Türkiye Türkmenleri ya da Anadolu TürkmenleriEmre, Ahmet Cevat (1946) ''Türk Lehçelerinin Mukayeseli Grameri (İlk Deneme) Birinci Kitap Fonetik'', İstanbul TDK 1946 (iç kapakta ise İstanbul 1949), adlı kitap Bürhaneddin Erenler Matbaası tarafından basılmış olup, kitabın iç kapağının hemen arkasına ''Türk Lehçelerinin Mukayeseli Grameri (İlk Deneme) İkinci Kitap Morfoloji (Hazırlanmaktadır)'' şeklinde ikinci bir kapak konmuş ve eserin ikincisinin yayımlanacağı bu şekilde duyurulmuş fakat bu eser

Türkiye Türkmenleri

Türkiye Türkmenleri ya da Anadolu Türkmenleri, Anadolu Oğuzları veya yaygın adlarıyla Türkmenler (Osmanlıca تركمنلر) , Selçuklular döneminde Anadolu ve çevresinde Türkmeneli denen bölgelerde yerleşmeye başlayan, dilleri Türkiye Türkçesine bağlı Anadolu ağızları içinde ele alınan ve Türkiye Türklerini oluşturan Oğuzlardan Türk oymakları. Müslüman olup Hanefi Sünni ve Anadolu Aleviliği (Türkmen Aleviliği ya da Kızılbaş) görülür. Anadolu’nun Türkleşmesi sürecinde etkili olmuşlardır. Aşiretler, yerleşik veya konar-göçer olma durumlarına ve bulundukları bölgelere göre «Türkmen» ya da «Yörük» adını almışlardır. Etnik olarak akraba oldukları Türkmenistan Türkmenleri (Yaka Türkmenleri) ile aynı adı taşıdıkları gibi kimi uruğ/oymak adları da ortaktır. Türkmen aşiretleri, boy beyi (İnallu boyunun adı İnal-oğlu Hamza Bey'den, Gündüzlü boyunun adı Gündüz-oğlu İbrahim Bey'den gelir), kethüda adı, soylarının adı, yaşadıkları yerlerin adı, iktisadi faaliyet ve bunun sonucu olarak besledikleri hayvanlar veya tarıma ait faaliyetleri gibi pek çok sebebe dayalı olarak ad almaktadırlar. Anadolu'nun Türkleştirilmesinde aktif rol oynamışlardır. Bizanslılar ile mücadelelerinde Selçuklular uç bölgelerine Türkmenleri yerleştirmek suretiyle fetih hareketlerini kolaylaştırma yoluna gitmişler ve Türkistan'dan Teke Türkmenleri ile diğer Türkmen oymaklarını Anadolu'ya yerleştirmeye başlamışlardır. Anadolu Selçuklu Devletinin tarihindeki en büyük Türkmen ayaklanması olan 1240 yılındaki Babai ayaklanması ve peşinden 1243 yılında Moğollarla yapılan Kösedağ Muharebesinde yenilmeleri üzerine Ahiler ve Türkmenler katledilmişlerdir. İlginç biçimde Anadolu Türkmen aşiretlerinin önemli bölümü, özellikle de Alevi olanlar, Horasan'dan geldiklerini ifade ederler. == Adlandırma == Boz-Ok ve Üç-Ok diye iki ana kola ayrılan Oğuz, etimolojik olarak oġuz < oḳ-u-z «oklar» demektir ve ok (“boy, kabile” ) kelimesi ile ikili organ adlarında (ağız, diz, göz, boynuz) rastlanan -z ikil-çoğul ekine (formans ) dayanır. Diğer Oğuzlardan ayırt edebilmek için, Müslüman olan Oğuzlar, Türkmen adıyla anılmaya başlanmıştır. Türkmen kelimesi ilk olarak Orta Türkçe dönemine ait Divanu Lügati't-Türk'te «Türkmen» (تُركْمانْ) olarak geçer ve "Bunlar Oğuzlardır. Bunlara Türkmen denilmesinde bir hikaye vardır, şöyledir: ..." biçiminde tanımlanır. Etimolojik olarak Türkmen kelimesi -men/man kuvvetlendirme (mübalağa) eki ile kuruludur ve benzer örnekler arasında kocaman, küçümen, karaman, sarman (< sarıman), kösemen, kölemen, şişman türevleri de vardır. Başkurt kökenli Türkolog Zeki Velidi Togan, “Umumi Türk Tarihine Giriş” adlı eserinde, «Oğuz’un arsızı Türkmen’in delisine benzer» biçiminde bir darb-ı mesel kullanır. Bu tabir, Türkmenlerin Oğuzlara göre daha terbiyeli ve medeni olduğunu ifade eder. Mehmet Fuad Köprülü ve Martijn Theodoor Houtsma'ya göre, Türkmen adı Oğuzlara sonradan verilmiştir ve Müslüman olan Oğuzlar için kullanılmıştır.; Wilhelm Barthold’a göre, Türkmen adının eski olduğu, aslı hakkında yeterli bilginin olmadığı ve Oğuzların Türkmen adı ile de anıldığı şeklindedir.; İbrahim Kafesoğlu ve Omeljan Pritsak'a göre, Türkmen adı eski bir siyasi topluluk adıdır ve Oğuzlar ile Karluklar bu siyasi topluluğa giren kavimlerdendir. ve daha çok Türkmenistan kaynaklarında Sincan Uygur Özerk Bölgesinde yaşayan 5 bin nüfuslu Çin Türkmenleri (Hıtayli Türkmenler) ile birlikte Salarlar da Türkmen (= Türkmenistan Türkmeni) olarak nitelendirilir ve her ikisi de Çin Türkmeni olarak kabul edilir. Oğuz kökeninden gelen Anadolu Türkleri için Selçuklulardan günümüze tarihi kaynaklarda Türkmen adı kullanılır ve bu Türkmen tanımına Oğuz dışı Türkler (Türkiye Kıpçakları, Gürcistan Kıpçakları) dahil edilmez. Anadolu'da Türklerin/Türkmenlerin yoğun olup devletleştiği bölgeler Türkmeneli olarak adlandırılır ve bu Türkmenya bölgeleri Batılıların yaptığı haritalarda da yansır: Doğu Anadolu Bölgesinde Turcomanie (1696), Turcomania (1730), Orta ve Kuzeydoğu Anadolu'da Turkomanien (1829). Yaklaşık 1700 yılında Johann Baptist Homann (1644–1724) tarafından yapılan haritada Anadolu'da (Natolia) Türklerin İmparatorluğu (Imperii Turcici) ve bunun içinde ayrı bölge olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yer alan Türkmeneli (Turcomanoe) bulunmaktadır. Tarihçi İlber Ortaylı bir makalesinde Cenevizli ve Venedikli tüccar ve diplomatların, 12. yüzyılda, Türkiye'yi Turchia ve Turkmenia olarak tanımladıklarını belirtir. Bütün dünyanın Osmanlıyı «Türk» olarak gördüğü bir çağda Osmanlıyı «Devlet-i Aliyye» olarak adlandıran Osmanlı ulemasının, Türk ve Türkmenleri küçümsedikleri, kendilerini Türk saymadıkları görülmektedir. Tarihçi Bernard Lewis'e göre, Osmanlı düşüncesinde Osmanlı=Türk özdeşliği yoktur; zira, Osmanlı sıfatı yalnız hanedan için kullanılır ve Osmanlılar Türk adını önceleri göçebe Türkmenlerle, Yörükler için; daha sonraları, kaba saba Türkçe konuşan Anadolu köylüleri ile taşralılar için kullanmışlardır. Anadolu, Suriye ve Irak’ta yaşayan Türk teşekkülleri, 16. ve 17. yüzyıllarda genel olarak Türkmen ve Yörük şeklinde ikiye ayrılırdı. Faruk Sümer'e göre, Türkmen adı, Anadolu’nun Kızılırmak’tan itibaren doğu ve güneyde kalan bölgeler ile Suriye ve Irak’ta yaşayan aşiretler tarafından kullanılırken Yörük tabiri, Kızılırmak’tan Adalar ve Marmara denizi kıyılarına kadar uzanan yerlerdeki teşekküller ile Rumeli’nde bulunan cemaatleri ifade etmekteydi. Faruk Kadri Timurtaş (önceki soyadı: Demirtaş, 1925 - 1983) Osmanlı Devrinde Anadolu'da Oğuz Boyları adlı makalesinde Avşarları tanıtırken, Yörük-Türkmen ayrımı yaparak 1. 'Yörükler arasında Avşarlar''' (Kütahya, Aydın) ve 2. Türkmen illeri arasında Avşarlar: Doğu ve Güney Anadolu'da: A) Halep Türkmeni Avşarları: a) Köpekli Avşarı, b) Gündüzlü Avşarı c) Avşar oymağı; B) Dulkadırlı Avşarları: 1. İmanlu Avşarı, 2. Kozan mıntıkası Avşarları, 3. Kars (Zülkadiriye) deki Avşar oymakları, 4. Bozok Avşarları, 5. Yeni il; C) Bozulus Avşarları biçiminde sınıflandırmıştır. Kimilerine göre uzun mesafeli yatay/ova/bozkır göçebeliği yapanlar 'Türkmen, daha kısa mesafeli dikey/dağ göçebeliği yapanlar ise Yörük' olarak tanımlanır. Yörükler, büyük bir olasılıkla Türkmenler’in bir kolu ise de, giysileri, yerleşme biçimleri, gelenek görenek ve ağız değişiklikleri, bu iki topluluğu birbirinden ayırmaktadır. Bunun, Anadolu'ya değişik tarihlerde gelmiş olmalarından kaynaklandığı söylenebilir. Güneybatı ve Güney Anadolu'daki Yörük ve Türkmen oymaklarına bağlı boylardan Abdal, Akçakocalı, Takami, Karakeçili, Çepni, Avşar, Sancaklılar 'Türkmen; Yağcılar, Tahtacılar, Kınıklar ve Alpaslanlar gibi boylar, ağız özellikleri bakımından daha çok Yörük' öbeğine girmektedirler. Yusuf Halaçoğlu Anadolu'da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar (1453-1650) adlı kitabında kimi aşiret ve oymakları Türkmen adıyla verirken kimilerini de Yörük olarak ayırır. Türkmen ve Yörük kelimeleri tarihi belgelerde eş anlamlı olarak da kullanılmıştır. Orta Türkçe dönemine ait Divanu Lügati't-Türk'te Kaşgarlı Mahmut Oğuz ('اُغُزْ') kelimesi için «Oguz: Bir Türk Boyudur. Oğuzlar Türkmendirler. bunlar yirmi iki bölüktür; her bölüğün ayrı bir belgesi (= damga) ve hayvanlarına vurulan bir alameti vardır, Birbirlerini bu belgelerle tanırlar» deyip boyları sıralamış; Yaparlı, Kızık ve Karkın boylarını listeye almamış, fazladan Çarukluğ ('جَرُقْلُغْ') boyunu eklemiş, fakat damgasının belli olmadığını da vurgulamıştır. == Tarih == |Horasan (A) Maveraünnehir (B) Harezm (C)] 10. yüzyılın ikinci yarısından sonra Oğuzlardan iki ana kopma olmuş; bunlardan birinci kısım (Yunan kaynaklarında Guz, Rus kaynaklarında Torki; → Peçenekler ve Gagauzlar) Karadeniz'in kuzeyinden Balkanlar'a inerken, Selçuk Bey önderliğindeki ikinci kısım ise Oğuz Yabguluğunun bir uç şehri olan Cend'de kalmıştır. Selçuk Bey, Cend'de bir toplantı meclisi kurarak İslamiyete geçme kararı almıştır. Müslüman olan Oğuzları, diğer soydaşlarından ayırt edebilmek için Türkmen denmeye başlanmıştır. Bundan sonra gittikçe yerleşip yaygınlaşan Türkmen adı, 13. yüzyıldan itibaren tamamen Oğuz adının yerini almıştır. İslamiyeti seçen Selçuk Bey önderliğindeki Oğuzlar (ayrıştırıcı yeni adlarıyla: Türkmenler) Hazar Denizi'nin batısına, çoğu bugünkü Türkmenistan topraklarında olan Maveraünnehir ile Harezm ve İran'daki Horasan bölgesine yönelmiştir. Selçuk Bey önderliğindeki Türkmenler bölgedeki Gazneli-Karahanlı-Samani mücadelesinde hassas bir denge siyaseti takip etmişler, fakat Karahanlı ve Gaznelilerin eş zamanlı olarak yaptıkları askeri harekatta Karahanlıların Maveraünnehir'i Gaznelilerin de Horasan'ı ele geçirmeleri üzerine Türkmenler siyasi açıdan bir kıskaca girmişlerdir. 