Maya Uygarlığı

Yeni dünyanın Kolomb tarafından keşfinden önce yaşamış Amerika uygarlıklarından biridir. Orta Amerika Yerlileri olan Mayalar’ın kurduğu büyük uygarlık 16. yüzyılda yıkılmıştır. Bugünkü Meksika’nın güneyi, Guatemala ve Belize’nin kuzeyinde kalan yerlerde gelişen bu uygarlıktan kalma büyük taş yapılardan oluşan kent kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır.

Maya Uygarlığı



Chichén Itzá<em><strong>daki Kukulkán (okunuşuyla Kukuul Kaan) Piramidi</strong></em>nin kuzey cephesi.
Chichén Itzádaki Kukulkán (okunuşuyla Kukuul Kaan) Piramidinin kuzey cephesi.
Maya uygarlığı Amerika kıtasındaki Kolomb-öncesi uygarlıklardan biridir. Bir Orta Amerika uygarlığı olan Maya uygarlığı, binlerce yıl boyunca Meksikanın güneydoğusundan, Honduras, El Salvador ve Guatemalaya kadar uzanan bir bölgede hüküm sürmüştür. Meksika’nın güneydoğusunda beş devlet kurmuş Mayalar (Campeche, Chiapas, Quintana Roo, Tabasco ve Yucatán), tarihleri boyunca yüzlerce lehçe yaratmışlardır ve bu lehçelerden bazıları günümüzde halen konuşulan 21-44 Maya dilinin oluşumunu sağlamıştır. Bu uygarlık M.Ö. 600 dolaylarında yükselişe geçmiş, M.S. 3.yy.da altın çağına (klasik dönem, M.S. 250-900) adım atmış, kent-devletlerinin siyasi kargaşalar sonucunda çöktüğü M.S. 900e dek, geniş bir alanda varlığını sürdürmüş ve İspanyol işgaliyle de sona erme sürecine girmiştir. Maya uygarlığı birçok bakımdan sona ermişse de, yaygın inanışın aksine Mayalar yok olmamışlardır, halen bu ülkelerde yaşamakta ve Maya dillerinden bazılarını konuşmaktadırlar.

“Eski Mayalar”ın (Mayaların bugünkü torunlarına kıyasla kullanılan deyim) astronomi, matematik, mimari ve sanat gibi birçok alanda ileri bir uygarlık düzeyinde oldukları görülmektedir. Rabinal Achí, Popol-Vuh, Chilam Balam gibi eserlerin bulunduğu Maya edebiyatı bu kültürün yaşamını betimlemektedir. İspanyol işgali 1697’de Itzá Mayaları’nın başkenti Tayasal’ın ve Guatemala’daki Kowoj Mayalarının başkenti Zacpetén’in alınmasıyla tamamlanmış, son Maya devleti ise 1901’de başkentinin (Chan Santa Cruz) Meksika tarafından işgaliyle ortadan kalkmıştır.

Mayaların yurdu üç bölgeye ayrılır: Güneyin “Yukarı Topraklar”ı, güneyin (ya da ortanın) “Aşağı Topraklar”ı ve kuzeyin “Aşağı Topraklar”ı. ”Yukarı Topraklar” Guatemala ve Chiapas’ın irtifa seviyesi yüksek topraklarını kapsar. Güneyin aşağı toprakları “Yukarı Topraklar”ın hemen kuzeyinde yer alır ve Meksika’daki Petén’i (Campeche), Quintana Roo’yu, kuzey Guatemala’yı, Belize’yi ve El Salvador’u kapsar. Kuzeyin “Aşağı Topraklar”ı ise Yucatan Yarımadası’nın kalan kısmını ve Puuc Tepeleri’ni kapsar.

Klasik-öncesi dönemden itibaren olağanüstü yapılar inşa eden ve Nakbé, Mirador, San Bartolo, Cival gibi büyük kentler kurmuş olan Mayaların klasik dönemde kurdukları ünlü kentlerden bazıları Tikal, Quiriguá (her ikisi de Dünya Miras Listesi’ne alınmıştır), Palenque, Copán, Río Azul, Calakmul, Ceibal, Cancuén, Machaquilá, Dos Pilas, Uaxactún, Altún Ha, Piedras Negras’tır. Maya uygarlığının en ilgi çekici anıtları dinsel merkezlerdeki piramitlerdir. Ayrıca yöneticilerin sarayları ve duvar resimleri ve sıvayla süslü soylu kişilerin konutları da ilgi çekici anıtlar arasında yer alırlar. İlgi çekici Maya eserlerinden biri de, usta taş yontuculuklarıyla işledikleri, yöneticilerin şecerelerinin ve askeri zaferlerin betimlendiği, Mayalarca ''''tetun'''' (“ağaç-taş”) adı verilen anıtsal dikilitaşlardır. Mayaların ticari malları arasında yeşim taşı, kakao, mısır, tuz ve obsidyen taşı sayılabilir. Ön-Türkler gibi Mayalar da yeşim taşına özel bir önem vermişlerdir.

Ön-Mayalar ve tarih

Klasik-öncesi döneminin öncesi

Klasik-öncesi döneminin öncesi hakkında büyük bir tartışma halen sürmektedir; bu konuda pek fazla keşif ve buluntu olduğu söylenemez.



Maya Yurdu
Maya Yurdu
Arkeologlar tarafından pek rağbet görmeyen bir görüş de James Churchward tarafından ortaya atılmıştır. Churchward’a göre Mayalar yaklaşık 12.000 yıl önce (M.Ö. 10.000) Büyük Okyanus’un sularına gömülmüş efsanevi Mu kıtasından bu kıtaya göç etmiş bir halkın torunlarıdır. Tezini kısmen, mineralog ve arkeolog olan Dr. William Niven’in 1921’de Mexico City yakınlarındaki Santiago Ahuizoctla kazılarında bulduğu 2600 tablete, kısmen Troano, Dresden gibi Maya el yazmalarına, kısmen de Uxmal tapınağı ve Xochicalo Piramiti yazıtlarına dayandıran Churchward, Asya ve Amerika halkları arasındaki benzerlikleri her iki kıtaya da Mu kıtasından göç edildiğini ileri sürerek açıklamaya çalışır. (Churchward’a göre, Mu’nun batışından itibaren dünya uygarlıklarında bir ilerleme değil, bir çöküş, yani yüksek bir uygarlık düzeyinden gerileme yaşanmıştır. Sözkonusu benzerlikleri açıklamak üzere ortaya atılmış bir başka görüş ise göçün Asya’dan Amerika’ya Bering Boğazı yoluyla yapılmış olabileceğini varsayar. (Konuya ilişkin son bilimsel araştırmalar, tümüyle kanıtlanmış bir kuramı henüz ortaya koymamakla birlikte, Maya dilinin de dahil olduğu Amerindiyen dil ailesinin yaklaşık 16.000 yıl önce Sibirya kaynaklı bir göç dalgasıyla oluştuğu, yani Amerindiyen dil ailesindekilerle Sibirya’da yaşayanların o zamana dek aynı dili konuştuğu sonucuna varmıştır. Bu benzerlikler üzerinde çalışan isimlerden biri de Doç. Dr. Haluk Berkmen’dir.

Maya bölgesinde klasik-öncesi döneminin öncesinde emin olabileceğimiz bir şey, iklim koşullarının çeşitli hayvan türlerinin ortadan kalkmasına yol açmış büyük değişimlere uğramış olmasıdır. Bu değişiklikler muhtemelen, temel etkinlik olan avlanma konusunda yer değişimine ve yabani meyve, tohum ve köklerin yenilmesine neden olmuştu. Tüm Yucatan Yarımadası’nda soyu tükenmiş hayvan türlerine ve bu döneme ait insan etkinliklerinin izlerine rastlanmıştır; Campeche’deki Industria de la Concepción aletleri ve Loltún’daki mağaralarda bulunan duvar resimleri bu döneme ait insan etkinliklerini gösteren buluntulara örnek olarak gösterilebilir.

Klasik-öncesi dönemi

“Tarım dönemi” adı da verilen bu dönemin başlangıç ve bitiş tarihleri konusundaki tartışma halen sürmektedir. Çünkü bu dönem iyi bilinmemektedir. Klasik-öncesi dönem de kendi içinde üç ana döneme ayrılır: Erken Dönemler (M.Ö. 2.500-1.000), Orta Dönemler (M.Ö. 1.000-400) ve Geç Dönemler (M.Ö. 400-M.S. 250) Bilinen anlamdaki ilk iskan (kent benzeri yerleşim birimi) kalıntılarına Pasifik Okyanusu kıyılarındaki Soconusco bölgesinde rastlanmış olup, kalıntılar M.Ö.1800 yıllarına tarihlenmektedir. Bu iskan kalıntılarıyla başlayan döneme “erken klasik öncesi dönem” (klasik öncesi erken dönemler) denmektedir. Bu dönem, yerleşik toplum düzenine geçişle, çömlekçiliğin başlamasıyla ve pişmiş kilden heykelciklerin yapımıyla nitelenir. Maya uygarlığının başlangıcının M.Ö. 2.600 yıllarına dayanmakla birlikte sistemli yerleşim birimleri M.Ö. 1.800lerde başladığı sanılmaktadır. Klasik-öncesi dönem genel kabule göre M.S. 250 yılında biter ve bu tarihte klasik dönem başlar; Maya tarihini “Maya-öncesi çağı”, “eski imparatorluk” ve “yeni imparatorluk” biçiminde bölümleyen tarihçilere göreyse, eski imparatorluk M.S. 320 yılında başlamıştır.

Fakat, diğer Orta-Amerika uygarlıkları gözönüne alındığında, bu dönemdeki Maya uygarlığının fiziksel ve kültürel genişliği konusunda da tartışma bitmiş değildir.

Klasik-öncesi dönemde Maya dili gelişmiş, Maya halkı deneyim kazanmış ve birkaç büyük kent kurmuştur. Seramik incelemelerinden yola çıkan bir varsayıma göre, bu dönemde bölgenin Pasifik kıyısı (Oaxaca’dan El Salvador’a dek), Zoque ve Popoluca halklarının atalarınca iskan edilmişti. Bunlar M.Ö. 1200 yıllarına doğru Meksika Körfezine göç etmişler ve Olmek uygarlığını yaratmışlardır. Bu görüşte olanlar, Meksika Körfezi bölgesindeki en eski seramiğin 'Ocós'' adı verilen özel stille yapılmış olup, Guatemala’nın Pasifik kıyısı kökenli olduğunu ve en eski Olmek eserinden yaklaşık 600 yıl daha eski olduğunu bildirmektedir. Bir başka varsayıma göre de, Olmeklerin torunları Guatemala’nın günümüzde Petén vilayetinin bulunduğu bölgeye göç etmişler, sonradan oradaki yerli halklarla karışarak Ön-Mayalar’ın kökenini oluşturmuşlardır.

Chilam Balamın Chumayel metinleri anavatanın neresi olduğunu açıkça belirtmiyorsa da, Mayalar’ın bulundukları topraklara anavatandan yapılan bir göçle geldiklerini doğrulamaktadır El Mirador (M.Ö.600), Cival (M.Ö.450) ve San Bartolo (M.Ö.400) kentleri gibi anıtsal kentler inşa etmeye başladılar. Bunlardan San Bartolo kentinde Maya bölgesinin en zarif ve en eski freskleri bulunmaktadır. Olmekler’in ve Mayalar’ın uygarlıklarını birbirlerinden bağımsız olarak geliştirmiş olmaları konusunda halen kuşkular varsa da, bu büyük kentler klasik dönemde Mayaları ünlü kılacak özellikleri daha o zamandan içermekteydiler ve bu husus, Mayalar’ın uygarlıklarını Olmekler’den bağımsız olarak geliştirmiş olmaları tezini güçlendirmektedir.

Sonraları, klasik-sonrası döneminde bazı gruplar Guatemala’nın bu kentlerin bulunduğu Petén bölgesinden kuzeye (Yucatan’a doğru) göç etmişler, bazı gruplar ise yerlerini terketmemişlerdi; bazı Maya kabilelerinin (İtza, Xiú, Tu, Tzotzil, Tzeltal, Lacandon) farklı olması da bu göçle açıklanır. Bu kabilelerden her biri, ortak özellikleri korumuşsa da, farklı bir lehçe geliştirmiştir.İspanyol işgali sırasında bu gruplardan her biri kültürel olarak melezleşirken gelenekleri bakımından kendine özgü bir yapı kazanmıştır.

Yakın zaman önce Peten bölgesindeki Mirador, Cival vs. gibi kentlerde yapılan keşiflere rağmen, kimileri halen Maya halkının pek çok öğeyi Olmek kültürünün yaşam tarzından örnek aldığını ileri sürmektedir. Bu keşiflerin gösterdiği gibi Mayalar daha o dönemde şehirciliği, devlet örgütlenmesini ve doğayla uyumlu bir biçimde yaşamasını biliyorlardı. Pasión ırmağı kıyılarındaki ve Cuenca del Mirador’daki M.Ö.2750 yılına tarihlenen mısır polenleri örnekleri ilk tarımcıların bölgeye bu tarihte geldiklerini ortaya koymaktadır.

Bölgeye gelen bu tarımcılar gerek Altos’ta yaşayanlarla gerek Guatemala’nın Pasifik kıyısındaki Abaj Takalik (M.Ö.1000), Kaminaljuyú (M.Ö.800) ve El Salvador (M.Ö.900) gibi şehirlerde yaşayanlarla gerekse Meksika Körfezi kıyılarında yaşayanlarla ilişkiler kurmaya başladılar. Böylece, M.Ö. 1000 yılına doğru, gitgide artan nüfus, bölgenin orta kısmının tamamına da yayılma gösterdi ve buna paralel olarak bazı gelişmeler yaşandı. Bu gelişmeler arasında, bölgenin tamamında şehirciliğin gelişmesi, ileri tarım sistemlerinin kullanılmaya başlanması, artan nüfusu denetleyebilen bir tür siyasi örgütlenmenin oluşması sayılabilir. Bu “öncü” siyasi örgütlenmede soyluların ve din adamlarının otoriter konumda oldukları bir hiyerarşi sözkonusuydu. Mesleki iş bölümü de ortaya çıkmıştı: Tarımcılık, avcılık, balıkçılık, meyvecilik, çömlekçilik, taşçılık (taş sanayii), tekstilcilik ve din adamlığı. Toprağın işlenmesinde mısır, fasulye, kakao ve balkabağı ekimine öncelik verilmişti; avcılık, balıkçılık ve meyvecilik ikinci planda tutulan, tamamlayıcı etkinlikler konumundaydı. “Klasik-öncesi” dediğimiz dönem bu yüzden “tarım dönemi” olarak da adlandırılır. Bu dönemde öte-alem yaşamını kabul eden, ölüler kültünü içeren bir din görülmektedir.

Arkeolojik bulgular Mayalar’ın yaklaşık 3.000 yıl önce törensel yapılar inşa ettiklerini göstermektedir. Maya uygarlığının, komşusu denilebilecek, klasik-öncesi dönemde yeşermiş bir başka Orta Amerika uygarlığı olan Olmek uygarlığına kıyasla sınırları ve farkları konusunda tartışma sürmektedir. Eski Mayalar ile Olmekler, Olmeklerin varlığı süresince birbirlerinden etkilenmişlerdir.

En eski anıtların tümülüs tarzı yığma mezarlar olduğu, daha sonra ilksel (öncü) piramitlerin inşa edildikleri sanılmaktadır. Olmek uygarlığının Maya uygarlığı üzerindeki etkisinin klasik-öncesi dönem boyunca giderek azaldığı ve M.Ö.3.yy.’da bu etkinin tümüyle ortadan kaybolduğu görülmektedir. Bununla birlikte Orta Amerika’nın pek çok halkının onların temel özelliklerini alıp kendi kültürlerine katmış oldukları söylenebilir (ölüler kültü, mimari, anıtsal heykeltıraşlık, ateş ve su ilahları kültü vs.)

Klasik-öncesi dönem kendi içinde, erken klasik-öncesi, orta klasik-öncesi ve geç klasik-öncesi olarak üç ara döneme ayrılır. Geç klasik-öncesi dönemde tüm Orta Amerika’da kaynağı Olmek mirasına dayanan dinsel kültür geleneklerinin türediği görülür. Mayalar’ın Olmekler’den almış oldukları başlıca sistemler yazı, sayı sistemi ve “Uzun Hesap” (''''Cuenta Larga'''') denilen takvim sistemidir.

Geç klasik-öncesi dönemde kurulan kentler arasında, Santa Marta (Chiapas); Olmek etkisindeki Chiapa de Corzo, Tonalá, Padre Piedra, Izapa; Edzná, Xicalango, Tixchel, Santa Rosa Xtampak (Campeche); Yaxuná, Acanceh, Dzibilchaltún (Cibilçaltun okunur, Yucatán); El Trapiche, Casa Blanca, Laguna Cuzcachapa, Las Victorias, Bolinas (Chalchuapa); Guatemala’nın güneyindeki Kaminaljuyú sayılabilir. Bu sonuncu kentin sakinleri M.S.400 yıllarında Meksika’nın orta kısmından, güçlü Teotihuacan kentinden gelen savaşcı bir kavimce istila edilene dek, Orta Amerika’nın diğer güçleriyle birlikte bölgenin ticari ilişkilerini denetimlerinde bulundurmuşlardır. Teotihuacan’ın askeri ve kültürel etkisi o zamandan beri tüm Maya kültüründe hissedilmiştir.

