Türkistan Alevîliği

Türkistan Alevîliği

Türkistan Aleviliği Emeviler tarafından “Hanedan-ı Aleviyye” mensuplarına karşı uygulanan takibat ve gerçekleştirilen mezalimden kaçmağa muvaffak olabilen Ali bin Eba Talib Merkedi taraftarları Irak kıt’asıyla, Türkistan ve İran yaylalarına iskan edilmeleri neticesinde Taberistan, Azerbaycan ve Hazar Denizi kıyılarındaki ülkelerde yaşayan Alevi nüfus hızla artmağa başlamış oldu. == Alevi Dailerin önemli fa’aliyetleri ve Aleviler’in Türkistan’a yayılmaları == “Hanedan-ı Ehl-i Beyt namına Hilafet makamının ele geçirilmesine yönelik başlatılan ihtilaller, neticede bir sülalenin başarısıyla sonuçlanır sonuçlanmaz asıl olan umumi gaye ve hedefler hemen unutularak hakimiyet bu yeni ailenin tasarrufuna teslim ediliyordu. Hükumet kurmaya muvaffak olan Alevi zümreler içerisinde en uzun ömre nail olan “Bavendiler(Karahanlılar) 372 sene süren saltanatları zarfında tam 25 tane hükumdar tarafından yönetilmişlerdi. “Aleviler” içerisinde başta en güçlüleri olan “Mısır Fatımileri” olmak üzere “Bavendiler” kadar dört asra yakın bir müddet istiklallerini sürdürmeğe muvaffak olabilenlere pek nadiren rastlanmaktadır. Batı Aksa’da kurulan ve bir buçuk asır süren “Beni İdris Alevi Hanedanlığı” ile daha kısa yaşayan “Alevi Devletleri” de burada bahsedilmeğe değerdir. === Aleviler tarafından iskan edilen ülkeler === Aleviler kendi güvenliklerini teminat altına alma açısından Deylem, Mazenderan, Taberistan ve İran’da askeri harekata uygun olmayan sarp dağlar üzerinde yer alan yüksek yaylalardaki nehirlerin kıyılarında ikamet etmekteydiler. Bağdat’taki hilafet merkezinden çok uzakta bulunan bu muhitlerde Aleviler’in mevkileri halifelerin nüfuzundan çok daha fazla etkili olmaktaydı. “Da’i-i Kebir” ve “Da’i-i Sagir” namı altında bağımsızlıklarını ilan eden “Sahib-i Zuhurlar” hep bu çevrelerden yetişiyordu. Abbasi HalifesiʿAhmed el-Musta`in bi’l-Lah” devrinde “Duat’u-Aleviyye” mensubu “Yahya bin Ömer Kufi” huruç hareketi başlattığında Irak’ta Ehl-i Beyt’e bağlı ne kadar Alevi varsa hepsi onun önderliği altında birleşerek Abbasi Orduları’yla kanlı bir muharebeye giriştiler. Bu şiddetli harpte katledilen Yahya bin Ömer’in başının Bağdat’ta teşhir edilmesinden son derece müteessir olan Aleviler uzak ülkelere yerleştiler. === Aleviler’in Türkistan’a doğru yayılmaları === Hicri 98 / M. 717 yılında “Yezid bin Mühelleb” Taberistan, Cürcan ve etrafındaki şehirleri feth ettikten sonra bu muhitlerde Abbasiler’den El-Mansur devrine kadar sürekli olarak kırk sene boyunca Alevilik propagandaları yürütüldü. Hicri 138 / M. 756 yılında ise Sünbad (Sinbad) adındaki bir Mecusi İslam akideleri üzerinde bozguncu etkiler yaratan ve pek çok kişiyi peşinden sürükleyen yeni bir mezhep ortaya attı. ==== “Hasan bin Zeyd’ul-Alevi” ve Taberistan İsyanı ==== Bu hadiseden otuz yıl sonra M. 785 yılında Ali Zeyn el-Âb’ı-Din’in torunu Hasan bin Zeyd’ul-Alevi” Taberistan’da “Hanedan-ı Ehl-i Beyt namına davetlerine başladı. Hatta “Beni Badüsiyan” namıyla meşhur “Rüstemdad” hükümdarı “Abd’ul-Lah” da Hasan bin Zeyd’ul-Alevi’ye tabi olanlar arasındaydı. Deylem, Âmül ve bütün Taberistan şehirlerinde “Alevilik” propagandalarının şiddetli bir şekilde devam ettiği bu devirde “Rüstemdarlar’dan Feridun’un oğlu Badüsyan” hükümdarlık makamına geçince Abbasiler’in aleyhine fa’aaliyetler sürdürmekte olan ihtilalcilerin önderi Hasan bin Zeyd bin Ali’ul-Alevi’ye de büyük ihsanlarda bulunmuştu. ==== El-Dai’Kebir Halife – İmam Bil’Hakk “Hasan bin Zeyyid” İsyanı ==== O sıralarda Abd’ul-Lah bin Tahir’in Oğlu Muhammed’in dirliği olan Deylem-Taberistan kıt’ası, onun namına “Cabir bin Harun” adındaki Hristiyan katibi tarafından yönetilmekteydi. Bu adamın yaptığı mezalime tahammül edemeyen Taberistanlılar, Aleviler’den bir önderin etrafında teşkilatlandılar. Bu yeni önderin daha deneyimli olan ve Cürcan’da yaşayan Hasan bin Zeyyid’i tavsiye etmesi üzerine ise, harekatı yönetmek için Hasan bin Zeyyid’i Taberistan’a davet ederek El-Dai’Kebir Halife ve İmam Bil’Hakk ünvanı ile Hicri 250 / M. 864 yılının Ramazan ayında kendisine biat ettiler. Bu gelişmeler neticesinde Abbasiler’in Taberistan valisi olan “Süleyman bin Tahir” firar etmek zorunda kaldı. Etrafa mektuplar yollayan Hasan bin Zeyyid bu muhitlerdeki halkı kendisine biat etmeğe davet etti. Müluk Bavendiyye’den “Şehriyar” bu davete icabet edenlerin başında gelmekteydi. === Aleviler’in Taberistan’daki diğer fa’aliyetleri === Hicri 250 / M. 864 yılında yine Taberistan’da Nasır’ul-Hak Alevi yeni bir huruç hareketi başlattı. Bunu müteakiben “Dai Hayfer Hasan Kasım Alevi”, “Seyyid Ca’fer”, “Seyyid Geylan” gibi çok önemli hadiseler başlatan dailerin propagandaları neticesinde bu bölgelerde Abbasiler büyük ölçüde itibar kaybına uğrayarak her türlü nüfuzlarını da yitirmiş oldular. Arada geçen zaman zarfı içerisinde ufak tefek birtakım hükumetlerin kurulmasına rağmen, bu hükumetleri kuran sülaleler süreklilik ve istikrar sağlamayı başaramadıklarından birbirlerini takiben tarihin sahnesinden silinip yok oldular. Neticede Bağdat Hilafet makamının hakimiyeti bu bölgede kuvvetli bir şekilde hissedilmeye başlamış oldu. Daha sonra gelen devirlerde ise “Ahmed Hücistani” adında bir sahib-i huruç Curcan ve Taberistan’da ihtilal çıkardı. ==== “Hasan bin Ali El-Utrus” İsyanı ==== Hicri 301 / M. 914 yılında “Sare” ve “Âmül” şehirlerini fetheden meşhur “Hasan bin Ali el-Utrus” on yedi yıl süren ayaklanması neticesinde Abbasiler’in isimlerini bölgeden tamamıyla silmeyi başardı. Bir yandan Bağdad halifelerine karşı sonsuz kin ve husumet propagandaları yürüten dailerin tesirleri nedeniyle, diğer taraftan da Irak’taki hükumet tarafından “Alevilik” yanlılığıyla itham edilmeleri sebebiyle, binlerce insan Taberistan ve Gürgan yöresine göç etmek zorunda kalmışlardı. Hasan bin Ali el-Utrus’un ölümü üzerine “Leyla bin Numan”, “En-Nasır’ud-Din Allah” ünvanıyla yeni bir huruç hareketi başlattı. “Nişabur” ve “Tus” şehirlerini işgal ederek Aleviler’in mevkiilerini bir hayli kuvvetlendirdi. ==== Taberistan Alevileri’nin Bağdat’taki taraftarlarına yolladıkları mali yardımlar ==== Bu hadiseler cereyan ederken Taberistan Alavileri de el altından Bağdat’taki Alevileri desteklemek maksadıyla mali yardımlarda bulunuyorlardı. Muhammed bin Zeyyid el-Alevi’nin tahsilatından otuz bin altının Irak’ta mukim sadata dağıtılmak üzere Muhammed bin Verd Attar’a gönderildiği haberi Bağdat’taki