Orhan Veli Kanık

Orhan Veli Kanık (13 Nisan 1914 – 14 Kasım 1950), Türk şair. Melih Cevdet ve Oktay Rifat'la birlikte Garip Akımı'nın kurucularındandır. Şiirde ölçü, uyak ve sanatlı söyleyişlere karşıydı. Orhan Veli, her şeyin şiire konu olabileceğini savunmuştur.

Orhan Veli Kanık

Orhan Veli Kanık
Orhan Veli Kanık
Orhan Veli Kanık 1914 yılında İstanbul'da doğmuştur. Cumhurbaşkanlığı Bando Heyeti şeflerinden Veli Kanık'ın oğludur. İlk öğrenimini Galatasaray Lisesi'nin ilk kısmında yapmış, dördüncü sınıfı burada tamamlamış (1925), ilkokulu Ankara'ya gittikleri için Gazi İlkokulu'nda bitirmiştir (1926). Daha sonra Ankara Erkek Lisesi'ne yatılı girmiş, burayı bitirdikten sonra (1933) İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne girmiştir. Ancak Fakülte'yi bitirmeden Ankara'ya dönmüş (1936), PTT Genel Müdürlüğü Telgraf İşleri Reisliği Nizamlar Bürosu'na memur olarak girmiştir. Daha sonra askere gitmiş (1942-1944), terhis olunca da Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu'na girmiştir. Reşat Şemsettin Sirer'in Milli Eğitim Bakanlığı'na getirilmesi üzerine, Bakanlığa egemen olan "tutucu havaya uyamayacağını anlayarak" görevinden istifa eder. Türk yazınında olduğu kadar dönemin düşünce yaşamında da önemli yeri ve etkisi olan Yaprak dergisini yayımlamaya başlamış (1 Ocak 1949), 28 sayı çıkarmıştır. Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday'la birlikte, Nazım Hikmet'in serbest bırakılması için üç gün açlık grevi yapmış (1950), eylem geniş yankı uyandırmıştır.

Ankara'da bir gece sokakta Belediye'nin açtırdığı bir çukura düşmüş, başından yaralanmış (10 Kasım 1950), iki gün sonra da İstanbul'a gitmiştir. İstanbul'da bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçirmiş, hastaneye kaldırılmıştır (14 Kasım 1950). Alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi edilmiş, ancak sonradan beyin kanaması geçirdiği anlaşılmıştır. Aynı gün akşama doğru komaya giren Orhan Veli, geceleyin saat 23.20'de hayata gözlerini yummuştur.

36 yaşında, en verimli çağında ölen Orhan Veli, özgeçmişini, şiirine içselleşmiş olan humour'uyla şöyle özetlemiştir: "1914'te doğdum. 1 yaşında kurbağadan korktum. 9 yaşında okumaya, 10 yaşında yazmaya merak sardım. 13'te Oktay Rıfat'ı, 16'da Melih Cevdet'i tanıdım. 17 yaşında bara gittim. 18'de rakıya başladım. 19'dan sonra avarelik devrim başlar. 20 yaşından sonra da para kazanmasını ve sefalet çekmesini öğrendim. 25'te başımdan bir otomobil kazası geçti. Çok aşık oldum. Hiç evlenmedim, şimdi askerim".

Orhan Veli Kanık'ın hayatı



Orhan Veli Kanık
Orhan Veli Kanık
Orhan Veli Kanık (13 Nisan 191414 Kasım 1950), Türk şair. Melih Cevdet ve Oktay Rifat'la birlikte Garip Akımı'nın kurucularındandır. Şiirde ölçü, uyak ve sanatlı söyleyişlere karşıydı. Orhan Veli, her şeyin şiire konu olabileceğini savunmuştur.

Çocukluğu İstanbul'un Cihangir ve Beykoz semtlerinde geçti. İlkokulu Galatasaray Lisesi'nde yatılı olarak okudu. Babasının Cumhurbaşkanlığı Bando Şefi olması üzerine dördüncü sınıfta iken ailesi İstanbul'dan ayrılınca Ankara Gazi Okulu'na geçti ve ertesi sene Ankara Erkek Lisesi'ne başladı.