1040 yılındaki Dandanakan Muharebesini kazanan Türkmenler, Gaznelilerin sonunu getirdikleri gibi, Büyük Selçuklu Devletinin de temellerini atmış oldular. Türkmen Türkçesi ve Türkiye Türkçesi 12. ve 13. yüzyıllarda birbirinden ayrılarak farklı gelişim göstermiştir. Türkistan'daki Mangışlak ve Balhan Türkmenleri Moğol istilasından fazlaca etkilenmeyip Hazar Ötesi Türkmenleri ya da Yaka Türkmenleri olarak bugünkü Türkmenistan'ın temelini oluşturmuşlardır. Fatih Sultan Mehmet’ten başlayarak Osmanlı padişahları, Türk kökenli olmayan devşirmelere devlet yönetiminde yer vermişlerdir. Bu devşirme yöneticilerin Türkmenlere karşı vergi ve benzeri konularda adaletsiz davranmaları, buna karşılık İran şahlarının, özellikle de Şah Tahmasb’ın devlet idaresinde Türkmenlere görev vermesi, Türkmenlerin Osmanlı Devletinden yüz çevirerek Safevi Devletine yönelmelerine sebep olmuştur. Bundan sonra Anadolu’dan İran’a doğru 17. yüzyılın ortalarına kadar devam eden bir Kızılbaş Türkmen göçü başlamış ve göç eden Türkmenler arasında sayıları çok olmamakla birlikte Çepniler de vardı. Zazaca ya da Kürtçe konuşan Tunceli Alevilerinin (Kırmançlar) asimilasyona uğramış Anadolu Türkmenleri olduğu ileri sürülür. === Moğol istilası === 13. yüzyılda Cengiz Han tarafından başlatılan Moğol istilaları hareketi, Türk dili için, Göktürk, Uygur ve Karahanlı Türkçelerinden sonra Türk dilinin Orta Türkçe denen yeni bir döneminin ve “Doğu Türk Yazı Dili” ve “Batı Türk Yazı Dili” diye ifade edilen Türk dünyasının doğu ve batı kolunun yazı dili için başlangıç noktasıdır. === Rakka iskanı ve sürgünü === Osmanlı Devleti 18. yüzyılda Türkmen aşiretlerini on ayrı bölgede iskan etmiştir. Bu bölgeler sırasıyla Kütahya-Aydın, Konya-Karaman, İç-İl ve Teke, Sivas-Erzurum, Çukurova, Diyarbekir-Malatya, Rakka ve Haleb eyaletleri dahilinde Hama ve Humus, Belih Nehri havalisi, Harran-Ovası, Menbic Nahiyesi, Kıbrıs adası ve Rumilidir. Rakka bölgesine 18. yüzyıl başlarından itibaren başlamak üzere, sırasıyla 1706, 1709, 1712, 1717, 1718, 1719, 1723, 1726, 1729, 1731 yılları arasında on farklı zamanda aşiret sürgünü yapılmıştır. Oğuzlarca/Türkmenlerce yerleşikliğin henüz "tembellik edip yan gelip yatma" olarak görüldüğü o çağdan yıllarca sonra bile Fatih Sultan Mehmet döneminden beri tutulmaya başlanan Osmanlı tahrir defterlerinde konar-göçer Türkmenlerin göçerliği bırakıp konarlıkta karar kılan/kıldırılan kısmı 'yatık yerine oturak' olarak adlandırılmış (Oturak Bahadırlı, Oturak Barza, Oturak Çebi, Oturak Çepni, Oturak Kızıklı ...), göçerlikte ısrar edenler ya da göz yumulanlar ise 'göçer (ya da yürük/yörük') olarak (Göçer Barza ...) kaydedilmiştir. Türkmenler köken olarak hayvancılık (sığır, koyun, keçi) yapan, binit (binek hayvanı) olarak atı yüklet (yük hayvanı) olarak da deve'yi (çift hörgüçlü deve) kullanan yarı göçebe (konar-göçer) halktır. Göçebe olarak 11. yüzyılın ikinci yarısında 1071 Malazgirt zaferinden sonra Anadolu'ya yoğun olarak göç edilmiş ve 21. yüzyılın başlarına kadar bu göçebelik azalarak da olsa sürdürülmüştür. Anadolu Türkmenleri içinde göçebeliği en son yakın zamanlarda bırakan grup Yörüklerdir. Osmanlı Devleti’nin, özellikle 16. yüzyılın sonlarından itibaren, bozulmaya baslayan askeri, siyasi ve mali sisteminden en çok konar-göçer gruplar etkilenmiş; sistemi düzeltmek isteyen Osmanlılar, Yörük (dikey göç edenler) ve Türkmenleri (yatay göç edenler) toprağa bağlamak, onları kayıt altına alıp vergilendirmek maksadıyla iskan etmeye zorlamıştır. Özellikle yatay göç yapan Türkmen oymakları arasında iskana çok direniş gösterilmesine rağmen sonuçta onlardan büyük bir kısmı yerleşmek zorunda kalmış; direnenler ise Anadolu’yu bir ağ gibi ören uzun göç yolları kesintiye uğradığı için yayla/yaylak (yaz geçirilen, yazlanan/yaylanan) veya kışla/kışlak (kış geçirilen, kışlanan) mahallerine yakın yerlerde göçlerine devam edebilmişlerdir. Yörükler ise, kısa menzilli dağ göçerliğinin getirdiği avantaj ile kısmen de olsa göçerliklerine devam edebilmiş ve bu anlamda Yörük kimliği yaşatılabilmiştir. Çukurova Türkmenleri (ya da Çukurova Yörükleri) konar-göçer yaşama biçiminden toprağa bağlı yerleşik düzene en son geçenlerdir ve bunlar hayvancılığın yanısıra kilimcilik, demircilik, el sanatları ve tarımla uğraşırlar; bir bölümü de hayvancılığa bağlı olarak yazları yaylalara göçerek bu kültürü sürdürüyorlar. 2010'lu yıllarda Türkiye'de konargöçer Yörük kültürünün son temsilcileri Sarıkeçililer adı verilen gruptur. Yörükler gibi açıkça konar-göçer hayatı temsil eden Türkmenler Osmanlı kayıtlarında bazen “Yörük” bazen de “Yörük Türkmenleri” olarak geçmektedir. Bir kavram olarak Yörük kelimesi, Türklerin Anadolu’ya akmaya başlamaları ve aynı zamanda yerleşik hayata hızla yönelmeleri ile ortaya çıkmış; eski geleneksel tarzını devam ettirmek isteyen Türkmen grupları bu adla adlandırılmaya başlanılmıştır. Osmanlı kanunnamelerinde genelde konargöçer olarak nitelendirilseler de bütün Yörük guruplarının konargöçer olmadıkları da görülmekte ve yerleşik (belgelerde: mütemekkin ya da oturak ve sakin) durumda olan Yörükler de bunmaktadır. Yörük ~ Yürük kelimesi yörümek ~ yürümek fiilinden gelir. Müslüman olup hem Sünni hem de Alevilik görülür. *'Anadolu Yörükleri' : İçel Yörükleri, Alaiye Yörükleri, Tekeli Yörükleri, Bursa Yörükleri, Haruniye Yörükleri, Maraş Yörükleri, Ankara Yörükleri, Eğridir Yörükleri, Araç Yörükleri, Taraklı Yörükleri, Murtana Yörükleri, Nacaklı Yörükleri, Nasırlı Yörükleri, Eski Yörük, Toraman Yörükleri, Tacirleri Yörükleri, Tor Yörüğü.), Naldöken Yörükleri, Kocacık Yörükleri (Kızıl Oğuzlar), Ofcabolu Yörükleri, Vize Yörükleri, Yanbolu Yörükleri, Selanik Yörükleri. Rumeli ağızlarındaki ilk hecede o > u ve ö > ü daralmaları tipiktir ve Anadolu'da Yörük olarak geçerken Rumeli'de Yürük biçimi kullanılır. thumb|right|350px|Yörüklerin son kalıntısı Sağda ili üst tarafındaki kırmızı alan 'Honamlı Yörükleri coğrafyasıdır] Ankara Yörükleri' (Yörükan-ı Ankara), 16. yüzyılda Ankara Vilayetinin Ankara Sancağını yurt olarak kullandıkları gibi, Ankara’nın batısında Sivrihisar, Sultanönü (Eskişehir), Kütahya ve Karahisar-ı Sahib (Afyon), Aksaray sancakları ve güneyde Karaman eyaletine tabi topraklara kadar uzanan geniş topraklardaki yerleşim yerlerini (köy, mezraa) yurt olarak kullanmışlardır. Ankara Yörükleri, 1523/30 ve 1571 yılına ait tahrir defterlerine göre, Ulu Yörük, Kasaba Yörükleri, Haymana (Büyük ve Küçük), Karalar, Taceddinlü ve Aydın Beylü taifelerinden oluşmakta idi. 1571 yılına ait tahrir defterinde Ankara Yörüklerinin Kasaba Yörükleri denen bölümüne kaydedilmiş olan Karakeçilü cemaatinin şehirde yerleşik olduğu belirtilmiştir. Konar-göçerlerin şehre yerleşmelerinin olağan bir durum olduğu ve şehir hayatının canlılığının konar-göçer halkı şehre çektiği bilinmektedir. Sancak bölgesinde Yörüklerin davalarına “Yörük kadısı” bakmıştır. 