halife El-Mu’tezid bil-Lah’a ihbar edilmiş fakat halife bu yardımların sahiplerine ulaşmalarına engel olmak istememişti. Bağdat’ın “Büveyhiler” tarafından fethine kadar Şii ve Sünni mücadeleleri en hararetli şekliyle devam etti. == Mısır’dan Türkistan’a Fatımiler’in gönderdiği Alevi-Da’iler == Fatımiler’in Mısır’da hükumet kurmaları üzerine Mısır da’ileri Suriye üzerinden uç Anadolu’ya, Horasan’a ve Türkistan’a gelmeye başladılar. Horasan’da oturan büyük dai, Maveraünnehre ve oradan daha esaslı bir teşkilat oluşturabilmek amacıyla Nesef ve Buhara’ya geçmişti. “Batıniler”, artık Abbasiler’e karşı en önemli dailerini Kahire saraylarından ithal etmeye başlamışlardı. "EbuʿAli el-Mansur el-Hakim bi-EmrʿAllah" ve "Ebu Tamim Ma’add el-Mustensir bil-Lah" gibi Batıniliğin dai a’zamlık mertebesine ulaşmış olan halifeler, bu harekatın idaresini tüm hassasiyetleriyle ellerinde tutmakta ve en ehliyetli dailerini Türkistan’a tayin etmekteydiler. Deylem’e Eba Hatim, Nişabur’a Ahmed Nesefi ve Ebu Yakub Sizci, Maveraünnehir’e Bendani, Hindistan’a Ahmed bin Keyyal (H. 270, M. 884), Endülüs’e İbn-i Meserret (H. 310, M. 923) gibi çok iktidarlı dailer “Batınilik Teşkilatını” oluşturmak üzere atanmışlardı. === Mısır Fatımileri’nin desteğiyle Orta Asya’da kurulan Pamir-Alevi teşkilatı === Abbasi Halifeliği’ne karşı şiddetli bir husumet ve muhalefet beslemekte olan Mısır Fatımi daileri Buhara’ya hakim olan Samaniler’in en yakınları arasına nüfuz ederek Maveraünnehir ve Türkistan valilerinin saraylarına girmeyi başararak Fatımi halifeleri adına halkı Şiʿa-i Batın’iyye mezhebine davet etmeğe başladılar. Maveraünnehre atanan Fatımi dailerinden Muhammed Nesefi’nin çabalarıyla Samaniler’in ikinci hükümdarı olan “Nasr bin Ahmed bin Saman” Şiʿa-i Batın’iyye mezhebine girdi. Hazreti Ali’nin “İlah el-Arab” namı ile anılmakta olduğu bu bölgede Türkistan hükümdarı ile Âli Saffar’ın müessisi olan Yakub bin Leys de “Batıni-Aleviliği” kabul etmişlerdi. Böylece, Orta Asya’da çok kuvvetli bir “Batın’iyye Teşkilatı” vücuda getirilmiş oldu. ==== Taberistan-Pamir-Türkistan Batıni-Alevileri Dai-i Â’zam-ı: Muin’ed-Din Nasır-ı Hüsrev ==== Din ve felsefe ilimlerinde büyük şöhret sahibi olan “Muin’ed-Din Nasır-ı Hüsrev”, Tuğrul Selçuki’nin kardeşi Çağrı Bey’in Horasan valiliği esnasında önemli memuriyetlerde bulundu. H. 437, M. 1046 yılında Hicaz’a gitti. H. 440, M. 1049’da Fatımi halifesi Ebu Tamim Ma’add el-Mustensir bil-Lah’ın emrine girdi. “İmam-ı Zaman” tarafından Horasan Dai Â’zamlığına tayin oldu. Tehame, Yemen, Lehsa Karmatiler’i ile ilişkiler kurdu. Oralarda bir hayli neşriyatta bulunduktan sonra Basra ve İsfahan’a uğrayarak kardeşi Ebu Said ile birlikte Belh’e geldi. Kendisine “Hüccet-i Mustensir”, “Hüccet-i Horasan” ve “Sahib-i Cezire” ünvanları verildi. Nasır Hüsrev’in fa’aliyetlerinden şüphelenen hükümet onu Horasan’dan çıkardı. Uzun seyahatlerden sonra Belh’e oradanda Mazenderan’a gitti. Vardığı yerlerde hep Bedmezheplik ile suçlandı. Bu sebeple kimliğini gizlemek ve deruhte ettiği görevi tehlikesiz ifa edebilmek amacıyla kimi zaman bir tarikat üyesi gibi Ebu’l Hasan Kharakani zaviyesinde, kimi zaman da İsfahan ve Geylan alimleriyle hikmet ve felsefeye dair