En yakın arkadaşlarından Oktay Rıfat , Melih Cevdet ile 16 yaşında tanıştı. Bu iki arkadaşıyla birlikte lise yıllarında hazırladığı Sesimiz dergisinde ilk yazılarını yayımladı.

1933 yılında liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü'ne başladı. Ancak, 1935 yılında okuldan ayrılarak yüksek öğrenimini yarıda bıraktı.

Şair, 1936’da Ankara’ya döndü. Askere gidene kadar PTT Genel Müdürlüğü Telgraf İşleri Reisliği Milletlerarası Nizamlar Bürosunda memurluk yaptı. Bu arada ilk şiirlerini 1936 yılı Aralık ayında Varlık Dergisi'nde Mehmet Ali Sel adı ile yayınladı. 1941’de lise arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte Garip adlı şiir kitabını çıkartarak Garip Şiir Akımının öncülerinden oldu. Şiirlerinde yalın bir halk dili kullandı, yergi ve gülmeceden yararlanarak, sıradan yaşantıların şiirinin de yazılabileceğini gösterdi.

İkinci Dünya Savaşı nedeniyle askerlik uzatıldığı için 4 yıl askerlik yaptı. Askerlikten döndükten sonra 2 yıl kadar Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu’nda çalıştı. Azra Erhat, Oktay Rıfat, Erol Güney ile ortak çeviriler yaptı. Ancak 1947’de bakanlıktaki “antidemokratik hava” nedeniyle Tercüme Bürosu’ndaki görevinden istifa etti.

Mehmet Ali Aybar’ın yayımladığı Hür ve Zincirli Hürriyet gazetelerinde eleştiriler, kültür ve sanat üzerine yazılar yazdı. La Fontaine’in masallarını şiirsel bir dille Türkçeleştirdi. Nasrettin Hoca öykülerini de şiire dönüştürdü.

1 Ocak 1949 tarihinden itibaren on beş günde bir yayımlanan Yaprak dergisini çıkarmaya başladı. 28 sayıyı tamamen kendi çabası ile çıkardı. 15 Haziran 1950'ye kadar yayımlanan bu dergiyi parasal güçlükler nedeniyle yayımlayamaz olunca Ankara'dan ayrılıp, İstanbul'a döndü.

1950 sonbaharında, bir haftalığına geldiği Ankara'da, 10 Kasım 1950 gecesinde, yolda, onarım için kazılmış bir çukura kafa üstü düşerek yaralandı. İstanbul'a döndükten sonra, bir arkadaşının evindeyken, durumu birdenbire kötüleştiği için kaldırıldığı Cerrahpaşa Hastanesi'nde, 14 Kasım 1950 tarihinde beyin kanamasından öldü. Ölümü, Türkiye'de o güne kadar hiçbir şairin ölümünde görülmemiş bir yankı buldu. Orhan Veli Kanık geniş katılımlı bir cenaze töreninin ardından Rumelihisarı Mezarlığı'nda toprağa verilmiştir.

Yazın Yaşamı



Orhan Veli
Orhan Veli
Orhan Veli'nin edebiyata ilgisi daha ilkokul sıralarında başlamış, lise öğrencisiyken Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday ile arkadaş olmuş, bu dostluk Türk şiirinde bir dönemin başlangıcını oluşturmuştur. Lise sıralarında öğretmenleri olan Ahmet Hamdi Tanpınar, Rıfkı Melul Meriç, Halil Vedat Fıratlı ve Yahya Saim Sinanoğlu'nun yakın ilgisini görmüştür. Lisede Oktay Rifat ve Melih Cevdet'le Sesimiz diye bir dergi çıkarmıştır. Orhan Veli, daha ilk okul beşinci sınıfta iken yazmaya başlamış, ilk öyküsü, eski yazıyla yayımlanan Çocuk Dünyası adlı dergide çıkmıştır. Orhan Veli'nin düzyazıdan şiire dönmesinde, kendisinden iki sınıf önde olan Hıfzı Oğuz Bekata'nın etkisi olduğunu bildirmektedir kardeşi Adnan Veli. Kanık'ın ilk şiirleri Nahit Sırrı Örik'in teşvikiyle Varlık dergisinde yayımlanmış, şair bu şiirlerin bazıların Mehmet Ali Sel imzasını kullanmıştır. Kanık, dönemin İnsan, Ses, Gençlik, Küllük, İnkılapçı Gençlik gibi dergilerinde de yazmıştır (1936-1942).