'Makedonya Yörükleri Makedonya'da yaşarlar. ==== Honamlı Yörükleri ==== Honamlı Yörükleri ya da Honamlılar: Önce Batı Toroslar’a (Antalya, Isparta ve Teke Yarımadasına) yerleşen, sonra da Orta Toroslar’a (Aladağlar, Binboğalar ve Adana civarına) yayılmış Yörüklerdir. Toroslara Aydın yöresinden dağılmış olması ile hala Anadolu’nun güneyinde Adana, Mersin, Maraş havalisinde Yörüklere “Aydınlı” olarak hitap ederler. Honamlı Yörükleri tarafından yetiştirilen ve bu yörük aşireti tarafından günümüze kadar korunmuş olan, adını da Yörüklerden alan ve son yıllara kadar genel olarak kıl keçisi tabiri içinde yer alan Honamlı keçisi, ancak son birkaç yıldır kıl keçisinden çok farklı morfolojik ve verim özelliklerinin olduğu farkedilerek, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından yeni bir keçi ırkı olarak tescil edilmiştir. Honamlı keçisinin yayılma alanı Akdeniz Bölgesi Toros Dağları etekleri, Antalya, Konya, Isparta üçgeninde Yörüklerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerdir. Konar-göçerlikten yerleşik hayata geçen Honamlıların köyleri: *Isparta iline bağlı köyler. Akkeçili, Gedikli, Yeşilyurt (Sığırlık) *Konya iline bağlı köyler: Cankurtaran, Çayırbaşı, Değirmenköy, Dudullu, Sarayköy, Örnekköy *Ankara iline bağlı köyler: Yağcıoğlu *Antalya iline bağlı köyler: Bereket, Çakış, Çolaklı, Taşağıl, Karagöz Kemerağzı, Çalkaya (Mandırlar) *Adana iline bağlı köyler: Başdeğirmen ==== Sarıkeçili Yörükleri ==== Sarıkeçililer (Sarıkeçili Yörükleri, Sarıkeçili Türkmenleri, Sarıkeçi, Sarıkeçilü, Sarıkeçilili, Sarıkeçülülü), Mersin ilinin (eski: İçel) Silifke ilçesinde yaşayan Sünni sarışın konar-göçer Türkmenlerdir ve Yörük kültürünün son temsilcisidirler. Oğuz boylarından hangisine mensup olduğu belli değildir. Eskiden İçel, Aydın, Konya, Karahisar-ı Sahib, Akşehir ve Saruhan sancakları, Doğanhisarı Kazası (Konya sancağı), Antalya Kazası (Feke Sancağı), Eğridir, İsparta, Burdur, Dazkırı ve Uluborlu kazaları (Hamid sancağı), Tavşanlı, Honoz Kazası (Kütahya sancağı) (6) onların yaşadığı çevreler idi. Sözü edilen bu yerleşim birimlerindeki Sarıkeçililerin tamamı yerleşmiştir. Sarıkeçililerin dili başlıbaşına incelenecek bir konudur; çok güzel Türkçe konuşurlar. 2010'lu yıllarda Türkiye'de konargöçer Yörük kültürünün son temsilcisidirler. === Çepniler === Çepniler (Çepni Türkmenleri, Çetmiler), Üçoklardan köken olarak Danişmendlilere dayanan Sünni ya da Alevi Türkmenlerdir. Karadeniz Çepnilerinin Önemli bir bölümü Sünnidir. Çepniler Trabzon, Ordu ve Giresun'dan başlayarak bu bölge ve çevresinde yerleşiktirler. Alevi Çepniler ise daha çok Ordu, Giresun, Balıkesir, Manisa, İzmir, Çanakkale, Burdur, Gaziantep gibi illerde yerleşiktirler. Giresun’un doğusu ile Trabzon’a bağlı Şalpazarı ve Beşikdüzü ilçelerinde yaşayanlara hala Çepniler denilmektedir. Özellikle Doğu Karadeniz yöresinde sahilden on kilometre iç kısımların tamamını kontrol eden Sinop’a kadar yayılan çevreye egemen olan Çepni boyunun kültürel yapısı ve birbiri ile bağlantıları sebebiyle onları Doğu Karadeniz Çepnileri (Karadeniz Türkmenleri) olarak değerlendirmek, tanımlamak ve yorumlamak daha doğru bir yaklaşımdır; zira Balıkesir yöresinde bulunan ve kökenleri Musul ve Halep yöresine kadar inen Kantemürlü Çepnileri' ile aralarında kültürel bakımdan bazı tanımlayıcı farklılıklar bulunmaktadır. Alevi Çepnilerin Dilce ya da Çepni dilcesi adı verilen ve kendi aralarında anlaşmak için kullandıkları gizli dilleri vardır. 'Karadeniz Çepnileri: Çepni nüfusun önemli bölümü Karadeniz’de bulunmaktadır. Tarihi bilgiler de Karadeniz’in bir Çepni yurdu olduğunu doğrulamaktadır. Fakat buradaki Çepnilerin Sünni İslamiyeti benimsemiş olmaları kapalı bir toplum olmamalarına ve kimliklerini batıdaki Çepnilere oranla daha az muhafaza etmelerine neden olmuştur. Trabzon Şalpazarı ve Beşikdüzü Çepni kimliğinin en canlı biçimde yaşadığı yerlerdir. Bunun dışında Ordu, Rize ve Giresun’da da azımsanmayacak oranda Çepni nüfus bulunmaktadır. Gaziantep Çepnileri: Anadolu’da Ege Bölgesi ve Karadeniz Bölgesi’nden sonra Çepni nüfus yoğunluğunun en yüksek olduğu yer Gaziantep'tir ve burada altı Çepni köyü bulunmaktadır. Gaziantep Çepnilerinin atası olduğunu düşünülen Çepni topluluğu, Halep Türkmenleri arasında bulunan üç kola ayrılmış bir Çepni oymağıdır. 1596 tarihli kayıtlarda bu üç Çepni oymağının Halep Türkmenleri arasında “Köpeklü Avşarı” taifesi içerisinde yer aldığı bilgisi yer almaktadır. Bunlardan birinci kol Antep’in kuzeydoğusunda yaşıyor ve Korkmazlu, Sarılu, Karalar, Köseler ve Şuayyıblu obalarına ayrılıyordu. Bu oba isimlerinden bazılarının Gaziantep’te bulunan bazı Çepni köyleriyle aynı ismi taşıması dikkat çekicidir. İkinci ve üçüncü kol ise “Başı Kızdılu Çepni” olarak adlandırılmaktaydı. Bu iki grup Batı Anadolu’ya göç etmiş Saru Han (Manisa) ve Aydın’a yerleşmişlerdir. *Balıkesir ilinin merkez ilçesine bağlı köyler: Aliağa (Dübecik), Aynaoğlu, Çukurhüseyin, Deliklitaş, Gökçeören, İnkaya, Kabakdere, Karamanlar, Kavakbaşı, Kuşkaya, Macarlar, Ortamandıra, Yeşilyurt, "Koruköy"; Balya ilçesine bağlı köyler: Değirmendere, Kocabük; Bigadiç ilçesine bağlı köyler: Akyar, Çağış (Çiftlik), Elyapan, Güvemçetmi, Kozpınar, Özgören; İvrindi ilçesine bağlı köyler: Soğanbükü; Kepsut ilçesine bağlı köyler: Armutlu; Manyas ilçesine bağlı köyler: Çal, Hekim, Kalebayırı (Kalebayır), Kapaklı; Sındırgı ilçesine bağlı köyler: Kocasinan, "Malkaya"; Susurluk ilçesine bağlı köyler: Danaveli, "Söğütlü". Yazılı kaynaklarda Tahtacı adına ise ilk olarak 16. yüzyılda Osmanlı vergi nüfusu tahrir defterlerinde “Cemāat-ı Tahtacıyān” şeklinde rastlanmaktadır. Osmanlı Dahiliye Nazırlığı tarafından Niyazi Bey'e hazırlatılan 1918 tarihli “Tahtacı Yörükleri” adlı raporda, kendilerine Kızılbaş diyen Tahtacıların ülke genelinde yoğunlukla Kala-i Sultaniye, Aydın, Isparta, Antalya, İzmir, Narlıdere, Kavacık, Naldöken, Menemen, Bayındır, Tire, Milas, Muğla, Ödemiş, Söke, Biga, Burdur, Alaiye, Adana vilayeti ile Binboğa yaylalarında ve Kazdağı eteklerinde yaşadıkları ifade edilmektedir. Stratejik ve askeri bir bakışla Adana vilayetine bağlı Tahtacı köylerinin coğrafi konumları, enlem ve boylamları, irtifaları, su kaynaklarına uzaklıkları, yaylalarının yerleri ve ormanlık alanları ayrıntılı bir biçimde belirlenmiştir. Karahıdırlı, Sandal, Kuzucubelen, Düğdüören Adana vilayetinin Mersin merkez kazasına bağlı Tahtacı köyleridir. Adana vilayeti Tarsus kazasındaki Tahtacı köyleri ise Dalak Deresi, Belen Keşlik, Kaburgediği’dir. Karaisalu kazasının Kadelli, Çamalan, Hacıkırı, Karaçalı, Pamukalan, Cingöz köyleri ile Ayas’ın Durhasandede köyü ve Islahiye’nin Kabaklar ve İdilli köyleri Tahtacı köyleridir. Ayrıca, Sırkantı/Sırkıntı nahiyesi dahilindeki Tepecikören karyesinde 10 hane; Feke’nin Mansurlu nahiyesinde 15 hanelik Tahtacı topluluğu bulunmaktadır. Balıkesir'in yerli nüfusu Sünni olan Yörük ve Manav ile Alevi olan Türkmen (Balıkesir'de Tahtacılara Türkmen adı verilir ve en yoğun oldukları yer Kaz dağlarıdır) ve Çepni unsurlarından oluşmaktadır ve kültürel hayatlarına bakıldığında Yörükler ile Manavların; Tahtacı Türkmenleriyle de Çepnilerin birbirlerine daha yakın oldukları görülür. === Abdallar === Abdallar (Türkmen Abdalları , Abdal Çingeneleri Adana, Adıyaman, Afyon, Aksaray, Amasya, Ankara, Antalya, Aydın, Bolu, Burdur, Çorum, Denizli, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Isparta, İçel, Karaman, Kayseri, Kırıkkale, Kırşehir, Konya, Malatya, Manisa, Muş, Nevşehir, Sivas, Tokat, Uşak ve Yozgat yörelerinde dağınık konar-göçer olarak yaşayan Abdallar daha çok demirci, semerci, sünnetçi, çalgıcı gibi meslekleri yaparlar. Osmanlı arşivlerinde Abdalların Türkman taifesinden olup, Maraş, Tarsus Sancağı (Adana Eyaleti), Hayrabolu Kazası (Vize Sancağı), İstanbul ve havalisi, Tatar Pazarı kazası (Paşa Sancağı), Rumeli, Kütahya Sancağı, Erzurum Eyaleti, adana, Bozok, Biga, Aydın Sancağı, Çukurova, Zülkadriye Kazası (Maraş Sancağı), Karaman Eyaleti, Sivas Eyaleti, Rakka’da yaşadıkları kayıt altına alınmıştır. Yaşantıları Çingeneleri andırdığından çoğu kez Çingenelerle karıştırılırlar. Yerleşik Kıptılar («Çingeneler») olarak da nitelendirilen Abdallar, Osmanlı hükumet defterlerinde de eskiden Kıbti («Çingene») diye de yazılmışlardır. Keskinli Hacı Taşan ve Kırşehirli «Bozkırın Tezenesi » Neşet Ertaş Abdallardandır. Müze müdürlüğü yapmış olan halk bilimci Ali