münakaşalara giren bir hakim olarak tanınmaktaydı. Bedehşan köylerinden Yemlekan’da öldü. “Orta Asya Alevileri” üzerinde derin izler bırakmış olan Muin’ed-Din Nasır-ı Hüsrev’in mezarı bütün Rusya, İran, Hindistan, Afganistan ve Çin’den akın eden ziyaretçilerle takdis edilmektedir. ==== Pamir Alevi–Batıniliği’nin i’tikadi ilkeleri ==== "“Türkistan Batınileri”" ve "“Pamir Alevileri”" tarafından mezhepte “Düstur-u Amel” olarak bilinen Nasır-ı Hüsrev’in fıkıh kitabını andıran eseri “Veçh-i Din,” günümüzde "Batıni Pamir–Aleviliği" i’tikadının ana hatlarını kayıt altında tutabilmiş olan en ciddi belge niteliğindedir. * Veçh-i Din’in öğretisinde “Allah’ın insanlara karşı hücceti olan iman mevcuttur.” Cinnet akıldan ibarettir. “Resuller,” “Hüdavend-i Tenzil,” onların vasileri olan “İmam-ı Zaman” da “Hüdavend-i Te’vil”dir. Cehennem, “Cehl ve Hamakat” demektir. * İnsanda altı cihetin mevcudiyetinden ötürü Allah insanlara “Natık” adı verilen Âdem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed gibi altı büyük peygamber göndermiştir. Her peygamberin ardından da altı tane büyük imam gelmiştir. Altıncı büyük imamdan sonra ise tekrar yeni bir Natık – Peygamber gönderilir. İnsanlar ise Sünna’ul-Hilkat’tir. * Şer’iatin zahiri olduğu gibi batını da vardır. Her peygamber “Samit İmam” diye bilinen ve Natığa gelen vahyin batıni manasını izahatla görevlendirilen bir “Esas” ya da “Susan” tarafından takip edilir. * Yedinci “Natık” Batın’iyye Mezhebi’nin müjdecisi olan Muhammed bin İsma‘il’dir. Onun Esas’ı da Batın’iyye i’tikadının müessisi olan “Meymun’ul-Kaddah’ın oğlu ʿAbd Allah İbn-i Meymun” ile oğullarıdır. * Dini teklifler birer mahiyeti te’vil ile örtülüdür. Örneğin, abdest batınen Hüdavend-i Zaman’ın ahdini iltizam eder ve düşmanlarından inkıta’dır. * Namaz’ın hakikatiyse Hüdavend’in dostlarına ittisaldir. * İnsanların yememekten ve içmemekten kurtulmalarından dolayı “Ramazan Bayramı” “Esas”ın dilidir. İşte Mü’min de bu “Esas” sayesinde ilim za’fından sıyrılıp otuz gün süresince sukun’un dili olan oruç’tan sonra ilim ile tekemmül ederler. * Yedi “Natık (Âdem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa, Muhammed Mustafa ve Muhammed bin İsma‘il eş-Şakir)”, “Yedi Esas ya da Samit İmam (Şit, Sam, İsma‘il, Harun, Şem’un, Ali el-Murteza, ʿAbd Allah İbn-i Meymun ve Oğulları),” “Altı İmam (Hasan el-Mucteba, Hüseyin eş-Şüheda, Ali Zeyn el-Âb’ı-Din, Muhammed el-Bakır, Caʿfer es-Sadık, İsma‘il bin Caʿfer el-Mubarek)”, birer Bab-ı Hüccet, Da’i-i Belağ ve Mutlak, Me’zun Mutlak ve Mahdut, beş haddi ulvi olan, “akıl,” “nefs,” “vecd,” “feth,” “hayal” – ki hepsi otuz eder – gibi kavramları anlayıp haklarında malumat edindikten sonra bayram ederler. * Ramazan Bayramı’nın te’vili “Esas”ın ilmiyle anlaşıldığından onun delili de “Fıtır” gibi “Esas”ın ismi olan Ali’nin üç harfinden meydana gelmiş olmasıdır. * “Zekat” da “Esas”a dahildir. Çünkü Zekat Arapça’da “Taharet” anlamını taşımaktadır. Şek ve şüpheden temizlenmekte “Esas”ın ilmi olan te’vil ile oluşur. * “Hac” da “Namaz” gibi Mü’min Hüda’nın dostlarına yakınlaştırmaktadır.

Anadolu Aleviliği ile Türkistan Aleviliği arasındaki yakınlıklar ve önemli kişiler şeması

Kaynaklar

Vikipedi

Yanıtlar