Türkiye'de Eğitim Ve öğretim Sistemi

sistemini tamamlayan bireylere ise diploma verilmektedir. Türkiye'de eğitim sistemi 4'e ayrılır.

} Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana devletin yalnızca kurumsal akademik eğitimi vermesi amacı güdülmüş ve kültürel eğitim sosyal yapılara bırakılmıştır. Bu yüzden halk arasında Türk eğitimini tanımlarken sadece milli eğitimi düşünmek gibi bir yanliş algılama var olmuştur. Bu algılama Anadolu'da yürütülen eğitim faliyetlerini ve bunları gerçekleştiren organizasyonları eksik yorumlamaya neden olmaktadır. Anadolu Türkleri, diğer toplumlar gibi birçok dönemden geçmiştir. Türk eğitim tarihi de gerek bu değişimler nedeniyle gerekse içinde bulunduğu coğrafyanın yarattığı kültürler bileşim nedeniyle zenginleşmiştir. Buna en güzel örnekleri göçebe hayattan yerleşik hayata, sözlü kültürden yazılı kültüre geçişte görülebilir. Tarih içinde Anadolu Türkleri planlı eğitsel faliyetler açısından askeri eğitim, dini eğitim ve akademik eğitimin farklı süreçlerinden geçmiştir. Osmanlı tecrübesi sonrasında milli eğitim, bireylerin hiçbir baskı ve yönlendirme altında kalmadan inançlarını, yaşamalarını, farklı inançlara saygı duymalarını ve toplumsal yaşamın uyum içerisinde sürdürülmesini kendini oluşturan bütün kültürlere aynı uzaklıkta durarak gerçekleştirilebileceği varsayımı üzerine kurulmuştur. Bu amaç doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti eğitimde reformlara girişmiştir. Atatürk'ün eğitim alanındaki inkılapları bu reformların başlangıcını oluşturur. Örneğin milli eğitim, dini eğitimden ayrılmış ve askeri eğitimi ise bilimsel temeller üzerine kurulmuştur. Atatürkün kendi el yazısıyla tamamladığı askeri eğitim kitapları bu dönüşümün bir parçası olmuştur. TürkiyeEğitim