Orhan Veli, Moliere'den Rimbaud'ya La Fontaine'den Musset'ye uzanan bir çok da çeviri yapmıştır.

Orhan Veli’nin şöhreti şairliğindedir. Şiirlerini, Garip (1941), Vazgeçemediğim (1945), Destan Gibi (1946), Yenisi (1947), Karşı (1949) adlı küçük kitaplarda toplamıştır. Bu şiirlerin hepsi ölümünden sonra Bütün Şiirler (1951) adıyla yayınlanmıştır. Ayrıca güzel bir halk diliyle nazma çektiği Nasreddin Hoca Hikayeleri vardır.

Eserleri



İstanbul Türküsü

(şiirinden) İstanbul'da Boğaziçinde bir fakir Orhan Veli'yim;
 Veli'nin oğluyum,
 Tarifsiz kederler içinde,
 Urumeli Hisarına oturmuşum;
 Oturmuşta bir türkü tutturmuşum:
 “İstanbul'un mermer taşları;
 Başıma da konuyor, konuyor aman martı kuşları;
 Gözlerimden boşanır hicran yaşları;
 Edalım
 Senin yüzünden bu halim.”


 

Horoz ile İnci

(La Fontaine'den çevrilmiş şiiri)

Horozun biri bir gün inci bulur;
 Alıp onu kuyumcuya doğrulur.
 Kuyumcu ne istediğini sorar.
 O da der ki: “Bu galiba mücevher;
 Al da bunu bana biraz darı ver;
 O benim daha çok işime yarar.”
 Bir cahile bir kitap miras kalır;
 Cahil de hemen kitabı alır,
 Yol üstündeki kitapçıya uğrar,
 Der ki: “Bu kitabı vereyim sana,
 Yerine sen üç beş kuruş ver bana;
 O benim daha çok işime yarar.”
Cırcır Böceği ile Karınca Cırcır böceği çaldı saz
 Bütün yaz,
 Derken kış da geldi, çattı,
 Seninkinde şafak attı.
 Baktı ki yok hiç yiyecek
 Ne bir sinek, ne bir böcek,
 Kalktı, karıncaya gitti;
 Yandı yakıldı ah etti.
 üç beş buğdaydan ne çıkar,
 Gelecek mevsime kadar,
 Bir kaç tane borç istedi.
 “İnayet buyurun” dedi.
 “Yemin billah ederim,
 Eylüle kalmaz öderim.”
 İşin kötüsü, karınca
 Borca hiç alışmamıştı,
 Bu ricaya çıkıştı;
 “Ne yaptınız yaz boyunca?”
 “Ne mi yaptım? Saz çaldım, saz!”
 “Ya öyle mi? Demek ki siz
 Yazı sazla geçirdiniz;
 Şimdi de oynayın biraz.”
La Martine'den de çeviriler yapmıştır. Şu manzume “Göl” şiirinden bir parçadır: Ebedi gecesinde bu dönüşsüz seferin
 Hep başka sahillere doğru sürüklenen biz.
 Zaman adlı denizde bir an, bir lahza için
 Demirleyemez miyiz?

Yapıtları

Şiir:

Garip, (1941- O. Rifat ve M. Cevdet ile birlikte), Vazgeçemediğim (1945), Destan Gibi (1946), Yenisi (1947), Karşı (1949), Nasrettin Hoca Hikayeleri (1949), Bütün Şiirleri (1951).

Düzyazı:

Nesir Yazıları (1953), Edebiyat Dünyamız (1975), Bütün Yazıları (1982- 1. Cilt "Sanat Edebiyat Dünyamız", 2. Cilt "Bindiğimiz Dal").

Çeviri:

Bir Kapı Ya Açık Durmalı Ya Kapalı (1943- A. De Musset'den), Scapin'in Dolapları (1944- Moliere'den), Fransız Şiiri Antolojisi (1947), W.Shakespeare, Hamlet Ve Venedikli Tüccar (1949- C. Labm'dan - Ş. Erdeniz'le), Saygılı Yosma (1961- J. P. Sartre'den), Batıdan Şiirler (1963).

Orhan Veli Şiirleri

HÜRRİYETE DOĞRU

 Gün doğmadan
 Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola
 Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında
 İçinde bir iş görmenin saadeti
 Gideceksin
 Gideceksin ırıpların çalkantısında
 Balıklar çıkacak yoluna karşıcı
 Sevineceksin
 Ağları silkeledikçe
 Deniz gelecek eline pul pul
 Ruhları sustuğu vakit martıların
 Kayalıklarındaki mezarlarında
 Birden
 Bir kıyamettir kopacak ufuklarda
 Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin
 Bayramlık seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi
 Gelin alayı, teller, duvaklar, donanmalar mı
 Heeeey
 Ne duruyorsun be at kendini denize
 Geride bekleyenin varmış aldırma
 Görmüyor musun her yanda hürriyet
 Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol
 Git gidebildiğin yere

KİTABE-İ SENGİ MEZAR I

 Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
 Nasırdan çektiği kadar;
 Hatta çirkin yaratıldığından bile
 o kadar müteessir değildi;
 Kundurası vurmadığı zamanlarda
 Anmazdı ama Allahın adını,
 Günahkar da sayılmazdı.
 Yazık oldu Süleyman Efendi'ye

KİTABE-İ SENGİ MEZAR II

 Mesele falan değildi öyle,
 To be or not to be kendisi için;
 Bir akşam uyudu;
 Uyanmayıverdi.
 Aldılar, götürdüler.
 Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
 Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar
 Haklarını helal ederler elbet.
 Alacağına gelince...
 Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

KİTABE-İ SENGİ MEZAR III

 Tüfeğini depoya koydular,
 Esvabını başkasına verdiler.
 Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
 Ne matrasında dudaklarının izi;
 öyle bir rüzgar ki,
 Kendi gitti,
 İsmi bile kalmadı yadigar.
 Yalnız şu beyit kaldı,
 Kahve ocağında, el yazısıyla:
 "ölüm Allah'ın emri,
 "Ayrılık olmasaydı."

SABAHA KADAR

 Şu şairler sevgililerden beter;
 Nedir bu adamlardan çektiğim?
 Olur mu böyle, bütün bir geceyi
 Bir mısraın mahremiyetinde geçirmek?
Dinle bakalım, işitebilir misin
 Türküsünü damların, bacaların
 Yahut da karıncaların buğday taşıdıklarını
 Yuvalarına?
Beklemesem olmaz mı güneşin doğmasını
 Kullanılmış kafiyeleri yollamak için,
 Kapıma gelecek çöpçülerle,
 Deniz kenarına?
Şeytan diyor ki: "Aç pencereyi;
 "Bağır, bağır, bağır, sabaha kadar."

GüZEL HAVALAR

 Beni bu güzel havalar mahvetti,
 Böyle havada istifa ettim
 Evkaftaki memuriyetimden.
 Tütüne böyle havada alıştım,
 Böyle havada aşık oldum;
 Eve ekmekle tuz götürmeyi
 Böyle havalarda unuttum;
 Şiir yazma hastalığım
 Hep böyle havalarda nüksetti;
 Beni bu güzel havalar mahvetti

ANLATAMIYORUM

 Ağlasam sesimi duyar mısınız,
 Mısralarımda;
 Dokunabilir misiniz,
 Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
 Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
 Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
 Her şeyi söylemek mümkün;
 Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
 Anlatamıyorum

SERESERPE

 Uzanıp yatıvermiş sereserpe
 Entarisi sıyrılmış hafiften
 Kolunu kaldırmış kolluğu görünüyor
 Bir eliyle de göğsünü tutmuş
 İçinde kötülük yok biliyorum
 Yok, benim de yok ama
 Olmaz ki
 Böyle de yatılmaz ki

DENİZİ öZLEYENLER İçİN

 Gemiler geçer rüyalarımda,
 Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
 Ben zavallı,
 Ben yıllardır denize hasret,
 "Bakar bakar ağlarım".
Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı,
 Bir midye kabuğunun aralığından:
 Suların yeşili, göklerin mavisi,
 Lapinaların en harelisi...
 Hala tuzlu akar kanım
 İstiridyelerin kestiği yerden.
Neydi o deli gibi gidişimiz,
 Bembeyaz köpüklerle, açıklara!
 Köpükler ki fena kalpli değil,
 Küpükler ki dudaklara benzer;
 Köpükler ki insanlarla
 Zinaları ayıp değil.
Gemiler geçer rüyalarımda,
 Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
 Ben zavallı,
 Ben yıllardır denize hasret.

KAPALI ÇARŞI

 Giyilmemiş çamaşırlar nasıl kokar bilirsin,
 Sandık odalarında;
 Senin de dükkanın öyle kokar işte.
 Ablamı tanımazsın,
 Hürriyette gelin olacaktı, yaşasaydı;
 Bu teller onun telleri,
 Bu duvak onun duvağı işte.
 Ya bu camlardaki kadınlar?
 Bu mavi mavi,
 Bu yeşil yeşil fistanlı...
 Geceleri de ayakta mı dururlar böyle?
 Ya şu pembezar gömlek?
 Onun da bir hikayesi yok mu?
 Kapalı çarşı deyip te geçme;
 Kapalı çarşı,
 Kapalı kutu

İSTANBUL'U DİNLİYORUM

 İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
 önce hafiften bir rüzgar esiyor;
 Yavaş yavaş sallanıyor
 Yapraklar, ağaçlarda;
 Uzaklarda, çok uzaklarda,
 Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
 İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
 Kuşlar geçiyor, derken;
 Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
 Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
 Bir kadının suya değiyor ayakları;
 İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
 Serin serin Kapalı çarşı;
 Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa;
 Güvercin dolu avlular.
 çekiç sesleri geliyor doklardan,
 Güzelim bahar rüzgarında, ter kokuları;
 İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
 Başında eski alemlerin sarhoşluğu,
 Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
 Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
 İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
 Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
 Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
 Bir şey düşüyor elinden yere;
 Bir gül olmalı;
 İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
 Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
 Alnın sıcak mı değil mi, biliyorum;
 Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum;
 Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
 Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
 İstanbul'u dinliyorum.

GÜN OLUR

 Gün olur alır başımı giderim
 Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda
 Şu ada senin şu ada benim
 Yelkovan kuşlarının peşisıra
Dünyalar vardır düşünemezsiniz
 çiçekler gürültüyle açar
 Gürültüyle çıkar duman topraktan
Hele martılar hele martılar
 Her bir tüylerinde ayrı bir telaş
Gün olur başım kadar mavi
 Gün olur başım kadar güneş
 Gün olur deli gibi

BİRDENBİRE

 Her şey birdenbire oldu.
 Birdenbire vurdu gün ışığı yere;
 Gökyüzü birdenbire oldu;
 Mavi birdenbire.
 Her şey birdenbire oldu;
 Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan;
 Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire.
 Yemiş birdenbire oldu.
Birdenbire,
 Birdenbire;
 Her şey birdenbire oldu.
 Kız birdenbire, oğlan birdenbire;
 Yollar, kırlar, kediler, insanlar...
 Aşk birdenbire oldu,
 Sevinç birdenbire.

