Richard Wagner

Alman besteci ve yazar. 22 Mayıs 1813’te Leipzig’te doğdu ve 13 Şubat 1883’te Venedik’te öldü. Babasını küçük yaşta kaybetti. On yaşında Yunan târihine çalıştırıldı ve Yunan trajedisini öğrendi. Daha sonra müziğe karşı ilgisi arttı. 1830’da hazırladığı uvertürü Leipzig Operasında sahneye konulduğu vakit daha 16 yaşındaydı. Üniversite eğitimi sırasında ünlü müzik öğretmeni Weinlig’ten ders aldı. Tamâmen kendisini müziğe vererek Magdeburg Orkestrası Şefliğine tâyin edildi.

Richard Wagner

Richard Wagner (1813-1883) Alman besteci ve yazar. 22 Mayıs 1813’te Leipzig’te doğdu ve 13 Şubat 1883’te Venedik’te öldü. Babasını küçük yaşta kaybetti. On yaşında Yunan tarihine çalıştırıldı ve Yunan trajedisini öğrendi. Daha sonra müziğe karşı ilgisi arttı. 1830’da hazırladığı uvertürü Leipzig Operasında sahneye konulduğu vakit daha 16 yaşındaydı. Üniversite eğitimi sırasında ünlü müzik öğretmeni Weinlig’ten ders aldı. Tamamen kendisini müziğe vererek Magdeburg Orkestrası Şefliğine tayin edildi.

Romantik dönemin olgun çağında opera dünyasına egemen olan iki büyük isim vardır: Verdi ve Wagner. Stilleri, yöntemleri, felsefeleri, konuları birbirine hiç benzemeyen bu iki dev bestecinin ulusal kültür birikimi de birbirinden farklıdır. Ancak her ikisinin de buluştuğu iki ortak nokta, müziğin derinliğindeki dramatik gerçeği arayış ve toplumsal dalgalanmayı müziklerine yansıtmalarıdır.

Wagner’in yaratıcılığı ve fikirleri, sanat dünyasına yeni bir kapı açmıştır. O güne dek hiçbir sanatçı Wagner kadar insanın tutkularını ve duygularını alevlendirmeyi başaramamıştır. Tarihte İsa'dan sonra hiç kimsenin yaşamı hakkında Wagner kadar yazılıp çizilmediği ileri sürülür. Müziğine tapınacak kadar tutkun olanlar da vardır, dinlemeye dayanamayanlar da. Yahudi atalardan gelip, sonradan şiddetli bir Yahudi düşmanı da olması Wagner'in ilginç yönlerinden biridir.

Alman operasının en büyük bestecisi ve 19. yüzyılın müzik tarihindeki dönüm noktası olan Richard Wagner'in önemi, temel olarak üç noktada toplanabilir: 1) Alman operasını en yüce noktaya getirmesi; 2) Müzikli dramları yaratması; 3) Özellikle olgunluk yapıtlarındaki armonik deyişle Romantik eğilimi doyuma ulaştırıp, Klasik anlamdaki tonalitenin sınırlarını zorlaması. Ayrıca Wagner’in 19. yüzyıl düşüncesi üstüne yazıları, yalnız müzik değil, edebiyat, tiyatro, politika ve ahlak üstüne görüşleri de besteciliği kadar etkin olmuştur. Wagner için müziğin görevi, dramatik anlatımın sonuçlarına hizmet etmektir. Bu nedenle en önemli besteleri, sahne yapıtlarıdır. Operayı da, içinde tüm sanat dallarını barındıran sanat olarak tanımlamıştır.

Yaşamı

22 Mayıs 1813'te Leipzig'de, dokuz kardeşin sonuncusu olarak dünyaya gelen Richard Wagner, daha doğumu ile bazı soruları birlikte getirmiştir. Asıl babası doğumundan 6 ay sonra ölen, polis örgütünde sicil memuru Friedrich Wagner midir, yoksa annesi Johanna'nın çok yakın arkadaşı ve Friedrich'in ölümünden hemen sonra evlendiği şair, ressam ve aktör, Ludwig Geyer midir? Richard Wagner, çocukluğunda müzikten çok, tiyatro ve edebiyata ilgi duyar. Ailesi Dresden'e taşınınca bir kilise okuluna devam eder; 1821'de Geyer'in ölümünden sonra ailesi 1827'de Leipzig'e döner. Richard Wagner, Leipzig'de, yüz yıl önce J. S. Bach'ın çalıştığı St. Thomas Kilisesi'nin okuluna girer.

Wagner, tiyatroya tutkusu sonucu 1828'de, Shakespeare ve Goethe'nin etkisindeki Leubald ve Adelaide adlı bir tragedya yazar. Bu arada Weber'in Freischütz operasıyla Beethoven'in senfonileri ve Egmont Uvertürü'nden etkilenerek besteciliğe karar verir ve kendi kendine kompozisyon yapmanın kurallarını öğrenmeye koyulur. Richard Wagner'in tek ciddi müzik eğitimi, Leipzig kantoru C. T. Weinlig ile altı ay kadar yaptığı çalışmadır. 1831'de, on sekiz yaşında Leipzig Üniversitesi'ne öğrenci olur. Bu dönemi, düzenli bir öğrencilik yaşamından çok serkeşlik yıllarıdır. Siyasal eylemlere katılır, polisle çatışmaya girer. Yirmi yaşını bitirdiğinde bütün bu coşkulu eylemleri bırakarak Würzburg şehir tiyatrosunun şefliğini üstlenir.

1830'larda küçük tiyatro kumpanyalarında orkestra şefliği yapar. 1832'de bir senfonisi Prag ve Leipzig'de çalınır. İlgiyle karşılandığı halde bu onun son çalgı müziği çalışmasıdır. 1833'te ilk operasını tamamlar: Periler. Bu opera ancak bestecinin ölümünden sonra sahnelenmiştir. 1834'te Magdeburg Tiyatro Orkestrasının müzik direktörü olur. İlk kez seslendirilen operası Aşk Yasağı (Das Liebesver-bot) 1836'da Magdeburg'da sahneye konur. Tiyatro, ikinci temsili söz verdiği halde gerçekleştirmez. Bu arada topluluğun aktrisi Minna Planer'a aşık olur, peşinden Königsberg'e gider ve iki yıl içinde onunla evlenir. Bu evlilik pek başarılı yürümez, zira Minna birkaç ay içinde Wagner'i bırakıp başkasına kaçar.

1837'nin yazında Wagner Baltık kıyılarında Riga'ya orkestra şefi olur. Minna bu sırada ona geri döner. Bu arada uzun süredir tasarladığı Rienzi'yi Büyük Opera geleneğinde bestelemeye başlamıştır. Karı koca borç içindedirler. Alacaklılardan kaçmak üzere fırtınalı bir yolculukla 1839'da Norveç kıyılarından İngiltere'ye, oradan da Paris'e giderler.

Wagner, 1839-42 arasındaki Paris yıllarım, anılarında "açlık yıllarım" sözleriyle nitelemiştir. Paris'te Meyerbeer ile dostluk kurar ve Berlioz'un müziğinden etkilenir. Bu sırada Rienzi'yi tamamlamış, Faust Uvertürü'nü yazmakta ve Heine'den esinlendiği Uçan Hollandalı'nın libretto taslaklarını hazırlamaktadır. Bu libretto tamamlandığında Paris Operası'na götürür, bir başka bestecinin müziklemesi koşulu ile metin kabul edilir; oysa Wagner, kendi besteleyeceği günü beklemeyi yeğ tutar.

Meyerbeer, Wagner'i etkin kişilerle tanıştırır. Ancak Wagner'in onun öğüdüne uyup yazdığı salon müzikleri, hiç ilgi görmez. O da gazetecilik yapmaya başlar. Bir iki yıl içinde karı koca öylesine yoksul kalırlar ki Wagner borçları yüzünden ara sıra tutuklanmak durumuna bile düşer. 1841'de Kristof Kolomb başlıklı uvertürü seslendirilir. Yine Meyerbeer'in aracılığı ile 1842'de Dresden Operası, Rienzi'yi kabul eder.

1843'te, bir yıl içinde Uçan Hollan-dalı'yı besteleyip ortaya çıkarması yaşamının dönüm noktası olur. Böylece piyasa değeri yükselen besteci, Dresden'deki Saksonya Sarayı'na iyi bir ücretle orkestra şefi olur. Bu güvenli ortamda, opera alanına yenilikler getiren Tannhauser ve Lohengrin operalarım yazar. Dresden'de devrimci akıma katılması, tiyatroya yeni düzen getirme çalışmaları ve atak davranışları yüzünden tutuklanmak üzere aranmaktadır. Tehlikeden kurtulmak için, önce Weimar'a sığınır, Liszt'in yardımını ister; kısacık bir süre içinde Liszt ile müzikte, özellikle operada yenilik ilkeleri üstüne anlaşırlar. Sonra da İsviçre'ye kaçar. Almanya, Wagner'e tam on bir yıl yasaklanmıştır ve 1849'dan başlayarak artık sürgün yaşamı sürdürecektir.

1848, Avrupa'nın devrimler yılıdır. Wagner'in sürgün yaşamı ise sanatsal yaratıcılığına yeni bir dönem getirir. Zürih yıllarında müzik polemikleri üstüne yazıları yayınlanır; bu arada Niebelung'un Yüzüğü (Der Ring des Nibelungen) dizilerini bestelemeye koyulur. Bir ara Paris'e gider ve orada daha önce Dresden'den tanıdığı bir kadına aşık olur. Bu sıralarda, Liszt, Weimar'da Lohengrin'in prömiyerini yapar.

Wagner, bu temsilde bulunamamıştır. Yapıtının gördüğü ilgi üzerine Liszt'in Wagner'i tanıtmak amacıyla yaptığı açıklamalar ve yazdığı yazılarla Weimar, onun reformcu sanat anlayışının merkezi durumuna gelir. Böylece yüreklenen Wagner, yeni opera biçimlerini ve müzikli tiyatro kavramını irdelemeye başlar. Kendini opera sanatının doğası üstüne incelemeler yapmaya adar.

1849'da Sanat ve İhtilal; 1850'de Geleceğin Sanatı; l851'de Opera ve Dram başlıklı kitaplarını yazar. Ayrıca Mendelssohn ve Meyerbeer'e saldırdığı, takma adla yayınlanan Müzikte Yahudilik adlı kitap da aynı yıl ortaya çıkar. Artık siyasal konularla ilgilenmeyi bırakmış, Feuerbach'ın etkisindeki felsefi düşüncelere dalmıştır. Bir süre de Hıristiyanlığa karşı bir tutum benimser.

Wagner'in bu yıllarda (1849-1859) Zürih'in müzik yaşamında etkin bir rolü vardır. Ancak daha önemlisi, yepyeni ve büyük bir kavramın peşinde olmasıdır: Bu yeni kavram, mitolojik konulu bir opera yazma fikrinden kaynaklanır. Siegfried'in kahramanlık öykülerini konu alır. Önce ölümünü sonra gençliğini işlemeye koyulur Siegfried'ın. Sonuçta Tanrıların Sonu (Götterdammerung) ve Siegfried ortaya çıkar. Ardından öykünün daha öncesini ele alan Dic Walküre ve onu izleyen Ren Altını (Das Rheingold)'nı yazar.

Bütün bu operalar için önce düzyazıda bir taslak hazırlar, sonra nazım şekline ya da libretto'ya dönüştürür. Sonra da opera metnini ters yönde işleyerek bütünler. Oysa müziği besteleme yöntemi, baştan sona ileriye doğrudur. Wagner'in bu yöntem içinde ayrıntıları işlemesi uzun zaman almıştır. Örneğin: Ren Altını'nın ilk bölümü ile Tanrıların Somonun son bölümü arasına yirmi yıllık bir zaman dilimi girer. (Bu dört yapıt, Nibelung'un Yüzüğü dizisi adı altında tamamlanmıştır.) Tristan ve Isolde ile Nürnberg'in Usta Şarkıcıları da bu İsviçre yıllarının ürünüdür.

Wagner Tristan'ı, o sıralarda İsviçreli işverenlerinden bir ipek tüccarının karısı ile yaşadığı aşk macerasının etkisinde yazmıştır. Yüzük (Der Ring des Nibehın-gen) dizisini çok uzun bulan yayıncılar ona daha kısa operalar bestelemesini önermektedirler. Böylece gerek Tristan gerekse Usta Şarkıcılar, dizinin akışını kesen, araya giren kısa operalar olurlar. Bu kısa operaları bir an Önce yazıp sahnelemesinin başlıca nedeni, her zamanki gibi borçlarını ödeyebilmek için, para gereksinimi olmasıdır.

1850'li yılları İsviçre'de geçirdikten sonra, 1859'da yine Paris'e yerleşir. 1860'da Minna, Wagner'i terk eder. Wagner ise Liszt'in şef Hans von Bülow ile evli olan kızı Cosima'ya aşık olur. Aynı yıl, Tannhauser'i Fransız zevkine göre değiştirmekle uğraşır. Yapıtın yeni versiyonu 1861'de sahnelendiğinde büyük bir politik tartışma patlak verir. Almanya'ya yeniden girmesini gündeme getiren bir olaydır bu. 1862'de Minna ile Wagner resmen ayrılırlar. Wagner 1859-60 yıllarında Londra, Viyana ve Rusya'da konserler yönetmek üzere birçok geziye çıkmıştır. Bu arada genel aftan yararlanarak Almanya'ya döner.

Bu sıralarda Bavyera sarayının eşcinsel olarak tanınan on sekiz yaşındaki, eksantrik kralı II. Ludwig, Wagner'i Münih'e çağırır. Bestecinin yapıtlarına ve kuramlarına hayrandır. Ona tüm borçlarından arındırıp belli bir gelir ve huzurlu bir ortam sağlayacağına söz verir. 1864 yılının yazında Wagner Münih'e taşınır. Bundan böyle yirmi yıl kadar Ludwig'in Wagner'e desteği sürecektir. Tüm olgun yapıtlarının temsil edilmesine ve bestecinin düşündeki operaevinin yapılmasına olanak yaratır.

Ancak Bavyeralı politikacılar Wagner'in saraydaki bu etkinliğinden kaygı duyarlar. Ayrıca Bavyera parası ile Bayreuth'ta bir de opera binası inşa etmektedir. Bu arada Cosima ile olan ilişkisi büyük bir skandala yol açar. Hans von Bülow da Wagner'in ricası üzerine Ludwig tarafından saray müzisyeni yapılmıştır. Ertesi yılın nisan ayında Bülow Tristan ve Isolde'nin ilk temsilini yönettiği gün Cosima ve Wagner'in ilk kızları dünyaya gelir, adını Isolde koyarlar. Vaftiz töreninde Wagner, vaftiz babası olarak yer alır, böylece çevreye ve Ludwig'e karşı söylentileri önlemeye çalışır. Yıl sonunda Ludwig, çalkantılara dayanamayarak Wagner'den Münih'i terk etmesini ister.

Wagner ve Cosima, 1866'da, Lucern gölünün kıyısındaki Tribschen'e taşınırlar ve iki yıl içinde evlenirler, İsviçre'deki dönemde Wagner'in politik ve felsefi görüşleri yine değişime uğrar. Hükümet ve Din, Alman Sanatı ve Alman Politikası, Sanat ve Din gibi kitapları yayınlanır. 1868'de Usta Şarkıcılar'ın Münih'teki prömiyerinde Wagner, Ludwig ile aynı locada oturarak temsili izler. Wagner, artık Alman ulusçuluğunun ateşli bir savunucusu olmuştur. "Çeşitli ırklar arasında en katıksız kalanı Germen ırkıdır...Kurtuluş ancak sanatın kılavuzluğunda gerçekleşir... Sanat yapıtı, dinin canlı bir simgesidir" şeklindeki görüşleri benimser.

1872'ye dek Tribschen'de yaşarlar. Bu arada Cosima, Wagner'e iki çocuk daha doğurur ve kendini kocasına adar: Biyografisini kaleme alır, günce tutar, onun tüm gereksinimlerini yerine getirir. Besteci, ilk oğlu doğduğunda Siegfried Idyll başlıklı bir senfonik yapıt besteler. Bu sıralarda yüzük dizisinin üçüncü operasını tamamlar. İlk ikisi 1869 ve 70 yıllarında Münih'te sahnelenmiştir. 1872'de dördüncüsünün, Tanrıların Sonu'nun taslakları hazırdır. 1874'te Bayreuth operaevinin inşaatı ile uğraşır. 1876'da Ludwig'in yardımıyla Bayreuth'taki festival tiyatrosu ve bugün halen Wagner ailesinin yaşamakta olduğu villa tamamlanır. Aynı yıl tüm Yüzük dizisinin ilk temsili Bayreuth'ta yapılır. Bayreuth hemen, Wagner'in yapıtlarını ve felsefesini tanıtan bir merkez haline gelir.

1882 yılında son operası Parsifal'in Bayreuth'taki prömiyerinden sonra Richard Wagner, ailesiyle birlikte kışı geçirmek üzere gittiği Venedik'te 13 Şubat 1883 günü bir kalp krizi sonucu ölür.



WAGNER'İN YENİLİKLERİ VE ETKİSİ

Wagner, 19. yüzyılda yalnız Alman müziğinin değil, tüm düşünce ve sanat dünyasının en önemli ismidir. Örneğin: şiir sanatında da müzikte olduğu gibi üst düzey bir yeri vardır. Tüm operalarının manzum libretto'lanm kendisi yazmıştır. Müzik tarihindeki diğer bestecilere göre Wagner'in müzik eğitimi standardın altındadır. Ancak zamanının bestecilerini ve stillerini büyük bir açık yüreklilikle taklit etme yeteneği de her bestecinin sahip olamadığı bir hünerdir.

Beethoven'in temel tavırları ve orkestra sonoritesi ilk çalgısal yapıtlarında, örneğin: 1832'de yazdığı Do Majör Senfoni'sinde yansır. Operaya başladığında Alman Romantiklerinden Weber'in, İtalyan stilinden Rossini ve Bellini'nin, Büyük Opera'yı denerken ise Meyerbeer ve Spontini'nin etkisindedir. Ezgi yapısında Schubert'in lied'leri, Schumann'ın fantezileri ve Liszt'in senfonik şiirlerinin işlenişi vardır. Uçan Hollandalı, Tannhauser ve Lohengrin ile artık kendi stili yerleşmeye başlamıştır.

Daha sonraki operalarında masalsı ve mitolojik kaynakları kullanması, arya ve reçitatif arasındaki karşıtlığı azaltması, yaklaşmakta olan Wagner'e özgü drama türünün habercileridir. Sürekli müzik kavramı da ilk kez Wagner operalarında zengince ortaya çıkar. Senfonik orkestra, tüm üyeleri ile operanın yanında yer alır. Her sahnede ve perdede orkestranın taşıdığı motifler, temalar, su damlacıkları gibi yapıtın tümüne yayılır ve bütünlüğü sağlar.

1850'deki tezinde savunduğu "müzikli dramın" öncü ilkeleri, doğalcılık (naturalism) ve dramatik gerçekçilik (realism)tir. Böylece Wagner, müzik, şiir, plastik sanatlar ve sahne sanatlarının bir sentezini sunduğunu ileri sürerek, tüm sanatların birleştiği bu yeni türe Gesamtkunstıverk adını vermektedir. Metin -ki Wagner her zaman libretto'sunu kendisi yazmıştır- yoğun, bağımsız ölçüde ve yaratıcı olmalıdır. Dizi sonlarındaki uyak, aynı zamanda müziğin uyumunu gözetmelidir. Vokal çizgideki açık uçlu melodi, orkestra eşliği ile desteklenmelidir. Müzik, belli motiflerin yinelenmesi ile bir tümelliği korumalıdır. Belli motifler, kimi karakterlerle, eşya, düşünce ya da olaylarla özdeştir. Leitmotif adı alan bu etiketler, tanıtım, hatırlatma motifleridir. Dinleyici belli bir karakter ile belli bir motifi operanın sonuna dek özdeş bilecek ve o karakterin yokluğunda dahi müziksel motifle karakteri çağrıştıracaktır. Bir bakıma yönlendirici müzik motifleridir bunlar.

Wagner, operalarında topluca, grup halinde şarkı söylenmesinden kaçınır. Bestecinin tüm kuralları uyguladığı müzikli dramı Nibelung'ın Yüzüğü adlı dizisidir. Wagner yazarken operanın metni de şekillenmiştir. Daha sonraki çalışmalarında bu tezlere bağımlılığı azalır. Örneğin: Tristan ve Isolde'de grup şarkıları yeniden canlanır. Usta Şarkıcılar'da mitolojik değil, tarihsel bir konu seçilmiştir. Yüzük dizisinin de son bölümlerinde, müziksel etkinlik uğruna doğallık ilkesinden özveride bulunmuştur.

Dramatik malzeme için mitolojik ve masalsı konulara eğilen Wagner, kalıcı simgesel değerler peşindedir. Bu nedenle Weber ya da Heinrich Marschner (1795-1861) gibi Alman Romantik operasının öncülerini izler. Her ikisi de doğaüstü güçleri konu alıp işlemişlerdir. Wagner'in kendine özgü kurgusunda her zaman bir düşüşün ardından bir yükselişin öyküsü yer alır (komik özellikteki Usta Şarkıcılar dışında). Her operasında bu temayı değişik şekillerde işlese de hep erkeğin düşüşü, bir kadın sevgisinin tutkulu gücü ile yükselmiştir.

Wagner operalarında ölüm kavramı ölümden sonrasının değişimine (transfiguration) bir adım olarak yüceltilir. Bir başka Wagner konusu da toplumsal (ya da sanatsal) değişime başkaldırmanın boşluğunu vurgular. Bir bakıma Schopenhauer'in dünyasal istekleri dizginleme felsefesinden etkilenen besteci, operalarına eklediği yaşlı, bilge bir karaktere, kuşaklar arası yenileşme sürecini anlattırır.

Bu tür temaların felsefi yönleri ile diyalog ve sahne aksiyonunun simgesel yönleri, çağımızda Wagner operalarının psikolojik analizlerine ve deneysel incelemelerine yol açmıştır.

Yaşamı süresince kendini hep bir karşı güç olarak tanıtan Wagner, çağdaşları arasında Berlioz, Brahms ve Verdi'yi etkilemiştir. Ancak hiçbiri onu tam olarak anlayamamıştır. Sonraki kuşak ise değişik tepkiler gösterir Wagner'e: Kimi onu izler, kimi değişik seçenekler arar, kimi de geleneksel kalıplar içinde onun yeniliklerini uygulamaya çalışır. En büyük etkisi, Tristan ve Isolde ile Parsifal operalarıyla olmuştur. Aşırı kromatizm kullanımı, uyuşumsuz akorlann düzensiz çözümü, sürekli tonalite değişimi, Tristan'ı yeni müziğin öncüsü olarak belirler. Schönberg'in atonalite temellerinin ilk kez bu yapıtın değişken tonalite işlemesinden filizlendiği ileri sürülür. Debussy'nin öncülüğündeki izlenimciler de tonaliteyi zayıflatmak için yollar ararken, Wagner'in orkestra renklerini kullanımından, zengin akorlarından ve büyük yapı içindeki parlak motiflerinden yararlanmışlardır.

Şiirde simgecilik akımının Wagner'in simgesel müzik motiflerinden (leitmotif) kaynaklandığı ileri sürülür. Mallarme gibi şairler Wagner'in simgeleyici motiflerini şiirlerine aktarmışlardır. Mallarme'nin şiirlerini besteleyen Debussy gibi izlenimci besteciler de simgeciliği bu yolla yeniden müzikle buluştururlar.

Kimi tutucular Wagner müziğini çok gürültülü, aşırı kromatik ve rahatsız edici olarak nitelemişlerse de onun etkisinde kalmayan besteci adı saymak zordur. Yöntemlerini olduğu gibi kendi yapıtlarında uygulayanların başında Engelbert Humperdinck (1854-1921) gelir. Richard Strauss, kendi dramatik dili içinde Wagner'den etkilenmiştir. Hugo Wolf, şarkı anlayışında, Anton Bruckner ise senfonik yapıda Wagner'in başlıca izleyicileri olmuşlardır.

Bugün hala tutucu görüşler Wagner'in Musevi aleyhtarlığını ve Hitler'in simgesel olarak onu kullanmış olmasını ileri sürerek, İsrail'de operalarının sahnelenmesine karşı çıkmaktalar. Wagner, müziği ve kişiliği ile ölümünden 112 yıl sonra bile tartışmalara yol açmakta.



WAGNER'İN BAŞLICA OPERALARI

Rienzi, ingiliz devlet adamı ve şair Edward Bulwer-Lytton'ın aynı adlı romanından kaynaklanan 5 perdelik trajik bir operadır. Olay, 14. yüzyıl ortalarında Roma'da geçer. Bir halk kahramanının yükselişi ve düşüşünü anlatır.

Uçan Hollandalı Wagner'in en kısa, aynı zamanda çok yoğun işlenmiş operasıdır. Bir deniz masalından esinlenen Heine'nin yapıtına dayanır. Doğaüstü, düşsel bir ortamda geçer. Wagner, Uçan Hollandah'nm İskoçya’daki özgün mekanını Baltık denizinde yaşadığı fırtınayı da çağrıştıracak biçimde kendi yaşamından bir anı olarak Norveç ile özdeşleştirir. Fırtınalı orkestra dokusunda Hollandalı'nın fırtınası kadar Wagner'in yaşadığı fırtına da vardır. Bir yanda Weber'in Freischütz operasının hayaletler ortamı, öte yanda, bundan sonra sürdüreceği efsaneler konusunun habercisidir. Müzikteki tutkulu anlatım, Wagner'in yeni arayışıdır.

Tannhauser ve Wartburg'da Şarkıcılar Savaşı başlığını taşıyan opera, iki ayrı efsaneden kaynaklanır. Biri eski bir halk türküsü, diğeri de "Wartburg'da Şarkıcılar Savaşı" adlı bir masaldır. 13. yüzyılda geçen operada aynı zamanda Alman gezgin ozanlarının (minnesinger) da yer yer ortaya çıkması yapıta folklorik bir karakter verir. Operanın kahramanı, ünlü bir halk ozanı olan Tannhauser'dir. Wagner, ilk taslakları Venüs Dağı adıyla 1842'de hazırlar. İlk temsilden sonra art arda değişiklikler yapar ve kendi yaşamına benzettiği Tannhauser'in özellikle 3. perdesini, en son şeklini alana dek iyice değiştirir.

Lohengrin de ortaçağda geçer. Wagner yine eski bir Alman masalından yola çıkar. Hemen tüm operalarında olduğu gibi yine bir kadının aşkı ve bağlılığı söz konusudur. Wagner, teknik açıdan bu operasında ilk kez süreklilik anlayışını uygulamaya başlamıştır. Aryalarla kesilen akış, yumuşak geçişlerle birbirine bağlanmakta ve müziğin sürekliliği ile tümellik sağlanmaktadır.

Tristan ve Isolde, ünlü ortaçağ şairi Gottfried von Strassburg'un aynı adı taşıyan destanından kaynaklanır. Tristan şiiri 12. yüzyıldan bir gezgin ozana aittir. Bu operanın uvertürü, yapıtın tümünde etkin olan aşk motifini işler. Sürekli bir tırmanış, aşkın doruğuna ulaşması ve sonuna doğru sessizliğe gömülüşü duyurur. Bu uvertürdeki kromatizm ve sıkça tonalite değişimi bir sonraki kuşağın yenilikçi bestecilerine ışık tutmuştur.