Atatürk'ün eğitim alanındaki inkılapları

* Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun kabulu (1924). Bütün eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanmıştır. * Türk alfabesinin latin harflere göre düzenlenmesi ve kabulu (1928). Bu harf sisteminin Türk dilindeki seslere daha uygun olması ve anlaşılmasındaki kolaylık nedeniyle, bu değişimi takip eden okuma-yazma seferberliğinde okur-yazar oranı artmıştır. * Türk Tarihi Kurumu'nun Kurulması (1931). 1935 yılında resmi olarak Türk Tarihi Kurumu adını almıştır. Kurum milli tarih anlayışının gelişmesine yardımcı olmuştur. * Türk Dil Kurumu'nun Kurulması (1932). (1936) yılında resmi olarak Türk Dil Kurumu adını almıştır. Kurum Türkçeyi sadeleştirmeyi ve zenginleştirmeyi amaçlamaktadır. * İstanbul Üniversitesi resmi olarak 1933'te öğretime başlamıştır. Tarih boyunca Türkiye'de kurumsal eğitimin dışında toplumsal eğitimi gerçekleştiren kurumlar ve yapılar da bulunmuştur ve günümüzde de halen bulunmaktadır. Alevi ocakları, köy birlikleri, dini bayramlar ve kültürel şenlikler Anadolu'da farklı eğitsel ihtiyaçları karşılamaktadırlar. Toplumsal eğitim, kurumsal eğitim kadar Türkiye Cumhuriyeti'nin kültürünün ve kimliğinin parçasıdır. Bugünün Türkiyesi'nde (Atatürkün tanımladığı şekliyle ortak geçmişi olan bugün ve gelecek de beraber yaşamak isteyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları) Kürt, Laz, Çeçen, Ermeni, Yahudi, Rum ve diğer kültürleri içerdmesinden dolayı toplumsal eğitimin çok çeşitli örnekleri vardır 2 Mart 1926'da kabul edilen, "Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun" eğitim hizmetlerini düzenlemiştir. Bu düzenlemeyle milli eğitim kontrollü bir yapıya dönüşmüştür. Cumhuriyetle beraber eğitim anlayışı bilimin diğer alanlarında olduğu gibi sistemler dünya görüşüne bağlı olarak algılanmaktadır. Sistemler dünya görüşü ile eğitime bakmamızda bize olguları anlamamızda donuk bir izlenimden daha çok dinamik ve sorgusal yaklaşım sağlaması yatmaktadır. Eğitim süreklilik içeren bir olgudur. Bir örnekle açıklayacak olursak sistemler eğitim modelini oluştururken ezberci eğitimi eğitim sisteminden çıkaracağız yaklaşımını bütün eğitsel olgulara uygulamak yerine; hangi eğitim metodlarının, hangi koşullarda yararlı olmadığını tanımlanması ve tanımlanan koşullarda ne yaparak eğitimin genel amaçlarına doğru uygulamarımızın verimli hizmet etmesini sağlayabiliriz sorularını sorar. Üniversite seçme sınavlarında eğitim katsayılarının belirlenmesi bu yaklaşımın bir ürünüdür. Genelde bireylerde eşitsizlik yaratıyor izlenimi versede bu katsayılar doğru belirlendiğinde hem sistemin, hem de istemin içinde yer alan bireylerin başarılarına katkıda bulunmaktadır. Bu yaklaşımın öncülerinden Bertalanffy (Bertalanffy L., von. 1968, General Systems theory) sistemleri tanımlarken birbirleriyle ilişki içindeki olguların davranış şekillerini inceleyen çalışma alanı olarak tanımlamaktadır. Eğitimle ilgili faliyetleri incelerken birbirleriyle ilişkili temel üç ögenin varlığı kabul edilmektedir; eğitim teorisi, eğitim felsefesi, ve eğitim metodu. "Türkiye'de Eğitim Sistemi" 2000'lerde eğitim sistemi (güncel) == okul öncesi ( ana okulu ) == 2009-2010 eğitim ve öğretim yılına girerken +1 yıl okul öncesi uygulamasının yaygınlaşmasıyla ilk öğretim sistemi 9 yıla çıkarılmıştır.çok başarılı bir uygulama olmasına karşın yetersizdir.Çocuğa daha bu dönemde çok iyi bir karakter analizi yapılmalı ve çoçuk tüm hayatı boyunca ona yönlendirilmelidir yani müzisyen olabilecek kapasitede olan bir çocuğun daha anaokulunda seviyesinin ilgisinin tespitiyle bu eğitimine yoğunluk verilerek eğitim almasını sağlamaya çalışılmalıdır.Müzisyen olma yeteneğine sahip bir çocuğun doktor olmasını sağlamaya alışmak yada o eğitimi vererek çocuktan verim beklemek yanlış eğitim olur.