Nasirüddin Tusi

Nasirüddin Tusi 13. yüzyılda yetişen ünlü müslüman bilim adamı. İsmi, Muhammed bin Muhammed bin Hasan olup, künyesi Ebû Câfer; lakabı Nâsirüddîn’dir. 1201 senesi Şubatında Horasan bölgesindeki Tûs şehrinde doğdu. Küçük yaşta ilim öğrenmeye başladı. Kemâleddîn bin Yûnus Mûsulî, Muînüddîn Sâlim bin Betrân-ı Mısrî’den ve İbn-i Sînâ’nın talebelerinden Behmen Yâr’dan ve diğer meşhur bilginlerden ilim ve fen öğrendi.

Nasirüddin Tusi

Nasirüddin Tusi 13. yüzyılda yetişen ünlü müslüman bilim adamı. İsmi, Muhammed bin Muhammed bin Hasan olup, künyesi Ebu Cafer; lakabı Nasirüddin’dir. 1201 senesi Şubatında Horasan bölgesindeki Tus şehrinde doğdu. Küçük yaşta ilim öğrenmeye başladı. Kemaleddin bin Yunus Musuli, Muinüddin Salim bin Betran-ı Mısri’den ve İbn-i Sina’nın talebelerinden Behmen Yar’dan ve diğer meşhur bilginlerden ilim ve fen öğrendi. İlminin çokluğuna rağmen, Eshab-ı kiram düşmanlarının sapık fikirlerine kanarak, Şiilik yoluna saplandı. Şöhreti her tarafa yayılınca, Moğol Hükümdarı Hülagu tarafından vezir tayin edilip, onun tavsiyelerine göre işlerini yürüttü. Hülagu’nun Bağdat’ı yakıp yıkmasına ve yüz binlerce Müslümanın öldürülmesine sebep olanlardan biri oldu. Hülagu’nun desteğiyle Meraga’da kütüphane ve rasathane kurdu. Nasirüddin Tusi, ömrünün sonuna kadar bu rasathanede çalıştı. 1274 senesinde gittiği Bağdat’ta hastalanarak haziran ayında öldü.

Nasirüddin Tusi, rasathaneyi kurduktan sonra, çeşitli İslam memleketlerinde tanınmış ilim adamlarını burada topladı. Ayrıca rasathanenin yanında büyük bir kütüphane yaptırdı. Bağdat, Dımeşk ve diğer şehirlerden birçok kitabı buraya getirtti. Kütüphanedeki kitapların sayısı dört yüz bine ulaşmıştı.

Tusi, trigonometriyi astronominin bir dalı olmaktan çıkararak, başlı başına bir ilim haline getirdi ve bu hususta bir eser yazdı. Geometride söz sahibi olan Tusi’den sonra gelenler, onun nazariyeleri ve görüşleri üzerine fazla bir şey ilave edemediler. Sinüs cedvellerinin yeni hesaplama metodlarını bulan Ebü’l-Vefa’nın ulaştığı noktaya, Avrupa asırlar sonra ulaşabildi. Ebü’l-Vefa’nın ulaştığı bu yüksek noktayı daha da geliştiren Nasirüddin Tusi oldu.

Nasirüddin Tusi, çeşitli ilim dallarına ait bir çok eser yazdı. Eserlerin sayısının altmış dörde ulaştığını kaynaklar bildirmektedir. Bunların bazıları şunlardır:

1. Ez-Zic-ül-İlhani: Bu eseri Hülagu’nun isteği üzerine on iki senede hazırlamıştır. Aslı Farsça olan eser dört ciltten meydana gelmektedir. Birinci ciltte, Çin, Yunan, Arap ve Fars takvimleri; ikinci ciltte gezegenlerin hareketi; üçüncü ciltte ise yıldız hareketleri izah edilmektedir.

Eser, önce Şihabüddin Halebi, sonra da 1527 senesinde Ali bin Rifai tarafından Hall-uz-Zic adıyla Arapçaya çevrilmiştir.