Rıza Yazgın 1931 ve 1933 yıllarında 3 cilt olarak yayımlanan Cenup’ta Türkmen Oymakları adlı çalışmasında Güney Anadolu'daki Abdal gruplarını şöyle tasnif eder: Fakçılar (av avlıyan Abdallar < faka basmak deyiminde geçen fak < Arapça faḫḫ [1] «tuzak, kapan» sözüne dayanır.), Tencili (cambazlık ve kuyumculuk yapan Abdallar), Beğdili (Türkmenlere yamak ve yarıcı duran Abdallar), Gurbet veya Cesis (sepet, küfe yapan Abdallar; bunlar tam göçebedirler), Karaduman Abdalları (İbrahim Paşa’nın İskan Beyi’ne Mısır’dan gönderdiği kalabalık bir musiki ve raks heyetlerinin bakıyyesi olan Abdallar). İstanbul Kuştepe'deki Teber-Abdalların (Aleviler) çoğu, mahalledeki Roman toplulukla ortak kültürel biçimlenme ve adaptasyona rağmen, "Çingene" olmadıkları konusunda çok nettir. Geygeller (Geygel Abdalları, Geygel Türkmenleri, Geygel Yörükleri, Geygel Çingeneleri), Amasya, Tokat, Sivas, Ardahan, Giresun gibi yörelere dağılmış, demircilikle geçinen içe kapalı, yabancılara karşı 15-20 kelimelik gizli bir dil bilen (Geygelce) Kızılbaş Abdal Türkmenleridir. Köyleri arasında Çerdiğin, Tokat, Ormancık, Niksar, Küçükkızılca, Amasya sayılabilir. Tahtacılar, Denizli ve Salihli‟deki Alcılara; Bala‟daki Sünni Bayatlar da Alevi Bayatlara Gegel derler. Ahmet Caferoğlu Burdur’da Buhurcu olarak tanınan ve o zaman Çivril’e bağlı Yapalı köyünün (Afyon) yukarısında yaşayan Geygel yörüklerinden derleme yapmış ve söz dizimi Türkçe olan bu derlemedeki kelimelerin daha sonra yapılan araştırmayla Çingenece kelimeler olduğu anlaşılmıştır. Geygelliler ve diğer gezgin gruplar, etnografik çalışmalarda “Yörük” olarak tanımlanan esas göçebe Çingene gruplarıdır; çoğu Alevidir ve (İstanbul Kuştepe’deki Aleviler ya da İç Anadolu’daki Geygelli Yörükleri gibi Çingenece kimi kelimeleri kullanarak iletişim kurmalarına rağmen) yerleşik hayata geçenlerden bazıları Alevi kimliğini benimsemiş ve Çingene mirasını reddetmiştir. :Afgan Abdalları === İlbeyliler === İlbeyliler ya da Elbeyliler (İlbeyli Türkmenleri, Elbeyli Türkmenleri, İlbegiler), Alkaevli (Alkarevli, Alkırevli) boyundan Sivas, Kilis, Maraş ve Suriye (Halep) yörelerinde yaşayan yerleşik Türkmenlerdir. Alevi ya da Hanefi Sünnidirler. Sivas İlbeylileri: Günümüzde kendisini İlbeyli (Elbeyli) olarak kabul eden ve ağırlıklı olarak Sivas şehir merkeziyle şehrin güneybatısında 42 köyde yaşayan Türkmenlerdir. Yaklaşık beş asırlık konar göçer hayatından sonra 18. asırda yerleşik düzene geçen İlbeylilerin meskun oldukları bölgede aynı isimle kaza teşkilatı oluşturulmuş; İlbeyli kazası bu statüsünü iki asra yakın korumuştur. Osmanlı'nın son döneminde nahiye haline getirilen İlbeyli, daha sonra bu konumunu da kaybetmiştir. İlbeyli / Elbeyi Yöresi halkın “Üst başı Kavlak, alt başı Yanalak” diyerek sınırını çizdiği ve Sivas’ın güney batısında iskan edilmiş 42 pare köyden oluşur. Bu köyler Şarkışla ve Sivas toprakları arasında yer alır ve halk şairleri ile de öne çıkarlar.) tarafından kurulmuştur. Türkiye dışında İran ve Afganistan'da da yaşarlar. İran'da Afşarca denen dilleri Güney Azericesi içinde (Linguist List: azb-afs) sınıflandırılırken, Türkiye'deki Avşarların dilleri Anadolu ağızları içinde ele alınır. Faruk Sümer Avşarları “11. yüzyıldan itibaren önemli roller oynamış ve adlarını zamanımıza kadar yaşatmış biricik Oğuz boyudur. Gerek sayıca gerekse oynadığı tarihi rol bakımından en önemli boyun adıdır” biçiminde tanımlar. Adana, Kahramanmaraş, Karaman, Yozgat, Gaziantep, Sivas, Ankara, Amasya, Çankırı, Tokat, Kırşehir, Niğde, Konya, Kütahya, Burdur, Isparta, Denizli, Muğla, Manisa, Aydın, Balıkesir, Uşak, Afyon, Bolu, Bursa, Antalya, Mersin, Kars, Kastamonu... gibi şehirlerde de Avşarları bulmak mümkünse de, en yoğun olarak yaşadıkları yerler daha ziyade Kayseri’nin Pınarbaşı, Kayseri, Sarız ve Tomarza ilçeleridir. Kayseri ve yöresinde yaşayan Avşarlar yerleşik hayata bir asırdan daha önce geçmiş olmalarına rağmen oba teşkilatını unutmamışlar, kendi kültürlerini günümüze kadar taşıyabilmişlerdir. Günümüzde ise Kocahallı, Haliloğlu (Halloğlu), Kara Recep, Cingözoğlu, Halil Paşaoğlu, Torun, Deler (Deliler) ve Türkmen Aliler (Türkmenliler) olarak 9 ayrı boya ayrılmışlardır. Ayrıca Tufanbeyli (Adana) ilçesine bağlı üç köyde de yaşamaktadırlar. Avşar obaları: Afşar Karamanlı, Afşarlı /Avşarlı Türkmen), Ağanlı, Akçaali, Akdamlı, Alabaş, Alembeyli, Alp-Ağıl Oğlu, Alplı, Arap Hasanlı, Araşlı, Avşar Delek, Avşarcık, Aydoğmuşlu Beyli, Bab-ı Altun, Bahrili, Bahşayışlı, Balabanlı, Bay (Baş), Bay Temürlü (Hacılı), Bederli, Bedil (Bedin), Begeşli, Beğdenizli, Beylikli, Bostancılıyan, Boynu Kısalı, Bozkoyunlu, Bucak, Burhanlı, Burkalemli, Büyük ve Küçük Avşar, Canbaz, Candık, Ceceli (Çeçeli), Celayirli, Cihanşahlı, Cingöz, Civanşir, Çiğdemli, , Çoban Beğli, Çobanoğlu, Çöplü, Çorapoğlu, Cunkerli, Çuylu, Dadalı (Tatalı), Deliler, Dodurlu (Doduryan), Döneklili, Doymuş Oğlu, Doyranlı (Toyranlı), Durali Hacılı, Eberlü, Ekber, Elsüz Oğlanları (Elsüzler), Faydalı, Garibşah, Genceli, Germiyanlı, Gökçeli (Gökçe Oba), Gölegir, Gündüzlü, Habilli, Hacı, Hacı İvazlı, Hacı Mustafalı, Halil Paşalı (Oğlu), Haliloğlu (Halloğlu), Haraçlı, Harikli, Harzem (Horzum), Hedilli, Hemenli, Hobalı (Hoballı, Obalı), Hoca Fakihli, Hovadlı, Hüseyin Hacılı, Hüveydi Aşireti, İbrahim Beyli, İmam Kulu, İmanca, İmanlı, Isalu, İslamlı, Kara Afşar, Kara Budaklı, Kara Gündüzlü, Kara Şeyhli, Karabaş Kethüda, Karamanlılar, Kasımlılar, Kazıklı, Keçilü, Kemallı (Kelelili), Kıralı (Karalı), Koca Nallı, Köçekli (Küçüklü), Koçgiri aşireti, Köpekli, Köroğlu, Köse Ahmetli, Köse Davut, Köseli, Kozanlı, Kucur (Koçur), Kürt İsmail, Kürtül (Körtül), Kutbeyli, Kütüklü (Kütünlü), Kuyumculu, Mahmudoğlu (Sofular), Maksut Kethüda, Mihmadlu, Musacalı, Musacalı (Muscalı), Mutuklu, Nacak, Nadirli, Nazar Kethüda, Oğuzhanlı, Öksüz(lü)ler, Oruçlu, Papucu Yeni Yer, Paşaoğlu (Paşalı), Pekmezli, Perakende-i Maraş, Puhurcu, Pusucalı, Recep Safi Uşakları, Recepli, Şahsevenler, Sait, Salmanlı, Şamlı, Sancak, Sarı Fakihli, Sarı Hacılı, Sarıveli, Sekiz, Senir, Şerefli, Silsüpür, Sindel, Sindili (Sendil), Sırkıntılı, Sis Afşarları, Sübhan, Süleyman Kethüda, Süleymanlı, Sülü (Sulu) Beğli, Taif, Tapkı (Taygı), Taşoğlu, Tecirli, Terkeşlioğlu, Tohtemür, Topracılı, Torun, Toyurca, Türkmenliler, Uçlu, Ulamışlı, Usalı, Uzun İsaoğlu, Vezirli, Yahşihanlu, Yaka, Yamanlı, Yemliha(n)lu, Yeni Tekeli, Yıvacıklar, Zekeriyyalı. === Varsaklar === Varsaklar (Farsaklar, Varsak Türkmenleri, Varsak Yörükleri, Varsaklılar, Tarsus Türkmenleri), adını Varsak adlı bir Türkmen beyinden alan, geçmişte Tarsus Sancağı'nde, güney Anadolu'da Mersin iline (eskiden: İçel iline) bağlı Tarsus ilçesinde ve Adana (Feke, Kozan, Saimbeyli) ile Osmaniye (Düziçi, Osmaniye Merkez) illerinde, Aydın ve Kayseri'de yaşayan Türkmenlerdir. 14. yüzyıla ait bir Memluk (Devletü't-Turkiyye) kaynağında Tarsus Türkmenleri (el-Varsak; Türkman-ı Tarsus Türk halk edebiyatı ve müziği içinde varsağı denen ve özel bir ezgiyle söylenen koşmanın en güzel örnekleri Varsak Türkmen şairi Karacaoğlan'ın dizelerinde can bulmuştur. Etimoloji konusunda uzman olan Türkolog Hasan Eren'e göre varsağı kelimesi Varsakların adına -i nispet eki getirilerek oluşturulmuştur ve yapı olarak türkü (< Türk + -i ) kelimesinin etimolojisine benzer. Aydın Varsakları Çukurova Varsakları: Varsaklar, Osmanlı-Memlük ve Osmanlı-Karamanoğulları ilişkilerinde önemli roller üstlenmişlerdir. 