Klasik dönem

Bu dönem M.S. 250 ile M.S. 900 yılları arasında yer alır; Maya tarihini “Maya-öncesi çağı”, “eski imparatorluk” ve “yeni imparatorluk” biçiminde bölümleyen tarihçilere göreyse, "eski imparatorluk" M.S. 320 yılında başlamış, M.S. 987 yılında sona ermiştir. Bu dönem inşaatte, şehircilikte, anıtsal yazıtların kaydedilmesinde ve birçok alanda Maya uygarlığının dorukta bulunduğu ve zihinsel ve sanatsal alanda büyük bir gelişimin yaşandığı dönemdir. Bu dönemde Avrupa’da ve dünyanın diğer yerlerindeki toplumlara kıyasla birçok bakımdan ileri bir düzeyde idiler. Bu döneme teokratik dönem de denir. Dönemin bu adı almasının nedeni siyasi gücün dinsel grupların elinde bulunmuş olması, tüm ekonomik, kültürel ve sosyal yaşamın dini eksen alarak gelişmiş olmasıdır. Din adamı grupları, klasik dönemin Maya devletlerinin yönetimi üzerinde, yani yöneticileri üzerinde daima önemli bir nüfuz gücüne sahip olmuşlardır. Ayrıca bir de soylu sınıfı bulunmakla birlikte, gücü ellerinde tutan muharip sınıftı (komutanlar). Din adamları yönetim üzerinde etkili olmakla birlikte, asla yönetici olmamışlardır; Mayalar’ın yöneticilerinin din adamları olduğu imajı kentlerin birbirleriyle sürekli savaş halinde olduğunun anlaşılmasıyla yıkılmıştır. Bu dönemde temel ekonomik etkinlik tarım olduğundan sözkonusu sosyal sınıflaşmada tarımcılar sınıfı da yerlerini almışlardır. Bu dönemde deniz ticaretinin de gelişmiş olduğu sanılmaktadır. Bulgular, Mayalar’ın Orta-Amerika’lı olmayan halklarla da ticaret yapabilmiş olduklarını göstermektedir; örneğin Chichen Itza’da Panama altını bulunmuştur. Bu döneme ait arkeolojik sit alanları içinde en tanınanları şunlardır: Tikal, Uaxactún, Piedras Negras, Cancuén, Caracol, Yaxhá, Naranjo, Xultún, Río Azul, Naachtún, Dos Pilas, Machaquilá, Aguateca, Palenque, Yaxchilán (okunuşuyla Yasçilan), Kankí, Bonampak, Quiriguá , Tulum, Edzná, Oxquintok, Ceibal, Xamantún, Copán (okunuşuyla Kopan), San Andrés, Yaaxcanah, Cobá, El Cedral, Ichpaatún, Kantunilkín, Kuc (Chancah), Kucican, Tazumal, Las Moras, Mario Ancona, Muyil, Oxlakmul, Oxtancah, Oxhindzonot, Pasión de Cristo, Río Indio, San Antonio III, Nohkuo Punta Pájaros, San Manuel, San Miguel, Punta Molas, Tamalcab, Templo de las Higueras, Tupack, Xlahpak, Tzibanché ve Kohunlich.

Petén bölgesinin bu dönemde etkinliği artmış iki önemli merkezi Uaxactún ve Tikal’dir. Bunlardan Tikal’in (Guatemala) 25 km. kuzeyinde yer alan Uaxactún (M.Ö.600 –M.S. 889) bölgedeki en eski Maya tapınağının bulunduğu ve “sahte kubbeli tavan”ın varlığının ilk gözlemlendiği sit alanıdır. Günümüzde bir orman içinde kalan Tikal (M.Ö.800 –M.S.869) ise Teotihuacan etkisi göstermekte olup, en parlak zamanında 100.000’e varan nüfusuyla “geç klasik dönem” Amerika’sının en büyük kenti olmuştur. (Maya kentlerinin nüfuslarının genellikle 5.000 ile 50.000 arasında olduğu sanılmaktadır. Meksika Körfezi’ne ve Karayip Denizi’ne dökülen ırmak sistemlerinin ortasında bulunan bu merkez, karmaşık bir ticari ağa bağlı olup, stratejik bir öneme sahip olmuştur.

Honduras’taki, M.S.736’ya doğru en parlak devrini yaşayan Copán kenti ise Maya dünyasının bilimsel merkezi olmuştur. Astronominin son derece ileri olduğu bu merkezde "tropikal yıl"ın süresi saptanabiliyordu, takvim konusunda günümüzde kullanılanlar kadar kesin sonuçlar verecek sistemlere ve tutulma tablolarına sahip bulunuyorlardı. Eric Wolf, “''''Orta Amerika halkları ve kültürleri''''” eserinde Copán’da Mayalar’a özgü olmayan ilah ''''Tláloc'''' tasvirlerine rastlandığını belirterek, Copán kenti gibi diğer Maya kentlerine de bu dönemde Maya’lara özgü olmayan yabancı öğelerin girmiş olduğuna dikkat çeker.

Campeche’deki (Meksika) Calakmul ve Quintana Roo’daki (Meksika) Cobá kentleri de bu döneme aittir. Calakmul’da 100’den fazla stel (dikilitaş) keşfedilmiştir ve M.S. 623’te parlayan Cobá ise Yukatan Yarımadası’nın kuzeydoğusundaki teokratik merkezden daha eski olan bir teokratik merkezi oluşturmuştur.

Beş gölün kıyılarında yer alan Cobá milattan sonraki ilk yüzyıllarda, temel etkinliği tarıma dayalı, küçük bir yerleşim birimi olup, kırsal kesime özgü bir sosyal yapılaşmaya sahipti. M.S.400 ile M.S.1000 yılları arasında nüfusunun artmasına paralel olarak ekonomik ve siyasi gücünü arttırdı ve önemli bir törensel merkez haline dönüştü.Meksikalı arkeolog Antonio Benavides makalelerinde Cobá’daki yaşamı ayrıntılı olarak betimlemektedir. 100 km.²’ye yayılmış bu yerleşim biriminin merkezi yaklaşık 2km.² kadar bir alanı kapsıyordu. Gelişmiş bildirişim yöntemleri olmakla birlikte, ekonomik ve siyasi denetimin sağlanması için bölge gelişmiş bir yol ağıyla irtibatlandırılmıştı. Bu bölgedeki yolların yapımına M.S. 600 ve 800 yıllarında başlanmış olmalıdır. Bu yüzyıllar aynı zamanda, Cobá’da çeşitli dikilitaşların dikildiği ve şehirciliğin inşaat alanında gelişmeler yaşadığı yüzyıllardır. Üç törensel bina grubu yine bu dönemde yapılmıştır: Nohoch Mul, Chumuc Mul ve Macanxoc. Nüfusu o zamanlar 70.000’e ulaşan Cobá, 1000 yılına doğru Yucatan Yarımadası’nın orta kısmının, doğu kıyısının ve kuzeyinin ticaret yollarını kontrolünde bulunduruyordu. Bir kıyı kenti olmayan ve Tulum kentinin 50 km.kuzeyinde bulunan Cobá, ayrıca, Fernando Robles’in belirttiği gibi, Honduras’la olan ticaret yolu üzerinde Xel-Há limanını denetiminde bulunduruyordu.

Bu dönemde Yaxchilán, Bonampak, Piedras Negras ve Chiapas ormanındaki Palenque gibi merkezleri olan Maya uygarlığının en parlak dönemi M.S. 695 ile M.S.799 yılları arasındaki dönemdir. Üstteki ilk üç kentin bulunduğu bölgede Mayalar’ın birbirleriyle de savaştıklarını gösteren ilk izler bulunmuştur. Bu bölgedeki kentlerde savaçılardan, savaşlardan, tutsak alabilmek üzere düzenlenen akınlardan söz eden betimlemeler bulunmaktadır. Campeche’deki Becán tahkim edilmiş Maya kentlerine örnek olup, kuru bir hendekle çevrili bulunmaktadır.

Teokratik döneme ilişkin bir başka konu da Maya dini ile Orta Meksika, özellikle Teotihuacan arasında M.S.5.-7. yy.’da yaşanan sıkı ilişkidir. Teotihuacan bu dönemdeki Maya merkezlerini savaş, siyasi otorite ve bilhassa kültürel etkiler ve doğal kaynaklar (temel ticari mal olan kakao) yoluyla denetiminde bulundurmuştur. Durum kısaca, “Maya kültürü Teotihuacan etkisini içine aldıktan sonra kendi gelişimine devam etmiştir” biçiminde de özetlenebilir. Tikal’de ve Kaminaljuyú’daki bina ve dikilitaşlarda bulunan bazı buluntu ve metinlerin yakın zaman önce yapılan incelemeleri, Teotihuacan’da yaşayanlar ile Mayalar arasında savaş yapıldığını ortaya koymuştur ki, bu da o dönemde gücün muharip sınıfın elinde olduğunu ortaya koymaktadır. 9. ve 10. yüzyıllar arasında uzmanların henüz inandırıcı bir şekilde açıklayamadıkları gizemli olaylar olmuştur. Mayalar, bir tür imparatorluk kurdukları bölgenin merkez kısmındaki, Teotihuacan gibi dinsel ve törensel bakımdan da merkezi olan kentleri bilinmeyen bir nedenle terk etmişlerdir. Kimi kentlerde bu ayrılış o kadar ani olmuştur ki, inşa halindeki yapılar yarım kalmıştır. Teotihuacan’ın, sakinlerince aniden terk edilerek önemini yitirmesinin kuşkusuz bu kente sıkı biçimde bağlı bulunan merkezlerin üzerinde etkileri olmuştur. Dolayısıyla, klasik dönemin ardından, özellikle 925 ile 975 yılları arasında bir duraklama dönemi görülür.

Maya teokratik merkezlerinin çöküşü ve ortadan kayboluşu hakkında pek çok varsayım ortaya atılmıştır ki, bunlar çöküş ve kayboluş tarihlerine ilişkin olarak genellikle 750 ile 900 yılları arasını işaret ederler. Bu çöküşü açıklamak üzere ekolojiyle ve iklim değişiklikleriyle ilgili çeşitli varsayımlar ortaya atılmıştır. Bir varsayım, Mayalar’ın kullandığı tarım ürünleriyle ormanı tahrip etmelerinin ardından yaşanan ekolojik çöküşün dine veya dinsel merkeze etkilerde bulunmuş olabileceğini varsayarken, bir başka varsayım nüfusun aşırı artmasının toprak ve besin üretimi üzerinde aşırı baskı yaratmış olabileceğini varsayar. Mayalar’ın 200 yıl süren bir kuraklık geçirmiş olması da varsayımlar arasında bulunur. Bu varsayımlar muhtemelen doğru olsalar da, teokratik merkezlerin yok oluşunu açıklamaya yeterli görünmemektedirler. Teotihuacan’ın ve ona bağlı törensel merkezlerin boşaltılmasının ardından yaklaşık yüz yıl boyunca Maya merkezleri çeşitli krizlere düşmüşler, boşalmışlar ve orman tarafından istila edilmişlerdir. Geç klasik dönemin sonunda yaşanılan bu çöküşte, özellikle M.S. 751 ile 790 arasında varolan ittifaklar bozulmaya başlamış, komşu kent devletleri arasında ticaret azalmış ve ihtilaflar artmıştır. Klasik dönemin sonlarına doğru Meksika unsurlarının bölgeye sızmasının arttığı görülür. Kimi araştırmacılar bu unsurların bölgeye Nahuatl dilini konuşan Toltekler’le taşınmış olabileceğini düşünmektedirler. Orta Meksika’da eski uygarlıkların çöküşüyle yaratılan boşluğu Toltekler doldurmuştur. Chichimeclerle (Çiçimek okunur) akraba oldukları söylenen Toltekler, önce Tula (Nahuatl dilinde 'Tollan'') adı verilen kente yerleştiler. Liderleri Quetzalcoatl ünvanını taşıyan Topiltzin’di.

Klasik-sonrası dönem

Klasik dönemin Maya törensel merkezlerinin terk edilmesinin ardından 1000 ile 1687 yılları arasındaki dönemde sahneye göç eden bir halk çıkar; bu halk etnik bakımdan bölgede yerleşik Mayalar olmakla birlikte, kültür bakımından, Nahuatl içeriği baskın, melez bir halktır. Putún ya da Maya-chontal denilen bu halk Tabasco’nun güneyinde yapılanır ve gerek Orta Meksika halklarıyla gerekse Maya bölgesinin sınırlarında (örneğin Xicalango’da) yerleşik Nahua gruplarıyla yakın ticari ilişkiler kurarlar. Putunlar, çöküşün yaşanmış olduğu bölgenin istikrarsız durumundan yararlanarak, bölgede hakimiyetlerini kurar ve yeni bir yaşam tarzı başlatırlar.

Putunlar’ın geldikler yer ırmakların, derelerin, lagünlerin (deniz kulağı) ve turba bataklıklarının bulunduğu, dolayısıyla su taşımacılığının ön planda olduğu, Usumacinta ve Grijalva ırmaklarının oluşturduğu deltaydı. Bu özellik, Putunlar’ın mükemmel denizci ve dolayısıyla tüccar olmalarını sağlamıştı. Böylece Putunlar Campeche’deki Laguna de Términos‘tan Honduras’taki Sula’ya kadar, Yucatan Yarımadası’nın çevresindeki deniz ticareti yollarını denetim altına aldılar. Pasión ırmağının güneyinde yerleşen Putunlar, topraklarına “kanoların yeri” anlamında ''''Acalán'''' (Akalan okunur) adını vermişlerdi. Putunların iki merkezleri vardı: Biri Champotón ırmağının döküldüğü yerde bulunan Potonchan ya da Putunchan (Putun-çan okunur) diğeri Términos lagününe dökülen şimdiki Candelaria ırmağı yakınındaki Itzamkanac. Fakat ilk merkez Potonchan olmakla birlikte, Acalán’ın başkenti Itzamkanac idi. Zoque halkıyla ve Chiapas’ın “Yukarı Topraklar”ında yaşayanlarla ilişki kurarak ticareti elinde tutan Potonchan’dı. Buna karşılık ırmağın yukarı kesiminde bulunan Itzamkanac önemli bir takas limanı olmuş ve Términos lagünündeki büyük ticari merkez Xicalango’yı denetimine almıştı. Bu ticari yollar üzerinde Cozumel, Xel-Há, Bahía de la Ascención ve Polé (Quintana Roo) gibi birçok liman kurdular. Putunlar’ın bu limanlara hakim olan koluna ' Itza'' (İtsa okunur, “fasılalarla ses çıkararak konuşanlar” anlamına gelir) adı verilir.

Polé’den hareketle Itzalar 918’de Chichén’i fethettiler ve o zamandan itibaren bu kent Chichen Itza (okunuşuyla Çiçen İtsa) adını aldı. 950’ye doğru Bakhalal (Bakalar) ve Chactemal’a (Chetumal) kadar tüm doğu bölgesine hakim oldular. Putunlar’ın bölgeyi denetimleri altına alan Itza kolu ardından, Campeche’deki Meksikalı komşularıyla iletişim kurdular. Bir rivayete göre, Itzalar’ın Chantal (Çantal okunur) dilini konuştukları kadar Nahuatl dilini de konuştukları, “Meksikanın merkezi”nin derin etkilerini bünyelerine almış oldukları ve Mayalar’da Kukulkan adıyla bilinen Quetzalcoatl’ı karşıladıkları söylenir. Geleneksel Quetzalcóatl (Ketsaal koatl okunur, Nahuatl dilinde “ketsal-koatl” okunur) efsanesinin düzmece bir versiyonu olabilecek bu rivayete göre, Quetzalcóatl Tula’dan kaçmıştı ve Chantal dilini konuşanlarla ittifak kurararak onların 987’de Chichén Itzá’yı fethetmelerini sağladı. (Quetzalcóatl ya da Kukulkan, çeşitli Toltek, Aztek, Maya ve İnka metinlerine göre, bir ilah olmasının yanısıra, insanlarla bir süre yaşamış, onlara doğru yolu gösterdikten ve uygarlığı öğrettikten sonra göklere geri dönmüştür.)

Tarihsel Quetzalcóatl’ın Tuladan kaçıp Yucatan’a gelişine Enrique Florescano, Leonardo López Brillent ve Alfredo López Austin gibi yazarlar kuşkuyla bakmaktadır. Her şeyden önce, tarihlerde uyuşmazlık bulunmaktadır. İkinci olarak, benzer kanıtlar Mixteco (Misteko okunur) ve Tarasco soylularının ve daha sonra Meksikalıların sosyal yapıda kendi konumlarını korumak (statükoculuk) amacıyla bu rivayeti uydurmuş olabileceklerini göstermektedir. “Erken klasik-sonrası dönem”in Orta Amerika toplumlarının içinde bulundukları durum gözönüne alındığında, sanatsal öğelerle süslü bu kaçış rivayeti, savaş için kullanılabilecek bir motivasyon hikayesi olarak yorumlanabilir. Bu dönemdeki Maya sanat ve mimarisinde Toltek etkileri görülür.

1000 yılına doğru Chichén Itzá kenti Mayapán’da yaşayan Cocom’larla ve Uxmal’da yaşayan Xiu’larla ittifak yaptı. “Mayapan Konfederasyonu” adıyla bilinen bu ittifak 1194’de Cocom’ların lideri Hunacc Ceel tarafından bozuldu. Savaşlarda kaybeden taraf Itza’lar ve Xiu’lardı. Böylece Maya-Toltek kökenli liderlerin önderliğinde ilerleyen Itza’larda yükseliş durdu ve karışıklıklar baş gösterdi. Itzalar kentlerini terk edip Petén bölgesinin ormanlarına yöneldiler ve Petén-Itzá Gölü’ndeki Tayasal Adasında yeni bir kent kurdular.

Mayapán’ın üstünlüğü 1441’e kadar sürdü. Bu tarihte Uxmal Xiu’larının lideri Ah Xupan Xiu, Mayapán kentini alarak Cocom’lara son verdi. Mayapán’ın nüfusu en parlak döneminde 12.000’i bulmuştu. Mayapán taş duvarlarla tahkim edilmiş bir kentti. Mimarisinde Toltek etkileri açıkça görülmektedir. Eric J. Thompson “Yukatan Yarımadası’nın Doğu Kıyısı Sakinleri” adlı eserinde bu dönemi ayrıntılı olarak işlemektedir.Mayalar’a ait tarihsel kayıtlar bölgede Mayapán egemenliğinin olduğu dönemde (1200-1480) Putun’ların Bakhalal ve Chactemal bölgelerinde nüfuzlarını koruyabildiklerini bildirmektedir. Bu durumda Tabasco’nun güneyindeki kentlerini terk edip Potonchán’a dönüşlerinin nedeni henüz açıklığa kavuşmamış görünmektedir.

Mayapánın çöküşünün ardından Yucatan Yarımadası rekabet halindeki 16 beyliğe bölünmüştür. Xiu’lar ile Cocom’ların asla ateşkes yapmadan sürekli savaşmalarının bir mirası olarak, onlar da, aralarında sürekli savaşıp durmuşlardır. İşte ilk İspanyollar geldiğinde bölgenin durumu bundan ibaretti. Hernán Cortés’in 1542’de bölgeye ayak basmasından itibaren birçok başarısız girişimden sonra, nihayet 1697de son Maya ve Orta Amerika kentleri de istila edildi. Bu son kentler Itza’ların Tayasal kenti, Kowoj’ların Zacpetén kenti ve Yalnain’lerin Queixil kenti idi.

Toplum

Beslenme

Mayalar’da temel besin maddesi mısırdı (Maya dilinde ''''ixim''''). Mısır’dan çeşitli içecekler (örneğin ''''atole'''') elde ediyor ve hamurundan (Aztek dilinde ''''nixtamal'''') ''''tamal'''' denilen börekler ve gözlemeye benzeyen etli küçük börekler yapıyorlardı. Bu böreklerin içine et, sebze ya da her ikisi birlikte konurdu. Diğer önemli besin maddelerinin kaynağı kakao idi; tohumundan sağlanan hamur, maddi durumu süt alabilmeye müsait olmayanlarca suyla karıştırılarak bir içecek (çikolata, Nahuatl dilinde'''' xocolatl'''') elde edilirdi.

Suyu saf haliyle içmeye alışkın değillerdi, suyu genellikle mısırdan, meyvelerden ve diğer hammaddelerden elde edilenlerle karıştırarak içerlerdi. Törenlerde kullanılan ''''balché'''' (mayalanmaya tabi tutulmuş alkollü içecek) adlı içkiyi balché ağacının (''''Lonchocarpus violaceus'''') kabuğu ile su ve balın karışımından elde ederlerdi. Yine törenlerde kullanılan ''''sakab'''' adlı içkiyi ise mısır ve baldan elde ederlerdi. Tanınmış Maya yemeklerinden ''''pozole'''', ''''atole'''' ve ''''pinole'''' içeriğinde yine çeşitli şekillerde mısırdan elde edilmiş içecekler bulunmaktadır. Bütün bu içecekler fincanlara konurdu ve içi boşaltılmış kabaklarda (Maya dilinde ''''chú'''') taşınırdı.

Çok tüketilen diğer ürünler arasında ısırgan (vitamin bakımından çok zengindir), sakız (Manilkara zapota ağacından elde edilirdi), tuz, fasulye, ''''Capsicum chinense'''' biberi ve hem çiçeklerinden, hem tohumlarından ve hem de meyvesinden yararlanılan helvacı kabağı (''''Cucurbita maxima'''') sayılabilir.

Mayalar’ın tanıdığı, Maya bölgesinin faunasında hayvanlar arasında, kızıl geyik, pekari, armadillo, denizineği, tavşan, "çıplak Meksika köpeği" (Xoloitzcuintl),tapir, bayağı yaban domuzu, maymun, sülüngiller, güvercingiller, hindi , iguana, balık, istiridye, ve diğer kuş ve memeliler sayılabilir. Bu hayvanların bazılarından besin maddesi olarak yararlanıyorlar, bazılarını da ayinlerde kurban ediyorlardı.

Konut ve konaklama

Mayaların evlerde yaşama düzeninde alışılmış tek aileli evlerin (tek ailenin bireylerine mahsus ev) yanı sıra “çok aileli ev”ler (aralarında kan bağı olan, sosyal konumları önemli kişilerin bir arada yaşadıkları ev) de görülür. Tek aileli evlerin örneklerine Tulum arkeolojik sit alanında, çok aileli evlerin örneklerine de Kohunlich’de rastlanır.

Evlerde inşa maddesi olarak tahta, taş ve bir tür harç kullanılmaktaydı. Konutlar esas olarak üç kısımdan oluşurdu; yatak odası, mutfak ve ambar. Bunlara kimi zaman çalışma odası (atölye) ve banyo eşlik ederdi. Bu yapılaşmanın tipik örneklerine Joya de Cerén’de rastlanır. Somyalar duvarlara tutturulurdu, şilteler pamukla doldurulurdu. (Hamak, Haiti Karayiplileri’nin icadı olup, bölgeye İspanyollar’la gelmiştir.) Bazen de "yer yatakları" üzerinde uyurlardı. Bu tür odalarda havalandırma ve aydınlık pek olmazdı, çünkü pencere bulunmazdı. Odalar genellikle uyumak ve eşya veya malları saklamak üzere kullanılırdı. Evler genellikle, meyve ağaçları olan bahçelere sahipti. Rahipler ve soylular ise kent merkezindeki kalelerde, piramitlerde ve tören tapınaklarında ikamet ederlerdi.

Giyim, kuşam

Halkın büyük bir kısmı zamanlarını tarım etkinliklerine ayırırdı; bu yüzden tarlada çalışma koşullarına uygun giysiler giyerlerdi. Giyim, sosyal düzeye de bağlıydı. Çoğunluk genellikle sade giysileri tercih ederdi. Kadınlar genellikle bir ''''huipil'''' (Orta Amerika’ya özgü, işlemeli,renkli motiflere sahip bluz) ya da bir etek ve manto, erkekler ''''patí'''' denilen bir kısa pantolon giyerlerdi. Buna karşılık, ayaklarında deri sandal olan, değerli taşlar ve tüylerle süslü, desenleri zengin, ihtişamlı giysiler giyen soylular, sedefle ve değerli taşlarla süslü ağır kemerler, kolyeler ve başlarına tüylerden yapılmış takılar takarlardı. Soyluların giydikleri diğer giysiler, denizkabuklularıyla veya salyangoz kabuğuyla süslü, geometrik desenlere sahip, jaguar derisinden veya pamuktan yapılma ceketler, uzun veya kısa mantolar ve eteklerdir. Ayrıca, rahipler ve bazı soylular, yeşim taşından, kuvarsdan ve altından yapılma son derece büyük kulaklıklar (kulak takısı), buruna takılan halka türü takılar, bilezik ve yüzükler takarlardı. Kimi zaman alt dudağın altına da bir takı takmayı ihmal etmezlerdi.

Diğer aksesuvarlar arasında, şapka, taç, konik bere, türban ve pampa otu (''''Cortaderia selloana'''') sayılabilir. M.Ö. 900 yıllarına kadar kutsal yerlerde ve birçok sahada çok sık kullanılan yeşim taşı, sonraları kaybolmamakla birlikte, kuyumculukta, özellikle altın işlemede kullanılmaya başlanmıştır.

Bonampak duvar resimleri zenginlik ve şatafat gösteren bu giysilerin törenlerde olduğu kadar savaşlarda da kullanılabildiğini göstermektedir. Bu resimlerde savaşçıların vestiyere astıkları silahlar, kalkanlar, zırhlar ya da koruyucu yeleklerin gayet süslü oldukları görülmektedir. Giysilerini boyamak üzere kullandıkları renklendiricilerden en önemlilerinin kaynakları şunlardı:
  • Madenlerden: ''''Atapulgita'''' denilen palygorskite; (Mg,Al)2Si4O10(OH)•4(H2O).
  • Bitkilerden: ''''Indigofera sufruticosa'''' ve ''''Indigrofera guatemalensis'''' bitkileri. Bunlardan “Maya mavisi” denilen rengi elde ettikleri sanılmaktadır.
  • Hayvanlardan: Cochineal denilen parazit böcek. Bundan kırmızı renk elde edilirdi. Ayrıca ''''Purpura pansa'''' türü salyangozdan da mor renk elde edilirdi.


Ayrıca göğüs kol ve bacaklara dövme yapılabiliyor, vücuda süsleme amaçlı yaralar açılabiliyor (scarification) Scarification , URL erişim tarihi: 25 Haziran 2008 ve delinen dişlere kesilmiş yeşim, obsidyen ve pirit gibi değerli taşlar yerleştirilebiliyordu. Ancak dövme ve deride süsleme amaçlı yaralar açma din adamlarına, beylere ve komutanlara mahsustu. Bu konularda, enformasyon kaynaklarının hatırı sayılır bir kısmı koloni döneminde bölgede yaşamış İspanyol Diego de Landa’ya dayanır. Bölgede kaldığı süre boyunca Maya belgelerinin çoğunu yok etmiş olmasına karşın, sonunda Maya uygarlığı üzerine bir kitap yazmıştır.

Kadın ve sosyal konumu

Kadın toplumda önemli mevkilerde bulunabilmiş, hatta birkaçı yönetici olmuştu. Aile ekonomosinde kadının rolü büyüktü; seramikleri onlar imal ediyor, yontuları onlar tasarlıyor, giysiler için pamuğu onlar dokuyordu. Aynı zamanda hayvan yetiştiricilikle ve dinsel bayramlarda tüketilecek yiyecek ve içecekleri hazırlamakla meşguldüler.

Hazır bulunmaları gereken birkaç bayram haricinde, insan kurbanının olduğu bayramlarda yer almazlardı. “Kendini kurban etme” (“autosacrificio”) törenlerinde klasik-sonrası dönemde kadınların yer almamasına karşın, klasik dönemde bazı itibarlı kadınların yer aldıkları görülür. Kısaca, Maya kadınının toplumdaki etkinlikleri gözönüne alındığında, pek çok kültürde görüldüğü gibi yalnızca ev ve aileyle meşgul bir kadın olmadığı anlaşılmaktadır.

''''Kamnicté'''' denilen evlilik, babaların düzenlemesiyle, ekonomik nedenlerle veya ittifak amacıyla yapılırdı. Ayrıca yeni evli damat, bir süre kayınpederinin emrinde yaşardı ki bu süre kimi zaman 5 yıla kadar çıkardı.

Fiziksel özellikler

Silvanus G. Morley tarafından Yucatan Mayaları üzerinde sürdürülen bir araştırma, ortalama boylarının 154.61 cm. ile 142.65 cm. arasında, ağırlıklarının 52.86 kg ile 50 kg arasında ve kafa indisinin (cephalic index) 85.8 ile 86.8 aralığında olduğunu ortaya koymuştur. Arkeolojik ve etnoğrafik kanıtlara göre, Mayalar geniş kafalı (brachycephalic), gaga burunlu, siyah ve düz saçlı ve hafifçe Asya’lıları andırır biçimde badem gözlü idiler. Boyunları kısa, omuzları genişti.

Maya uygarlığının yapısı

Sosyal Örgütlenme

İspanyol işgali öncesinde büyük kentlerde yaşam, bugünkü modern kentler gibi, son derece karmaşıktı. “''''Mayalar, Zamanın Çocukları''''” adlı makalesinde Howard LaFay şöyle yazar: “Bu dönemde, ormanın huzur verici havasında düzenlenen ezoterik ayinlerden nasibini alan, tarımla uğraşan, barışçı sade Maya insanı imajı artık kaybolmuştu. Yerine yaşam dolu, savaşçı ve daha ileri tarım teknikleri kullanan bir halk gelmişti. Vikingler gibi, cesaretle istilalara kalkışıyor ve ticaretle uğraşıyorlardı.”

Maya toplumu bir sosyal sınıflaşma içinde yapılanmıştı. Bu sınıflaşmanın tepesinde ''''almenehoob'''' (“babaları ve anneleri olanlar”) denilen soylular bulunuyordu. Siyasi ve dinsel makamlara yerleşmiş bu ayrıcalıklı sınıf iktidarı ve otoriteyi tekeline almıştı. Beyliğin ''''halach uinik'''' (alaç uinik okunur) adı verilen en üst yöneticisi dünyevi ve ruhani işlerde mutlak iktidar sahibiydi. Ona ''''ahau'''' da denirdi, amblemleri yuvarlak kalkan, birçok uygarlıkta olduğu gibi asa idi; bu asa yılan başlı antropomorf bir yaratık biçimindeydi. Halach Uinik makamı, silsilevi olarak babadan en büyük oğula geçerdi. Halach Uinik aynı zamanda ''''batab'''' ’dı, yani yaşadığı kentin mahalli başkanıydı ve beyliğin diğer kentlerinin ''''batab'''' ’ları (çoğulu ''''bataboob'''') onun komutası altındaydı. Yüce şef olarak vergi ona verilirdi, komutanları toplantıya o çağırır ve siyaseti belirlerdi.

Savaşta her ''''batab'''' kendi askerlerine komuta ederdi. Fakat bir de ''''nacom'''' denilen, üç yıl görevde kalan, bir başkomutan vardı ki, ''''nacom'''' doğrudan doğruya ''''halach uinik'''' ’e hesap verirdi. Kademede'''' batab'''' lardan sonra, 'ah cuch caboob'' denilen kentin mahallelerinin idaresinden sorumlu olan yöneticiler bulunurdu. Bunlar kimi zaman delege olarak ''batab'' ’a eşlik eder ve ona, ayrıca, onun sözcüsü ve habercisi olarak da hizmet ederlerdi.

Bunlardan başka, ayrıca ''''popolna'''' ve ''''ah holpop'''' adı verilen, sosyal ve törensel meselelerden sorumlu memurlar bulunurdu. Memurlar kategorisinde en alt düzeyde olanlar, düzeni sağlayan ve yasanın yerine gelmesini gözeten, bir tür polis denilebilecek ''''tupil'''' ’lerdi.

''''Ahkin'''' (çoğulu ''''ahkincob'''') adı verilen din adamları sınıfı ''''batab'''' ’larla aynı kategoride bulunurdu. Din adamlığının kuşaktan kuşağa geçişinde de ailevi silsile izlenmekle birlikte, bazı soylu ailelerin bireyleri din adamı olabiliyordu. Dinsel hiyerarşinin başında ''''ahuacán'''' (“ağa yılan”, aua kaan okunur) adı verilen baş rahip ya da şaman başı bulunurdu. Etkinlikleri törenler, kurbanlar, kahinlik, astronomi, kronolojik hesaplamalar, hiyeroglifik yazı, dinsel eğitim (önceki dönemlerde özellikle ezoterik eğitim) ve tapınakların yönetimi üzerineydi. Kademede ''''ahuacán'''' ’dan sonra gelen rahiplere ''''chilam'''' ya da kahin denirdi, insanlara gönderilen ilahi mesajları gözlemle ve orakl benzeri çeşitli yöntemlerle anlamaya çalışır ve yorumlarda bulunurlardı.

Soylulara mensup olmaları dolayısıyla tüccarlar komutanların güçlü olanlarıyla yakın ilişki içindeydiler ve onları yollar, ekonomik olasılıklar ve diğer halkların savunma durumu hakkında bilgilendiriyorlardı. Toprak genellikle ortak kamu mülkiyeti olarak halka ait olsa da, soylular hiçbir tarımsal faaliyette bulunmamalarına rağmen tarım üretiminden büyük pay alıyorlardı. Ayrıca, soylulara av ve balıkçılık, bal, pamuk, battaniye ürünlerinden oluşan vergi ödenmekteydi; vergi kişisel hizmet biçiminde de ödenebiliyordu. Yani halk mısır ekimini ve diğer üretimlerini hem kendisi hem de soylular için yapmak durumundaydı.

Soylular sınıfının altında kalan halk, ''''yalba uinikoob'''', ''''chemal uinicoob'''', ''''memba uinicoob'''' ya da ''''pizilcan'''' gibi çeşitli adlarla belirtilirdi ki, bütün bu adlar " küçük insanlar" anlamına gelmekte olup, “ayak takımı”nı ifade ederdi. Koloni döneminde sıkça kullanılan ad ise Náhuatl dilindeki ''''macehual'''' ’dı. Çoğunluğu oluşturanlara verilen “komün insanlar” adı köylüleri, balıkçıları, oduncuları, sakaları, duvarcıları, zanaatkarları, taş yontucularını, dokumacıları, nakliyecileri vb. kapsıyordu. Sosyal hiyerarşide halkın da altında olanlar kölelerdi; erkek kölelere ''''ppentocet'''', kadın kölelere ''''munach'''' denirdi. Kölelerin çocukları da köle sayıldığından, köle olarak doğmak mümkündü; köle bir çocuk ana babasıyla birlikte veya ebevynsiz olarak, ticari mal olarak satılabilirdi.

Siyasi örgütlenme (yönetim)

Mayalar’da hiyerarşik bir yönetim göze çarpar; klasik dönem boyunca her beyliğin en üst yöneticisine ''''k’inich'''' (kiniç okunur, "güneş yüz" anlamına gelir), ''''ahau te‘'''' (ağaç bey), ''''ch’ul ahau'''' (kutsal ağa) ya da ''''bakab'''' (alemin direği, desteği) gibi çeşitli adlar verilmiştir. Bu yöneticiyle kan bağı olan (akraba olan) soylulara ise ''''ahau'''' (ağa, bey) denilirdi. İkincil derecede öneme haiz bazı kent ve merkezlerdeki yöneticilere ise ''''sahl'''' (çoğulu ''''sahaloob') denirdi, bunlar ''ahau te'' ile yakın ilişki içinde olurlardı.

Klasik-sonrası dönemin sonunda (M.S.800-1000) Yucatan Yarımadası’nda yeni bir yönetim biçimi belirdi: ''''Multepal'''' denilen konfederasyon sistemi. Diğer kentler üzerinde hegemonyalarını kuran ilk kentler Chichén Itzá ve Mayapán oldu. Bu sistemde yönetim, birbirlerini “kardeş” sayan birçok kişiden oluşan bir konseyle icra ediliyordu. Bu hükümet konseyi (''''multepal'''') üyelerinin ünvanı ''''ah tepal'''' idi.

Mayapán’ın yıkımından (1451) sonra Yucatan Yarımadası ''''kuchkabal'''' denilen 16 ya da 17 eyalete ya da beyliğe bölündü. Her ''''kuchkabal'''' ’ın başkentinde askeri, adli ve siyasi otoriteye sahip, ''''halach uinik'''' ("gerçek ve doğru adam") adlı bir bey bulunuyordu. Her ''''kuchkabal'''' ''''batabil'''' ’ler denilen, ''''batab'''' ’lar tarafından yönetilen mahalli idarelere ayrılırdı. Her ''''batabil'''' de ''''kuchkteel'''' denilen, aşiretlerden oluşan küçük birimlere ayrılırdı. Aşiret reisleri ya da oymak başları zaman zaman yönetim meselelerini çözmek üzere, ''''batab'''' ’ın da katıldığı bir mecliste biraraya gelirlerdi. ''''Batabil'''' meclisleri aşiretlerin temsilcileriyle (''''ah k’ul'''') ''''batab'''' tarafından atanan temsilcilerden oluşurdu. ''''Halach huinic'''' aynı zamanda ''''kuchkabal'''' ’ın şamanı sayılırdı ve din adamları hiyerarşisi ona bağlıydı.

Din adamları

Din adamları hiyeraşisinde şu unvanlar bulunmaktaydı:

  • ''''Halach huinic'''', ''''kuchkabal'''' ’ın (eyalet, beylik) beyi ve din adamı.
  • ''''Ah kin may' ya da ''ahau kan mai'': Din adamlarının başı.
  • ''''Ah kin': Yasal din adamı
  • ''''Ah nacom'''': Kurbancı
  • ''''Chilam'''': Kahin
  • ''''Chá akoob': Yardımcı


Ekonomik yapı

Tarım Mayalar’ın temel etkinliğini oluşturduğundan, İspanyol işgali öncesine kadar çeşitli tarım teknikleri geliştirmişlerdir. Bunun yanı sıra avcılık ve balıkçılık da ihmal edilmemiştir. Tropikal orman da onlar için önemli bir besin kaynağıydı. İklim değişiklikleri, toprak ve bitki örtüsü, kuşkusuz doğal kaynakların kullanımının ve hangi tarım sisteminin uygulanacağının belirlenmesinde belirleyici etkendi. Teknikler, kullanılabilir toprağın nicelik ve niteliğine, kültür tipine ve sosyoekonomik etkenlere bağlı olarak ortaya çıkmıştı.

Ticaret

Maya coğrafi bölgesinde üretim büyük olduğundan, ticaret vazgeçilmez bir etkinlikti. Klasik dönemde büyük kentlerde ''''ppolom' denilen büyük çarşılar ortaya çıkmıştı. Fakat klasik-sonrası dönemdeki yeniden yapılanma sırasında, ''tianguis'' adını alan bu çarşılar geliştirilememiştir. Toptancı tücarlar küçük tüccarlarla irtibatı sağlamak için uzun mesafeler katetmekteydiler. Küçük tüccarlar ise mallarını evden eve gezerek satıyorlardı. Bu mallardan Guatemala’da yeşim, kuzeydoğuda pamuk, kıyılarda deniz kabuğu ve balık, kuzeyde tuz, Tabasco, Guatemala ve Honduras’ta kakao, Puuc bölgesinde ise çakmaktaşı daha çok satılıyordu. Büyük tüccarlar büyük bir prestij elde etmiş olup, soylular arasında isim yapmış bulunuyorlar ve bazı durumlarda kralın casusluğuna terfi ediliyorlardı.

Para

Para yoktu, ticaret parayla değil, takas (barter) sistemiyle yapılıyor, bazen para yerine kakao meyvesi kullanılıyordu. Değerler döneme göre az çok değişmiş olsa da, bir tavşanın değeri 10 kakao meyvesiydi. Para sistemine İspanyol işgali döneminde bir ''''Virreinato de la Nueva España''''’ nın emriyle 17 Haziran 1555’de geçilmiş ve İspanyol reali kullanılmıştır. 1575’te bir real 100 kakao meyvesi değerindeydi.

Toprağın özelliği

“Yönetenler” (''''ahau''''), toprağı, tebaalarına, sosyal düzeye ve işbölümüne bağlı olarak veriyordu. Bir işlenebilir toprak parselinin verilme amacı, o toprağı alan ailenin yaşamını sürdürebilmesi ve vergisini ödeyebilmesi içindi. Bununla birlikte üretimin istenilenin üzerinde olduğu bereketli hallerde, toprağı işleyen aile, ürünün fazlasını satmalı ve edinilenle vaktiyle kendisine bu toprağı sunmuş olanlara borcunu kısmen de olsa ödemeliydi. Toprak ''''ahau''''’ya (ağa) aitti ve istediği zaman o toprağı herhangi bir gerekçe göstermeden geri alabilirdi.

Deniz taşımacılığı

Deniz taşımacılığının ticaretin gelişiminde ve dolayısıyla ekonominin gelişiminde önemli bir rolü olmuştur. En erken gelişmiş su taşıtları esas olarak kano ve yelkenli olmuştur. Önceleri tatlısularda kullanılan bu gemilerin pruva ve pupa uçlarında yapılan değişikliklerden sonra bunlar denizde de kullanılmaya başlanmıştır. Bunlardan Yucatan kıyılarının yanı sıra Tabasco, Chiapas, Guatemala ve Honduras nehirlerinde de yararlanılmıştır. Büyükçe olanlarının mallarıyla birlikte 20-40 kişi taşıyabildiği sanılmaktadır. Bunların Panama’ya kadar gidebildiklerini gösteren kanıtlar bulunmaktadır.

Kara taşımacılığı

Yaygın geniş yol şebekeleri ile dar yollar (patika) arasında büyük bir farklılık vardı. Önemli yollara ''''sacbe'''' (sakbe okunur,“ak yol”anlamına gelir) denirdi. Böyle bir yolun inşa edileceği yer belirlendikten sonra, kolay işlenebilir dev taş bloklarıyla yer düzlenirdi ve yetişebilecek çalılar ulaşımı engellemesin diye, üzeri kumla kaplanır ve bunun da üzeri harçla kaplanırdı. Cobá’yı Yaxuná’ya bağlayan böyle bir ''''sacbe'''' 100 km. uzunluğundadır. Diğer uygarlıkların çoğunda görülen, yük hayvanlarının çektiği tekerlekli arabalara bu uygarlıkta rastlanmaz. Tekerleği tanımalarına rağmen,ilginç olarak, tekerleği yalnızca dört ayaklı hayvan oyuncaklarında uygulamışlardır.

Maya ulusları, halkları

Mayalarda farklı kabilelerin oluşmasında kan bağı etkeninin yanısıra, üretim etkinliğinde aynı işi yapanların gruplaşma göstermesi de bir etken olmuştur. Örneğin Putunların oluşumunda, balıkçılık ve deniz ticareti yapan ailelerin bir araya gelmesi sözkonusudur.

Başlıca Maya ulusları

Yucatan Yarımadası’nda
  • Itzálar: Adlarını muhtemelen, yarı efsanevi rehber Itzamná’dan (“göğün cevheri” ya da “bulutların çiyi”) almışlardır. Zamná da denilen Itzamná, sözlü gelenekte Yucatan Yarımadası’nda her şeye isim koyan ve bitkilerin tıbbi yararlarını keşfeden, Maya yazısını ve hiyeroglifleri icat eden kişidir. Öldükten sonra halkı tarafından ilahlaştırılmış, adına tapınaklar yapılmıştır. Izamal piramitlerinde gömülü olduğu söylenir. Chilam Balam’ın Chumayel metinlerine göre, Itzalar 435 yılında güneyden gelmişler, bugün Bacaların bulunduğu yerde Siyancaan Bakhalal kentini kurmuşlardı. (''''Syan Caan'''' “doğmak”, ''''bakhalal'''' “kamışlar yeri” anlamına gelir). Uzmanlar Kohunlich sit alanındaki keşiflerin bu tarihi değiştirebileceğini düşünmektedir; çünkü burada Olmek, Chichimec ve bazı Teotihuacan etkileri taşıyan maskeler bulunmuştur. Tören alanı da büyüklük faktörü gözönüne alınmazsa Teotihuacan’dakine benzemektedir. Fakat Chumayel metni Itzaların Bakhalal’da yalnızca 60 yıl kaldığını anlatır. Chichén Itzá’yı 495 ile 514 arasındaki dönemde kurmuş olmalıdırlar. Daha sonra bu kenti de terkettiler, 928-948’e kadar Champotón’da yaşadılar ve 40 yıl süren seyahatlerden sonra Chichén’e Toltek ve Chichimec kültürüyle melezleşmiş bir halde geri döndüler. Bu kabilenin arkeolojik kalıntılarına kuzeyde, Campeche’nin kuzey ve doğusunda, Yucatan’ın kuzey ve ortasında ve Quintana Roo’nun kuzeyinde rastlanır. Son başkentleri Petén’deki (Guatemala) Tayasal kenti olmuştur.


  • Xiú’lar: Campeche’nin (Kam-peçe okunur) kuzey ve kuzeydoğusuna, Yucatan’ın kuzeybatısına ve Quintana Roo’unu batısına yerleştiler. Yucatan Yarımadasına Petén’den hareketle girdiler. Krallıklarının başkenti olan ünlü Uxmal kentinde yaşadılar. Bir dönemde Chichén Itzá Itzaları ile savaştılar, efsaneye göre prens Kukulkan gelip bu krallıkların ya da kabilelerin barış yapmasını sağladı ve yeni başkent Mayapán’ı kurdu.(Bu, Maya bayrağında simgelenmiştir.) Yöneticisinin adı daha çok Ah Mekat Tutul Xiu olarak bilinir. 987-1007 arasında Uxmal’a yerleşti ve Itza’larla birlikte Mayapán Konfederasyonunu kurdu. Konfederasyon konseyi Chichén Itzá, Uxmal, Mayapán, Itzamal, Tulum, Ichpatún ve diğer beyliklerin beylerinden oluşuyordu. Bu ittifak 1175-1185’e kadar sürmüş olmalıdır. Çünkü 1194’te Itzaların Chichén Itzá’yı terk ettikleri görülür. Bu sırada Mayapán Cocom’larının beyi Hunacc Ceel idi. Mayapán’ın kuruluş tarihi 1047 olarak ve yıkım tarihi 1254 olarak belirtilir. Itza’lara karşı savaşında Mayapán’a Meksika askerleri destek vermiştir. Daha sonra Uxmal beyi de Mayapán’a savaş açmışsa da, yenilmiş ve kenti işgal edilmiştir. Mayapán’ın son kralının soyundan gelen biri Tibolón adlı bir başka kent kurmuş ve bu kentteki Cocom halkını sert bir biçimde yönetmiştir ki, bu halk 16.yy.’daki ilk İspanyol işgalcileriyle karşılaşan diğer Maya kabilesi olmuştur. Xiú’ların soyundan gelen son bireyler Maní kentine yerleşmişler ve bu kenti başkent olarak benimsemişlerdir.


  • Cocom’lar: Esas olarak Quintana Roo’nun kuzeyine ve Yucatan’ın kuzeydoğusuna yerleşmişlerdi. Hegemonyalarını 1441-1461 dönemine kadar sürdürdüler. Bu tarihlerde Itzaların soyundan gelenlerce yenilgilere uğratıldılar, bu kez de Xiú’lardan destek görmüşlerdi. 1461 ile 1500 yılları arasında aralarında hiçbir birlik ve otoriteden eser kalmayan küçük yerleşim birimleri biçiminde bir yapılanma görülür. Bu yerleşim birimleri, Xiú’lar ve Cocom’ların asla ateşkese yanaşmadan sürekli çatışma içinde olmalarının da sonucu olarak, durmaksızın savaşmış, salgın hastalıklar ve kasırgalarla da büyük darbeler yemişlerdir. Son yöneticileri Hunacc Ceel’dir. Cocom’ların soyundan gelen son bireyler Sotuta kentine yerleşmişler ve bu kenti başkent olarak benimsemişlerdir


  • Putún’lar: Bazı araştırmalar Campeche’den gelmiş olabileceklerini ve kentlerinin adının Champotón olduğunu göstermektedir.


Chiapas’takiler ve Tabasco’nun bir kısmındakiler:

  • Chontal’lar: İdari adı La Chontalpa olan Tabasco ovasına yerleşmişlerdi.
  • Zoque’ler: La Chontalpa’da ve Chiapas’ın batı ve kuzeyinde yerleşmişlerdi.
  • Tzotzil’ler: Chiapas’ın orta ve doğusuna yerleşmişlerdi.
  • Tzeltal’lar: Chiapas’ın orta ve doğusuna yerleşmişlerdi.
  • Tojolabal’lar: Chiapas’ın orman ve vadilerinde yerleşiktirler; 58.000 kişi bu dili konuşur. Mayaların bu listedeki nüfuslarına ilişkin sayılar çeşitli yıllardaki nüfus sayımlarında saptanmıştır.


  • Lacandón’lar: Kökenleri Chiapas’taki mitolojik Lacan-Tún bölgesidir (orta ve doğu)


Guatemala’dakiler:
  • Kiche´: Geniş bir lehçe çeşitliliği gösteren bir halktır. Bu dili konuşanların sayısının yaklaşık 1.000.000 olduğu sanılmaktadır. Günümüzde yaşadukları yerler Sololá, Quetzaltenango, El Quiché ve Totonicapán’dır. Kolomb-öncesi zamanlardaki başkentleri Utatlán ya da Gumarcaj idi.
  • Kekchi: Alta Verapaz, Izabal ve Petén’in güneyinde yaşarlar; 1987-1991 arasındaki sayımlarda Guatemala Cumhuriyeti Guatemala’da bu dili konuşanların sayılarının 400.000 olduğunu açıklamıştır. Bu açıklama doğru kabul edildiğinde, 1998’de tüm ülkelerde bu dili konuşanların sayıları 1998’da 421.000’di. Fakat günümüzde bu tüm ülkelerde bu dili konuşanların 726.723 kişi olduğu sanılmaktadır.
  • Mam: Huehuetenango, San Marcos ve Quetzaltenango’da yaşarlar; 519.664 kişi bu dili konuşur, vaktiyle başkentleri Zaculeu idi.
  • Kaqchiquel: Sacatepéquez ve Chimaltenango’da yaşarlar; 475.889 kişi bu dili konuşur, vaktiyle başkentleri Iximché idi.
  • Qanjobal: Qanjobal: San Marcos ve Huehuetenango’da yaşarlar; Guatemala hükümeti 1998 nüfus sayımında Guatemala’da bu dili konuşanların sayılarının 126.000 olduğunu açıklamıştır. Tüm ülkelerde bu dili konuşanların sayısı1998’de 146.800 idi.
  • Pokomchi: Baja Verapaz ve El Progreso’da yaşarlar; Guatemala hükümeti 1998 nüfus sayımında Guatemala’da bu dili konuşanların sayılarının 85.000-90.000 olduğunu açıklamıştır.
  • Ixil: Huehuetenango, El Quiché ve Alta Verapaz’da yaşarlar; 69.137 kişi bu dili konuşur.
  • Tzutujil: 13.yy.’ın sonlarından beri Sololá’nın güneyinde ve Suchitepéquez’in kuzeyinde yaşayan bir halktır. Önceleri Santiago Atitlán, San Pedro la Laguna, San Lucas Tolimán, San Juan la Laguna ve Santa María Visitación gibi kentlerin bulunduğu Atitlán Gölü kıyılarında ve Chicacao’da yaşarlardı. 100.000 kişi bu dili konuşmaktadır. Kolomb-öncesi başkentleri Popol Vuh’ta adı Ajtziquinahay olarak geçen Chutnamit’ti.
  • Popti: Popti: San Marcos ve Huehuetenango’da yaşarlar; Guatemala hükümeti 1998 nüfus sayımında Guatemala’da bu dili konuşanların sayılarının 77.000 olduğunu açıklamıştır. Tüm ülkelerdeki sayıları 1998’de 88.000 idi.
  • Chuj: (Rama Chol), Huehuetenango’da yaşarlar; 38.253 kişi bu dili konuşur.
  • Pokomam: Chiquimula ve Jutiapa’da yaşarlar; 31.000 kişi bu dili konuşur. Vaktiyle başkentleri Mixco Viejo idi.


Belice’dekiler:

  • Kekchi
  • Mopán


Honduras’takiler:

  • Chortí


El Salvador’dakiler:

  • Chortí: Río Lempa ırmağının kuzey kısmında (günümüzdeki Santa Ana ve Chalatenango vilayetleri) yerleşmişlerdi; 13.yy.’dan itibaren Pipil’lerden etkilenmişlerdir.
  • Pokomam: Günümüzde Santa Ana ve Ahuachapán vilayetlerinin bulunduğu bölgede yerlemişlerdi. Başkentleri önce Chalchuapa, sonra, 15. yy.’da Pipiller’ce zaptedilene kadar Atiquizaya oldu.


Maya azınlık halkları

Yucatan Yarımadası’ndakiler:

  • Chel: Başkentleri Izamal’dı.
  • Chan: Yerleşim bölgeleri yarımadanın kuzeybatısındaki Maxcanú idi.
  • Cupul: Yerleşim bölgeleri yarımadanın doğusunda ve başkentleri Zací’deydi, burada günümüzde Valladolid bulunur. 1533’de Francisco de Montejo El Mozo tarafından, Cocom’larla birlikte, topraklarını terk etmeye mecbur bırakıldılar.


Chiapas’takiler ve Tabasco’nun bir kısmındakiler:

  • Chiapa: Chiapas’ın orta ve doğusunda yerleşmişlerdi.
  • Tojolabal: Chiapas’ın orta ve doğusunda yerleşmişlerdi.
  • Petén: Bu, Mayalar’da avcılara ya da avlanmaya gidenlere verilen bir isimdi.


Guatemala’dakiler:

  • Awakateko: Huehuetenango’da yaşarlar; 16.272 kişi bu dili konuşur.
  • Chorti: Chiquimula’da yaşarlar; 9.105 kişi bu dili konuşur.
  • Sipakapense: San Marcos’da yaşarlar; 6.344 kişi bu dili konuşur.
  • Akateko: Huehuetenango’da yaşarlar; 5.572 kişi bu dili konuşur.
  • Sakapulteko: El Quiché’de yaşarlar; 3.940 kişi bu dili konuşur.
  • Uspanteko: El Quiché’de yaşarlar; 1.231 kişi bu dili konuşur.
  • Tektiteko: San Marcos’da yaşarlar; 1.241 kişi bu dili konuşur.
  • Mopán:, Petén’de yaşarlar; 468 kişi bu dili konuşur.
  • Itza:, Petén’de yaşarlar; 123 kişi bu dili konuşur.


Din

Din, Mayalar’da yaşamın çeşitli alanlarında kendini hissettiren bir etken olmuştur; tarımsal törenlerden ve halk törenlerinden sanat ve kültüre dek etkisini hissettirmiştir. Din adamlarının, Maya uygarlığını elinde tutan ideolojiyle, siyasi denetimle yakından ilişkili oldukları ve aynı zamanda bilimi temsil ettikleri gözönüne alındığında, bu etkinin büyüklüğü daha iyi anlaşılabilir.

Maya dininin son zamanlardaki hali biraz daha iyi bilinmektedir. Klasik-sonrası dönemdeki Maya dininin üç temel özelliği; çoktanrıcı (politeist), natüralist (atmosferdeki olayları ilahlaştırma) ve düalist olmasıdır. Düalistliğinde iyi ile kötü ikilemi yapılmakla birlikte, “hayır ve şerr Allah’tandır” ilkesine sahiptir. İyilik ilahları ile kötülük ilahları sürekli bir çatışma içindedir; fakat gün ve gece, yaşam ve ölüm, dölleyen ve döllenen nasıl birbirlerinden tümüyle ayrılamazlarsa, bunlar da birbirlerinden tümüyle ayrı değildiler (yin ve yang gibi). İnsanların gelecekleri de bu çatışmadan nasibini alıyordu.

Eski Mayalar’ın din adamlarının uygulamaları onların birer şaman Mayalar, sonradan Kızılderililer’de görülen Amerika Şamanizmi’nin özgün hallerinden birini oluşturmuşlardır. Asya Şamanizmi’yle pek çok bakımdan paralellik gösteren Maya Şamanizmi’nin en önemli farklarından biri, Asya Şamanizmi’nde transa geçmede uyuşturucu maddelerin kullanılmamasına karşın, Maya Şamanizmi’nde halüsinojen ve psikoaktif maddelerin kullanımıdır.

James Churchward, Mircae Eliade, Cihangir Gener gibi araştırmacı yazarlar, eserlerinde Amerika Şamanizmi’nin Asya Şamanizmi’nde görüldüğü gibi, bir inisiyasyon içerdiğini belirtirler. Kimileri Popol-Vuh’taki ikizlerin hikayesini sınav ve aşamalarıyla inisiyatik sürecin ilginç bir öyküleştirilmiş biçimi olarak yorumlar. Churchwarda göre, Mayalar önceleri tektanrılı Mu Dini’ne bağlı topluluklardı. Dinleri sonradan yozlaştırılmış ve sembollerin, zamanla, Mısır’daki ve Hint’teki gibi, anlamlarını anlamayanlarca ilahlaştırılması sonucunda, çoktanrılı bir din haline getirilmiştir.

Sembolizm

Özellikle erken dönemlerde inisiyatik özellikli Maya kültüründe doğal olarak ezoterik içerikli sembol kullanımı görülmektedir. Bu semboller mitolojisine girdiği gibi, sanat eserlerine de yansımıştır.