2. Tezkire fi İlm-il-Hey’e: Tusi’nin en önemli eseridir. Astronomi ilminin kısa ve öz olarak yazılmış bir özeti olup anlaşılması çok zordur. Bunu, yapılan açıklamaların çokluğu göstermektedir. Eser, dört bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölümde geometrik ve kinematik bir giriş ve hareketsizliğin, basit ve karmaşık hareketlerin açıklanması; ikinci bölümde: Genel astronomik kavramlar, ekliptikte meydana gelen değişmelerin, İbn-ül-Heysem tarafından ileri sürülen ve çapları farklı kürelerden ibaret olduğu görüşü ele alınmıştır. Bu bölümün diğer kısmında Almagest; özellikle aydaki düzensizlikler, Merkür ve Venüs’ün hareketleri yönünden ilgi çekici bir şekilde tenkit edilmiştir. Karmaşık Batlemyüs sistemi yerine, yeni bir sistem öne sürülmektedir. Üçüncü bölümde: Yer küresi ve diğer gök cisimlerine yaptığı etkiler, bazı astronomi alimlerinden nakledilen jeodezi bilgileri, Kusta bin Luga ve Biruni’nin jeodezisi, denizler, deniz rüzgarları hakkında bilgiler; Dördüncü bölümde ise, gezegenlerin büyüklükleri ve mesafeleri ele alınmıştır.

Tezkire’ye birçok alim tarafından şerhler yapılmıştır. Ayrıca eser Fransızca ve Farsçaya da tercüme edilmiştir.

3. Tansuh Name-i İlhani: Önemli eserlerinden biri olup Farsçadır. Hülagu’nun isteği üzerine 1256 ile 1259 seneleri arasında yazılmış olup; mineraloji, özellikle kıymetli taşlar hakkındadır. Tusi, eseri yazarken, hangi kaynaklardan istifade ettiğini bildirmemekte, sadece kendinden önceki alimlerin ve kendisinin müşahedelerine dayandırıldığını yazmaktadır. Dört bölümden meydana gelen eserin birçok yerinde Biruni’ye atıflar yapılmıştır.

Birinci bölümde kıymetli taşlar, jeolojik incelemenin temelini teşkil eden elementler, minerallerin neden meydana geldiği, kıymetli taşların madenlerle kesilmiş biçimleri, bu taşların renklendirilmesinde kullanılan kimyevi maddeler anlatılmıştır.

İkinci bölümde kıymetli taşlardan, bunların menşelerinden, bulunabilirliklerinden, çıkarıldıkları madenlerden, kalitelerinden, ilgi çekici yanlarından, hakiki ve taklit taşlar arasındaki farktan, taşların optik özelliklerinden bahsedilmektedir. Bu bölümde ayrıca taşları kesme ve parlatma teknikleriyle bunlara paha biçmenin yollarını da anlatmıştır.

Üçüncü bölüm, Tusi’nin, metalurji ilmine önemli katkılar yaptığı kısımdır. Bu bölümde yedi temel maden olan altın, gümüş, bakır, demir, kurşun, kalay ve camdan bahsedilmektedir. Ayrıca, özellikleri, çıkarıldıkları yerler de geniş olarak anlatılmıştır.

Dördüncü ve son bölümde ise; çeşitli kokular, ilaçlar ve tedavi edici macunlar anlatılmıştır.

Tusi’ye göre bütün taşlar başlangıçta kil olup, hava şartlarına bağlı olarak, daha sonra taşa dönüşürler. Onun izahı, kilin aşırı sıcağa maruz bırakılmasının toprak meydana gelmesine yol açacağı, aşırı sıcağın bazan topraklaşmış bir maddeyi taşa çevirebileceği şeklindedir. Onun bu görüşleri zamanımızın jeologları tarafından da kabul edilmektedir.

Taşların renklerindeki çeşitliliği açıklarken, esas olarak siyah ve beyaz olmak üzere iki rengin olduğunu söyleyen Tusi, toprağın çeşitli renklerde olabileceğini, bu yüzden taşların da toprak rengine bağlı olarak, değişik renkler alabileceğini anlatır.