1250'lerde Ramazanoğulları Beyliği'ni oluşturan 7 Türkmen boyundan biri olan Varsaklar, 1517 yılında Ramazanoğulları ile birlikte Osmanlı himayesine girmişlerdir. Kuzey Çukurova'ya doğru göç eden Varsaklar, 17. yüzyılın sonlarından (1690) itibaren Kozanoğulları'nın piyade askerleri olmuşlardır. Çukurova bölgesinde kalıp, Kozanoğulları içerisinde bulunan Varsaklar, Kozan'ın dağlık bölgeleri ile Feke ve bugünkü Saimbeyli toprakları üzerinde yoğunluk kazanmışlardır. Saimbeyli ve Feke arazileri Kozanoğulları'na mensup ağaların yaylak yerleri olmuştur. Günümüzde de Feke nüfusunun tamamı, Saimbeyli'nin tamamına yakını ve Kozan'ın ise aşağı yukarı yarıya yakını bu aşirete mensup insanlar tarafından yurt tutulmuştur. Ayrıca halk arasında Gavur Dağları denen Nur Dağları bölgesine yerleşen Varsakların çoğunluğu bu dağlardan inerek bir kısmı Düziçi ovasına, bir kısmı da (Ulaşlılar) Osmaniye'ye yerleşmişlerdir. === Baraklar === Baraklar (Barak Türkmenleri), Bayat boyunun Dulkadirli koluna bağlı bir Cerid Obası olan ve günümüzde güneydoğu Anadolu'da Gaziantep ilinin güneydoğusunda Nizip, Oğuzeli ve Karkamış ilçe sınırları içerisinde geniş bölgeyi kapsayan Barak Ovası denen yörede yaşayan Sünni Türkmenlerdir. Barak Ovası dışında ayrıca, Kilis ve Kuzey Suriye toprakları ile Reyhanlı ve Amik ovalarında da az sayıda Barak Türkmeni bulunmaktadır. Ali Rıza Yazgın (Yalman) 1931 ve 1933 yıllarında 3 cilt olarak yayımlanan Cenup’ta Türkmen Oymakları adlı çalışmasında Barak Türkmenlerinin on iki obadan meydana geldiğini belirtir: Torunlu, Kürdülü, Eseli, Tiryakili, Göğebakan, Ali İdrisli, Hacı Kasımlı, Mercanlı, Çoksuruklu, Marzıbalı, Çayrazlı, Karakozaklı. *Oğuzeli ilçesindeki köyler: Akçamezra, Aşağıgüneyse, Çavuşbaşı, Çatalçam, Çaybeyi, Dikmetaş, Dokuzyol (Uruş), İnkılap, Kabacaağaç, Kersentaş, Kovanlı, Tüzel, Uğurova, Yakacık, Yeşiltepe, Yukarıgüneyse ... *Nizip ilçesindeki köyler: Adaklı, Akkuyu, Aşağıbayındır, Bağlıca (Kubbün, Kubin), Belkıs (Belkız, Kavunlu), Bozalioğlu, Çakmaktepe (Hüseyinefendi, Hösünefendi), Çanakçı, Çatalca, Dazhüyük (Hilfan, Hılfan), Düzbayır (İzan), Ekinci (Hasaniz), Eskikonak (Diveyli), Gevence, Gökçeli (Kürep), Günaltı (Tilmiyen), İkizce, Kayalar (Müskürük), Kesiktaş (Kürdülü Kersentaş), Kıraçgülü (Şıngak, Şinşak), Kıratlı, Kızılcakent (Kınçakent), Kurucahüyük, Nahırtepe (Kerzin), Söğütlü, Yağmuralan (Mizirin), Yarımtepe, Yeniyapan, Yeniyazı (Cidet), Yukarıbayındır. *Karkamış ilçesindeki köyler: Akçaköy, Alaçalı, Alagöz, Arıkdere (Germiş), Ayyıldız, Çiftlik, Eceler (Melike), Elifoğlu, Erenyolu (Tilhabeş), Karacurun, Karanfil (Çakıroğlu), Kelekli (Şara), Kıvırcık, Öncüler (Hülmen), Soylu (Sinsile, Silsile), Subağı (Tüsülmen), Teketaşı (Ticar), Türkyurdu, Yarımca, Yaşar, Yazır, Yeşerti (Kefrik), Yolağzı (Çokşuruk), Zührecik (Zöhrecik, Zörecik). Suriye Barakları, Tabur, Kasımlı, Torun, İsallı, Tiryaki, Gökbakan, Mahmutlu oymaklarından oluşur. Halep ilinin Azaz (A'zaz) ilçesine bağlı Barak Atlı (Arapça: Baragite) yerleşimi bunların adını taşır. yörede: kendilerince Türkmenler , yerlilerce Türkmanlar), kuzeydoğu Anadolu'da Kars - Ardahan illerinde yaşayan Alevi-Bektaşi Türkmenlerdir. Kars yöresinde 28, Ardahan yöresinde 21 pare köy halkı Türkmen adı ile anılırlar. Yörede Türkmen denilince akla Alevi gelir. Bu yöre Alevileri, Türkçeden başka dil kullanmadıkları gibi büyük çoğunluğu Garip Musa Ocağı’nın talibidirler. Etimolojik açıdan Dadali ile Dadalı eş anlamlı olup, «dedesi olan, dedesi bulunan, bir dede’ye bağlı olan» anlamındaki Dedeli kelimesinden gelir ve Dadaliler aralarında hitap şekli olarak «kardeşim, canım» anlamında dadam ifadesini kullanırlar. Meşe-Ardahan Türkmenleri atalarının “Maraş-altından’’ buralara Akkoyunlu hükumdarı Uzun Hasan zamanında kendilerinin “Gurculuk” «Gürcülük» dediği (Kıpçak Atabekleri Hükumeti çağı yani Atabek Yurdu Gürcüce Sa-Atabago denen bölgedeki Çaldır/Çıldır Atabekleri ya da Hıristiyan Atabekler Hükümeti-I (1268-1578)) zamanında geldiklerini söylerler. Gerçekten de bunlar, Akkoyunluların güç kaynağı “Boz-Ulus” adlı ulu Türkmen uruğunun “Maraş-Türkmanı” da denilen “Dulkadırlı” boyundan gelmedirler. === Karakeçililer === === Manavlar === Manavlar (Manav Türkmenleri), kuzeybatı Anadolu'da yaşayan göçebeliği asırlar önce bırakmış Hanefi Sünni yerleşik Türkmenlerdir. Osmanlı kaynaklarında Manavlar, Manavlı (Manavlu), Manavlar Parakendesi biçiminde Yörükan Taifesi’ne bağlı bir topluluk olarak gösterilmektedir. Manavlar için yöredeki Yörükler yórúğúŋ yörümeẽnǐne manav deriS («Yörüğün yürümeyenine Manav deriz») demektedir. Adapazarı, Bilecik, Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Kastamonu, Kocaeli, Eskişehir, Afyon ve Zonguldak'ta yoğun olarak yaşayan Türkmenlere Yerli veya Manav denilmektedir. Yerleşik Türkmenler (Manavlar), Sakarya ve İzmit illerindeki nüfusun % 60’ını, Balkan-Rumeli bölgelerinden ve Kafkaslar'dan göç eden Türkler, nüfusun %2 0’sini, iç göçle başka kentlerden bölgeye gelenler ise nüfusun % 20’sini oluşturmaktadır. == Türkiye dışı Anadolu Türkmenleri == === Rumeli Türkmenleri === ==== Rumeli'nin Türkmenleştirilmesi ==== Selçuklu dönemi (Dobruca Türkmenleri): Anadolu Türkmenlerinin Balkanlar'daki ilk iskanı Selçuklu döneminde Dobruca'ya yapılmıştır. 1243 yılında yapılan Kösedağ Muharebesi'nde Moğol komutanı Baycu Noyan'a yenilerek Antalya'ya kaçan ve 1246 yılında orada ölen Selçuklu sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in büyük oğlu olan ve Anadolu'nun Kızılırmak nehrinin batısında kalan Selçuklu topraklarını yöneten II. İzzeddin Keykavus ailesi ile birlikte 1261'de Bizans imparatoru VIII. Mihail Paleologos'a sığınmış ve ardından imparatordan Türkmenlerin yaşam tarzına uygun biçimde yaşayacakları bir yerin kendilerine tahsis edilmesini istemiş ve bunun üzerine de Dobruca gösterilerek yerleşilmiştir. 10-12 bin kişilik bir Çepni grubu tarafından yapılmıştır. Nogay 1300 yılında ölünce yerine geçen putperest Moğol hanları zamanında Türkmenlerden bir bölüğü 1301 yılında Anadolu'ya geri dönmek için göç etmiş; kalanlar ise yerli Kumanlar arasında Hristiyarılığı kabul etmişler ve tarihçi Halil İnalcık'a (ve Paul Wittek'e) göre Keykavus'un (كيكاوس Keykaus) halkı anlamına Gagavuz (Gagauz) adıyla günümüze kadar gelmişlerdir. Gagavuzların kökenlerinden birinin de bu Türkmenler olabileceği varsayılmaktadır. Türkiye'de ilk olarak İstoyan Cansızov'un "Balkan Şib-i Ceziresinde Türkler" (Tarih-i Osmani Encümeni Mecmuası, c.17, İstanbul 1328) adlı makalesinde Gagavuzlardan bahsedilmiştir. Gagavuzların Hıristiyanlığı diğer Hıristiyanlara göre oldukça farklı özelliklere sahiptir ve Hıristiyanlık ve İslamlık inancı pek çok bakımdan iç içe girmiş durumdadır; zira, Hıristiyanlıkta olmadığı halde kurban kesilmesi, fakirlere yardım edilmesi, hayır için yol, köprü, çeşme yaptırılması, ölülerin yıkanması, domuzun pis kabul edilmesi gibi hususlar, Gagavuzların dini gelenekleri arasında yer alan İslami unsurlardır. Osmanlılar dönemi: Rumeli’nin kalıcı olarak İslam dünyasına kazandırılması Osmanlılar döneminde Gazi Süleyman Paşa’nın gayretleriyle gerçekleştirilmiştir. Yeni fethedilen Rumeli topraklarını Türkleştirmek için Anadolu'dan getirilen Türk nüfusu arasında Karasi ilinden gelenler, Gelibolu yarımadasına yerleştirildiler. Rumeli’deki yerleşme Anadolu’dakinden farklı olup, Osmanlı Devleti’nin iskan politikasına uygun olarak gelişmiştir. === Kıbrıs Türkmenleri === Kıbrıs Türkmenleri: Kıbrıs adasında yaşayan Türklerden, Osmanlı İmparatorluğu'nun 1571 yılındaki Kıbrıs adasını ele geçirmesinden sonra Anadolu'dan Kıbrıs adasına göç etmiş ve 1974 yılından sonra da çoğunluğu KKTC'de yaşamını sürdüren Türkmenlerdir. Kıbrıs’ın fethi üzerine buraya İçel Türkmenleri ile Karamanlılar (Rauf Denktaş, Karamanlı soyundandır) iskan edilmiştir. 18. yüzyılda Osmanlı Devleti tarafından aşiretlerin sürgün metodu ile iskan edilmeye çalışıldıkları yerlerden birisi de Kıbrıs’tır ve adaya 1706, 1713 ve 1732 yıllarında olmak üzere toplam üç sürgün teşebbüsü vardır. Bunlara ilaveten, 1703 yılında İçil, Alaiye ve Teke sancaklarından bir kısım Türkmen asiretleri “nakl ü irsal” edilmiştir.: Türkçenin Anadolu ağızlarından köken alan ve onlardan farklı gelişen ağızlarıdır. Kıbrıs ağızlarıyla ilgili ilk bilimsel çalışma Hasan Eren’in 1963 yılındaki bildirisidir. Eren 1959 yılında adada yapmış olduğu üç aylık bir araştırma gezisi sırasında bazı köylerden derlediği malzeme yardımıyla Kıbrıs ağzının kökeni meselesini ele almıştır. Eren’in görüşüne göre Kıbrıs ağzının oluşumunda önce Konya ve yöresi, sonra da Antalya, İçel, Alanya gibi yerlerden yapılan göçler rol oynamıştır. Bu durum, adanın fethinden sonra Kıbrıs’a gönderilen Türk nüfus hakkındaki tarihi belgelerle de örtüşür. ==== Kıbrıs Avşarları==== Kıbrıs Avşarları, adanın 1571 yılında fethiyle buraya yerleştirilen obalar ile 18. yüzyıldan sonra Osmanlıların sürgün ettiği obalardan oluşmaktadır. Kıbrıs’ın fethi üzerine buraya İçel Türkmenlerinin önemli bir kısmı iskan edilmiştir. Daha sonra sürgün vasıtasıyla birçok Türkmen toplulukları adaya gönderilmiştir ki bunlar genelde İçel Yörükleri idi. Bu Yörükler arasında Avşarlar önemli bir nüfusa sahipti. Avşar obaları arasında ise Zekeriyalıların önemli bir kolu olan Kara Hacılılar, Şamlı, Sindel, Horzum, Deliler, Köseli ve Sülü Beğli sayılabilir. 