Maya geleneklerinde diğer ulusların gelenekleriyle parelellik gösteren sembollerden bazıları şunlardır:
  • Jaguar: Orta Amerika’nın temel sembollerinden biridir.
  • Tohum: Birçok gelenekteki tohum sembolü Maya geleneğinde mısır tohumu olur.
  • Mısır: Mayalar’ın temel sembollerinden biridir. Mayalar’ın kutsal kitaplarından Popol-Vuh’ta ilk yapılan Ademler’le sonraki Ademler’in yoğurulduğu maddelerin aynı olmadıkları belirtilir. Önce toprağın kullanıldığı, verim alınamayınca, sonra tahıl (mısır) hamurunun kullanıldığı belirtilir.
  • Nilüfer: Mayalar ve Dogonlar’ın sembol olarak kullandığı nilüfer eski Mısırlılar ve Hintliler’in nilüferinden farklıdır.
  • Geyik: Birçok gelenekte reenkarnasyonu simgeler.
  • Köpek: Maya geleneğinde köpek, Güneş’i yolunda sevkeden ilahın sembolüdür.
  • Skarabe: Esas olarak Mısır’da rastlanan bu sembole Çin geleneğinde "Altın Çiçeğin Gizi" adlı kitapta, Maya geleneğinde ise Chilam Balam adlı kitapta rastlanır.
  • Kartal: Şamanizm’in ve Mayalar’ın temel sembollerinden biridir. Kökeni Orta-Asya olan çift başlı kartal sembolü Hititler’de, Selçuklular’da, Mayalar’da ve sembolü sonradan resmi amblem olarak benimseyen Rusya, Avusturya ve Arnavutluk’ta görülür. (Alacahöyük kapı sfenksindeki iki başlı kartal, iki pençesiyle iki dağın üzerinde duruyor biçimde tasvir edilmiştir.
  • Üçgen: Maya geleneğinde ışığın ve tohumun sembolüdür. Uxmal tapınağındaki bir üçgenin içine, muhtemelen bir yıldızı gösterecek şekilde üç nokta konmuştur.
  • Yağmur: Rahmet anlamındaki yağmur, Mayalar’ın giysilerinde ve el yazmalarında iplerle, mimaride ise küçük sütunlarla simgelenir. (Maya geleneğindeki deyimlerden biri, Türkçe’deki gibi, “''''yağmur sicim gibi yağıyor''''”dur. Maya geleneğinde yağmur yağdıran ilah, sarmal biçimli tasarlanır.
  • Yedi rakamı: Maya geleneğinde yedi rakamına yedi ışınlı taç olarak, yedi rakamının kelam ile ilişkilendirilmesine Popol-Vuh’ta rastlanır. Rakama ayrıca "göğün" yedinci katından inen, uygarlık getiren kahramanların babaları olan yedi Ahpu efsanesinde ve 12 yıldızın ortasındaki (onüçüncü) merkezi yıldızın adında (insan kalbiyle ilişkilendirilen ilahe-7) rastlanır.
  • Yer’in göbeği: Maya kutsal kitabı Popol-Vuh’ta atmaca, "Göğün Göbeği"nden "Yerin Göbeği"ne dikine iner, yılanı yutar, güneşle ilişkilendirilir, güneşe yalnızca böyle kuşların bakabildiği söylenir. Popol-Vuh’ta "Göğün" yedinci katından inen, uygarlık getiren kahramanların babaları olan 7 Ahpu, "Yerin kalbi"ne indiklerinde insan biçimine girerler.
  • Sarmal (spiral) ya da yılan: Mayalarda rastlanılan başlıca yılan sembolleri gökyüzündeki iki başlı yılan, yedi başlı yılan, ağaçlı yılan, yumurtalarının çevresinde spiral biçimde çöreklenmiş yılan, iki “S” biçiminde kesişen çift yılan, iki noktalı (yıldızlı) yılan, veya içinde noktalar (yıldız konumları) olan “S” biçimli yılan, tüylü yılan, eski Mısır geleneğindeki gibi yaratılışla ilgili görülen ve Mısırca’daki aynı adla adlandırılan 'Mehen'' yılanıdır. Tüylü yılan (ilah Kukulkan) kimi tasvirlerinde “S”ler çizen bir yılanla temsil edilir ve yılan içine, bir yıldızın yörüngedeki konumları gösteriliyor gibi, yuvarlak yeşim taşları yerleştirilir. Birçok gelenekte yılan kimi zaman olumlu, kimi zaman olumsuz anlamda kullanılmıştır. Yılanın Mayalar’da göksel bir sembol seçilme nedeni muhtemelen, vücudunun gökcisimlerinin yörüngeleri şeklini alabilmesi, S'ler çizebilmesi özelliğidir.
  • Yedi başlı yılan: Asya’da (Hindistan, Kamboçya) ve Mayalar’da rastlanılan, yedi başlı bir yılanı gösteren semboldür.
  • Şimşek ve yıldırım: Popol Vuh’ta şimşek ve yıldırımdan Tanrı’nın yazılı kelamı, gök gürültüsünden ise sözlü ya da sesli kelamı olarak söz edilir.
  • Merdiven: Bu sembole Mayalarda Popol-Vuhta ilahların kullandığı merdiven olarak ve Chilam Balam kitabında "Yer"i ve "Göğü" yapan ilahın, göğün ve suyun ortasından geçmek için, 1.''''Chouen'''' tarihinde yaptığı ilk merdiven olarak rastlanır.
  • Oniki sayısı: Maya geleneğinde sıkça rastlanılan bu sayısal sembole Popol-Vuhta gök ilahına yardımcı olan 12 yıldız olarak rastlanır. Mayalar bu 12 yıldızı, ortalarına güneşi andıran bir büyük yıldız gelecek şekilde tasvir ederler ki, bu merkezi yıldızla birlikte, toplam 13 yıldız olmuş olur. Fakat onüçüncü yıldız yayın ortasında olduğu için yedinci yıldız konumundadır. Bu yüzden merkezi yıldıza “ilahe-7” denir. Mayalar ilahe-7 ile insanın kalbi arasında da bir ilişki kurarlar. Uxmal’da Devin Piramidinde tasvir edilen 12 yağmur ilahının bu yıldız-ilahlar olduğu sanılmaktadır. Maya geleneğinde 12 sayısına ayrıca 12 boynuzlu yılan başı olarak rastlanır.
  • Güneşsel obje: Güneş’i fiziksel olarak temsil eden objelere İnkalar’da, Mayalar’da, eski Mısır’da, Şamanizm’de, Anadolu uygarlıklarında ve diğer birçok gelenekte rastlanır.
  • Gök katları: Bu Şamanist sembole Mayalar’da da rastlanır. Mayalarda, gökyüzü anlamında kullanmadıkları "Gök katları" 13tür.
  • Yaşam ağacı: Mayalar, "Yer" ile semavi alem arasındaki irtibatı simgeleyen "yaşam ağacı"nı çoğu zaman iki dallı olarak, T (Tau) biçiminde tasvir ederler.
  • Daire: Maya dilinde dairenin adı aynı zamanda “yasaları koyan İlahi İrade” anlamına gelen “Uol”sözcüğüdür.
  • Tüy: Kuş tüyünün özellikle eski Mısır, Maya, İnka, Amerika kızılderilileri ve Asya Şamanizmi geleneklerinde önemli bir yeri vardır. Hakikatin, doğruluğun, ilahi adaletin, hafifliğin ve -göğe çıkmada kuşların en büyük yardımcı unsuru olduğundan- yükselmenin sembolü olarak kabul edilir.
  • Kuş: Mayalar’ın ve K. Amerika kızılderililerinin geleneklerinde kuş sembolü, daha çok ilahlarla ve Yaratıcı’yla ilişkilendirilmekle birlikte, ölenlerin ruhlarının kuşla simgelenmesi sembolizmi bu geleneklerde de mevcuttur.
  • Irmak: Maya geleneğinin yanı sıra, Şamanizm, Grek, Gal geleneklerinde de görüldüğü gibi, ırmaklar, cennetle ilişkilendirildikleri kadar cehennemle de ilişkilendirilir.
  • Svastika: Sembole Maya geleneğinin yanı sıra, Babil, Maya, Toltek, Orta Amerika, Hinduizm, Pueblo Kızılderilileri geleneklerinde, İdil-Ural bölgesindeki Ön-Türkler’e ait eserlerde, Alpler’de ve Anadolu uygarlıklarında da rastlanmıştır.


Yucatan’da, Le Plongeonun Kutsal Sırlar Mabedi olarak belirttiği, üzerinde "Batı ülkeleri"nin yıkımının anısına inşa edildiğini ifade eden kabartmaların bulunduğu Uxmal tapınağındaki bir sembol, James Churchwarda göre, insanlığın ilk dini diyagramı olan Mu kozmik diyagramı idi.

Maya ilahları

  • Hunab Kú: Adının anlamı tek olan Tanrı’dır. Yaratan, var eden Tanrı’dır. Mutlak olandır. Tüm ilahların babası ve efendisidir. Adındaki üç heceden “''''hun''''” “tek olan” anlamına,”''''nab''''” “ölçü” ve “hareket” anlamına ve “''''ku''''” ya da “''''kub''''” “veren” anlamına gelir ki, üçü birleştirildiğinde oluşan anlam, “ölçüyü ve hareketi vermiş tek olan” ya da “hareketi veren ‘tek olan’”dır.
  • Itzamná (okunuşuyla İtsamna): Göklerin, gecenin ve gündüzün efendisi ve Hunab kú’nun oğludur. Güneş ilahı olarak, Ahau ya da Kakmó Kinich olarak da tezahür eder. Elyazmalarında dişsiz, kartal burunlu ve bazen sakallı olarak temsil edilir.
  • Kukulkan: Toltekler ve Aztekler’deki adı “sakallı yılan” anlamında Quetzalcóatl, quiché dilindeki adı Gucumatz’dır. Bu ad Pueblo kızılderililerinin dilinde “sakallı yılan” , Meksika kızılderililerinin dilinde ise “kuş-yılan” anlamına gelir. Mayalar’da bu ilah “tüylerle kaplı yılanların efendisi” anlamında Kukulkan adını almıştır. Tasvirlerde tüylü bir yılan olarak gösterilmekle birlikte, eski metinlerde onun aslında bir yılan olmadığı, beyaz insan ırkına mensup olduğu açıkça belirtilir. Toltek, Aztek, Maya ve İnka metinlerine göre, insanlarla bir süre yaşamış, onlara doğru yolu gösterdikten ve uygarlığı öğrettikten sonra göklere geri dönmüştür. Kimi metinlerde ondan tek kişi olarak değil, çoğul olarak söz edilir. Maya dilinde “yılan” ile “gökyüzü” sözcükleri telaffuzları bakımından eşseslidir ve “kaan” olarak telaffuz edilirler.
  • Ix Chebel Yaax: Kinich Ahau’nun zevcesi.
  • Kinich Ahau: Itzamná’nın oğlu olan güneş ilahı.
  • Ixchel: Itzamna’nın zevcesidir. Ay’ın ve dokumanın ilahesidir, sulara, su baskınlarına hükmeder. Genellikle bir testi suyu yere, yani yeryüzüne döker halde veya dokuma yapar halde temsil edilir.
  • Chac ya da Chaac (Çak okunur): Şimşek, yıldırım ve yağmur ilahıdır.Dört yöne bölünür; doğu (kırmızı), kuzey (ak), batı (kara), ve güney (sarı). İki köpek dişi belirgin olarak temsil edilir. Adının hiyeroglifinde bir göz bulunur ki, bu, Tro-Cortesianus elyazması “T” şeklini alır.
  • Wakax Yol Kawil ya da 'Nal'': Mısır bitkisi ilahıdır. Bazen üç mısır başağıyla temsil edilir.
  • Ah Puch, Kisin, Kimilo Hun Ahaw: Ölüm ilahıdır.
  • Yum kaax: Mısır ve savaş ilahıdır.
  • Xaman Ek (okunuşuyla Şaman Ek): Kuzeydeki bir yıldızın ilahıdır.
  • Ixtab: İntihar ilahesidir, Kisin’in zevcesidir. Bir tür psikopomptur (ölülere eşlik ve rehberlik eden).


Yaratılış

Maya geleneğine göre yeryüzündeki canlılar bugüne dek her biri çok uzun zaman dilimlerini kapsayan ve tufan benzeri yıkımlarla sona eren dört çağ ya da devir geçirmiştir. Mayalar’ın kutsal kitabı Popol Vuh’a göre çok eski çağlarda devler de yaşamış ve yarı-ilahlar devleri öldürerek “devler çağı”nı bitirmişlerdir. Şimdi beşinci çağda bulunmaktayız. Şimdiki dünya, bir haçın uçları gibi dört yönde yerleşmiş dört kardeş koruyucu (Bacablar) tarafından taşınmaktadır.

Mayalar’ın kutsal kitaplarından Popol-Vuh’ta, yaratılış, dünyanın meydana getirilişi ve daha sonraki bir çağda ataların imal edilmesi hakkında şu sözler, Mayalar’ın yaratılışla ilgili inanışları hakkında bir fikir vermektedir:

Ses fiil demektir, kelam yaratılış demektir. Yer, kelam ile yaratıldı. Kelam yedi rakamı oluşturularak geldi. (…) Yerkabuğu (karalar) mevcut değildi. Yalnızca sular ve göklerin enginliği vardı. Karanlıkta her şey hareketsizlik ve sessizlikten ibaretti. Yalnızca yaratıcı, yapıcı, egemen olan, hayat veren, bir ışık olarak suyun üzerinde yüzen, tüylerle kaplı yılan vardı. Onlardır vücut veren, onlardır yaratan. Onlar yeşil ve maviyle çevrilidirler. İsimleri Gucumatz’dır. (…) O devirdeki varlıklar şekilsizdi. Konuşmasını biliyorlardı. Daha güneş görünmüyordu.(…) İlahlar dördüncü çağın ilk insanlarını ise yoğurarak oluşturdular. Dördüncü çağın ataları olarak önce dört erkek yaptılar, sonra erkekler uyurken kelam yoluyla onlara dört kadın yaptılar. Bu atalar, ilahlara benzer olarak yapılmışlardı, benzerleriydi, mükemmeldiler. Gördükleri her şeyi öğreniyor, anlıyorlardı. Bilgi ve bilgeliklerini (sanatkarlıklarını icra ederek) taşlara, dağlara, doğaya yansıttılar. İlahlarla aynı dili konuşuyorlar ve birbirleriyle mükemmel biçimde anlaşıyorlardı. Sonunda her şeyi bildiler ve Yer ve Göğün dört köşesini, dört yönünü incelediler. Fakat ilahlara denk olmaları ilahların hoşuna gitmedi; böyle olunca ilahlarla insanlar arasında ayrım kalmıyordu. Bu yüzden büyük ilahlar insan-ilahların, yani ataların gücünü sınırlama kararı aldı. Bir aynanın yüzünün buğulanması gibi ataların gözlerini kararttılar, artık insanlar ancak kendilerine yakın olanı görebileceklerdi. ‘Güneşin doğduğu ülke’de yaşayıp çoğaldılar.”

Üç alem kavramı

Asya Şamanizmi’ndeki üç alem kavramı Maya Şamanizmi’nde de görülür. Yer, yeraltı alemi ve ilahi olan ruhsal gök. Nasıl Asya Şamanizmi’nde yeraltı alemi ve ruhsal gök, katlara ayrılıyorsa, Maya geleneğinde de böyle katlara ayrılır. Aralarındaki en önemli fark sayıdadır. Aztek geleneği gibi, Maya geleneğine göre de, ruhsal gök 13 “gök katı”ndan oluşurdu. (Asya Şamanizmi’nde bu sayı genellikle 7, 9 veya 12 olur.) Yeryüzü ile ilahi alem arasında bu ortamlardan en aşağıdaki ya da en yoğun ve kaba olanı insanların yaşadığı yeryüzü idi. Her gök katında ''''Oxlahuntikú'''' adı verilen 13 ilah bulunurdu. Yeraltı alemi öte-alemin alt kısımlarını, kötü kısımlarını, gök katları ise üst ve ışıklı kısımlarını oluşturuyordu. Vecd veya trans halinde gök katlarına çıkacak her şamanın göğe çıkmadan önce öte-alemin en alt, en kötü ve korkunç tabakaları olan yeraltı alemine inmesi gerekirdi. Maya geleneğinde yeraltı alemi, Asya geleneklerinde de rastlandığı gibi, 9 katlıdır. Burada ikamet edenlere ise ''''Bolontikú'''' adı verilir. Maya cehennemini oluşturan bu katlara ''''Mitnal'''' denir. Yeraltı alemi ölüm ilahı Ah Puch’un egemenliğindedir.

Maya geleneğine göre yeryüzündeki canlılar bugüne dek her biri çok uzun zaman dilimlerini kapsayan ve tufan benzeri yıkımlarla sona eren dört çağ ya da devir geçirmiştir. Şimdi beşinci çağda bulunmaktayız. Şimdiki dünya, bir haçın uçları gibi dört yönde yerleşmiş dört kardeş koruyucu (''''Bacab'''' ’lar) tarafından taşınmaktadır.

Yine Şamanizm’deki üç alemi irtibatlandıran “yaşam ağacı” kavramı, Maya geleneğinde de bulunur. Yeryüzündeki pek çok gelenekte karşılaşılan yaşam ağacına Maya geleneğinde ''''Yaxché'''' adı verilir; kökleri yeraltında olan bu ağacın dalları gök katlarında uzanır.

Ayinler

Klasik-sonrası dönemdeki ayinler, önceki dönemlere oranla daha iyi bilinmektedir. Mayalar’da piramitler bir tür tapınak işlevi görmektedir. Tören sırasında halk, aşağıda, tapınak sayılan piramidin önündeki alanda yer alır, getirdiklerini tapınağa sunarlar ve dileklerde bulunurlardı. Chichén Itzá’nın kutsal senatosuna, Chac ilahına sunu olarak, altın, çocuk ve bakire kızların sunulduğu sanılmaktadır; çocukların sunuluş nedeni saf olmalarıydı.

Nutukların ayinlerin önemli bir kısmını oluşturduğunu belirten Silvanus G. Morley’e göre, buluğ ve evlenme ayinlerinde ya da geleceği bilebilme, kıtlıktan, hastalıktan, savaş ve düzensizlikten uzak durabilme, musallat olucu ruhlardan kurtulabilme, girişimlerde başarılı olabilme ve çocuğu olmayan kadınların çocuk sahibi olabilmesi gibi çeşitli amaçlarla ilahlardan yardım dileniyordu. Maya kahin-din adamının (şamanının) ilahi aleme çağrıda bulunma tarzı Etrüsk kahin-rahiplerininkini andırır. Günümüzde halen, ayinlerde, Maya şamanları doğal konuşmaya benzer bir ritim ve makama dayalı melodi tarzında bir tür türkü okurlar.

