler.Belli bir zamanda belirli bir ideoloji egemen olarak genel geçer ve doğal bir söylem haline gelir. Bu söylem egemenliğiyle elde edilen güç ya da iktidar konumu hegemonya'dır. Althusser, kendisini Gramsci'nin devamcısı sayarken en asıl olarak Hegemonya kavramının açılımlarındaki bu önermelere işaret etmektedir.

Gramsci, Marksist bir düşünür olarak bu açılımların devamında proletarya hegemonyası fikrini geliştirir. Proletarya hem egemen sınıf hem de hegemonyaya sahip bir sınıf olabilmelidir. Gramsci'nin "tarihsel blok" kavramının ortaya çıktğı nokta burasıdır.Bunun icin gruplar/sınıflar arası ittifak kurulmalı ve hem iktisadi hem de kültürel alanda oluşturulacak "tarihsel blok" temelinde hegemonya sağlanmalıdır.

Gramsci, Ortodoks Marksizm'den önemli noktalarda ayrılmanın başlangıç noktasıdır. Özellikle ekonomik temelli ya da indirgemeci marksizm anlayışının dışına yönelir Gramsci. Gramsci'nin açıklamaları, altyapının vurgulanmasına karşı üst yapının vurgulanmasına ve öne çıkarılmasına yönelir.

Bir yerde şöyle belirtir:
Öncül (ekonomik yapı) ile sonuç (siyasal örgütlenme) arasındaki ilişkiler hiçbir za­man basit ve doğrudan değildir; bir halkın tarihi yalnızca ekonomik olgularla belgele­nemez. Bu çalışma, nedenleri çözebilmek için karmaşık ve karışık bir çalışmadır ve bunu yapabilmek için de tüm tinsel ve so­mut eylemlerin, derin ve geniş ve de yaygın bir incelemesi gereklidir.


Gramsci, ekonomik belirlenimcilik yerine, siyasal teorisinde tarihsel ve kültürel ögelere önem veren bir yaklaşımın oluşumunu sağlar. Hegemonya gibi kavramların açılımlarıyla, indirgemeci olmayan bir Marksizmin şekillendirilmesine öncülük eder.

bkz:
  • Hapishane Defterleri, Antonio Gramsci, Belge yayınları.

    Kaynaklar

    * Vikipedi

İlgili konuları ara

Yanıtlar