Türkiye'de masonluk, İngiltere'de sistemli bir yapıya oturduğu tarihlerde, 18. yüzyıl başlarında ortaya çıktı. Çeşitli kaynaklara göre ilk Osmanlı masonu, 1755'te kısa bir süre sadrazamlık yapan Yirmisekiz Mehmed Çelebizade Said Çelebi'ydi.

Türkiye'de masonluk

Türkiye'de masonluk, İngiltere'de sistemli bir yapıya oturduğu tarihlerde, 18. yüzyıl başlarında ortaya çıktı. Çeşitli kaynaklara göre ilk Osmanlı masonu, 1755'te kısa bir süre sadrazamlık yapan Yirmisekiz Mehmed Çelebizade Said Çelebi'ydi. 1720'de elçi olarak Fransa'ya giden Said Çelebi orada edindiği izlenimlerle, bir yıl sonra İstanbul'daki Fransız mason locasına girdi. İlk Osmanlı matbaasını birlikte kurduğu, Macar asıllı İbrahim Müteferrika da locanın bir başka üyesiydi.

Çoğunluğu Osmanlı uyruklulardan oluşan ilk mason locaları II. Meşrutiyet (1908) yıllarında kuruldu. 9 Ağustos 1909'da kurulan ilk Türk locasında büyük üstatlığa, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önde gelen yöneticilerinden, I. Dünya Savaşı (1914-18) yıllarının sadrazamı Talat Paşa seçildi. Bu loca, kısa süre önce kurulan, Mısırlı prens Aziz Hasan Paşa yönetimindeki Türkiye Yüksek Şurası'na bağlı olarak çalıştı. Sonradan, Enver Paşa dışındaki hemen bütün İttihat ve Terakki yöneticilerinin bu locaya üye oldukları bilinmektedir. Böylece masonluk başta İstanbul olmak, üzere Manastır, Selanik, Halep, Şam, İzmir, Adana, Antep ve Mersin gibi merkezlerde yayılma olanağı buldu.

Masonluğun siyasetle uğraşmaması kuralına karşın gerek II. Meşrutiyet döneminde ve I. Dünya Savaşı yıllarında, gerek Mütareke (30 Ekim 1918) sonrasında Türkiyeli masonlar siyasetle yoğun biçimde ilgilendiler, mason örgütleri ayrı birer siyasal çevre oluşturdu. I. Dünya Savaşı yenilgisinden sonra İttihat ve Terakki yöneticileri Türkiye'yi terk edince büyük üstatlık Hürriyet ve itilaf Fırkası'nın önde gelenlerinden Rıza Tevfik'e (Bölükbaşı) geçti, o da gücünü kullanarak örgütteki bütün ittihatçıları uzaklaştırdı. Aynı dönemde başka bir kural daha bozularak, I. Dünya Savaşı yıllan şeyhülis-lamlanndan Musa Kazım Efendi'nin mason olduğu açığa vuruldu. Mason örgütlenmesinin geliştiği birçok eyalet ve vilayetin Osttlanlı denetimi dışında kalması ya da işgal altında olması nedeniyle, Mütareke ve Kurtuluş Savaşı (1919-22) yıllarında masonların çalışmaları İstanbul'la sınırlı kaldı.

Cumhuriyet'in (1923) ilk yıllarında Doktor Besim Ömer Paşa, Servet Yesari Bey, Doktor Fikret Takiyeddin Bey, Edip Servet gibi önde gelen aydınların yasal çalışan Türk Mason Cemiyeti'nde büyük üstatlık yaptıkları, ayrıca Türk Yükselme Cemiyeti adlı başka bir mason örgütünün de etkin olduğu bilinmektedir. Çeşitli kaynaklar Cumhuriyet'in önde gelen yöneticilerinin mason örgütleriyle ilişkili olduğunu, Atatürk'e de mason örgütlerine girmesi için öneriler götürüldüğünü, ama onun bu önerileri geri çevirdiğini belirtmektedir.

Türk Mason Cemiyeti, Atatürk'ün yakın çevresinde yer alan Doktor Mim Kemal Bey'in (Öke) büyük üstat olduğu dönemde ve Atatürk'ün buyruğu üzerine çalışmalarına son verdi. 14 Ekim 1935'te kapatılarak mal varlığını Halkevleri'ne devretti. Kapatma buyruğunu ileten İçişleri Bakanı Şükrü Kaya da o dönemde aynı örgütlenme içindeydi. Çalışmalarını gizlilikle sürdüren Türkiye Büyük Şurası varlığını koruduysa da etkinliğini uzun süre yitirdi.

Türkiye'de mason örgütlenmesi yasal olarak kurulan Türkiye Mason Derneği'nin (5 Şubat 1948) çalışmalarıyla yeniden canlandı. Örgüt İstanbul'daki merkezinin yanı sıra kısa süre içinde İzmir ve Ankara'da da örgütlendi. Ön yıl içinde üç büyük kentte 28 loca oluşturuldu. Bunlardan 3'ü çalışma ve örgütlenme dili olarak Fransızcayı benimsedi. Bugün Türkiye'de, aralannda çeşitli anlaşmazlıklar bulunan başlıca dört mason örgütü, Türkiye Mason Derneği, Türk Yükseltme Cemiyeti, Türkiye Kültür ve Fikir Derneği ile Türkiye Büyük Mason Mahfili Derneği çalışmaktadır.

Yanıtlar