17. yüzyıl sonlarından itibaren girişilen sürgünümsü iskanlarda soyu Kayseri'den getirilen Avşarlara dayanan Alparslan Türkeş, Fazıl Küçük, Osman Örek ve Derviş Eroğlu sayılabilir. 1906’da yayınlanan Halep Vilayeti Salnamesinde, Halep’te yer alan Türk mahallelerinin adları sayılmakta ve Halep dışında 350 Türk köyünün varlığı yer almaktadır. Salnamede Halep şehri ve çevresinde 200 bin, Lazkiye bölgesinde 150 bin, Telkere civarında 50 bin, Kuneytra (Golan) bölgesinde 100 bin ve diğer bölgelerde 300 bine yakın, toplamda 20. yüzyılın başlarında Suriye’de 1 milyona yakın Türk’ün yaşadığı anlaşılmaktadır. Günümüzde Suriye Türkmenlerinin nüfusuna ilişkin resmi veya bilimsel araştırmalara dayalı rakamlar bulunmamaktadır. Son resmi sayıma göre Suriye’nin nüfusu yaklaşık 23 milyondur. Bu nüfus içinde Türkmen nüfusuna ilişkin farklı rakamlar verilmektedir. Suriye Türkmenlerinin ifadelerine göre Türkçe konuşan Türkmen sayısının yaklaşık bir buçuk milyon, Türkçeyi unutmuş Türkmenlerle beraber sayının 3,5 milyon civarında olduğu belirtilmektedir. Suriye’de büyük gruplar halinde yaşayan Türkmenler, milli benliklerini koruyabildikleri halde küçük gruplar halinde yaşayanlar önemli ölçüde Araplaşmıştır. Suriye Arap Cumhuriyeti’nde azınlık olarak sadece Ermeniler kabul edilmekte, diğer topluluklar Suriye Arap vatandaşı olarak görüldüğü için, yönetim Türkmen ya da diğer toplumlara örgütlenme izni vermemiştir. Suriye’de Beydilli (Kadirli, Arapli, Begmişli, Ulaşlı, Karaşıhlı, Güneçbayraktar, Gazlı), Elbeyli (Gavurılli, Şahveli, Tırıklı, Tavli, Ferizli, Kara Taşlı, Doğanlı), Barak (Tabur, Kasımlı, Torun, İsallı, Tiryaki, Gökbakan, Mahmutlu), Bayat, Bayındırlı, Budak, Karkin, Karamanlı, Sallur, İsabeğli, Karakeçili, Musabeğli, Avşar, Bayındır, Berilli, Torun, Yörük, İse Beyli, Karamanlı, Şark Evli, Gızıklı, Bozgeyikli Dede, Karakoyunlu, Sincar gibi Türkmen boyları yaşamaktadır.): Suriye'nin güneybatı, İsrail'in kuzeydoğu ucundaki tepelik bölge olan Kuneytire ilindeki Golan Tepeleri (Culan Tepeleri) İsrail işgali altındadır. Türkmenlerin yanı sıra Arap ve Çerkezlerin oluşturduğu Golan'da Türkmenlerin sayısı 100 bin civarındaydı ve Golan nüfusunun %25’ini oluşturmaktaydı. Golan’da toplam 20 Türkmen köyü bulunmaktaydı. 1967 Altı Gün Savaşı sonrasında İsrail işgaline giren bölgedeki tüm topluluklar göçe zorlanmıştır. Halen Suriye’de Golan’dan çıkarılmış 40 bin civarında Türkmen yaşamaktadır. Bu topluluğun bir kısmı Şam merkez geri kalan kısmı da Şam vilayetinin kırsal bölgelerine ve bir kısmı da Humus, Halep illerine yerleşmiştir. 1069-1070 yıllarında ise Kurlu ve Atsız Beyler, Güney Suriye’yi tamamen ele geçirmiştir. Selçuklu zamanında Alp Arslan Halep şehrini Türkmen komutanlardan Ok Oğlu Atsız’a bırakmıştır. Ok Oğlu Atsız Halep şehrini teslim alır almaz Suriye, Lübnan ve Filistin’i Fatımi hakimiyetinden almaya çalışmıştır. Şam’ı kuşatıp fethedemeyince Golan bölgesinde Türkmen boylarını toparlayarak Filistin’e doğru yürümüştür. Filistin’deki Fatımileri bozguna uğratarak Ramle, Tabariye ve Kudüs’ü ele geçirmiştir. Ok Oğlu Atsız idare ettiği Türkmen beyliğinin merkezini Kudüs şehri ilan ederek sonrasında Şam’ı kuşatmıştır. Günümüz Lübnan’ındaki Türkmenlerin varlığının, iddia edildiği gibi Yavuz Sultan Selim tarafından 1516 yılında Mısır Seferi sırasında şu anda bulundukları bölgelere yerleştirilmesi olasılığı düşüktür. Osmanlı bölgeyi ele geçirmeden çok önce bölgede zaten Türkmen boylarının olduğu ve bunların Memluk Sultanlığı tarafından yerleştirildiği tarih kitaplarında açık şekilde yer almaktadır. Lübnan Türkmenlerinin 12. yüzyılda bölgeye yerleşen Türkmen boylarının devamı olmaları olasılığı daha güçlü gözükmektedir.: Girit Adası’nın Osmanlı’dan Yunan hakimiyetine geçmesi ve Giritli Türklere yönelik saldırıların artması ile adadaki Türklerin o dönemde Osmanlı hakimiyetindeki bölgelere yerleştirilmesi çerçevesinde Suriye ve Lübnan’a getirilen ve Trablus’ta yaşayan Türklerdir. İlk nesil Rumca ve Türkçe bilmekle beraber yeni nesiller her iki dili de unutmuştur. Aradan geçen 110 yıllık sürede büyük oranda asimile olmuşlardır. Sadece adetler ve bazı gelenekler açısından Türk kültürünün izleri devam etmektedir. Trablusluların bir kısmı kendini Giritli Türk olarak adlandırırken, Hamidiye’dekiler kendini Giritli Türk olarak değil Giritli Müslüman veya Osmanlı olarak tanımlamaktadır. On bin civarında Giritli Türkün Lübnan’da yaşadığı tahmin edilmektedir. Fakat, Aleviler hem Sünnilik içinde değerlendirildiği hem de Zazalar ve Kürtler gibi Türkmen dışı Aleviler de bulunduğu için bu tabirin kullanılmasına karşı çıkarlar. Kızılbaşlık, Türk tarihinin en önemli göç dalgalarından birisinin sonucu olarak ortaya çıkmış olan, temelinde Türk kültürü, vahdet-i vücud görüşünü benimseyen, fazla mezhep kaygısı taşımayan sufilikle yoğrulmuş yüzeysel bir Müslümanlık ve yoğun Ehl-i Beyt sevgisi olan, sosyo politik bir farklılaşma hareketidir. Bir zümreyi ifade için ilk defa Safevi Devletinin kuruluşuna giden süreçte, Şah İsmail’in babası olan Şeyh Haydar (1488) zamanında kullanılmaya başlanmıştır. Safevi Devleti'nin kuruluşunda önemli rol oynayan ve Anadolu’dan gelen Alevi-Kızılbaş Türkmen oymakları arasında Rumlu (Sivas-Tokat-Amasya), Ustaclu (Sivas-Tokat-Amasya bölgesinde yaşayan Uluyörük topluluğu), Tekelü (Antalya-İsparta-Burdur), Şamlu (Halep Türkmenlerinden), Dulkadirli (Maraş-Yozgat), Varsak (Tarsus), Çepni, Arapgirlü (Malatya-Arapgir), Turgudlu (Karaman), Bozcalu (Halep Türkmenlerinden), Acirlü (Halep Türkmenlerinden), Hınıslu (Erzurum-Hınıs) ve Çemişezeklü (Tunceli-Çemişkezek) oymakları sayılır ve bu oymaklar arasında en kalabalık olanları Şamlu ve Ustaclulardır. Kızılbaşlığı kabul etmelerine rağmen ilk dönemlerde önemli mevkiiler elde edemeyen ve Anadolu kökenli olmayan oymaklar arasında ise Karakoyunlu ve Akkoyunlu mensubu olan Kaçar, Karamanlu, Türkmen ve Afşar oymakları sayılır. Safevi Devletinde hanedan, komutanlar ve vezirler ağırlıklı olarak Türkmen kökenli olsa da, yaklaşık iki asırlık yönetim sürecinin son yıllarında bürokratikleşme hareketi ve başkentin Tebriz’den Isfahan’a taşınması sebebiyle hakim Türkmen özellikleri yerini Farslaşmaya bırakmıştır. 19. asrın sonlarından itibaren Kızılbaş adı yerini, “Alevi” adına bırakmıştır. Safevi Devleti’ni kuran ve Şia’yı resmi mezhep olarak kabul eden Sah İsmail’in inandığı Şiilik ile, bugün İran’da resmi mezhep konumunda olan İmamiye Şiası arasında bir fark olmamakla birlikte, onu iktidara tasıyan Anadolu Türkmenleri’nin inançları arasında ayrılık bulunmaktadır. == Dil ve edebiyat == Oğuz dilleri (ya da Oğuzca) tarihi evrelerine göre şöyle sıralanır: :Eski Oğuzca: Eski Çağ'da Eski Türkçe dönemi Oğuzların dilini kapsar :Orta Oğuzca: Orta Çağ'da Orta Türkçe dönemi Oğuzların dilini kapsar. Büyük Selçuklu Devleti zamanına denk gelen Orta Türkçe dönemindeki Türk lehçelerinin toplama sözlüğü olan Divanu Lügati't-Türk'te Kaşgarlı Mahmut tarafından Oğuz ya da Türkmen olarak belirtilenlerdir. Kaşgarlı‟nın XI. yüzyılın 2. yarısında Oğuzca için verdiği bilgiler, o dönemde Karahanlıların batı kesimini oluşturan Oğuzların Seyhun bölgesinde kurdukları izolasyona uğramış Yabgu Devleti ile o bölgedeki göçebe Oğuzların dili olmalıdır., Arapça din ve bilim dili olarak, Oğuzca ise halkın dilidir. Ethnologue'da İran'da [2] koduyla yer alan Salchuq dilinin tükendiği ve muhtemelen Güney Azericesinin [3] diyalekti olduğu yazılıdır. Anadolu versiyonu Eski Anadolu Türkçesi içinde ele alınır. ::Eski Anadolu Türkçesi, Eski Anadolu Oğuzcası: Kimileri Eski Anadolu Oğuzcası, Eski Türkiye Türkçesi, Eski Oğuzca, Eski Oğuz Türkçesi olarak da adlandırır. iken, ahalinin kullanım dili Türkçedir. :::Beylikler dönemi Türkçesi, Beylik Türkçesi: Anadolu'da