Kıyas İslam dinindeki hükümlerin dört kaynağından biri. Lügatte “bir şeyi takdir etmek, ölçmek, karşılaştırmak ve iki şey arasında benzerlikleri tesbit etmek” manalarına gelir. Kıyas; dini hükümlerin delillerinden biridir. İslamiyette bir mesele hakkında hüküm vermek için, önce Kur’an-ı kerimde delil aranır. Bulunamazsa, Peygamber efendimizin sözlerinde ve işlerinde aranır. Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde bulunamazsa Eshab-ı kiramın icmaına, söz birliğine bakılır. Bu üç kaynakta, h

Kıyas (din)

Kıyas İslam dinindeki hükümlerin dört kaynağından biri. Lügatte “bir şeyi takdir etmek, ölçmek, karşılaştırmak ve iki şey arasında benzerlikleri tesbit etmek” manalarına gelir. Kıyas; dini hükümlerin delillerinden biridir. İslamiyette bir mesele hakkında hüküm vermek için, önce Kur’an-ı kerimde delil aranır. Bulunamazsa, Peygamber efendimizin sözlerinde ve işlerinde aranır. Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde bulunamazsa Eshab-ı kiramın icmaına, söz birliğine bakılır. Bu üç kaynakta, hüküm vermek için bir delil bulunamazsa, müctehid olan bir alimin kıyas yoluyla elde ettiği hüküm alınır. Buna “re’y” veya “ictihad” denir (Bkz. İctihad, Müctehid). Kıyas, fıkıh ve mantık ilminde, meselelerin hükümlerini bildirmeye yarayan bir yoldur, vasıtadır.

İslamiyeti iyi bilen, Kur’an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden hüküm çıkarabilecek dereceye yükselen din alimlerine “müctehid” denir. Fıkıh ilmi ile uğraşan müctehidlere “fakih” denir. Çoğulu “Fukaha”dır (Bkz. Fıkıh). Hukuki bir tabir (deyim) olan kıyas, fukahanın Kur’an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden çıkardığı hükümleridir. Bunun için “Kıyas-ı fukaha” da denilmiştir.

Kıyasın, terminolojisinde, çeşitli tarifleri yapılmıştır. Bunlardan bazıları şöyledir:

“Kıyas, İslamiyetin kaynaklarından ve dini meseleleri hükme bağlama vasıtalarından birisidir.”

“Kıyas, hakkında ayet-i kerime ve hadis-i şerif bulunan hükmü tahlil ederek, benzer bir şeyin hükmünü elde etmektir.”

“Kıyas, hüküm ve illet bakımından fer’i (hakkında hüküm bulunmayan meseleyi), asla (ayet ve hadis ile hükmü bildirilen meseleye) göre takdir etmek (değerlendirmek)tir.

“Kıyas, her ikisinde de hükme esas teşkil eden illet (sebep) aynı olduğu için, hakkında nass, ayet-i kerime ve hadis-i şerif bulunmayan bir olayın hükmünü, hakkında nass bulunan bir olayın hükmüne eşit kılmaktır.”

Bu tariflerin hepsinin özeti olarak denilebilir ki; “Kıyas, ayet-i kerimeye ve hadis-i şerife dayanan meselenin hükmünü, ictihad yoluyla, aynı illeti (ortak vasfı) taşıyan ve nass (ayet ve hadis) ile belirtilmemiş olan mesele içinde varit (geçerli) görmektir.”

Bir işin, helal veya haram olduğunu kıyas yoluyla anlamak için, helal ve haram olduğu bilinen, başka bir işe benzetilir. Bunun için o işi helal veya haram yapan sebebin birinci işte de bulunması lazımdır. Bunu da ancak ictihad derecesine yükselmiş derin alimler anlayabilir. Mezhep imamlarının hepsi bir soru ile karşılaştıkları zaman, bunun cevabını, önce Kur’an-ı kerimde açıkça bulamazlarsa, hadis-i şeriflerde; yine bulamazlarsa, icmada ararlardı. İcmada bulunan cevabına kıyas ederek ictihad edip cevabını bulurlardı. Nitekim, ictihadın birinci yolu, Irak alimlerinin yolu olup, buna “re’y” yani “kıyas yolu” da denir. Bir işin nasıl yapılacağı, Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmemiş ise, buna benzeyen başka bir işin nasıl yapıldığı aranır bulunur. Bu iş de onun gibi yapılır. Eshab-ı kiramdan sonra, bu yoldaki müctehidlerin reisi, İmam-ı A’zam Ebu Hanife’dir. (Bkz. İmam-ı A’zam)

