Avrupa’da, on be­şinci yüzyıldan başlayıp, 20. yüzyıla dek olan felsefe. Modernlik, bir çağın temel özelliklerini, kendisinden önceki çağ ile karşı karşıya getirerek, ortaya koymayı ifade ettiğinden. modern felsefenin temel özellikleri, Ortaçağ felsefesinin özellikleriy­le karşı karşıya getirilerek şöyle ortaya ko­nabilir

Modern Felsefe

Modern Felsefe, Avrupa’da, on be­şinci yüzyıldan başlayıp, 20. yüzyıla dek olan felsefe. Modernlik, bir çağın temel özelliklerini, kendisinden önceki çağ ile karşı karşıya getirerek, ortaya koymayı ifade ettiğinden. modern felsefenin temel özellikleri, Ortaçağ felsefesinin özellikleriy­le karşı karşıya getirilerek şöyle ortaya ko­nabilir:

1- Modern felsefe, her şeyden önce oldukça farklı bir siyasi ve toplumsal yapının felsefe­sidir. Çünkü, Ortaçağın birlikli feodal top­lum yapısı, yerini çok uluslu bir yapıya, ba­ğımsız devletler topluluğuna, ümmetçilikle, mutlakiyetçilik ve kollektivizm de yavaş yavaş yerlerini ulusçuluk, bireycilik ve dü­şünce, duygu ve eylemde özgürlüğe bırakır. 2- Ortaçağ felsefesinin eser verme tarzı, belli düşünürlerin, özellikle de t Aristoteles’in belli eserleri üzerine standart şerhler yaz­maktan oluşurken, modern felsefede, filozoflar hiçbir şekilde şerh yazmayıp, özgün de­nemeler kaleme almışlardır.

3- Ortaçağ felsefesi kurumsallaşmış bir felsefe olup, tüm önemli filozoflar, üniver­sitede ders verme işiyle meşgul olmuşlardır. Oysa, modern dönemde, önemli filozoflar­dan hemen hiçbiri, en azından on dokuzuncu yüzyıla kadar, üniversitede çalışmamıştır.

4- Yine, Ortaçağda felsefe, dar bir çerçe­vede, kilise etrafında ve üniversite içinde gerçekleştirilen akademik bir uğraş iken olup, teknik bir felsefedir. Halk kitleleri bu bakımdan cahil addedilmiştir. Buna karşın, modern dönemde, felsefe, matbaanın da et­kisiyle, geniş kitlelere ulaştırılmaya çalışıl­mış bir felsefedir. Filozofların hemen tümünde, halkı aydınlatma, bilinçlendirme gibi bir çaba söz konusu olmuştur. 5- Orta­çağda felsefenin geleneksel bir yapısı var­ken, modern felsefe, geleneği tümüyle yıkan bir felsefedir.

6- Ortaçağ felsefesinin dogmaya, kiliseye tabi olduğu yerde, modern felsefe, salt aklın ürünü olmak anlamında, özerk olan bir fel­sefedir. Başka bir deyişle, Ortaçağ felsefesi, teolojiye bağlı, teolojinin hizmetinde olan bir felsefe iken, modern felsefe teolojiden tümüyle bağımsız olmuştur.

7- Ortaçağ felse­fesinin Tanrı merkezli olduğu yerde, modern felsefe İnsan merkezlidir. Nitekim, özellikle Rönesans ve Aydınlanma felsefesine dam­gasını vuran akım hümanizmdir.

8- Yine, Ortaçağ felsefesinde, doğa hiçbir zaman ayrı bir araştırma konusu olmamışken, mo­dern felsefede, doğa, özellikle gelişen bili­min etkisiyle, felsefenin en önemli araştır­ma konusu haline gelir. Başka bir deyişle, Ortaçağ felsefesinde, doğa temel gerçekli­ğin uzak bir gölgesi olarak görülürken, mo­dern felsefe doğanın, dünyanın niceliksel olarak belirlenebilir olan içkin yapısıyla ve dinamik süreciyle ilgilenir.

9- Ortaçağ felsefesinde, doğa tanrısal var­lık alanının bir uzantısı ya da tezahürü olarak görüldüğü için, teleolojik bir doğa anlayışı hakim olmuştur. Oysa, modern felsefede, mekanik bir doğa anlayışı ön plana çıkar. Buna göre, modern felsefede, doğa, mekanik nedenlerin etkisiyle gelişen, toplam enerji ya da hareket miktarının sabit olduğu, kendi içine kapalı bir sistem haline gelir. Başka bir deyişle, Ortaçağın doğaüstücü varlık anlayı­şı, modern felsefede yerini doğalcılcılığa bırakır.