Nürnberg'li Usta Şarkıcılarin kaynağı Alman yazar Wagenseil'in Nürenberger Chronik adlı gazetede "Usta Şarkıcıların İçli Sanatlarına Ait" başlıklı bir yazıdır. Üç perdelik bir operadır. 16. yüzyılın ortalarına doğru Nürnberg'de geçer.

Cüceler Kralı Nibelung'un Yüzüğü adlı operalar dizisinde dört ayrı yapıt yer alır: Ren Altını, Die Walküre, Siegfried ve Tanrıların Sonu. Bestecinin kuzey mitolojisine dayalı bir festival oyunu olarak yazdığı bu oyunlar, tetraloji olarak da anılırlar. Ren Altını'nı giriş bölümü olarak kabul edersek, diğer üçü trioloji olarak adlandırılır. Bayreuth Festivali'nde dört gün art arda oynanması öngörülen bu operalar dizisinin geleneği halen sürdürülmektedir.

Parsifal, Wagner'in son operasıdır. Üç perdelik bir festival oyunudur. Kaynağı ortaçağın Alman halk ozanı Wolfram von Eschenbach'ın Parzival adlı destanıdır. Kutsal bir Hıristiyanlık öyküsünü anlatır. Wagner Parsifal'in ancak Bayreuth'da oynanmasını, onun dışında temsil edilmemesini öngörmüştür. Ancak bugüne dek dünyanın her yerinde sahnelenmesi kaçınılmaz olmuştur.

Wagner, tüm operalarının libretto'sunu kendisi yazdığı gibi, her birinin sahnelenmesiyle, rejisi ile kendisi ilgilenmiştir. Sahneleme çalışmaları sırasında kendisini izleyenler bestecinin sahne bilgisine hayran kalmışlardır.



WAGNER'İN BAŞLICA YAPITLARI

Operalar: Periler (Die Feen) (1832-1834); Aşk Yasağı (Das Liebesverbot) (1843-1835); Rienzi (1837-1840); Uçan Hollandalı (Der fliegende Hollander) (1841); Tannhauser (1842-45); Lohengrin (1846-48); Tristan ve Isolde (1857-9); Nürnberg'li Usta Şarkıcılar (Die Meistersinger von Nürnberg) (1862-1867); Nibelungen'in Yüzüğü (Der Ring des Nibelungen): Ren Altını (Das Rheingold) (1852-54); Die Walküre (1854-46); Siegfried (1856-71); Tanrıların Sonu (Götterdam-merung) (1870-1874); Parsifal (1877-1882).

Orkestra: Do Majör Senfoni (1832); Siegfried Idyll (1870); Re Minör Konser Uvertürü (1831); Do Majör Konser Uvertürü (1832); ChristopherColumbus Uvertürü (1835); Polonia Uvertürü (1837); Faust Uvertürü (1840,1855); Kral Marşı (Keisermarsch) (1871); Grosser Festmarsch (1876).

Koro: Das Liebesmahl de Apostles-orkestra eşliğinde erkekler korosu için (1843).

Piyano: Sonatlar ve Sözsüz şarkılar.

Şarkılar: Goethe'nin Faust'undan 7 şarkı (1832); Çam Ağacı (Der Tannenbaum) (1838); Wesendonck Şarkıları (1857-8); Kinder-Katechismus (1873).

Kitaplar: Yaşam Öyküm (My Life) (1865-80); Alman Operası (German Opera) (1851); Sanat ve Devrim (Art and Revolution) (1849); Müzikte Yahudilik (Judaism in Music) (1850); Opera ve Drama (1851); Geleceğin Müziği (The Music of the Future) (1860); Din ve Sanat (Religion and Art) (1880); Şeflik Üstüne (On Conducting) (1869).

İlgili konuları ara

Yanıtlar