eski Doğu Türkçesinin kalıntılarından da ayıklanmış Oğuzcaya dayalı yepyeni bir yazı dilinin kuruluş dönemidir. Anadolu Selçuklu Devletinin parçalanmasıyla (1307) oluşan Anadolu Beylikleri dönemini temsil eder. Zaman bakımından XIII. yüzyıl sonlarından XV. yüzyıl başlarına, yani Osmanlı Beyliği'nin öteki Beyliklerin varlığına son veren güçlü bir devlet durumuna geçişine kadar uzanır. Ancak, Selçuklu Türkçesinin bitişi ile Beylikler dönemi Türkçesinin başlangıcını birbirinden kesin sınırlarla ayırmak mümkün değildir; XIII. yüzyıl sonu, bu iki dönemi birbirine kaynaştıran bir halka durumunundadır. bulunsa da en geniş sınıflandırmayı yapan Gerhard Doerfer, dilbilimsel anlamda bugün sekiz Türk “dilini” (Oğuzca, Kıpçakça, Uygurca, Güney Sibiryaca, Yakutça, Halaçça ve Bolgarca) ayırt etmekte ve bunlardan biri olan Oğuzca'yı 5 (daha önce 3: Batı, Orta, Kuzey) lehçeye ayırmaktadır: ::Batı Oğuzca = Türkiye Türkçesi ::Orta Oğuzca = Azerbaycan Türkçesi ve Doğu Anadolu Türkçesi ::Güney Oğuzca = Kaşkayca ve akraba ağızlar (İran) ::Kuzey Oğuzca, Kuzeybatı Oğuzca = Türkmence (Türkmenistan) ::Doğu Oğuzca, Kuzeydoğu Oğuzca = Horasan Türkçesi (İran; ve Özbekistan'daki Özbek Oğuzcası dahil) Faruk Kadri Timurtaş'a göre günümüzde Yeni Oğuzcanın Doğu kolunu Türkmenistan Türkmencesi, Batı kolunu Azerice ve Türkiye Türkçesi teşkil etmektedir ve Türkiye Türkçesinin tarihi dönemleri ve o dönemlerin temsilcileri şöyle sınıflandırılır: :I. Tarihi Türkiye Türkçesi (XIII.-XX yy.) ::1. Eski Anadolu Türkçesi (XIII.-XV. yy.) :::a. Selçuklu TürkçesiSultan Veled, Ahmet Fakih (Çarhname, Kitabu Evsafı Mesacidi'ş-Şerife), Şeyyad Hamza (Yusuf ve Züleyha, Dastan-ı Sultan Mahmud) ve Dehhani ile Yunus Emre'nin Selçuklu zamanı Türkçesinin hususiyetlerini de gösteren manzumeleri :::b. Eski Osmanlıca → XIV. yüzyılda yetişen Âşık Paşa (Garibname), Kadı Burhaneddin (Divan), Mesud bin Ahmed (Süheyl ü Nevbahar, Ferhengname-i Sadi Tercümesi, Cemşid ü Hurşid) ve XV. yüzyılda yaşayan Süleyman Çelebi (Mevlid), Ahmed-i Da'i (Divan, Çengname), Yazıcızade Mehmed (Muhammediyye), Mercimek Ahmed (Kabusname), Şeyhi (Divan, Harname, Hüsrev ü Şirin), Âşıkpaşazade (Tevarih-i Âl-i Osman), Ahmed Paşa (Divan), Sinan Paşa (Tazarruname, Maarifname, Tezkiretül-Evliya), Hamdullah Hamdi (Yusuf u Züleyha), Necati (Divan) gibi edebiyatçılar ::2. Osmanlı Türkçesi (XVI.-XX yy.) :::a. Klasik (Orta) Osmanlıca (XVI.-XIX yy. ortası) → XVI yüzyılda Divan edebiyatının dilidir. Baki, Fuzuli, Hayali, Taşlıcalı Yahya, Nef'i, Şeyhülislam Yahya, Na'ili, Nabi, Nedim, Şeyh Galib, Evliya Çelebi, Naima :::b. Yeni Osmanlıca (XIX. yüz yıl ortası - XX. yy. başı) → 1839 Tanzimat hareketinden sonra : Şinasi, Ziya Paşa ve Namık Kemal ile başlar XIX yy sonundaki Servet-i Fünun ile devam eder: Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Halid Ziya :II. Modern (Yeni) Türkiye Türkçesi (XX. yy.) :::a. Yazı dili → günümüz Türkiyesi yazı dili :::b. Anadolu halk ağızları → günümüz Türkiyesi halk dili Anadolu (Türkiye) Türkmenlerinin diline ait veriler esas olarak üç dönemde yapılan derleme seferberliğiyle ortaya konmuştur: Birinci dönem, Kurtuluş Savaşı yıllarında Rıza Nur’un Maarif Vekilliği döneminde, Besim Atalay gözetiminde Ahmet Saffet, Veled Çelebi ve Hasan Fehmi beylerin çalışmalarıyla yapılmış; 1929-30 yıllarında Ragıp Hulusi tarafından devam ettirilmiş ve malzemeler Hamit Zübeyr (Koşay) ile İshak Refet tarafından değerlendirilerek 1932 yılında Anadilden Derlemeler adıyla bir sözlük olarak yayımlanmıştır ve bu sözlüğün ikinci bölümü Anadilden Derlemeler II (Ankara 1952) adıyla Hamit Zübeyr Koşay ve Orhan Acıpayamlı tarafından hazırlanmıştır; İkinci dönem, Yine köy köy gezilerek hazırlanan ve 1939 - 1957 yılları arasında Türk Dil Kurumu tarafından yayımlanan 7 ciltlik Söz Derleme Dergisi'dir; Üçüncü dönem, 1960'lı yıllarda köy köy gezilerek yapılan ikinci derleme ile Söz Derleme Dergisi verileri birleştirilerek oluşturulan ve 1963-1982 yılları arasında Türk Dil Kurumu tarafından yayımlanan 12 ciltlik Derleme Sözlüğü'dür. Bu üç dönem dışında kişisel derlemeler ve monografik çalışmalar da bir hayli fazladır. Derlenen bu çalışmalar dilcilerce zaman zaman kullanılarak değişik Oğuz boylarının lehçe ve ağızlarına dair izler yaşayan Anadolu ağızlarında tespit edilmeye çalışılmaktadır. Selçuklu dönemi ve devamında Konya ve o yüzyıllarda ona bağlı olan Kırşehir Anadolu'nun en önemli eğitim ve kültür merkezleri olup asırlar boyunca özellikle Konya'da yüzlerce eser kaleme alınmıştır. Konya ve Kırşehir, Eski Anadolu Türkçesi yazı diline ait ilk eserlerin verildiği yerlerdir ve bu açıdan bakıldığında ve dönemin şartları dikkate alındığında bu yörelerin ağızlarının yazı diline kaynaklık etmemesi neredeyse imkansız gibi görünmektedir. == Kültür == Türkmenlerde görülen evlilik esas olarak iç evliliktir. Antalya Yörüklerinde evlenen erkek çocuklar iki üç çocuk babası olana kadar babadan ayrılmaz, aynı çadırda yaşardı. Alevi Türkmenlerle Sünni Türkmenler arasında evlilik hoş karşılanmaz ve Alevilerde kız alışverişi yapanlar düşkün ilan edilebilmektedir. Velayet hakkının kız babasından damada geçişini sembolize eden koltuğa alma ile kırmızı kuşak bağlama geleneği, diğer Türklerde olduğu gibi, Türkiye Türkmenlerinde de görülür. Kırmızı kuşak (gayret kuşağı), gelinin beline kendisinden küçük erkek kardeşi ya da ağabeyi tarafından bağlanır. Düğünün son günü baba evinden getirilip attan indirilen gelin damadın koluna girmez, damat gelinin koluna girer; zira, damat gelini “koltuklayarak” onun bütün sorumluluğunu babasından devralarak yüklenmiş olur. Bugün Anadolu’da koltuğa alma adeti, genellikle Batı Anadolu’da, Güney Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde görülmektedir. === Kara çadır === Yörük çadırı ya da kara çadır: Konar-göçer Türkmenlerin (Yörüklerin) yaz kış ev olarak kullandıkları tek barınak tipi olup genelde ev olarak adlandırılır. Kıl keçisi ve Honamlı keçisi adı verilen keçi ırklarından kırkılan yünler burularak (burma) eğirmenlerde eğirilir ve iki ip birleştirilir (bükme). Bükülmüş bu ipler ısdar adı verilen dokuma tezgahında 5-6 metre uzunlukta yolluklar (kanat) halinde kadınlarca dokunur. Bir çadır en az beş, çadır büyüklüğüne göre altı yedi kanattan olur. Bu kanatlar yan yana getirilip dikilir ve birkaç (1-7) direk üstüne gerilir. Oymak başının, aşiret başkanının çadırı en çok direği bulunan çadırdır. Çadırın içi yatılacak, oturulacak, yemek yenilecek bölümler olarak düzenlenmiştir. Türkmen şairi Karacaoğlan'ın şiirlerinde geçen Türkmen giyim kuşam terimleri araştırmalara konu olmaktadır. Yörük ve Türkmenlerde el dokumacılığı gelişmiştir. En tipik kadın giyimi üç etek denilen ve eteği üç parçalı entaridir. Yörük kadınları da üç etek adı verilen elbise giyip altına da göz alıcı renklerden yapılmış şalvar çeker; buluz yerine ceket kullanıp başlarına da kalın dokuma renkli poşu bağlarlar. Yörük veya Türkmen poşusu kırmızı, beyaz, yeşil, mavi ve sarı çubuksu desenlidir. Kimileri poşunun altına, alnı kapatacak biçimde, kimileri de üstüne yağlık bağlarlar. Ak, mavi ya da sarı, uzunlamasına çizgili göynek (gömlek) giyilir. Yaz mevsiminde erkekler pantolon veya şalvar üzerine gömlek giyerler. Dağ köylerinde bu gömlekler üzerine yün kazaklar giyilir. Ayakkabı olarak eskiden çarık, edik çizme, çetik (çedik, iç edik), yemeni kullanlırdı. Toroslarda yaşayan Türkmen ve Yörükler başlık olarak keçeden yapılan 15cm yüksekliğinde fes ve tepelik de denen som gümüşten taç, ince ve seyrek pamuklu dokumadan kenarları oyalı yazma ve oyalı tülbent kullanırlar. Genç kız başlığı örtüsüz yalın olup dalfes adını alır ve kızlar saçlarını uzun tutarlar ve kırk örgü yapar ve her örgüye belik denir. Gelinlerde ise beliklerin şakak kısmına gelen örgülerden bir kısmı kısaltılarak zülüf (ya da kakül, kekil) yapılır. Evli kadınlar ise efe adı verilen bir başlık kullanırlar. Dul kadınlar göz alıcı parlak renklerde değil siyah ve mor gibi koyu renkte başlık kullanırlar. Kadın giysileri, fistan, üçetek, dolama, cepken, yelek, şalvar, don, kolçak, bağış, yemeni, edik ve çoraptan oluşur. Erkekler, başlık olarak beyaz keçeden yapılan ve etrafına kefiye sarılan