Öncelikle eğitim ve öğretimi birbirinden iyi ayırt etmek lazım. == ilköğretim : == İlköğretim, Türkiye'de 8 yıl sürmektedir. İlköğretim okullarının kesintisiz 8 yıl olması 28 Şubat sürecini takiben 55. hükümet (Mesut Yılmaz Hükümeti) döneminde 18 Ağustos 1997'de zorunlu kılınmıştır. Kimse eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz. İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır - T.C. Anayasası'nın 42. Maddesi == Ortaöğretim ( lise sevili ) == orta öğretim kurumlarında temel eğitim 2006 yılı itibariyle yurt genelinde 4 yıllık sisteme geçilmiştir. Açık Öğretim Lisesi ==Yükseköğretim== Yükseköğretim ( üniversite seviyesi ) Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı, 1974 ve 1975 yıllarında aynı gün sabah ve öğleden sonra birer olmak üzere iki oturumda, 1976-1980 yıllarında aynı günde ve bir oturumda uygulanmış; 1981'den itibaren iki basamaklı bir sınav haline getirilmiştir. İki basamaklı sınav sisteminde ilk basamağı oluşturan Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) nisan, ikinci basamağı oluşturan Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS) ise haziran ayı içinde uygulanmıştır. * 1974'ten itibaren adaylardan yükseköğretim programlarına ilişkin tercihleri de toplanmış ve adaylar puanlarına ve tercihlerine göre yükseköğretim programlarına merkezi olarak yerleştirilmiştir. * 1982'den itibaren ortaöğretim kurumlarından adayların diploma notları toplanmaya başlanmış ve bu notlar Ortaöğretim Başarı Puanı (OBP) adı altında belli ağırlıklarla sınav puanlarına katılmıştır. * 1987'den itibaren, yükseköğretim programları ile ilgili tercihlerini belli alanlarda toplayan adaylara, sınavda belli testleri cevaplama, diğerlerini cevaplamama olanağı tanınmıştır. * 1999'da iki basamaklı sınavın ikinci basamağı (Öğrenci Yerleştirme Sınavı ÖYS) kaldırılmış, sınav ÖSS adı altında tek basamaklı bir sınav haline getirilmiştir. Sınavın tek basamaklı olarak uygulanmaya başlanmasıyla birlikte bazı yükseköğretim programlarının puan türleri de değiştirilmiştir. Ayrıca adayların OBP'lerinin mezun oldukları ortaöğretim kurumunun ÖSS ham puan ortalamalarına göre ağırlıklandırılmasıyla oluşturulan Ağırlıklı Orta Öğretim Başarı Puanı (AOBP) hesaplanmaya başlanmış ve ortaöğretimdeki alanlardan mezun olanların aynı alandaki yükseköğretim programlarına yerleştirilmelerinde AOBP'lerinin yüksek bir katsayıyla, mezun oldukları alanlar dışındaki yükseköğretim programlarına yerleştirilmelerinde ise AOBP'lerinin düşük bir katsayıyla çarpılması uygulamasına geçilmiştir. ÖSS'de soru tipi ve konu dağılımı/müfredat açısından bir değişiklik yapılmamıştır. * 2003'te ÖSS ve AOBP puan sistemi ile AOBP'nin çarpıldığı katsayılar değiştirilmiştir. * 2006'da yapılan değişiklikle soruların bir kısmı önceki yıllarda olduğu gibi ÖSS tipinde sorulmuş, bir kısmı ise tüm lise müfredatı göz önünde tutularak hazırlanmıştır. Sınavın tek basamak olarak uygulanmasına devam edilmiştir. *2010'da ÖSS kalkacak ve yerine Yükseköğretime Geçiş Sınavı ve bu sınavı geçenler içinde Lisans Yerleştirme Sınavı gelecektir. Katsayı problemi ortadan kalkmıştır ve tüm öğrencilerin puanı aynı katsayı ile çarpılacaktır. Bu sistemde 1 adet YGS ve 5 adet LYS sınavı vardır. Öğrenciler seçmiş oldukları alana bağlı kalmadan istedikleri sınava girebilirler ve başarılı oldukları taktirde istedikleri meslekleri seçebilirler. Soru sayısı artmıştır ve AOBP'nın puan üzerine yansıması azaltılmıştır. öss