10- Bu durum, modern felsefede, ahlak felsefesi açısından da bir değişime yol aç­mıştır. Ortaçağın etik anlayışı, Tanrı aşkıy­la, ebedi bir saadetle belirlenen bir ahlak an­layışıyken, modern felsefede, kendi içine kapalı bir sistemde, İnsanın özgürlüğünü kurtarma ve yeni bir etik anlayışı, dini ya da teleolojik ahlaktan bağımsız, özerk bir etik geliştirme söz konusu olur.

11- Modern fel­sefede, felsefenin, Ortaçağ felsefesinin tersi­ne, İnsan merkezli olmasına koşut olarak, İnsan psikolojisi de gelişir. Bu durum hemen tüm modern filozoflar, ama özellikle de Ada Avrupa’sı empirist filozofları için ge­çerlidir. Locke, Berkeley ve Hume gibi empirist düşünürler, yurttaşları Newton’un fiziki alem için yaptığını, ruhsal veya zihinsel alem için yapmaya çalışmışlardır.

12- Modern felsefe için, herhalde en belir­leyici özellik, biraz da bilimsel devrimin et­kisiyle, epistemolojinin düşünce tarihinde ilk kez ontolojinin önüne geçmesi, ve dola­yısıyla varlık merkezli bir düşünce tarzın­dan ben merkezli bir düşünce tarzına geçiş­tir. Buna göre, Ortaçağ felsefesinde, tıpkı ilkçağ felsefesinde olduğu gibi, ontoloji önce gelir ve düşünürler, hiçbir istisna ol­madan, realist bir tavırla, zihinden bağımsız bir gerçekliğin varolduğunu öne sürerken, nesneden özneye geçişte, dış gerçekliğin zihin tarafından bilinmesi sürecinde proble­matik bir şey olmadığını düşünürler. Oysa, modern felsefede, filozoflar, zihinden ya da özneden hareket ederler, ve zihinden mad­deye geçişte, öznenin varlığın bilgisine ulaşmasında birtakım güçlükler bulunduğu­nu teslim ederler. Bu tavrın doruk noktası, eleştirel felsefesi ve İnsan bilgisinin sınırlı­lığına ilişkin görüşleriyle Kant’tır.

13- Ortaçağda, tek geçerli varlık görüşü olan birciliğin yanında, ikicilik meşru olma­yan, yasak bir öğretiyken, modern felsefede, ön plana çıkan anlayış düalizmdir. Başka bir deyişle, madde-form, beden-ruh analizine tabi tutulabilmekle birlikte, gerek İlkçağ ve gerekse Ortaçağ felsefesinde, bir­likli, bütünlüklü ve düzenli tek bir töz olan İnsandan, modern felsefede iki ayrı töz orta­ya çıkarılmıştır. Bu ise, bütün bir modern kültüre damgasını vuran ikiciliği gündeme getirirken, zihin felsefesinin, ayrı bir felsefe dalı olarak doğuşuna işaret eder.

14- Ortaçağ felsefesinin göksel devlet yeryüzü devleti arasında kurduğu karşıtlık­tan, ve kiliseyle devlet ilişkisinde, kiliseyi temele alan, siyasete en küçük bir değer vermeyen yaklaşımından sonra, modern fel­sefede, değişen siyasi ve toplumsal yapıyla birlikte, siyaset felsefesi de önem kazanmış­tır.

15- Ortaçağ felsefesinde, düşünürler tara­fından geliştirilen öğretiler bağlamında da, tam bir monizm söz konusu olup, resmi gö­rüşe uygun olmayan öğretilere hiçbir şekil­de izin verilmezken, modern felsefede bir sistemler çokluğu söz konusudur.

16- Modern felsefe, yöntem açısından da temelli bir değişime tanık olmuştur. Buna göre, Ortaçağından tümdengelimsel tasım mantığından, Skolastik yönteminden sonra, modern felsefenin, yalnız tümdengelimden değil, fakat aynı zamanda tümevarımdan meydana gelen yeni yöntemi bir senteze işaret eder. Modern felsefede yöntemin tü­mevarımsal öğesi Ada Avrupa’sı düşünürleri tarafından savunulurken, tümdengelimsel öğesi daha çok, Kıta Avrupa’sı rasyonalistler ­tarafından temsil edilmiştir.





KAYNAK : Paradigma Felsefe Sözlüğü - Ahmet Cevizci

İlgili konuları ara

Yanıtlar