Peygamber efendimizin kıyas hakkındaki hadis-i şerifi şöyledir. Peygamber efendimiz, Yemen’e kadı gönderdiği Muaz bin Cebel’e; “Karşına çıkan bir meseleyi nasıl halledersin?” diye sorunca, Muaz; “Allah’ın kelamına göre.” diye cevap vermiş. Peygamber efedimiz; “Ya Allah’ın kitabında bir hal çaresi bulamazsan?” diye sorunca, o zaman Allah’ın Resulünün sünnetine göre hallederim. “Ya, ne Allah’ın Resulünün sünnetinde, ne de kitapta hal çaresi yoksa?” “O zaman da tereddüd etmeden, kendi kanaatime göre re’yimle ictihad ederim.” demiştir. Bunun üzerine, Peygamber efendimiz elini, Muaz’ın göğsüne koyarak; “Peygamberin elçisini Peygamberin hoşuna giden bir cevap vermeye sevk eden Allah’a şükürler olsun!” buyurmuştur.

Osmanlılar zamanında yetişmiş Ünlü fıkıh alimi İbn-i abidin, Reddül-Muhtar kitabında bu hususu şöyle açıklamaktadır: “Resulullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) vefatından dört yüz sene sonra kıyas kalmadı. Yani kıyas yapan derin alim kalmadı. Bir işi, başka işe benzeterek hüküm çıkarabilecek mutlak müctehid kalmadı. Her yüz senede bir ictihad derecesine yükselmiş derin alimlerin, yani müceddidlerin geleceği hadis-i şerifte bildirilmiştir (Bkz. Müceddid). Bu müceddidler, mezhebde müctehiddir. Bunlar kıyaslar yapmak, yeni ictihadlarda bulunmak vazifesini üzerine almamışlar, bulundukları mezhebin imamlarının ictihadlarını tazelendirmeğe, halkı irşad etmeye çalışmışlardır. Yeni ictihadlara ihtiyaç olmadığını görmüşler, Ehl-i sünnet bilgilerini kuvvetlendirmeye ehemmiyet vermişlerdir.”

Kıyas ile sabit olan hüküm, Kitap (Kur’an-ı kerim) sünnet ve icma’dan biri ile sabit olan hüküm gibidir. Kıyas ve ictihad, ayetlerin ve hadislerin manalarını meydana çıkarmaktadır. Bu manalara başka bir şey eklemezler. Kur’an-ı kerimdeki “Ey akıl sahipleri! İyi anlayınız.” ayet-i kerimesi kıyas ve ictihadı emir etmektedir. Bu emir, mutlak müctehid olan alimler içindir. Böyle olmayan Müslümanlar onun sözüne uyarlar. Hakkında nass bulunan, Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde hükmü açık, belli olan meselelerde kıyas yapılmaz. Mecelle’nin 14. maddesinde: “Mevridi nassta (ayet-i kerime ve hadis-i şerif bulunan yerde) ictihada mesag (cevaz, izin) yoktur.” denilmektedir.

Kıyas işleminde dört unsur vardır. Bunlara kıyasın rükünleri denir:

1. Asıl (= kök): Bir kıyas işleminde, hakkında açıkça nass (ayet-i kerime ve hadis-i şerif) bulunan veya dini hükmü bilinen meseleye “asıl” makısun aleyh (kendisine kıyas yapılan) veya “müşebbehün bih (kendisine benzetilen) adı verilir.

2. Fer’ (= dal): Hakkında nass bulunmayan ve dini hükmü bilinmeyen meseleye “fer’” denir. Buna “makis=kıyas yapılan” veya “müşebbeh=benzetilen” de denir.

3. İllet (= sebep): Asli ve fer’i iki mesele arasındaki ortak sebebe, “illet-i müştereke=ortak vasıf” veya “vasf-ı cami=birleştirici vasıf” denir.

4. Hüküm: Asıl meseleden, fer’i meseleye geçen hükme “hükm-i muaddi” denir. Kıyas ile bildirilen dini hükümlerden birkaçı şöyledir:

Peygamber efendimiz; “Hakim, öfkeli iken iki taraf arasında hüküm vermesin.” buyurdu. Buna kıyas olarak Mecelle’nin 1811’inci maddesinde: “Hakim gam ve gussa (keder) ve açlık ve galebe-i nevm (uyku basması) gibi sıhhat-i tefekküre (doğru düşünmeye) mani olabilecek bir arıza ile zihni müşevveş (karışmış) olduğu halde hükme tasaddi (teşebbüs) etmemelidir.” denilmiştir.

Altına parmak basılmış olan bir senet, o parmağı basan kişiyi ilzam eder (bağlar). Buna kıyasen imza da sahibini ilzam eder (bağlar), çünkü her ikisi de şahsa delalet etmektedir.

Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

Yanıtlar