başlıca yaşanılan sorunlar :

bireysel özgürlükler anlamında bayan öğrencilerin kılık kıyafet kanununa uygun bir şekilde derslere girmesi gerekmektedir. *- yükseköğretim kurumlarında kılık kıyafet düzenlemesi

Türkiye'de Eğitim

Eğitim- öğretim insanın yaşam boyunca her boyutta sürdürülmesi gereken sürecin adıdır. í‚hlaki, mesleki, dini ve milli alandaki donanımlar bu süreçte verilir. Bu insan-aile-devlet-medeniyet zincirinin kaynaşması ve gelişmesi için zorunludur.

Eğitim öğretim resmi ve sivil kurumlar aracılarıyla sürdürülür. Devlet belirlediği hedefler doğrultusundaki işleyiş için öğretmenler yetiştirir binalar araç gereçler vb. ile gerekli alt yapıyı hazırlar. Sivil kurumlar bu süreçte bazen tamamlayıcı faaliyetler yürütür bazen de alternatifler üreterek katkıda bulunur. Eğitim ve öğretimin içinde bulunduğu durum ve yaşanan gelişmeler Türkiye ve Dünya gerçeklerinden bağımsız düşünülemez.

Osmanlı imparatorluğunun son döneminden başlayarak Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu ile hız kazanan modernleşme çabaları kendini eğitim öğretim alanında dada hissettirdi. 1800'lü yıllarda askeri eğitimden başlayan daha sonra eğitim- sağlık †“ yönetim alanlarına da yayılan bu çabalar artarak devam etmektedir. Bu dönemde geleneksel eğitim kurumları yanında modern kurumlar ihdas edilmiş mevcut pratik ihtiyaca göre düzenlemeler yapılmaya çalışılmıştır.

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu ile birlikte geleneksel eğitim kurumları (medrese, tekke, vs.) kapatılmış batıdaki uygulamalar takip edilerek yenileşme sağlanmaya çalışıldı. Bu sürecin en önemli üç boyutu dil,din ve gelecek tasavvuru konularında olmuştur.

Alfabenin değiştirilmesi Osmanlıca yerine Türkçe'nin konulması eğitim sürecine çok önemli katkı yapmıştır. Bu gün bir çok bilim adamı kabulüdür ki bu durum Türkiye'nin geleceğine bir çok olumsuz etkiyi beraberinde getirmiştir. Gelenek ve tarih ile derin bir kopma yaşanmış ve bunun sancısı bu günde devam etmektedir. Bugün bir genç Atatürk'ün gençliğe hitabesini ve Nutuk'u okuyamamakta ve dolayı ile anlayamamaktadır. Dil alanında ki yaşanan bu ayrışmanın telafisi gecikmeden yapılmalıdır. Osmanlıca dersleri liselerde ders olarak okutulmalıdır. Türkçe'nin konuşulmasında ve yazılmasında medya ve diğer etkenlerin oluşturduğu olumsuz etkiler en aza indirilmeye çalışılmalıdır.

Din, Devlet elitince ve bir grup aydın tarafından gerilemenin asri unsuru görüldüğünden insan ve toplum yaşamındaki yeri en asgariye indirilmeye çalışılmış Devlet hayatında da yok edilmiştir. Tarihin en derin yanılgısı ki- bu batı düşüncesinin etkisiyle meydana gelmiş †“ kişilik kimlik bozulmalarına yol açmış siyasi ekonomi †“ kültürel alanda derin yaralar oluşmuştur. Eğitim öğretim insanı doğa †“ toplum †“ tarih ve vicdan örgüsündeki terini belirlemeye çalışır. Bu yerin anlamlandırılmasını din sağlar. İslam dininin tarihi hayatımızdaki rolü ortadadır ve bu silinip atılmayacak derecede hayatımıza nüfuz etmiştir. İlber Ortaylı'nın deyimiyle din anlaşılmadan ne tarih, ne toplum, ne de devlet doğru bir şekilde anlaşılabilir.Dinin doğru bir şekilde anlatılıp öğretilmesi yerine her türlü olumsuzluğun baş sebebi olarak görmek sorunları derinleştirmekten öte bir anlam taşımamaktadır. Devlet bu noktadaki bakış açısını düzeltmeli , eğitim ve öğretim için gerekli alt yapıyı hazırlamalıdır. Toplumsal ve siyasal alandaki yozlaşmanın önüne ancak bu şekilde geçilebilir.

Eğitim ve öğretimi etkileyen en önemli bakış açılarından biride geleceğe yönelik belirlenen hedefler ve bunların rolüdür. Yeni Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı imparatorluğu'nun gerileme ve içe kapanmasının ürünü olduğu için Devlet kadroları da bu korku ve bunun yarattığı tepkiler doğrultusunda hareket etmişlerdir. Mağlubun galip olanağa benzeme alışkanlığı bu dönemde de tezahür etmiş ; batı her şey doğu hiçbir şey zihin örüntüsüyle hareket edilmiştir. Eğitim ve öğretimde de tarih ve medeniyet algısı bu doğrultuda verilmeye çalışılmıştır. Tarihine dinine geleneğine kültürüne yani kendine yukarıdan bakan küçük gören anlayış ortaya çıkmıştır. Kim olursa olsun; bir insan da olabilir, devlet de kendine güvenmiyor, inanmıyorsa başarılı olması beklenemez. Birey ve toplum olarak özgüven problemi o günden bugüne bir sorunda durumumuzu problemli hale getirmeye yetmiştir. Eğitim milli kimliğini azar azar yitirmeye başlamıştır.

