Terör, kavram olarak, Türkçe’deki karşılığı ile “korkutma, yıldırma” ve tedhiş anlamına gelmektedir. Ancak bu korkutma, yıldırma ve tedhiş, yoğunluk olarak oldukça büyük çaplı ve birey ya da bireylerin ruhsal yapılarını birden bire kaplayan korku durumunu ve şiddet halini ifade etmektedir.

Terör

Terör, kavram olarak, Türkçe’deki karşılığı ile “korkutma, yıldırma” ve tedhiş anlamına gelmektedir. Ancak bu korkutma, yıldırma ve tedhiş, yoğunluk olarak oldukça büyük çaplı ve birey ya da bireylerin ruhsal yapılarını birden bire kaplayan korku durumunu ve şiddet halini ifade etmektedir.

Günümüzde çokça kullanılan bir terim olmasına rağmen terörün ortak kabul görmüş bir tanımı bulunmamaktadır. Konu ile ilgili birçok tanım yapılmış, ancak uluslararası arenada ortak bir kavram üzerinde birleşilememiştir. Bunun nedeni de bir tarafın terörist ilan ettiğini, diğer tarafın özgürlük savaşçısı olarak nitelemesidir.

Terör, tanım olarak, insanları yıldırmak, sindirmek yoluyla onlara belli düşünce ve davranışları benimsetmek için zor kullanma ya da tehdit etme eylemidir.

Terörün en önemli özelliklerinden biri hedefini rastgele seçmesidir.

Kurbanın ayrım gözetmeden belirlenmesi, korkunun yayılmasına neden olur. Eğer herhangi birisini hedef alması için özel bir neden yoksa hiç kimse güvenlikte olmayacaktır. Potansiyel hedef kendisini korumak için hiç bir şey yapamaz. Çünkü terörist kendi kurallarına göre yargılar ve kendi seçtiği yer ve zamanda harekete geçer. Bu da siyasal terör eylemlerinin önceden tahmin edilemeyeceğini ve keyfiliğini ortaya koyar. Terörün bütün biçimleri için geçerli olan diğer özellikleri ise acımasız, tahrip edici ve ahlak dışı olmasıdır.

20 Mart 1995 tarihinde Japonya'nın Tokyo Metro İstasyonunda AUM SHİNRİKYO TARİKATI tarafından gerçekleştirilen sinirgazı saldırısında 12 kişi ölmüş, 5.500 kişi yaralanmıştır.

Terör, büyük çaplı korku veren ve bireylerde yılgınlık yaratan bir eylem durumunu ifade ederken; terörizm, siyasal amaçlar için mevcut durumu yasadışı yollardan değiştirmek amacıyla örgütlü, sistemli ve sürekli terör eylemlerini kullanmayı bir yöntem olarak benimseme durumudur.

Terörizm; siyasal hedeflere ulaşmak için toplumun demokratik ikna ve eylem yoluyla barışçı davranışına karşı, hukukun üstünlüğü ve devlet otoritesini tanımayan, güçsüzlüklerini gizlemek için demokratik otoriteleri kitlelerden kopararak halka karşı şiddet kullanmaya yöneltmeyi amaçlayan, kendi güç ve doktrinleri ile sağlayamadıkları halk desteğini ve ayaklanmasını sağlamak için tarihsel görevlerinin olduğuna inandırılmış çeşitli unsurlardan oluşan ve uluslararası destek gören örgütlerin, tahripkar silahlarla donanmış olarak gelişmiş taktikler kullanan, insanlığı hakir gören, ahlaki hiçbir temeli bulunmayan siyasi hedeflere ulaşmak için insan hayatını hiçe sayan, masum insanları hedef alan ve hiçbir savaş kuralı tanımayan, geleneksel politik suçlardan farklı, metodik, örgütlü, sistematik, öldürme, kaçırma, korkutma ve tahrip eylemleridir.

Terör

yıldırma, korkutma, tedhiş.

Terör

Yıldırma, cana kıyma ve malı yakıp yıkma, korkutma, tedhiş:
"Fransız ihtilalinin teröründen kaçanlar da bunlara eklenmiş."- H. Taner.

Terör

Türkçe Terör kelimesinin İngilizce karşılığı.
[Teror] n. terror

Terör

Türkçe Terör kelimesinin Fransızca karşılığı.
terreur [la]

Terör

Türkçe Terör kelimesinin Almanca karşılığı.
n. Terror
teörü lanetliyom diyom
Güneydoğu'daki Etnik Problemler Ve Çözüm Arayışları
Bahar 2007 [ 98. Sayı ]


--------------------------------------------------------------------------------

Kürt Hareketlerinde Dindarlığın Yeni Tezahürleri

The New Manifestations of Religiosity within the Kurdish Movements


Abdulhamit KIRMIZI-Selin BÖLME


Türkiye'de ulus inşa sürecinin en önemli dayanaklarından biri ortak din mensubiyeti olmuş, Lozan'da azınlıklar dini temelde tanımlanmış, göç alma ve verme durumunda din bağı esas kabul edilmiştir.1 Ancak, din kardeşliği fikrine dayanan "Müslüman azınlık yoktur" ilkesini Lozan'dan beri koruyan Türkiye Cumhuriyeti ülkeye göçen Arnavut, Boşnak ve Pomak gibi Türk olmayan Müslüman grupları potasında eritebilirken, diğerleri gibi göçmen olmayan en büyük gayr-i Türk Müslüman grup olan Kürtler, bugün hızla "öteki" haline gelmektedir.

Türklerle Kürtler arasında iki taraflı milliyetçilikten kaynaklanabilecek yapısal kırılmayı önleyen en önemli köprü din bağı olabilecekken,2 bu payda değerlendirilememektedir. Cumhuriyetin ilk yıllarında toplumda dini aidiyetin dil aidiyetinden daha baskın oluşu Türkiye için bir talih olarak görülmüş, ancak bu talih iyi değerlendirilmemiştir. Turgut Özal Cumhurbaşkanı iken, danışmanlığını yapan Hikmet Özdemir, "Güneydoğu İçin Bir Model Önerisi" başlıklı raporunda, Cumhuriyet idarecilerinin "dinin bir kültür ve değerler sistemi olarak sunduğu zenginliklerden istifade edemeyişi"ni "kayıp" olarak nitelemiş ve "sivil toplumun oluşması ve gelişmesinde, özellikle Türkiye örneğinde, dini cemaatlerin rolü her geçen gün artan bir önem kazanmakta" demiştir.3

Mustafa Akyol, Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek isimli kitabında, bugün de İslam'ın PKK ve radikal Kürt milliyetçiliği önünde engel olmaya devam ettiğini, İslamcı bir Kürtçü'nün ortalama seküler bir Kürtçü'den daha az şoven olduğunu, hızlı sekülerleşmenin dindışı bir sezgi olan Kürtlük bilincinin yükselişinde önemli bir rol oynadığını yazmıştır.4 Seküler yaklaşımlar, Kürt toplumunda dinin toplumsal hayat üzerinde düzenleyici etkilerini de görmezden gelmektedir. Doğu ve Güneydoğu'da bir tarikata mensup olanların oranı % 30'u geçmektedir ve bu oran bütün Türkiye'deki Kürtler genelinde % 11'dir. Türklerdeki tarikat mensubiyeti oranı ise yalnızca % 6'dır.5 Tarikatların sadece dini değil, toplumsal düzenle ilgili fonksiyonları devam etmektedir.6 Bruinessen'e göre, