Mikdad Bin Esved Eshab-ı kiramın Ünlülarından. Takriben 584 yılında Behra'da doğdu. 653 (H. 33) senesinde Medine'de vefat etti. İslamiyeti ilk kabul edenlerden olan Mikdad bin Esved'in asıl ismi Mikdad bin Amr'dır. Esved bin Abd-i Yagus tarafından evlatlığa kabul edildiği için Mikdad bin Esved adıyla Ünlü oldu. Müslüman olduğu sırada Mekkeli müşriklerin, ağır işkencelerine maruz kalıp, Habeşistan'a giden ikinci kafileyle hicret etti. Mekke'den Medine'ye hicret edilince, Habeşistan'dan Med

Mikdad Bin Esved

Mikdad Bin Esved Eshab-ı kiramın Ünlülarından. Takriben 584 yılında Behra'da doğdu. 653 (H. 33) senesinde Medine'de vefat etti. İslamiyeti ilk kabul edenlerden olan Mikdad bin Esved'in asıl ismi Mikdad bin Amr'dır. Esved bin Abd-i Yagus tarafından evlatlığa kabul edildiği için Mikdad bin Esved adıyla Ünlü oldu. Müslüman olduğu sırada Mekkeli müşriklerin, ağır işkencelerine maruz kalıp, Habeşistan'a giden ikinci kafileyle hicret etti. Mekke'den Medine'ye hicret edilince, Habeşistan'dan Medine'ye döndü. Mekke'den hicret eden Müslümanlar ile Medine'de bulunan Müslümanlar arasında kardeşlik ilan edilmiş ve Müslümanlar onar kişilik gruplara ayrılmışlardı. Böylece mallarını ve mülklerini Mekke'de bırakan Müslümanlara (Muhacirler), Medineli Müslümanlar (Ensar), mallarını onlarla paylaşmak suretiyle yardım etmişlerdi. Bu yardımlaşma gruplarına katılan Mikdad bin Esved, Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) bulunduğu grupta idi. Bir tane keçileri vardı. Hergün onu sağarak sütünü içip, karınlarını doyuruyorlardı. Ayrıca Peygamberimizin amcası Zübeyr'in kızı ile evlendiğinden Peygamberimizle akraba olmuştur.

Bedir Savaşı başlayacağı sırada Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Eshabın ileri gelenlerini toplayıp, onlarla istişare etti. Bu sırada konuşmak için müsaade isteyen Mikdad bin Esved, kendisine müsaade verilince şöyle dedi: “Ya Resulallah! Allahü teala sana neyi emrettiyse onu yap. Vallahi biz İsrailoğullarının hazret-i Musa'ya dediği gibi; “Git, Rabbinle beraber düşmanlara karşı çık. Biz buradan kımıldamayız!, şeklinde bir söz söyleyecek değiliz. Biz sana tabiyiz senin sağında, solunda, önünde ve arkanda daima düşmanla çarpışırız.” Onun bu feragat ve şecaat Örneki sözlerinden son derece memnun olan Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem dua etti. Bedir Savaşında büyük bir şecaat gösteren Mikdad bin Esved, bu savaşta İslam ordusundaki tek süvari olduğu için, kendisine Resulullah'ın Süvarisi denilirdi.

Uhud, Hendek, Hayber, Beni Kureyza ve diğer savaşlara katılan Mikdad bin Esved, bazı seriyyelerde de (keşif kolunda da) bulundu ve ilk seriyyede İslam askerinin kumandanı tayin edildi. Uhud Savaşından sonra Mekke civarında oturan kabileler tarafından Eshab-ı kiramdan Hubeyb'in hile ile esir alınıp, Mekkeli müşriklere satılması ve idam edilerek şehit edilmesi üzerine, Peygamberimiz Hubeyb'in cesedini müşriklerin elinden alıp getirmek üzere Mikdad bin Esved'i görevlendirdiler. Mekke'nin fethinde, Huneyn Gazvesinde, Tebük Seferinde ve Veda Haccında da bulunan Mikdad bin Esved, Peygamberimizin vefatından sonra çok büyük hizmetlerde bulundu.

Hazret-i Ebu Bekr'in halifeliği sırasında mürtedlerle yapılan savaşa katılmıştır. Ebu Bekr radıyallahü anh Kur'an-ı kerim ayetlerinin bir araya getirilip toplanması için kurduğu heyete, Mikdad bin Esved'i de almıştır. Hazret-i Ömer'in halifeliği sırasında Suriye harekatına katıldı ve Mısır'ın fethi için Amr bin as'a gönderilen yardımcı kuvvetlere kumandan seçildi. Hazret-i Ömer vefat edeceği zaman onu çağırıp; “Ya Mikdad! Beni kabre koyduktan sonra şura erbabını çağır ve onları bir evde topla. İçlerinden biri halife seçilinceye kadar onları orada tut.” emrini vermiştir. O da bu emri, gereği gibi yerine getirdi.

Mikdad bin Esved, hazret-i Osman'ın halifeliği sırasında da, ihtiyarlamış olduğu halde, savaşlara katıldı. Ömrünü savaş meydanlarında cihadla geçirmiş olan Mikdad bin Esved, yetmiş yaşlarında iken, Medine'de vefat etti ve cenaze namazını hazret-i Osman kıldırdı.

Peygamber efendimiz, kumandanlarından olan Mikdad bin Esved'i çok severdi. Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Allah bana Eshabımdan dört kişiyi özellikle sevdiğini bildirip, benim de onları sevmemi emir buyurdu ki bunlar: Ali, Mikdad, Selman ve Ebu Zer'dir.”

Mikdad bin Esved radıyallahü anh, Eshabdan olmayan Müslümanlardan birinin kendisine hayıflanarak; “Ne mutlu size, siz Resulullah'ın zamanında yaşadınız.” şeklinde konuşması üzerine, Mikdad bin Esved şunları söylemiştir: “Sizleri bunu istemeye sevk eden nedir? O devirde yaşasaydınız, Resulullah'a karşı tavrınız ne olacağını biliyor musunuz? Allah'a yemin ederim ki, Resulullah kendisine uymayan ve tasdik etmeyen pekçok kavimle karşılaşmıştı. Halbuki Allahü tealanın sizi bu devirde yaratması sebebiyle Resulullah'ın size getirdiklerini tasdik ederek yalnız Allah'ı biliyor ve O'na iman ediyorsunuz. Sizin sıkıntılarınızı başkaları çekti. İnsanların azgınlıkları sebebiyle peygamberler gönderilmiştir. Resulullah ise insanların puta tapmaktan başka hiçbir şey tanımadıkları cahiliyyet ve vahşet devrinin en korkuncunda gönderilmişlerdir. O Kur'an-ı kerimi getirdi, O'nunla hakkı ve batılı birbirinden ayırdı. O kadar ki; bir kimse, kalbine iman yerleştikten sonra iman etmeyen babasının, çocuğunun veya kardeşinin küfürde olduğunu görüyor ve karşı duruyordu. Dostunun Cehenneme gitmesine katiyyen sevinmezdi ve iman etmesini arzular bunun için çırpınır, Cehennemden kurtulmasını isterdi. Bu hususta Allahü teala Kur'an-ı kerimde mealen şöyle dua etmeyi emretti: “Yüce Rabbimiz, zevcelerimizden ve çocuklarımızdan gözlerimizi aydın edecek, bizi sevindirecek olanları bahşet.” (Furkan suresi: 74)

Mikdad bin Esved radıyallahü anh çok sade bir hayat yaşar, herkes ona imrenirdi. Kimseyi incitmez, herkese iyiliği, emirleri ve yasakları öğretirdi. Resulullah efendimizin sünnetine titizlikle uyardı. Konuşurken herkes hakkında ihtiyatlı konuşurdu. Ancak işlerinin neticesine bakarak hüküm verirdi.

Mikdad bin Esved hazretleri gittiği yerlerde insanlara Kur'an-ı kerimi öğretmiş ve hadis rivayetinde bulunmuştur. Onun Peygamber efendimizden rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:

Kıyamet günü güneş insanlara bir mızrak mesafe kalıncaya kadar yaklaştırılır.

İnsanlar kıyamet gününde günahlarına göre tere batacaklardır. Ter kiminin topuğuna kadar, kiminin dizlerine, kiminin beline, bazısının da ağzına kadar yükselir.

...Kur'an-ı kerime sarılınız, çünkü o şefaat eden ve şefaati kabul edilendir. Kendisine uymayanların yenilmeyen hasmıdır. Kim Kur'an-ı kerimi rehber edinirse (Kur'an-ı kerimden müctehid olan alimlerin çıkardığı hükümlere uyarsa) Kur'an onu Cennet'e götürür. Kim de Kur'an'a sırt çevirirse, Cehennem'e gider. Kur'an en hayırlı yolu gösterir. Emirleri açık ve kesindir. Boş sözler değildir... Manaları çok derindir. Güzellikleri sayılamaz. alimler ona doymazlar. O hakikate ulaşmak için Allah'ın sağlam ipidir. Dosdoğru yoldur. Cinlerin Kur'an'ı duydukları zaman hayretten; “Doğrusu biz doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kur'an dinledik ve hemen inandık ve artık Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız” dedikleri hakikattır...

Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

Yanıtlar