Osmanlı sanatında geleneksel minyatür(*) resminden Batılı anlamda tuval resmine geçiş 19. yüzyılda yer aldı. Gerek malzeme, gerekse teknik açıdan minyatürden bütünüyle farklı olan Batı resminin özümsenmesi uzun bir deneme dönemini gerektirdi.

Türkiye'de resim

Osmanlı sanatında geleneksel minyatür(*) resminden Batılı anlamda tuval resmine geçiş 19. yüzyılda yer aldı. Gerek malzeme, gerekse teknik açıdan minyatürden bütünüyle farklı olan Batı resminin özümsenmesi uzun bir deneme dönemini gerektirdi. 18. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin Batı ile ilişkilerinin yoğunlaşmaya başlamasıyla minyatür sanatında işlenen geleneksel konuların yanı sıra çiçek resimleri, görünümler ve figürler de yapılmaya başladı. 19. yüzyıla gelindiğinde toplumun Avrupa'ya bir model olarak bakmaya başlaması, doğal olarak sanata da yansıdı. Bu dönemde istanbul'da yaşayan Batılı sanatçıların da bu değişim üzerinde etkisi oldu. Yüzyılın sonlarında askeri okullara resim ve çizim derslerinin konması, bu okullarda okuyan öğrencilerin resim sanatına ilgi duymasını sağladı. Bunların bazısı ressamlığa yöneldi. Yüzyılın sonlarına doğru Halil Paşa ve Süleyman Seyyit gibi askeri okul çıkışlı ressamlar ilk kez devlet tarafından resim öğrenimi için yurtdışına gönderildi. Türk resim sanatında "primitifler" (bak. ilkel sanat) olarak adlandırılan bu ressamların en çok işlediği konular İstanbul görünümleri ve ölüdoğalardı. Bu dönemde figüre yönelen sanatçıların başında Süleyman Seyyit ve Osman Hamdi vardı. 1883'te açılan Sanayii Nefise Mektebi'nin Türk resim sanatı üzerinde etkili olmaya başlaması 1910'lara rastlar. Bu tarihten sonra okulun başanlı öğrencileri devlet tarafından düzenli olarak Avrupa'ya gönderildiler ve dönüşlerinde çoğu aynı kurumda ya daçeşitli liselerde ders verdiler. 1914'te İnas (Kız) Sanayii Nefise Mektebi'nin kurulmasıyla kız öğrenciler de resim eğitimi görme olanağı buldular.

1910'larda resim öğrenimi için Avrupa'ya giden İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Nazım' Ziya Güran, Feyhaman Duran, Avni Lifij ve Namık İsmail gibi ressamlar I. Dünya Savaşı çıkınca Türkiye'ye döndüler. "Çallı Kuşağı" ya da "1914 Kuşağı" olarak anılan bu ressamlar eğitim gördükleri Fransa ve Almanya'da izlenimciliği tanımışlardı; Türkiye'de de bu akım doğrultusunda çalıştılar.

Resimlerini önce Galatasaraylılar Yurdu'nda, ardından da Galatasaray Lisesi'nde sergilemeye başladılar. Böylece "Galatasaray Sergileri" doğdu. 1927'de düzenlenen11. Galatasaray Sergisi Türk resminde yeni bir evrenin başlangıcı oldu. Sergide 1914 Kuşağı'nın yanı sıra, o günlerde Avrupa' dan yeni dönen Zeki Kocamemi ve Ali Avni Çelebi gibi genç sanatçılar da yer aldı. Bu iki sanatçının kübizmden dışavurumculuğa kadar dönemin bütün eğilimlerini özümsemiş olduklarını yansıtan inşacı (konstrüktif) yapıtları, izlenimci yaklaşımın artık etkisini yitirdiğini gösteriyordu. 1929'da Avni Çelebi, Zeki Kocamemi, Refik Epikman, Hamit Dereli, Mahmut Cüda ve Nurullah Berk gibi genç kuşak sanatçıların öncülüğünde Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği(*) kuruldu. 1933'te Nurullah Berk, Zeki Faik İzer, Cemal Tollu, Elif Naci, Abidin Dino ve heykelci Zühtü Müritoğlu Müstakillere karşı, Türk sanatını Avrupa'daki çağdaş eğilimler doğrultusunda geliştirmek ve ortak bir anlatım oluşturmak amacıyla D Grubu'nu(*) oluşturdular. Bu yıllardaki en önemli olaylardan biri de 1937'de Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi'nde Devlet Resim ve Heykel Müzesi'nin açılması oldu. 1939'da ilk Devlet Resim ve Heykel Sergisi gerçekleştirildi. 193744 arasında Cumhuriyet Halk Partisi'nin yurt gezileri programı çerçevesinde 58 ressam Anadolu'nun çeşitli yerlerine giderek 675 tablo üretti. 1940'lann başında Güzel Sanatlar Akademisi'nde Leopold LeVi'nin atölyesinde eğitim gören bir grup genç ressam Yeniler Grubu'nu(*) oluşturarak toplumsal konulara eğildiler. Yeniler, açtıkları sergilerle etkinliklerini 1955'e değin sürdürdülerse de, kuruluşlarından kısa bir süre sonra toplumsal gerçekçi anlatım biçiminden uzaklaştılar ve etkili konumlarını yitirdiler.

D Grubu kübist ve inşacı yaklaşımıyla soyutlamacı deneylere girişmiş bir topluluktu; ama tam anlamıyla soyutu uygulamamıştı. Türk^resim sanatındaki ilk soyutlamacı eğilimler 1945'lerde görülmeye başladı. 1954'te açılan ilk soyut sanat sergisine Adnan Çöker ve Lütfi Günay gibi genç sanatçıların yanı sıra Yenilerden Nuri İyem'le Ferruh Başağa da katıldı: Aynı yıllarda Hadi Bara ve Zühtü Müritoğlu gibi heykelcilerle Sabri Berkel, Zeki Faik İzer, Nurullah Berk, Halil Dikmen ve Refik Epikman gibi ressamlar da soyuta yöneldi. Çalışmalarını Türkiye dışında sürdüren Nejat Devrim, Hakkı Anlı, Selim Turan, Abidin Dino, Erdal Alantar, Burhan Doğançay ve Erol Akyavaş da bu alanda etkinlik gösteriyordu. Ömer Uluç ve AltanGürman da çalışmalarını soyut resim doğrultusunda sürdüren ressamlardı, 1970'lerde Türk resim sanatında soyut eğilimlerin yanında figüratif eğilim de yeni bir ivme kazandı. Neşet Günal, Nedim Günsür, Cihat Burak gibi figüratif ressamlara, daha genç kuşaktan Neşe Erdok, Nur Koçak, Burhan Uygur, Utku Varlık, Kornet, Alaattin Aksoy, Mehmet Güleryüz ve Balkan Naci İslimyeli katıldı. 1980'ler Türk resminde soyut ve figüratif eğilimlerin yanı sıra kavramsal sanat yapıtlarının da üretildiği bir dönem oldu.

Yanıtlar