Tüm olumsuzluklara rağmen Cumhuriyetin ilk döneminde okullaşma oranı artmış, okuma- yazma oranı yükselmiş, mesleki ve teknik eğitim süreci iyileşme göstermiştir. Köy enstitüleri,öğretmen okulları,imam hatip ve meslek liseleri gibi iyi programlanmış projeler bazı yanlış adımlardan dolayı akamete uğramıştır.

1950'lerden sonra baş gösteren yabancı dille eğitim genç nesiller üzerinde uzun vadede olumsuz etkiler yaratmıştır. İlk, orta ve yüksek öğretimde devam eden bu uygulama düzeltilmeyi beklemektedir. Yabancı dilin öğretilmesi ayrı, bunun öğretim dili olması ayrı şeydir. Gençler yabancı müzik dinlemeyi taklit unsuru olarak yönelmekte, dükkan ve marka isimleri yabancı kelimelerden seçilmekte ve bu öz güven problemini iyice açığa çıkarmaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı yap- boz tahtası gibi yıldan yıla değişen bir sistem arayışı içinde bir çok emeğin ve nesillerin harcanmasına yol açmaktadır. İsmet Özel'in deyimiyle kafası karışık olanın yürüyüşü nasıl düzgün olsun. Bir sistem düşünün; sınav sisteminden, disiplin yönetmeliğine, müfredattan atamalara kadar karmaşık bir yapı arz etmektedir. Bu durum öğrenciyi-veliyi-öğretmen-ülke düzeyinde bir çok olumsuz sonucu beraberinde getirmiştir.

Öğrenci düzeyinde meseleye baktığımızda her şeyden önce kimlik ve gelecek krizi yaşayan bir kesim ile karşı karşıyayız eşit şartlarda eşit eğitim alamayan gençler başı boş durumdadırlar şans oyunları müzik eğlence yaşam tarz haline gelmiş pragmatist anlayışlar yerleşmiş giderek a sosyal bir duruma doğru gitmektedirler. Toplumsal ve kültürel aidiyet hissi zayıflamış,stadyum-cafe mekanlarından başka bir uğrağı kalmamıştır. Artık onlar için ne cami nede kütüphane cazip değildir. Okumayan düşünmeyen üretmeyen bir gençlik ile karşı karşıyayız. Gençlere güvenmeyelim anlamında değil onları bu hale biz büyükler getirdik. Eğitim ve öğretim sistemindeki çarpıklıklar dünya ülkelerine göre en büyük hazinemiz olan gençlerimizin yok olmasına sebep olmaktadır.

Son yılların popüler konularından biride veli eğitimi olmuştur. Bu eğitim sisteminden geçerek büyüyen mevcut veliler okul ve öğretmen nazarında eksik verilmiş olan eğitimlerini tamamlamak istercesine eğitime tabi tutulmaya çalışılmaktadır. Burada öncelikli adres yanlış seçilmektedir. Düzeltilmesi gereken öncelikle eğitim- öğretim- okul- öğretmen alt yapısıdır. Veli ile iletişim para merkezine indirgenmesi torpiline göre okul ve eğitim seçme zorunda bırakılan velinin güveni nasıl sağlanabilir. Yüzyılımızın en geçerli psikolojisi olan adam etme psikolojisi bu alana da sirayet etmiştir. Karşılıklı bir güven bunalımı vardır, bu konuda öncelikle okul tarafı kendini sorgulamalıdır.