Dans da ayinin önemli bir kısmını oluşturuyordu. Erkekler gibi, kadınların da kendilerine has dansları vardı, kadın ve erkekler çok nadir olarak birlikte dans ederlerdi. Örneğin Kakupat’tan yardım ve himayenin dilendiği Holcan Okot dansı, 800 savaşçı tarafından en ufak bir hata sözkonusu olmaksızın yapılan seri hareketlerle gerçekleştirilirdi.

İlahlara yönelik festivaller ''''tzolkin''''’ce, yani "ayin takvimi"nce belirlenen günlerde yer alırdı. Her ''''canicule'''' başlangıcında yapılan kutlamalarda ateş yakılarak, kartal tüyleri takılarak “yüz ayak” dansı yapılıyordu (Canicule ya da Fransızcadaki okunuşuyla "kanikül", Latincede "köpek" anlamına gelen ''''canis'''' sözcüğünden türetilmiş, Sirius’un İtalya semalarında Güneş’le birlikte doğup battığı 22 Temmuz ile 22-23 Ağustos arasındaki döneme 1500 yıllarında verilmiş adın Fransızcada kullanılan biçimidir.) Törenleri, tapınakların süslenmesini ve sunuların takdim edilmesini din adamları düzenlerdi. Diğer etkinlikler arasında,'pot-a tok'' ya da ''pok-ta-pok'' denilen top oyunu, tiyatro oyununu andıran oyunlar, geçit törenleri ve çeşitli bayram kutlamaları sayılabilir.

Törensel öğeler

  • Kendini kurban etme.
  • Hayvan kurban etme.
  • İnsan kurban etme. (Savaşta tutsak alınanlara, kölelere veya doğumundan itibaren seçilmiş olanlara uygulanır, kurbanın kalbi çıkarılır veya kafası kesilirdi. İnsan kurban etme adeti ilk Mayalar’da görülmez, sonradan ortaya çıkmıştır.) Aslında kurbanların hepsi zorlanarak kurban edilmiyorlardı; kendilerine imrenilecek bir gelecek vaat ediliyordu. Ölümün ardından güneşe eşlik edecekler ve dört yıl sonra dünyada daha imrenilecek şekilde yeniden doğacaklardı. Bu inanış bazı kurban adaylarının neden gönüllü olduklarını açıklamaktadır. Ölüm bir yeniden doğuşun başlangıcıydı. (Bu inanış muhtemelen inisiyasyonlardaki sembolik ölüm ve ikinci doğuş olaylarıyla ilgili ezoterik bilginin yozlaştırılmasından ya da yanlış yorumlanmasından kaynaklanmış olabilir.)
  • Danslar, şarkılar, oyunlar ve dualar.
  • Yiyecek orucu ve cinsel oruç.
  • Halüsinojen mantarların yenilmesi ve mayalanmaya tabi tutulmuş içkilerin (''''balché'''') içilmesi, yabani tütün içilmesi, psikoaktif bitkilerden hazırlanan özel yiyeceklerin yenilmesi.
  • Hayvan, bitki, çiçek, tütsü (buhur), tüy, kabuklular, türkuvaz, obsidiyen, yeşim, altın ve bakır objelerden oluşan sunuların sunulması.


Günümüzde halen uygulanan törenlerden biri, yağmur mevsimi geciktiğinde yağmur ilahının yardımcıları sayılan Chaqu’lara başvurmak üzere düzenlenen, ''''H-men'''' (şaman türü) tarafından yönetilen ''''Cha Chaak' törenidir. Bazı mağaraların, örneğin Loltún ve Balankanché mağaralarının dünyanın içine açılan giriş yerleri olduğuna inanırlardı. Hıristiyanlık’tan bağımsız olarak, Maya dininin kendi unsuru olan Konuşan Haç (la Cruz Parlante) Palenque’de görülen yaşam ağacı sembolünün stilize edilmiş biçimidir. Mayalar’ın bu haçı 19. yy. ortalarındaki ayaklanmalarıyla gelen Caste (Castas) Savaşı sırasında kullanımı onları birleştirici ve birçok acıya göğüs germelerini sağlayıcı bir unsur olmuştur. Bu savaş, Mayalar’a kendi topraklarında bağımsız olabilme olanağı sağlamış ve bu olay Amerika’da türünün tek örneği olmuştur. (Günümüzde Yucatan Yarımadası Meksika’nın üç eyaletini içerir: Yucatán, Campeche ve Quintana Roo. Dolayısıyla Yucatán teriminin günümüzdeki kullanımı geçmişteki büyük Yucatán Devleti ya da coğrafi olarak belirtilen Yucatán Yarımadası anlamına gelmez.)

Maya dininde ölüm

"Ölmek" sözcüğü Popol-Vuh kitabını yazanların torunları olan Chorti kızılderililerinde aynı zamanda “yolculuk” anlamına gelir. Chortiler ölen kimsenin öte-aleme, ucu Tanrı’nın elinde olan bir iple çekilerek göçtüğüne inanırlar. Bu inanışa Asya Şamanizmi’nde de rastlanır.Astral beden ya da esiri beden kavramı Mayalar’da da mevcuttu. Bireyin bu ikinci "can"ına, ruhsal ikinci benliğine ya da eş varlığına 'way'' adını verirlerdi. Bu kavram halen bugünkü Mayalar’da mevcuttur.

Maya dinine göre ölüm olayından sonra ikinci canı ya da ''''way'''' adı verilen ruhsal varlığıtranstaki şamanların yolculuğu gibi bir yolculuk yapar. Önce ''''Xibalba'''' (yeraltı alemi) yolunu tutar; oradaki bekçi köpeğin (''''xoloitzcuintle'''') yardımıyla bir ırmağı geçmesi gerekir. (Bir ortamdan diğerine geçmeyi simgeleyen, öte-alemdeki ırmağın geçilmesi sembolizmine Asya Şamanizmi’nde ve pek çok gelenekte karşılaşılır.) Gök katlarından birinde, hak edebilmiş olan ruhsal varlıkların ulaşabileceği, mutlu olunan bir cennet vardır.(Mayalar’da bu cennete ulaşabilmek için şehit olma arzusu yöneticilerce iyi kullanılmıştır.)

Mayalar’da ruh göçü kavramının olup olmadığı konusunda farklı görüşler bulunmaktadır; kimilerine göre, ruh göçü kavramına diğer Kolomb-öncesi Amerika uygarlıklarında ve kimi Kızılderililer’de rastlandığı gibi, Mayalar’da da rastlanmakla birlikte, Mayalar’daki ruh göçü kavramı Hinduizm’dekinden farklıydı. Bu inanışa ait izlere kral Pacal’ın yeniden doğması hikayesinde ve Popol-Vuh’taki ikizlerin öyküsünde de rastlanır. “Atalar kültü”nün de bulunduğu Mayalar’da ataların kafatasları muhafaza edilirdi. Maya kazılarında kristal kafataslarına da rastlanmıştır.

Top oyunu

Mayalar’da mısırın yaratılışını ve diğer astronomik fenomenleri çağrıştıran top oyunu bir tür ayin gibi görülürdü. İlk zamanlar, evrenin menşeini temsil eden, ölüm ve yeniden doğuşla ilgili bir inisiyasyon ayini olan bu oyun, sonraları askeri eylemin ve siyasi iktidarın meşru kılınmasıyla da ilgili olmuştur. Yani top oyunun ayinsel işlevinin yanı sıra siyasi ve ekonomik yanları da vardı. Top oyunu her şeyden önce, iyi ve kötünün, ışık ile karanlığın, yani evrendeki karşıt güçlerin çatışmasını, sabit hareket halindeki top ise hareket halindeki yıldızları ve yaratılış güçlerini simgeliyordu.

Oyunun dönem ve yere bağlı olarak farklı versiyonları vardır. Oyuncu sayısı da bu faktörlere bağlı olarak değişmektedir. Genellikle kauçuktan yapılma bir topa kemerle, dizlerle, omuzlarla ve el darbeleriyle vurularak oynanırdı. ''''Pot-a tok'''' denilen bu oyunda amaç, topu, bir duvara dikey olarak tutturulmuş, pota benzeri bir halkadan geçirmekti. Oyun günümüzde Guatemala’da halen ayin tarzında, Meksika’da ise turistlere yönelik olarak ya da yalnızca spor amacıyla uygulanmaktadır. Bu oyunun halkanın bulunmadığı versiyonlarındaki bazı özellikler amerikan futbolunu andırmaktadır. Bazı yerlerde oyunun kamış ya da raketle oynandığı da görülmüştür; bu durumda top darbelerinden korunmak üzere kafa ve göğsü koruma önlemleri alınıyordu.

Oyun gece de oynanabiliyordu. Oyunun sonunda daima kurban sunulmuyordu. Oyunu kaybeden takımın kurban edildiğini gösteren hiçbir tarihsel kaynak yoktur. Bu konuda ileri sürülenler hakkında bazı tarihçilerin görüşü şudur: Kimi zaman savaş tutsakları da bu oyunu oynamak zorunda bırakılıyorlardı ve bunlar yense de yenilse de zaten kurban edilecekleri önceden belirlenmiş tutsaklardı. Zaten yaralı ve yorgun tutsakların kazanma şansları olmadığına göre oyun tutsaklarla oynandığında, bir siyasi ve askeri güç gösterisi olarak da yorumlanabilir. Guatemala ve Honduras’ta kendi aralarında oynadıkları oyunlarda kimi zaman oyuna bir ödülün de konmuş olduğu ve oyunda elde edilen kadınların fahişe oldukları sanılmaktadır.

Mimari

Şehircilik

Maya mimarisi doğal özelliklerden belirli bir derecede yararlanma yoluna gitmiştir. Örneğin, bazı Mayalar, yayılma özelliği gösterek büyük kentlere dönüşecek yapılarını Yucatan’ın kuzeyindeki kireç taşından oluşan ovalarda inşa ederken, bazı Mayalar da kule ve tapınaklarının yüksekte olmasını istediklerinden, bunları topoğrafyanın doğal sınırlarını kullanarak Usumacinta ırmağı civarındaki tepelerde kurmuşlardır. Ayrıca, ne kadar piramit kurmuşlarsa, bir o kadar da yapay ve doğal mağaraları kullanmışlardır. Hatırı sayılır derecede önemli piramitlerden yoksun olmakla birlikte, Mayalar’ın en büyük sarayını içeren Cancuén kentini çevreleyen dağlar, mağaralarla doludur; bu yüzden kente büyük bir piramit inşa etmeye gerek görmemişlerdir.

Bir kentin kurulması gibi uzun vadeli bir inşaatin başlangıcında, önce bazı astronomik gözlem hususlarına ve doğal kaynakların (kuyu, gölcük) kullanımına uygun yerlerin saptanmasıyla, bir eksen belirlenirdi. Kent, kendisine ''''sacbé'''' yolları vasıtasıyla, çeşitli platformları olan meydanların eklenmesi suretiyle giderek genişletilirdi. Maya binalarının temelinde daima görülen platformlar, bu mimarinin tipik bir öğesidir. Önemli Maya kentlerinden Mirador ve Tikal, Mexico’nun ya da Oaxaca’nın merkezinden daha büyüktü.

Bir Maya kent merkezinde daima, bildiğimiz akropolu andırır tarzda, hükümete ait binalar ve dinsel binalarla çevrili meydanlar olurdu; bu binaların çevresinde de birer tapınak işlevi gören piramitler ve kent yeterince büyükse bir top sahası bulunurdu. Kentin kalbini oluşturan bu törensel merkezin biraz dışında da diğer soylulara kıyasla saygınlığı daha az olan soylular, daha küçük tapınaklar ve kişisel mabetler bulunurdu.

Kentlerin kurulmasında böyle bir düzen olmakla birlikte, sonradan yeni yapılar ilave edildikçe ve eskileri onarım gördükçe veya yeniden inşa edilip yeni modellere uyarlandıkça büyük Maya kentlerinin, Orta Amerika’nın Teotihuacan gibi diğer büyük kentlerinin aksine, tümüyle tesadüfi (düzensiz) bir yapılanma ile geliştikleri, genişledikleri görülmektedir. Teotihuacan kentinin ya da binalarının kesin biçimde iki dikey eksen esas alınarak, düzenli bir yapılanma içinde olduğu görülür. Öte yandan teleskopa sahip olup olmadıkları konusu kesinlik kazanmamış Mayalar’ın, özellikle tapınaklarını ve gözlemevlerini yıldızların yörüngelerine uygun olacak şekilde yönlendirerek özenle inşa etmiş oldukları görülmektedir. Özellikle La Blanca, Ujuxte, Monte Alto, ve Takalik Abaj’da görüldüğü gibi klasik-öncesi yerleşim birimlerinin çoğunun Ülker Takımyıldızına ve Draco Takımyıldızındaki Eta Draconis yıldızına göre yönlendirildiği anlaşılmıştır. Ayrıca Mayalar Güneş’in tam tepeden geçtiği, gölgelerin olmadığı zenit geçişiyle (zenial passage) çok ilgilenmiş görünmektedirler.

Gelişim halindeki kent merkezinin iyice dışında halkın oturduğu daha mütevazi, sade evler bulunurdu. Kısaca, büyük anıtlar ve yollardaki Maya şehircilik kavramı, sade bir şekilde, uzayın bölümlenmesi olarak tanımlanabilir. Büyük meydanlar insanların toplanma yerleriyken iç mekanlar ikincil derecede öneme sahipti. Klasik-sonrası dönemde büyük Maya kentleri kalelere dönüştürülmüş olduğundan, bu kentlerde klasik dönemdeki büyük meydanlar pek görülmezler.

İnşa malzemeleri

Büyük Maya yapılarındaki şaşırtıcı bir husus, böyle büyük yapıları inşa etmek için gereken ileri teknolojiye sahip olmadıkları halde Mayalar’ın bu yapıları inşa edebilmiş olmalarıdır. Mayalar’ın bu işlerde, gerekli olan metal aletleri, çarkları ve muhtemelen tekerleği hiç kullanmadıkları sanılmaktadır. Piramitler ve tapınaklar gibi büyük yapıların temel yapı malzemesi olan taşlar, genellikle yerel taş ocaklarından sağlanmıştır. Kullandıkları taş, genellikle kireç taşıydı. Bu, taş aletlerle üzerinde çalışılmaya elverişli, kolay işlenilebilen yumuşak bir taştır. Ayrıca, nemini kaybettiğinde katılaşma gibi, çimentoyu andıran özellikler gösterdiğinden, Mayalar’ca ezilip toz haline getirilmek suretiyle harç ve sıva olarak da kullanılmıştır. Taşları birbirlerine bu harçla tutturmuşlardır.

Halk evlerinin temel yapı malzemesi ise tahta kazıklar, kamışlar, kerpiç ve samandı. Az sayıda olmakla birlikte, bazı evlerde taşın da kullanıldığı görülmektedir. Çevrede taş kaynakları bulunmadığından Comalco kentindeki büyük yapılarda taşın yerini pişmiş tuğlanın aldığı görülmektedir.

İnşa yöntemleri

Büyük Maya binalarının çoğu genellikle bir platform üzerinde yükselir. Bu platformun yüksekliği, teraslama tarzı yapılarda ve nispeten küçük yapılarda 1 m.’yi aşmazken büyük tapınak ve piramitlerde 45 m.’ye kadar çıkar. Bitişik platformların düzenlenmesinde Maya mimarisine özgü bir simetrisizlik hakimdir.

Bu tür büyük binaların yapımına taş platformun tamamlanmasından sonra başlanırdı. Mayalar binanın işlevsel kullanımından ziyade dış estetik görünümüne önem verirlerdi. Bina içinde kullanılan kemer, genellikle, iç mekanda kazanç sağlayacak bir araç olarak değil, basit Maya kulübesinin bir taklidi olarak kullanılıyordu. Tavanı taşımada ağır taşlardan oluşan duvarlar kullanmayı tercih etmiş olmakla birlikte, Palenque’deki Haç Tapınağı’nda görülebileceği gibi, bazı tapınaklarda ve ''''pinbal'''' denilen saunalarda kemer dizileri veya kemerli tonoz kullanımı göze çarpar.

Yapı inşa edildiğinde kabartmalarla süslenmesine başlanırdı. Mükemmel hale getirmek için yapılan perdahlamada (düzleme) genellikle sıva kullanılırdı. Bununla birlikte birçok yapının, cephesini oluşturan taşların taş işçiliğiyle yontularak ve eşiklere yontu konarak süslendiğine de rastlanır. Binalarda kentin sakinlerine veya binanın işlevine ilişkin sanat eserleri de bulunurdu. Tüm Maya yerleşimlerinde rastlanmamakla birlikte, geniş ölçüde "renkli sıva" kullanımına rastlanır.

Mayalar’ın “Uzun Hesap” takvimine uygun olarak her 52 yılda bir, tapınak ve piramitlerini yeniledikleri veya yeniden inşa ettikleri ileri sürülür. Fakat bu yeniden inşa girişimlerinde, siyasi nedenlerle halkı teşvik eden yeni yöneticilerin de payı var gibi görünmektedir. Yeniden inşa süreçleri özellikle eski yapılarda ortak bir unsur olarak göze çarpmaktadır. Örneğin Tikal’deki kuzey akropolü 1500 yıl boyunca mimari değişikliklere uğramış görünmektedir.

Önemli mimari yapılar

Tören platformları

Törenlerin ve dinsel ayinlerin yapıldığı, kireç taşından yapılma platformlardır. En az 4 m.yükseklikte olurlar. Genellikle yontularla donatılırlar, bazen kurbanların kafalarının teşhir edildiği bir ''''tzompantli'''' içerirler.

Saraylar

Büyük olup genellikle çok süslüdürler. Halkın seçkin tabakasını barındıran saraylar genellikle kent merkezine yakın olurlar. Bir iç avlu içeren saraydaki salon ve odalar kentin akropolü izlenimi verecek şekilde, farklı yükseklik düzeylerinde olurlar. Birçok mezar da içerirler.

E grubu yapıları

İlk olarak Uaxactún’daki yapılardan E Grubu olarak sınıflandırılmış grupta keşfedildiklerinden bu adla belirtilirler. Daima meydanın batı tarafında piramidal bir tapınak ve bir dikilitaş, diğer tarafında daha küçük üç tapınak olur. E grubu yapıların gözlemevleridir. Dikilitaşın, piramidin ve diğer yapıların konumlarının gündönümü ve ekinoksların belirlenmesiyle ilgili olduğu sanılmaktadır.

Piramitler ve tapınaklar

Genellikle önemli dinsel tapınaklar, göğe en yakın yerler olduklarından, piramitlerin üzerlerinde yer alırlar. Piramitlerin mezar içerdiklerine de rastlanmaktadır. Piramitlerin üzerinde yer alan tapınaklar, Mirador’da görüldüğü gibi son derece süslüdürler. Tapınakların doruklarında da kimi zaman, uzak mesafelerden görülebilecek şekilde, yöneticileri temsil eden heykel veya kabartmalar bulunur. Piramitlerde de farklı düzeylerde platformlar bulunur.

