Türkiye'de opera

Türkiye'de operaya karşı ilgi önce sarayda, dış ülkelerdeki sefirlerin sefaretnamelerinde anlattıkları operalarla uyandı. III. Murad döneminde de (1574-95) sarayda müzikli bir oyun sahnelenmişti. Bununla birlikte, Türkiye'de ilk opera III. Selim'in huzurunda Mayıs 1797'de Topkapı Sarayı'nda sahnelendi.

Türkiye'de opera

Türkiye'de operaya karşı ilgi önce sarayda, dış ülkelerdeki sefirlerin sefaretnamelerinde anlattıkları operalarla uyandı. III. Murad döneminde de (1574-95) sarayda müzikli bir oyun sahnelenmişti. Bununla birlikte, Türkiye'de ilk opera III. Selim'in huzurunda Mayıs 1797'de Topkapı Sarayı'nda sahnelendi. II. Mahmud (hd 1808-39) ve Sultan Abdülmecid (hd 1839-61) döneminde opera toplulukları İtalya'dan gelirken 19. yüzyılın sonlarında başka ülkelerden gelen birçok topluluk İstanbul'da ve İzmir'de opera temsilleri verdi. Naum Tiyatrosu'nda sahnelenen yapıtlar arasında Lombardini'nin Giselda'sı (1849) ve Giacomo Panizza'nın Süistre'si (1855) vardı. Gedikpaşa Tiyatrosu'nda da Rossini'nin Sevil Berberi operası ilk kez 1867'de sahnelendi. Opera izleyicisi bir kitlenin oluşması Giuseppe Verdi'nin birçok operasının İtalya'dan sonra, Fransa ve Almanya'dan bile önce Türkiye'de sahnelenmesine yol açtı. 19. yüzyılın sonuna doğru sayıları iyice artan gayrimüslim topluluklar, operet ve komik operaların yanı sıra operalar da temsil ediyordu. Bu toplulukların en ünlüleri, Güllü Agop'un Osmanlı Tiyatrosu ile başında besteci Dikran Çuhacıyan'ın bulunduğu Opera Tiyatrosu'ydu. Türkçe bir libretto üzerine bestelenmiş ilk opera olan Lübnanlı besteci Vadya Sabra'nın Kenan Çobanlarının (1916) metnini Halide Edip Adıvar yazdı. Abdülhak Hamid'in (Tarhan) metni üzerine Mehmed Baha Bey'in (Pars) bestelediği Nesteren, hem bestecisi, hem de librettocusu Türk olan ilk operaydı. Bunu Nurullah Bey'in (Taşkıran), Şahabeddin Süleyman ve Hulki Amil'in (Keymen) librettosu üzerine bestelediği İhtiyar izledi.

Ziya Gökalp'in müzik konusundaki görüşlerinden etkilenen Mustafa Kemal (Atatürk), Cumhuriyet sonrasında devletin müzik politikasını, "Türk halk müziğini temel alıp Batı'da geliştirilmiş çoksesli teknik ve yöntemleri kullanarak yeni bir müziğin yoğurulması" biçiminde belirlemişti. Bu temel ilke uyarınca, yetenekli gençler Avrupa'ya müzik öğrenimine gönderildi. Cumhuriyet'in müzik politikasına uygun ilk operayı Ahmet Adnan (Saygun) besteledi. Konusu ve librettosu üzerinde Mustafa Kemal'in de titizlikle durduğu Özsoy (öbür adıyla Feridun) adlı bu operanın metnini Münir Hayri (Egeli) yazmıştı. Türklerle İranlıların aynı soydan geldiği temasını işleyen Özsoy ilk kez Haziran 1934'te, Mustafa Kemal'in ve onun resmi konuğu İran şahı Rıza Pehlevi'nin huzurunda sahnelendi. Bu ilk operayı, gene Ahmet Adnan Saygun'un Tasbebek'iyle Necil Kazım Akses'ın Bayönder'i izledi.

Devlet Opera ve Balesi'nin kuruluşundan önce Ankara Devlet Konservatuvan Tatbikat Sahnesi'nde Mozart'ın tek perdelik operası Bastien ve Bastienne, daha sonra da Puccini'nin Madame Butterfly ve Tosça operalarının ikinci perdeleri sahnelendi. Bunları Fidelio (Beethoven), Satılmış Nişanlı (Smetana), Figaro'nun Düğünü (Mozart), La Bohtme (Puccini), Maskeli Balo (Verdi), Çarrnen (Bizet), Sevil Berberi (Rossini) gibi operalar izledi.

1970'lerde artık çok sayıda yabancı opera Türkiye'de sahnelenmiş, özellikle 19. ve 20. yüzyılların en ünlü operaları izleyiciye sunulmuştu. Bu arada Türk besteciler de Kerem (1953, A. Adnan Saygun), Van Gogh (1957, Nevit Kodallı), Nasrettin Hoca (1962, Sabahattin Kalender), Gılgameş (1963, Nevit Kodallı), Midas'ın Kulakları (1969, Ferit Tüzün) gibi yapıtlarla yerli opera dağarcığını zenginleştirmişlerdi. 1970'lerde ve 1980'lerde ise Çetin Işıközlü Gülbahar (1972), A. Adnan Saygun Köroğlu (1973), Cengiz Tanç Deli Dumrul (1979), Okan Demiriş IV. Murad (1980) ve Karyağdı Hatun (1985), Selman Ada Ali Baba ve Kırk Haramiler (1989) gibi yeni operalar bestelediler.

Yanıtlar