Öğretmen açısından durum daha vahim görülmektedir. Toplumun yaşadığı değişime paralel olarak ideallerinden soyunmuş öğretmenler memurluk zihniyetini aşamamaktadır. Mesleki formasyonu üniversite döneminde tam anlamıyla alamayan öğretmen, öğretmenliği okul sürecinde yeni baştan öğrenmeye başlamaktadır. Bu hem zaman, hem de çocuklar açısından bir kayıptır. Özellikle büyük şehirlerde maddi sıkıntıların pençesinde mesleki motivasyondan yoksun olmaktadırlar. Bilgiye en hızlı ulaşılan bu çağda ne yazık ki yeterli mesleki donanım sağlayamamaktadır. Araştırmayan kitap okumayan bir öğretmenin öğrenme ve bilgi aşkının ne kadar öğrenciye verebileceği şüphelidir. Buna iktidarların milli eğitim ile her yıl hatta her ay değişen sistem tekliflerinden başı dönen öğretmen ne kadar verimli olabilir. Değim yerindeyse antibiyotik ilaçlar kullanıla kullanılan akıl ve beden felç olmuştur. Hap merkezli çözümleri bir yana bırakmalıyız.

Eğitim kurumları iyi idare edilememektedir. Milli eğitim gibi ülkenin hassas kurumunun yönetim kademelerinde gerçekten ehliyetli idareciler çok az ve bunlara da tahammül edilememektedir. Yöneticisinden gerekli moral ve motivasyon , yönlendirme bulamayan öğretmenim verimi azalmaktadır. İncelenirse görülecektir ki iyi idarecilerin kurumlarının da başarılı olduğu görülecektir. Eğitim ve öğretimle ruh mana aleminde oluşmayan zeminler yönetimde durdukça kayıplar artacaktır.

Bilgi verme metodu temelden yanlıştır. Çoktan seçmeli sınavlara dayanan eğitim sistemi öğrencinin zihnini kısırlaştırmaya kurumaya yol açmıştır. Bu yönde bazı düzenlemeler yapılmış olsa da yetersiz veya başka bir iktidar döneminde değiştirilip değiştirilmeyeceği şüphelidir. İlk okul birinci sınıftan itibaren çocuk bilgi ve okuma aşkından uzak yetişmektedir. Dillere pelesenk olan düşündüren araştıran ve özgür bireylerin yetiştirilmesi hedefinden gittikçe uzaklaşılmaktadır. Bu durum öğrencide enerji kaybına yol açmakta veya boşa harcanmasına yol açmaktadır. Dershanelerle desteklenen okul süreci öğrenciyi bilgiden uzaklaştıran hatta nefret ettiren konuma getirmiştir. Bu kurumlara aktarılan konular belki ekonomik anlamda çok anlam ifade edebilir, ancak eğitim açısından bir kayıptan öte anlam taşımamaktadır. Bilgi üreten değil bilgi tüketen merkezler konumuna gelmişlerdir. Test kağıtları ve kitaplarının bilgi değeri olmadığı gibi harcanan paralar asli yerine harcansaydı bu gün daha iyi durumda olacaktık.

Gençliğin zamanında değerlendirebileceği alternatif eğitim,spor, eğlence ve dinlenme merkezleri oluşturulmalıdır. Gençlerin halihazırda okul dışında zamanını değerlendirebileceği cazip ortamlar bulunmamaktadır. Bu konuda belediyelerin çalışma yapması gerekir, kütüphanelerinde kullanım ortamları ve zenginliği artırılmalıdır.

Öğrencilerin ilk okuldan itibaren sınav stresi altında yönlendirilmeleri her türlü sosyal aktivitenin ertelenmesini beraberinde getirmektedir. İlk okul ikiden itibaren dershanelerin pazar alanı oluşturdukları test kağıtlar arasında öğrenci bunalmaktadır. Yaşına ve gelişimine uygun beceri ve aktivitelerle eğitim desteklenmelidir. Üniversiteler teori ve pratik anlamda eğitim ve öğretim kalitesini yükseltilmesi için destek vermelidir.

Sivil toplum kuruluşlarına çok büyük işler düşmektedir. Her şeyi devletten beklemek yerine projeler üreterek bunların teorik-pratik uygulamasını üstlenerek açık bırakılan alanları kapatmalıdırlar. Devlet yapısındaki dönüşümde bunu olanaklı kılmaya başlamıştır.

Kaynaklar

Vikipedi

Görüşler

Bu konuda henüz görüş yazılmamış.
Gürüş/yorum alanı gerekli.
Markdown kodları kullanılabilir.