YAŞAMAK

 Biliyorum, kolay değil yaşamak,
 Gönül verip türkü söylemek yar üstüne;
 Yıldız ışığında dolaşıp geceleri,
 Gündüzleri gün ışığında ısınmak;
 Şöyle bir fırsat bulup yarım gün,
 Yan gelebilmek çamlıca tepesine...
 -Bin türlü mavi akar Boğaz'dan-
 Her şeyi unutabilmek maviler içinde.
Biliyorum, kolay değil yaşamak;
 Ama işte
 Bir ölünün hala yatağı sıcak,
 Birinin saati işliyor kolunda.
 Yaşamak kolay değil ya kardeşler,
 ölmek de kolay değil;
Kolay değil bu dünyadan ayrılmak

SİZİN İÇİN

 İnsanlığa
Sizin için, insan kardeşlerim,
 Her şey sizin için;
 Gece de sizin için, gündüz de;
 Gündüz gün ışığı, gece ay ışığı;
 Ay ışığında yapraklar;
 Yapraklarda merak;
 Yapraklarda akıl;
 Gün ışığın da binbir yeşil;
 Sarılar da sizin için, pembeler de;
 Tenin avuca değişi,
 Sıcaklığı,
 Yumuşaklığı;
 Yatıştaki rahatlık;
 Merhabalar sizin için;
 Sizin için liman da sallanan direkler;
 Günlerin isimleri,
 Ayların isimleri,
 Kayıkların boyaları sizin için;
 Sizin için postacının ayağı,
 Testicinin eli;
 Alınlardan akan ter,
 Cepheler de harcanan kurşun;
 Sizin için mezarlar,mezar taşları,
 Hapishaneler, kelepçeler, idam cezaları;
 Sizin için;
 Her şey sizin için.

SÖZ

 Aynada başka güzelsin
 Yatakta başka
 Aldırma söz olur diye
 Tak takıştır
 Sür sürüştür
 İnadına gel
 Piyasa vakti
 Muhallebiciye
 Söz olurmuş
 Olsun
 Dostum değil misin

BAYRAM

 Kargalar, sakın anneme söylemeyin
 Bugün toplar atılırken evden kaçıp
 Harbiye Nezareti�ne gideceğim.
 Söylemezseniz size macun alırım
 Simit alırım, horoz şekeri alırım
 Sizi kayık salıncağına bindiririm kargalar
 Bütün zıpzıplarımı size veririm.
 Kargalar, ne olur anneme söylemeyin

PAZAR AKŞAMLARI

 Şimdi kılıksızım, fakat
 Borçlarımı ödedikten sonra
 İhtimal bir kat da yeni esvabım olacak
 Ve ihtimal sen
 Yine beni sevmeyeceksin.
 Bununla beraber pazar akşamları
 Sizin mahalleden geçerken
 Süslenmiş olarak
 Zannediyor musun ki ben de sana
 Şimdiki kadar kıymet vereceğim?




Linkler



orhan veli kanıkın humour şiirinide yazarmısınız
zehra merhaba, orhan veli'nin humour diye bir şiiri yoktur. humour yada humor kelimesi ingilizce bir kelimedir ve mizah, espri anlamina gelir. yani bir şairin şiirinde mizah kullanmasina denir diyebiliriz humour için. örneğin Orhan Veli,
'1914'te doğdum.
1 yaşında kurbağadan korktum.
9 yaşında okumaya,
10 yaşında yazmaya merak sardım.
13'te Oktay Rıfat'ı,
16'da Melih Cevdet'i tanıdım.
17 yaşında bara gittim.
18'de rakıya başladım.
19'dan sonra avarelik devrim başlar.
20 yaşından sonra da para kazanmasını ve sefalet çekmesini öğrendim.
25'te başımdan bir otomobil kazası geçti.
Çok aşık oldum.
Hiç evlenmedim,
şimdi askerim'.

dizelerinde humour kullanmıştır.

İlgili konuları ara

Yanıtlar