börk, kefiyeli fes ve poşu sarılı terlik kullanılır. Erkek giysileri gömlek, şalvar, yelek, aba, kuşak, yemeni ve körüklü çizmeden oluşur. Aydın yöresindeki Alevi Türkmenlerin kadın baş bağlama şekli ve kullanılan malzemeler diğer Yörük köylerine göre farklı olup bağlanış şekli de özel bir ustalık gerektirir. Başa tennik (< terlik) denen ter emici kumaş takke giyilir ve kalıbın önüne de penez denen altın dikilir. Tennik üzerine giyilen keten kulak saçları ve kulakları örten keten kumaştan yapılan baş örtüsüdür ve çene altından dolanarak tepede birleştirilir ve işlemeli kulakları arkaya salınır ve kaymaması için de yırtma tabir olunan tülbent bezle bağlanır. Yırtmanın üzerine uzun al ya da uzun çeki denen kırkyama rengarenk bağ sarılarak arkada fiyonk yapılır ve kaymaması için de uzun alın üstüne kısa al denen bağcık kullanılır. Bunların üzerine tomaka ya da ilmeçel denen gümüş, zincir ve paralardan oluşan alınlık takılır ve yanlardan kulak üstüne kadar iner. Bu baş bağlarının üstüne mevsimine göre saplarından canlı çiçek iliştirilir. Kadınların üst giyimi olarak ten gömleği (ya da bürümcük gömlek) denen kolları bürümcük ve kol uçları oyalı göynek giyilir. Ten gömleği üzerine boyun altından genişleyerek bele kadar inen göğüslük giyilir. Kadınları esas giysisi üç etek zıbındır. Üçetek üzerine ya da doğrudan gömlek ve göğüslük üzerine fermile ya da cepken denen kısa yelek giyilir. Bele şal kuşak takılır. Etek olarak iş yaparken önlük kullanılır. Şalvar bağı olarak uçkur (uşgur) kullanılır. Kadınların bacak giyimi olarak kocadon ya da şalvar kullanılır. Ayaklara yün çorap giyilir. Ayakkabı olarak kullanılan pabuçlar dayanıklı ve sade olup siyah deriden topuksuz yapılır. Adana-Osmaniye bölgesi giyim kültüründe kadın başlıkları oldukça çok çeşit ve biçim arz etmekte ve kullandığı başlık kadının medeni ve ekonomik durumunu yansıtmaktadır. Muğla ilinin Milas ilçesine bağlı Çomaklıdağ-Kızılağaç birleşik köyünde kadınlar günümüzde bile hala gündelik yaşamda geleneksel kıyafetleri (üçetek, göynek, uzun çatal don, öncek ve süslü baş) giymekte ve başlarına doğal çiçekleri takmaktadırlar. === Halı === Anadolu’da Türkmen ve Yörük halılarında her rengin bir dili ve bildirisi bulunur: kırmızı renk dostluğu, sevgiyi; mavi umudu; yeşil ayrılığı; sarı nazarı dile getirir. Türkmen halılarında kırmızı renk egemendir ve güneşi temsil eder. Balıkesir'de Yağcıbedir halılarının çözgü ve atkısı yün iplik olup, halılarda, lacivert, kırmızı, bordo (koyu kırmızı), beyaz ve az da olsa siyah renkler kullanılmaktadır; Türkmenler bu halıların ipliklerini boyamada parlak kırmızı rengi kullanırlar, Yörükler, koyu fes rengini seçerler, Avşar’lar ise gül kırmızısını tercih ederler. Türkmen sarısı ile Yörük sarısı, Avşar yeşili farklı tonlardadır. === Mutfak === Türkmenlerde geleneksel olarak yemekler, yer sofrasında sini üzerinde aynı tabaktan yenir. Ana ekmek türü yufka olsa da, bazlama ve kömbe de görülür. Yufka aynı zamanda kaşık çatal olarak da (banak) kullanılır. Konya'nın Çumra ve Karapınar ilçelerinde yaşayan Türkmenlerdeki çorbalar arasında un çorbası, yumurta yemekleri arasında akıtma ve çılbır, et yemekleri arasında kavurma, mülükü (mıkla), sulu köfte ve soğanlama öncelikli yemeklerdir. Konya Ovası Türkmenlerinde, hayvani gıdalar (yağ, yoğurt, peynir, çökelek) ve sebzelerin mayıs-ekim ayları arası yaz mevsiminin yakıcı sıcağından uzun süre ekşimeden, kokmadan saklandığı ve üzerleri alta sıcak geçirmeyecek nitelikteki dokuma eşyalarla bastırılarak örtüldüğü yöntem olarak kullanılan bastırık (basdırık, basdırak), evlerin güneşi en geç ve en az gören kuzey ve batı taraflarında yerden 30–40cm yükseklikte ve 2x3 m boyutunda yapılmış, toprak ve saman karışımı çamurla sıvalı bir tür buzhane olup genellikle geçimini hayvancılıkla sağlayan Türkmenlerin koruma ve saklama geleneğinin ortaya çıkardığı bir mekandır. === Müzik === Orta Asya’daki halk müziğinin, Anadolu Türk halk müziğinin temellerini oluşturması incelenirken, Oğuz ve Kıpçak müziklerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir; çünkü bu boylara ait ses sistemleri yalnızca Anadolu’da büyük ölçüde birleşmiştir. Kıpçak müziği pentatonik iken, Oğuz müziği pentatonik değildir. Fakat, İdil-Ural bölgesinden daha batıdaki Kıpçakların müzikleri pentatonik olmamakla beraber makamlar ve ritmik yapı bakımından Oğuz müziğinden ayrılır. Anadolu’da Kıpçak halk müziği dizilerinin en yoğun olarak görüldüğü bölge Orta ve Batı Karadeniz bölgesidir. Anadolu halk müziğinin sözlü ezgilerinin seslendirilmesinde, yerel dil, şive, ağız gibi özellikler ve bunların bütünü içindeki ‘yöresel söyleme üslubu’ önem taşır. Sözlü seslendirmeye ilişkin bu özellikler bir ezginin hangi yöreye ait olduğunu belirleyen önemli kodlardır. Güney Türkmenlerinin saz şairleri (ki en güçlüsü Karacaoğlan'dır), Ankara-Elmadağ’dan Suriye’nin Rakka vilayetine kadar olan coğrafyada asırlardır yaşanmış olan hayatı, eserleriyle ebedileştirmiştir. Türküler yapı bakımından uzun hava ve kırık hava diye iki grupta incelenir. Uzun hava türküler içinde bozlak, maya, garip, kerem, hoyrat, divan, kesik, yanık, müstezat, aydost, türkmeni ve ağıtlar gibi doğaçlamalar bulunur. Kırık hava türküleri doğaçlama değil, belli kalıplar çerçevesinde icra edilir. Abdal müziği: Ezgilerinde Anadolu`ya ait tarihi ve kültürel doku ile Türkmen dilinin duru inceliklerinin bulunduğu Abdal müziği, Çingenelerle karıştırılan Abdallar tarafından icra edilir. Ege müziğinin zeybekler başta olmak üzere en seçkin örneklerini, davul zurnalarıyla Aydın ve çevresi Abdalları; Anadolu’nun caz`ı olarak görülen bozlakları, ilginç form ve ses özellikleriyle halayları, türküleri, oyun havaları, deyişleri, Orta Anadolu Abdalları; aşıklık geleneğinin incelikli söylemlerini, yanık Barak havalarını, yiğitlemeleri, Çukurova ve Barak Abdalları emek ve özveri ile yaşatmaktadırlar. Musa Eroğlu'na göre bozlakların Doğu Anadolu'daki karşılığı hoyratlardır. Her Türkmen oymağının davul-zurna çalan Abdalları vardır ve bu yüzden Avşar ve Türkmen oymaklarına ait Abdallar, bozlak geleneğinin günümüze kadar ulaşmasında önemli bir rol üstlenmişlerdir. Avşarlar ve Türkmenlerle başlayan bozlak kültürü, sonraki dönemlerde bu boylarla etkileşimde bulunan Abdallar tarafından da benimsenmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Abdallar, aşıklık ve ozanlık geleneğini de çabuk benimsemiş ve aralarından önemli halk ozanları ve aşıklar yetişmiştir. Çukurova türkülerini bozlaklar (uzun havalar) ve topuk havalan (kırık havalar) olmak üzere iki grupta toplamak mümkündür. Osmaniye'de ezgiler, Maraş ağzı, Senir ağzı, Varsağı, Gavur Dağı ağzı, Elbeyli ağzı, Avşar ağzı, Türkmeni ve İskan havası olarak adlandırılmaktadır. İç Anadolu Bölgesinde eskiden düzenlenen içkili, yemekli, kadın oyunculu (çengili), müzikli, oyunlu eğlenceye (aleme) Kırşehir’de “muhabbet”, Ankara’da “cümbüş”, Konya’da “oturak” denir. ==== Çalgılar ==== Sipsi, Türk halk müziği nefesli çalgıları içinde en küçük tiz sese sahip olan çalgılardan biridir. Batı Akdeniz'de Burdur başta olmak üzere Teke yöresinde çalınan sipsi çeşitleri olarak Burdur sipsisi, kemik sipsi, çifte sipsi, demli çifte sipsi sayılabilir. Burdur ve başka yörelerde sazlıklarda yetişen kamışlardan yapılan sipsi, Manavgat yöresinde dut ve gül dalından yapılmaktadır. Sipsi ve zurnanın birleşiminden yapılan ve sipzur adı verilen müzik aleti yeni icatlardan biridir. == Dernekler == *Yörük-Türkmen Kültürüne Hizmet, İlim, Sağlık, Eğitim, Araştırma, Kalkınma ve Dayanışma Vakfı (YÖRTÜRK) *Dünya Yörük Türkmen Dernekleri Birliği Federasyonu *Akdeniz Yörük Türkmen Dernekleri Federasyonu *Serik Yörük Türkmen Derneği *Adana Yörük Türkmen Derneği *Çukurova Yörük Türkmen Derneği *Kütahya Yörük ve Türkmenler Derneği *Yörükler Kültür Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği (Antalya) *Mersin Yörükler Türkmenler Kültür Derneği *Talas Avşar Türkmenleri Derneği *Honamlı Yörükleri Kültür ve Dayanışma Derneği (HOY-DER 1999) == Ayrıca bakınız == * Irak Türkmenleri * Anadolu beylikleri * Anadolu ağızları == Dış bağlantılar == *ORSAM Ortadoğu Türkmenleri Programı

Kaynaklar

Vikipedi

Yanıtlar