Tansuh Name’de otuz kadar kıymetli taş, bunların menşeleri, teşekkül etme şekilleri, kullanılışları vb. konuları anlatılmıştır.

Tusi, yakutu en kıymetli taş olarak kabul etmektedir. Yakut hakkında şu bilgileri vermektedir: “Yakut, kendine has bir ışık saçar. Ateş bu taşı yakamaz. Isıtıldığı zaman beyazlaşır, sıcaktan ayrılırsa eski rengine döner. İlaç imalinde kullanılması için defalarca ısıtıldıktan sonra suya atılması gerekir. Böylece toz hale gelecek şekilde yumuşar. Yakutun şu tıbbi özellikleri vardır: Vebayı önler, ağızda tutulursa güç verir, sıkıntı ve moral bozukluğunu giderir. Susuzluğa çaredir. Gözün keskinliğini arttırır. Kanı temizler, hatta ölü bir kimseye iliştirilirse kanın çabuk soğumasına mani olur.”

Eserde, zümrüt hakkında çeşitli bilgiler verildikten sonra şöyle denmektedir: “Zümrüt takanlar kötü rüya görmez. Zümrüt kalbe iyi gelir. Dizanteri tedavisinde kullanılır, göz keskinliğini arttırır. Bir yılan zümrüte bakarsa kör olur.” Yılanın kör olmasının doğruluğu, Tifaşı isimli bir ilim adamı tarafından isbat edilmiştir.

4. Kitabu Şekl-il-Katta: Trigonometriyle ilgili bir eserdir. Beş ciltten meydana gelmektedir. Üçüncü ve dördüncü ciltleri düzlem ve küresel geometri hakkındadır. İlk defa bu eserde trigonometri astronomiden ayrı olarak verilmiştir. Bu yüzden orta çağın en büyük eserlerinden biridir. Sinüs teoremi iki isbatı ile açıkça verilmiştir. Ayrıca dik açılı küresel üçgenlerin çözümü için altı temel bağıntı açıklanmıştır. Diğer üçgen çeşitlerinin çözümü de bunlara bağlanarak verilmiştir. Eser 1891 senesinde İstanbul’da Alexandre Caratheodory Paşa tarafından Traife du quadrilatere ismiyle Fransızcaya tercüme edilmiştir.

5. Ahlak-ı Nasıri: Ahlak kitabıdır. Eser, Risale fi-Tahkik-il-İlm ismiyle Arapçaya tercüme edilmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır. J.Stephenson tarafından 1923’te İngilizceye ve M.Plesener tarafından 1928’de Almancaya tercüme edilmiştir.

6) Kitab-ul-Mutevassitat Beynel-Hendese vel-Hey’e, 7) Muhtasar bi-Cam-il-Hisab bit-Tahti vet-Türab, 8) Kitab-ül-Cebr vel-Mukabele, 9) Kavaid-ül-Hendese, 10) Risalet-i Bist Bab der Ma’rifeti Usturlab, 11) Zübdet-ül-Hey’e, 12) Kitab-üt-Teshil fin-Nücum, 13) Muhtasar fi İlm-it-Tencim ve Ma’rifet-it-Takvim, 14) Tahriru Kitab-il-Menazir (optiğe dairdir), 15) Mebahis fi İn’ikas-iş-Şu’a’at (Kırılma ve yansıma üzerinde araştırmalar). 16) Kitab fi İlm-ül-Musiki, 17) Kitabu Suret-il-Ekalim, 18) Kitab-üt-Tecrid fi İlm-il-Mantık, 19) Tecrid-ul-Akaid (Kelam ilmiyle ilgili bir eserdir.)

Asırlarca Avrupa veİslam aleminde tesirleri görülen Nasirüddin Tusi, bu kadar ilmine rağmen bozuk itikad sahibi olmaktan kurtulamadı. Ehl-i sünnet alimleri, kendisini itikad yönüyle red, ilim yönüyle takdir etmişler ve ilminden faydalanmışlardır.

Yanıtlar