Top oyunu sahaları

Orta Amerika yaşam tarzının bir öğesi olduğundan, ayinsel top oyununun ve bu oyun sahalarının Maya bölgesinin her yerinde, küçük yerleşim birimleri hariç tutulursa, tüm Maya kentlerinde inşa edilmiş olduğu görülür. Bu sahalarda, törensel düzlük alanının her iki yanında basamaklar bulunuyordu. Basamaklar törensel düzlük alanına açılabildiği gibi, küçük tapınaklara da açılabilirdi. Oyunun oynandığı düzlük I (kapital ı harfi) biçiminde olurdu. İlk oyun sahalarının M.Ö. 2500 yıllarında yapıldığı sanılmaktadır. Bu oyun sahaları Meksika Körfezi’nin Olmek bölgesinde de görülür. (Olmekler “Olman” adını verdikleri topraklarda yaşarlardı ki, bu sözcük “kaçuk ülkesi” anlamına gelir.) Bu bölgede klasik-öncesi döneme ait heykeller bulunmuştur. Bu taş heykellerden dev Olmek başlarının taşıdıkları kaskların top oyununda kullanılan kasklar olabileceği düşünülmektedir. Bu konuda farklı varsayımlar da mevcuttur.

Sanat

Mayalar’ın özellikle klasik dönem sanatı mükemmel bir işçilik gösterir. Gerek Palenque ve Copán’daki heykel ve kabartmalarda muhteşem bir incelik görülür. En büyük ve zarif dikilitaşlara Quiriguá’da rastlanmıştır. Günümüze kadar gelen sanat eserleri arasında en çok, mezarlarda keşfedilmiş, günlük yaşamda ve ayinlerde kullanılan çömlekçilik ürünleri bulunur. En eski ve en iyi korunmuş freskler San Bartolo’daki fresklerdir. Bonampak’taki eski freskler bölgedeki yoğun turizmin etkisi altında yavaş yavaş bozulmaya başlamıştır. Mayalar’ın eski tiyatro oyunu Rabinal Achí günümüze dek süregelmiştir.

Sanatta tüy kullanımı

Sanatta değer verdikleri unsurlardan biri de tüy kullanımıydı. Kullanılan tüyler genellikle, Orta Amerika’da yaşayan ''''quetzal'''' (''''Pharomachrus mocinno'''') adını verdikleri kuşun renkli tüyleriydi. Bunları başlarına taktıkları gibi diğer süslemelerde de kullanırlardı. Başa tüy takma adeti eski Mısır ilahlarını betimleyen eserlerde ve Asya Şamanizmi’nde de görülür.

Seramik

Maya seramiği vazo ve tabaklardan kült objelerine uzanan zengin bir çeşitlilik gösterir. Seramik eserlerinin çoğu, geometrik motiflerle süslüdür, bu eserlerde hayvan ve insanların temsil edildiği de görülmektedir. Kalınlıkları fazla olmayan, ince ve simetrik tarzda yapılan Maya seramiklerinin genellikle cilalı, çok renkli, (kireç taşına dayalı renklendiricilerle boyanmış) ve bazen de tek rengin çeşitli tonlarıyla renklendirme tekniği kullanılarak (watercolor painting) hazırlanmış oldukları görülür. Seramik eserler genellikle açık fırınlarda, 800 dereceye varan ısılarda pişiriliyordu. Süslemeler genellikle Maya yazısıyla yazılmış metinleri, soylularla, askeri olaylarla ilgili sahneleri ve yöneticilerin ve doğaüstü yaratıkların betimlemelerini içerir. Sanat eserlerinden bazıları, soylularca imzalanmış olup, ittifakları güçlendirmek üzere hediye olarak ya da mezarlara bırakılan ev eşyası olarak kullanılmıştır.

Heykeltraşlık

Çeşitli heykel, kabartma ve dikilitaş çalışmalarında tahta, sıva, kireç taşı ve bazen de bir tür sıva kaplaması (kireç taşı tozundan, deniz kabukluları ve bitkisel katkılardan oluşan karışım hamuru) kullanmışlardır. Eserlerin çeşitli renklerde boyanmış oldukları görülür.

Heykeltraşlıktaki ortak öğeler

  • Çiçekler
  • Kartal: Kutsal hayvandır.
  • Chac ya da Chaac ("Çak" okunur): Şimşek, yıldırım ve yağmur ilahıdır.
  • Chac Mool: Yağmur ilahı Chac ile karıştırılmaması gereken bir dinsel semboldür ve bacakları bükük, başı yana bakar ve karnı üzerinde bir plaka tutar haldeki insanı temsil eden heykellere verilen addır.
  • Haç: Dört yönü, yataylığı, yani yeryüzünü, renk ve biçimlerin olduğu tezahürler alemini simgeler.
  • İnen ilah Ah Muken Kaab: Daima ayakları havada, baş ve kolları aşağıda ve yabanarısı kuyruğuyla yeryüzüne pike yapar tarzda betimlenir.
  • Steller: Dikilmiş tahtalar ve dikilitaşlardır. Genellikle önemli olayların anısına dikilmiş olup, üzerlerinde desen, yazı ve takvimler bulunur.
  • Phallus (penis temsilleri): Muhtemelen bereket kültünün ürünleridir. Bunlara Uxmal’da bolca rastlanır. Tohumun toprağa girerek onu döllemesini veya gök ile yer ikileminde göksel olanı simgelediği sanılmaktadır.
  • Tüylü yılan-insan: İlah Kukulkan temsilleridir.
  • Sakallı insan: Muhtemelen İlah Kukulkan’ın temsillerinden biridir.
  • Jaguar: Kutsal hayvandır, yer altı aleminden geçen güneşi simgeler, tahtı ifade eder.
  • Kukulkan: Birçok şekilde temsil edilir. Genellikle tüylerle kaplı çıngıraklı yılan şeklinde temsil edilir.
  • Venüs gezegeni: Maya dininde düalite ilkesiyle ilişkili olarak temsil edilir.
  • Sancaktar: Bayrak taşıyan insan heykelleridir.


Resim

Fresk tekniğini uygulamışlar ve bazen kimi Bonampak, Chiapas resimlerinde görüldüğü gibi, kil çamuru kullanarak resimlere perspektif kazandırmaya çalışmışlardır. Resimlerde kişilerin profilden görünüşü hakimdir. Resimlerde küçük yapılan insanlar genellikle sosyal sınıflaşmadaki alt sınıfın bireylerini ve köleleri temsil eder. Resimlerde birçok sıva tabakasının kullanıldığı da görülür. Bina duvarlarında ne amaçla yapıldığı ve ne anlama geldiği bilinmeyen el izlerine de rastlanır. Resimlerde kırmızı ve mavi rengin tonları tercih edilmiştir.

Müzik

Maya müziğinin temelinde iki enstrüman türü bulunur; üflemeli çalgılar (düdük, flüt, ''''caracol'''') ile vurmalı çalgılar (tahta ile taştan yapılan ksilofon ve kaplumbağa kabuğu ile tahta çubuk veya kamıştan yapılan ''''caparazon'''', davul). Müzik aletleri hakkında fazla bilgi bulunmamakla birlikte geleneklerinde gitar gibi telli çalgılar olmadığı bilinmektedir. Günümüzde halen, ayinlerde, Maya şamanları doğal konuşmaya benzer bir ritim ve makama dayalı melodi tarzında bir tür türkü okurlar. Şamanik ve ayinsel türküler şaman tarafından solo tarzında okunabildikleri gibi, birlikte de okunabilirler. Maya şaman türküleri doğaçlama söylenen, bazen nakaratlara da yer veren mısra kıtalarından oluşurlar (“aşıkların atışmaları” gibi). Maya şamanı, türkülerini bir insanı tedavi etmeye ya da bir evi kutsamaya yönelik ritüellerde de kullanabilir.

Dil ve edebiyat

Sözlü dil

Uto-Aztek dil ailesine sokulan bu dil, Orta Amerika’da, özellikle Meksika’nın Yucatan, Campeche ve Quintana Roo bölgelerinde halen Mayalar’ın torunları sayılan 6 milyon kişi tarafından konuşulmaktadır. Maya dili aslında 21-44 dilden oluşan bir dil ailesi olduğundan, ''''lenguas mayenses'''' (Maya dilleri) olarak da ifade edilir. Bu dillerin ortak kökü en az 5.000 yıl önce proto-Mayalar’ın kullandığı asli Maya dilidir. Maya dilleri gramatikal yapı ve tipolojik özellikleriyle diğer Orta-Amerika dillerinden farklılık gösterir. Bu farklılık, örneğin fiillerin,özne ve nesnelerin gramatikal çekiminde ve çekilemez fiiller kategorisinde kendini gösterir. Maya dillerinden bazıları Kolomb-öncesi dönemlerde Maya hiyeroglifik yazısıyla yazıya geçirilmiştir. Bu yazıların hatırı sayılır bir kısmı M.Ö. 900-250 dönemine aittir. Günümüzde yaklaşık 10.000 Maya yazıtı ve korteza kağıdı üzerine yazılmış birkaç kodeks (elyazması) bilinmektedir. İspanyol işgali sonrasında bu dil kayıtlara Latin alfabesiyle geçirilmiştir.

Maya dillerinin kökeni olan, Proto-Maya (Ön-Maya) dili de denilen asli Maya dili, Kişe-maya ya da Kişey-Maya (maya quiché) dilinde "eski Maya dili" anlamındaki ''''Nabee Maya Tzij'''' terimiyle ifade edilir.

Bu dildeki ilk bölünme Meksika Körfezi kıyılarına yapılan göçle ortaya çıkmıştır. Maya dillerinin gramer yapısı diğer Orta Amerika dillerine kıyasla daha kolaydır. Türkçe gibi eklemlemeli bir dildir. (Diğer eklemlemeli dillerden bazıları Quechua dili, Etrüsk dili, Moğolca, Fince, Macarca, birçok Kafkas (Abhazca vs.) ve Ural dilleri, Hatti dili, Pelasg dili, Lidya dili, Kızılderili dilleri, Sümerce, Bask dili, Eskimo dili’dir.) Meksikada 2003’te yürürlüğe giren bir yasayla Maya dillerinden Maya Yucateco (Yukateko dili) asli kızılderili dilleri gibi, ulusal dil ilan edilmiştir.

Günümüzde Maya dillerinin konuşulduğu ülkeler, başta Meksika ve Guatemala olmak üzere, Honduras, Belize (Britanya Hondurası) ve El Salvadordur.

Türkçe ile Maya dili arasında birçok alanda benzerlikler göze çarpmaktadır. İlk kez Mustafa Kemal Atatürk tarafından başlatılan bu benzerlikleri saptama çalışmasına son zamanlarda dilbilimciler de katılmaya başlamıştır. .Maya dili ile Türkçe’deki benzerlikler konusunda araştırma yapan Stig Wikander “''''Mayaca ve Altayca, Maya dilleri ailesinin Altay dilleri ailesiyle akrabalığı var mıdır?''''” adlı makalesinde saptadığı bazı benzerlikleri sunmuştur. Nitekim son bilimsel araştırmalar Maya dilinin de dahil olduğu Amerindiyen dil ailesinin yaklaşık 16.000 yıl öncesine dek Sibirya’da yaşayanların diliyle ortak bir kökene sahip olduğu yönündedir.

Yazı sistemi

Bulgular M.Ö. 3. ve 4.yy.’larda bile Mayalar’ın yazı sistemini kullandıklarını göstermektedir. Maya yazısından önce de Orta Amerika’da çeşitli yazı sistemlerinin kullanıldıkları (Zapotek yazısı, Olmek yazısı vs.) bilinmektedir. Bunlardan biri Olmec ile Maya yazısı arasında bir "geçiş yazısı" denilebilecek Epi-Olmec yazısıdır. Bununla birlikte 5 Ocak 2006’da National Geographic tarafından yayımlanan Maya yazısı inceleme sonuçları Maya yazı sisteminin hemen hemen en eski Orta Amerika yazı sistemleri kadar eski olduğunu göstermektedir. Kısa kısa da olsa, çoğu anıtlar, tabletler, steller (dikiltaşlar ve tahta levhalar) ve çömlekçilik ürünleri üzerine yazılmış olmak üzere, günümüzde yaklaşık 10.000 Maya yazıtının ya da metninin varlığı bilinmektedir. Bunlardan başka Mayalar’ın, özellikle çeşitli incir ağacı türlerinin ağaç kabuklarından elde ettikleri kağıtlara kaydettikleri boyalı metinler mevcuttur. Maya yazı sisteminin çözülmesi uzun ve zahmetli bir inceleme sürecinden sonra mümkün olmuştur. İlk kısmi çözümler 19.yy.’ın sonunda başlamışsa da, yazının çözülmesi konusunda esas önemli gelişmeler 1960’lı ve 1970’li yıllarda olmuştur ve günümüzde Maya metinleri tümüyle olmasa da, yeterince okunabilmektedir. Maya dilinin çözülmesi konusunda emek harcamış isimlerden bazıları Constantin Rafines, Yuri Knorozov, Ramón Arzápalo Marin’dir.

Ne yazık ki İspanyol papazlar işgalden kısa süre sonra ele geçirdikleri tüm Maya kitaplarını yakıp yok etmişlerdir. Arkeolojik sit alanlarındaki taş yazıtların, tabletlerin yanısıra, günümüze ancak üç Maya elyazması ve birkaç sayfadan ibaret bir metin kalmıştır.

Maya kazılarında sık sık, alçıdan yapılma dikdörtgen tabletler keşfedilmektedir, fakat üzerlerinde organik izler kalmadığından, dolayısıyla tarihlendirme çalışmaları yapılamadığından, yaşlarının saptanması konusunda ancak varsayımlarda bulunulmaktadır. Son incelemeler, Mayalar’ın yazı sisteminde, aynı sözcüğün yazımında hem alfabetik sistemin hem de ideografik sistemin bir arada kullanıldığını göstermiştir.Yani Maya dillerinin yazımında karmaşık, bilinen anlamdaalfabetik olmayan bir yazı sistemi kullanılmıştır. Bu, kısmen logografik, kısmen de hecesel seslere dayalı bir karışımdan oluşan yazı sistemidir; bir başka deyişle, eski Mısır yazısında ve Çincenin Çin yazısı ve Japonca’nın kanji yazısında da olduğu gibi kelime ve fikirleri belirten ideogramların yanısıra, ayrıca sesleri belirten fonetik sembollerin de kullanıldığı bir karışımdan oluşmuştur.

Alfabeleri olmayan Mayalar’ın kullandıkları fonetik sistem rébus (karışık olarak verilmiş harfleri veya işaretleri belli bir sıralamayla bir araya getirerek bir sözcük veya cümle oluşturma) türünde bir bulmaca çözme oyununa benzetilebilir. Her glif birbirini tamamlayan iki ayrı biçim içerir. Biri temsili biçimdir, ötekisi ideogram olan sembolik biçimdir ki, bu ikincisi genellikle stilize halde olur. Gliflerin çoğu birkaç öğenin birleşimi olarak karşımıza çıkar ki, temel öğe sıfat,zarf, edat vb. gibi takılar, ekler alır.

Dolayısıyla Maya yazısının çözülmesi son derece zordur. Çözülen gliflerin ifade ettikleri cümleler de kimi zaman yoruma muhtaçtır. Bununla birlikte yaklaşık 800 glifin (bir işaretin grafik temsili, karakter, hiyeroglifik yazıyı oluşturan parçalar) ya da işaretin kullanıldığı Maya yazısının günümüzde yaklaşık % 80i çözülebilmiştir. Glifler hece birleşimlerini (sözcük) ifade ederler.

Maya hiyeroglifleri ya anıtlar ve mimari eserlerde genellikle taş veya tahta üzerine işlenmiş ya da kağıt, alçı duvarlar ve seramik objeler üzerine resmedilmişlerdir. Bitkilerden elde edilmiş kağıt genellikle 20 cm. eninde, birkaç metre uzunluğunda olurdu ve yazıldıktan sonra akordeon gibi katlanırdı. Maya ülkesinin Aztek dilindeki adında ("al ve karanın ülkesi") bulunan renkler gibi kırmızı ve kara renkli mürekkepler kullanmışlardır. Bu yazı göründüğü kadarıyla çoğu zaman dini amaçlarla uygulanıyordu. Yazıcılar toplum içinde önemli bir konuma sahipti.

Maya dillerindeki sözcükler, Latin alfabesiyle yazıldıklarında, kimi zaman, yazıldığı gibi okunmamaktadır. Örneğin, Chichimec adı Çiçimek olarak, Kukul-cán ya da Kukulkán adı Kukuul kaan olarak, Chilam Balam adı Çilam Balam olarak, Yucatan ise Yukatan olarak okunur. Maya sözcüklerinde; İngilizce, İspanyolca veya diğer Latin alfabeli dillerden biriyle yazıldığında, kaleme alındığı alfabeye bağlı olarak, çoğu zaman, “ ch” harfleri Türkçedeki “ç” sesiyle, “c” harfi Türkçe’deki “k” sesiyle, “J” harfi genellikle Türkçedeki “h” ve nadiren “ks” sesiyle, “tz” harfleri Türkçedeki “ts” sesleriyle, “nh” harfleri Türkçedeki “n” sesiyle,“x” harfi genellikle Türkçedeki “ş” sesiyle, sözcüğün ortasında yer aldığında bazen Türkçedeki “h” gibi okunmaktadır. Özellikle İspanyol işgali sırasında Maya sözcüklerinin İspanyolcaya uyarlanarak yazılmış olduğu görülmektedir; İspanyolcada birkaç istisna dışında "h" harfi okunmaz, yani hiçbir sese karşılık gelmez.

Edebiyat

Maya elyazmaları İspanyol işgalcilerle, zamanın tahrip edici etkisiyle ve nemle tahrip edilmiş olduğundan Maya edebiyatına ait pek fazla örnek bulunmamaktadır. Elimizde bugün yalnızca, kurtulmuş dört eser vardır:
  • Dresden el yazması (Codex Dresdensis): Chichen Itza bölgesine aittir, 12.-15.yy dönemine ait olduğu sanılmaktadır, günümüzde Almanya’nın Dresden kentinde, Sächsische bulunmaktadır. İçeriğinin bir kısmı "Venüs periyodu" hakkındadır.
  • -Tro-Cortesianus veya Troano el yazması: Campeche bölgesine aittir, 12.-15.yy dönemine ait olduğu sanılmaktadır, günümüzde Madrid’deki Amerika Müzesi’nde bulunmaktadır.
  • Peresianus ya da diğer adıyla Paris el yazması: Chipas (Palenque) bölgesine aittir,13.yy.’dan kaldığı sanılmaktadır, günümüzde Paris’te bulunmaktadır. İçeriğinin bir kısmı Maya kehanetleri hakkındadır.
  • Grolier el yazması: 1970’lerde bir mağarada keşfedilmiştir, 11 sayfadır, günümüzde New Mexico’daki bir müzede bulunmaktadır.


Maya dillerinden, Chilam Balam Yucateco dilinde, Popol Vuh Quiché dilinde, Cakchiquel tarihsel kayıtları ise Cakchiquel (okunuşuyla Kakçikel) dilinde Latin alfabesi kullanılarak yazılmışlardır. İspanyollarca kaleme alınmış olduklarından, İspanyol etkileri taşıyabilecekleri ve özgün hallerine oranla bazı değişikliklere uğramış olabilecekleri konusunda kuşkular vardır. Yine de sonuçta, İspanyol işgali altındaki Mayalar’ın kitaplarıdır. Nitekim Acrópolis, Toniná, Chiapas kentlerinde keşfedilen eski yazıtlar Popol Vuh’u doğrulamaktadır.

Matematik, takvim ve astronomi

Orta-Amerika’nın diğer Kolomb-öncesi halkları gibi, Mayalar da on tabanıyla değil yirmi tabanıyla, yani yirminin kuvvetleriyle sayıyorlardı. Bu sistemin taban değeri 5’ti. Klasik-öncesi Mayalar’da (ya da selefleri olan Olmekler’de) sıfır kavramının mevcut olduğu bilinmektedir. Yazıtlar, yüz milyonlu sayılarla hesaplar yaptıklarını ve belirttikleri tarihlerin çok eski zamanlara uzandığını ortaya koymaktadır. Son derece kesin astronomik gözlemlerde bulunmuşlar, Ay ve gezegenlerin hareketlerinin diyagramlarını yapmışlar, Güneş tutulmalarını önceden tahmin edebilmişlerdir. Diğer Orta Amerika uygarlıkları gibi, Avrupa’da kullanılan Jülyen takvimininkine kıyasla çok daha kesin bir "güneş yılı"na dayalı bir takvime sahiptiler.

Mayalar’ın zamana ilişkin çalışmalarında esas olarak iki takvimleri vardı: ''''Tzolkin'''' denen takvim dinsel nitelikliydi, bu takvime “kutsal yıllık”, “büyülü takvim”, “ayin takvimi” de denirdi. ''''Haab'''' denilen takvim ise güneş takvimiydi. Güneş yılını Mayalar 365,2420 olarak belirlemişlerdi; modern astronomiye göreyse güneş yılı tam olarak 365,2422 gündür. Yani dakika ve saniye gibi zaman ölçülerinden yoksun olduğu varsayılan Mayalar’ın hesabı ile modern astronominin hesabı arasındaki yıllık fark yalnızca 17 saniye idi. Dinsel takvim 260 (20x13), güneş takvimi ise 365 günden (''''kin'''') oluşuyordu. 365 günlük güneş yılını 20 günlük 18 ayın sonunda, eski Mısırlılar ve Yunanlılar’daki epagomenayı andırır tarzda, yaptıkları beş günlük ilaveyle elde ederlerdi ki, buna bu yüzden “muğlak yıl” da denir. Her iki takvim için 18.980 günlük bir periyot sonunda, yani 365 günlük 52 yıl veya 260 günlük 73 yıl sonra bir çakışma sözkonusuydu, bu periyot 52 “muğlak yıl” olarak belirtilir.

Maya astronomisi, ilginç biçimde, ancak bugünkü modern astronomi hesaplamalarıyla bilinen "Venüs yılı"nı (synodic period]) da daha o zamanda hassas bir biçimde saptayabilmişti. Mayalar’ın 584 gün olarak hesapladıkları Venüs yılı günümüzde 583.92 gün olarak saptanmıştır. Mayalar Venüs’e (''''Chak ek'''') bilinmeyen bir nedenle neredeyse Güneş’ten bile daha fazla önem vermişlerdir. Mayalar’ın "Venüs yılı periyodu" Dresden Elyazması’nda görülebilir. Kimileri Mayalar’ın Venüs’e verdikleri bu önemi, kadim zamanlarda bölgeye Venüs’ten gelmiş olabilecek ziyaretçilere bağlar.

Ayrıca, 65 “Venüs yılı” süren her dönemin sonunda, “güneş yılı”nın, “dinsel yıl”ın ve “Venüs yılı”nın başlangıcının 52 “muğlak yıl" süren yeni bir periyodun başlangıcıyla tam olarak çakıştığını gözlemlemişlerdir. Ancak dünyanın dolanım süresi aslında 365,2422 gün olduğundan, bu sistemde “muğlak yıl” sürekli olarak güneş yılından önde gitmekte, giderek aylar mevsimlerden uzak düşmektedir. İlginçtir ki, Mayalar’ın bu sorunu bir şekilde aştıkları, "tropikal yıl"ı bildikleri görülmektedir. Ayrıca Mayalar iki yeniay arasında geçen süreyi (kavuşum ayını) 29,53020 olarak hesaplamışlardır ki, bu süre günümüzde 29,53059 olarak saptanır.

Dünya insanlığının çok uzun zaman boyunca var olduğuna ve tufan benzeri birçok yıkım dönemi geçirmiş olduğuna inanan Mayalar, takvimlerinin yanı sıra, “uzun hesap” denilen oldukça uzun dönemleri içeren, şaşırtıcı bir zaman hesabı sistemi kullanmışlardır. Bu sistemin başlangıç noktası tam olarak M.Ö. 3113 yılının 12 Ağustos günüdür. S.G.Morley’e göre bu, “ilahların doğum tarihi” olarak görülen bir tarihti. Tarihler ile süreler, Ay, Güneş ya da Venüs yılıyla değil, tekrarlanan bu uzun dönemlerin katlarıyla ifade ediliyordu. Bu sistemde 7.200 güne 1 ''''katun'''', 144.000 güne 1 ''''baktun'''', 2.880.000 güne 1 ''''pictun'''' deniyordu. En uzun periyot olan ''''alautun'''' ise 23,040,000,000 günü (yaklaşık 63 milyon yıl) kapsamaktadır.

Maya kültürünün çöküşü ve çağımızdaki çatışmaları

Teotihuacan’ın klasik dönem sonlarındaki düşüşüyle Maya toplumları önce bir sarsılma dönemi geçirmişse de bu olay, daha sonra Maya halklarının "Yukarı Topraklar”da (Tierras Altas) yeşerecek büyük, yeni yerleşim yerlerinin çekirdeklerini kurmalarını sağlamıştı. Tikal, Toniná, Yaxchilán gibi birçok kent böyle yeşermiş ve 9.yy ile 10.yy. arasında doruğa ulaşmışlardı.

Temel Maya merkezlerinin çöküşe geçme nedeni çoğu kimse için halen bir sır durumundadır. Bununla birlikte arkeolojik araştırmaların verilerine dayanan birçok kimse de bu konuda çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. Her şeyden önce aralarında sürekli savaş yapan küçük devletler sözkonusuydu. Savaşlar ve işgaller bir zayıflama nedeni olarak düşünülebilir. Öte yandan bu dönemde, sonuçları El Niño kasırgasının sonuçlarını andıran bir iklimsel düzensizliğin meydana geldiği görülmektedir. İklimlerdeki değişiklikler Maya bölgesinde tarıma ağır bir darbe vurmuş olabilir. Ayrıca, yaşanılan doğal afetler, din adamları sınıfının ilahi konularda etkili olamadığını ortaya koymuş ve otoriteleri zayıflayan din adamları kıtlıktan ve yaşam için elzem olan maddelerden yoksun kalmalarından dolayı halk tarafından suçlanmış olabilir.

Klasik dönem sonlarındaki çöküşün belirtilerinden biri, birtakım olayların anısına dikilen dikilitaşların 889’dan sonra, artık dikilmemesi ve büyük mimari yapıların yapılmamasıdır. Coe, Michael D. (2002). ''''The Maya'''', 6th, New York: Thames & Hudson, pp. 151-155. ISBN 0-500-28066-5.Sonraki yüzyıllarda görülen bir başka belirti ise, Orta Amerika’nın takvim yazıtlarında kesinliğiyle ünlü Uzun Hesap sisteminin tekrar (artık) kullanılmamış olmasıdır ki, bu, kültürel geleneğin sona ermiş olduğunu gösterir. Küçük grupların göçleri olmuşsa da Yucatan’a büyük bir göçün yapılmış olduğuna dair herhangi bir belirti yoktur.

Maya halkı kendi bölgelerinde kalmış ve sonunda eski imparatorluk kadar muhteşem bir duruma varmayacak olsalar da, yeni bir gelişme sürecine girmişlerdir. Klasik-sonrası dönemde "Yukarı Topraklar" kent devletlerinin ya da beyliklerinin en önemlisini Quiché’ler (Kişey okunur, Guatemala) kurmuştur.

Maya halkları çağımızda, yeni cumhuriyetlerin kendilerine karşı yaptığı çeşitli girişimlere rağmen yok olmamayı başarmışlardır. Meksikanın açtığı, Yucatan’daki Mayalar’ın başkaldırısını önlemek üzere, binlerce Maya yerlisinin yok olduğu, sürgün ve esir edildiği Caste (Castas) Savaşı buna örnek olarak gösterilebilir. Guatemala’daki sivil çatışma (1966-1982) da çoğu Maya soyundan gelen yerliler olan 40.000-200.000 kişinin ölümüyle sonuçlanmıştır. Mayalar’dan hayatta kalanlar halen Meksika’nın güneydoğusunda, Belize’de, Honduras’ta, El Salvador’da ve Guatemala’da yaşamaktadırlar (bu son ülkede etnik toplulukların en büyüğü durumundadırlar).

Mayaların gizemi ve bazı iddialar

Tekerlek gibi araç gereçlere sahip olmaksızın devasa yapılar inşa etmiş Mayalar, gerek mimarileri bakımından, gerek olağanüstü matematik, takvim ve astronomi bilgileri bakımından, gerekse kentlerini bilinmeyen bir nedenle aniden terketmeleri bakımından kimilerine gizemli bir uygarlık olarak görünmektedir. Gizemli konulara ilgi duyan yazarlar ve ufologlar, Mayaların bazı alanlardaki olağanüstü bilgilerini, battıkları ileri sürülen efsanevi kıtalardan gelmiş olmalarına ve uzaylılarla temas kurmuş olmalarına bağlarlar. Bunlara göre, Maya metinlerinde ve Maya sanat ve mimarisinde Dünya’nın bu eski devirlerine ve uzaylılarla irtibatına ilişkin işaretler bulunmaktadır ve aslında, Maya tarihinde bir ilerleme değil, bir çöküş, yüksek bir uygarlık düzeyinden gerileme yaşanmıştır. Bugün nasıl ileri toplumların yanı sıra, halen bazı ilkel düzeyde toplumlar bulunuyorsa, Mayalar’ın ileri bir uygarlık düzeyinde bulundukları dönemde, bölgede geri bir düzeyde yaşayan topluluklar da vardı; uygarlığın hep gelişme göstermiş olduğu tezinden hareketle oluşturulan tarih yanlışlıklar doludur. Gelişme gösteren topluluklar olduğu gibi, ileri bir düzeydeyken M.Ö. 10.000 yıllarından itibaren gerileme ve çöküş sürecine giren topluluklar da vardır ve kozmik irtibatla bir süre dengede kalabilmiş topluluklar da olabilir.

“Mayalar” adlı kitabında Mayaların geçmişte manyetik eksenin ve kutupların yer değiştirmiş olduğunu bildiklerini, ayrıca 405 dolunayın 11.960 günlük periyodunu ve 25.626 yıllık presesyon periyodunu hesaplamış olduklarını ileri süren Yılmaz Aydın, konuya ilişkin olarak şu fikri savunur:

Nasıl günümüzde bir yanda uzay teknolojisi yaşanırken diğer yanda dünyanın çeşitli bölgelerinde insanlar ilkel koşullarda yaşamlarını devam ettiriyorlarsa, geçmişte de bir yanda Maya uygarlığı varken, diğer yanda Orta Amerika’da geleneklerinin etkisi altında oldukça geri düzeydeki toplumlar var olmuştur. Bugün teknolojiyi sindirmeden yaşayan topluluklara bakıp tüm 21.yy. hakkında "ilkel topluluk" damgası vurulamayacağı gibi, geçmişteki kültürel anlamda gelişmemiş bazı topluluklara bakıp o dönem hakkında da kesin yargılarda bulunamayız.

Yılmaz Aydın, ayrıca, kitabında, Maya efsanelerine göre,Uxmal kentinin, ıslık çalarak taşların kendiliğinden yerinden kalkmasını sağlayan, yok olmuş bir cüce ırk tarafından kurulmuş olduğuna değinir ve ''''"Uxmal’da yemeği bile yarıda bırakarak yok olmuş bir halka ait, yarısı yenmiş yemek tabakları halen durmaktadır. Kimden ya da neden kaçtılar, bilinmiyor."'''' der.

Mayalarla ilgili bir başka gizemi de Maya kazılarında keşfedilen kristal kafatasları ve Yucatanda keşfedilmiş, dünyada pek rastlanmayan anormal kafatasları oluşturmaktadır.

İç bağlantılar



Kaynakça

Vikipedi Maya Uygarlığı maddesi. Referanslar için bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Maya_uygarl%C4%B1%C4%9F%C4%B1
  • Aydın, Yılmaz. ''''Mayalar'''', Nokta Kitap, 2007, İstanbul.
  • Andrews, George F., ''''Arquitectura Mexicana'''', Arqueología Mexicana, Vol. 2, Num. 11, I-II-1995, p. 4-12. México: Editorial Raíces.
  • Campillo Cuautli, Héctor (1988), ''''Diccionario Quintana Roo Enciclopedia Regional'''', pp.17-18. México: Fernández Editores.
  • Cázares, León & del Carmen, María ''''Hombres de maíz en tierra de pavos y venados'''', Arqueología Mexicana, Vol. V, Num. 28, Xi-XII-1997, p. 30-37. México: Editorial Raíces.
  • Manrique Castañeda, Leonardo, et al (1988), ''''Atlas Cultural de México, Lingüística'''', p. 56 y 139. México: SEP, INAH y Grupo Editorial Planeta.
  • Chevalier, Jean. ''''Dictionnaire des Symboles'''', Robert Laffont,1982,Paris.
  • Coe, Michael D. (1999). ''''The Maya'''', Sixth edition, New York: Thames & Hudson. ISBN 0-500-28066-5.
  • Coe, Michael D. ''''Mayalar'''', Arkadaş Yayınevi, 2007,Ankara.
  • Coggins, Clemency (Ed.) (1992). ''''Artifacts from the Cenote of Sacrifice Chichen Itza, Yucatan: Textiles, Basketry, Stone, Shell, Ceramics, Wood, Copal, Rubber (Memoirs of the Peabody Museum)''''. Harvard University Press. ISBN 0-873-65694-6.
  • De la Garza, Mercedes & Ilia Nájera Coronado, Marta (2002), ''''Religión maya'''', Colección: Enciclopedia Iberoamericana de Religiones nº 2. Madrid: Editorial Trotta. ISBN 978-84-8164-555-2.
  • Drew, David (2004). ''''The Lost Chronicles of the Maya Kings'''', New edition, London: Phoenix Press. ISBN 0-753-80989-3.
  • Maya Ruins. NASA Earth Observatory. Retrieved on 2006-04-28.
  • Fernández Tejedo, Isabel, ''''El Ppolom, mercaderillo o regatón'''', Arqueología Mexicana. Vol. V, Num. 20, XI-XII-1998, p. 46-53. México: Editorial Raíces.
  • García, Acosta& Alejandra, María et al (2004), ''''Atlas de México Educación Primaria'''', pp. 68, 70, 106 y 122. Segunda reimpresión. México: Comisión Nacional de Libros de Texto Gratuito. ISBN 970-18-8906-1.
  • García, Hernández & Arturo, José (2001), Maya-México.com, pp. 14, 15, 36, 45-54, 57-61, 69, 70 y 74. México.
  • Grube, Nikolai (ed.) (2006), ''''Los mayas. Una civilización milenaria'''', Tandem Verlag GmbH: Ullmann & Könemann. ISBN 978-3-8331-1959-0.
  • Grube, Nikolai.'''' Les Mayas - Art et civilisation'''', Könemann, Cologne, 2000
  • Ifrah, Georges. ''''Uzak Doğu’dan Maya Ülkesine Bir, İki, Üç'''',TÜBİTAK, Ankara,1995, ISBN 975-403-037-5, IBSN 975-403-053-7
  • Krupp, Edward C. (1999), “Igniting the Hearth”, Sky & Telescope (no. February): p.94, Retrieved on 19 October 2006
  • Nalda, Enrique & Balanzario, Sandra,'''' La casa maya'''', Arqueología Mexicana, Vol. V, Num. 28, XI-XII-1997, p.6-13. México: Editorial Raíces.
  • Miller, Mary; and Karl Taube (1993). The Gods and Symbols of Ancient Mexico and the Maya. London: Thames and Hudson. ISBN 0-500-05068-6.
  • Reents-Budet, Dorie, ''''Cerámica maya'''', Vol. V, Num. 28, XI-XII-1997, p. 20-29. México: Editorial Raíces.
  • Rivera Dorado, Miguel (2006), ''''El pensamiento religioso de los antiguos mayas'''', Colección: Paradigmas. Madrid: Editorial Trotta. ISBN 978-84-8164-871-3.
  • Roo, Quintana (1992), ''''El libro de mi tierra'''', pp. 47-48. México. ISBN.
  • Salt, Alparslan. ''''Semboller Ansiklopedisi'''', Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul, 2006.
  • Skidmore, Joel (2006). ''''The Cascajal Block: The Earliest Precolumbian Writing'''' (PDF). Mesoweb Reports & News. Mesoweb.
  • Webster, David L. (2002). The Fall of the Ancient Maya. London: Thames & Hudson. ISBN 0-500-05113-5.
  • Tiesler Blos, Vera. ''''El aspecto físico de los mayas'''', Arqueología Mexicana, Vol. V, Num. 28, XI-XII-1997, p. 14-19. México: Editorial Raíces.
  • Turok, Marta. ''''Xiuhquilitl, nocheztli y tixinda'''', Arqueología Mexicana, Vol. III, Num. 17, I-II-1996, p. 26-33. México: Editorial Raíces.
  • VV. AA. (2002), ''''100 años de historia y de cuentos Lecturas para niños y jóvenes Antología'''', tomo 1. Pp. 114, 115, 117. México: Editorial Offset. ISBN 970-18-8147-8 (Obra completa), ISBN 970-18-8148-6 SEP.
  • VV. AA. (2005), ''''Planilla Monografía: Cultura maya quiché'''', No.1163. México: Editorial RAF.
  • – (1988), Diccionario Yucatán Enciclopedia Regional, pp. 13-15 y 27. México: Fernández Editores.
  • 9 Haziran 2008 tarihli İspanyolca wikipediadaki "Cultura maya" maddesi.




Dış bağlantılar

İlgili konuları ara

Yanıtlar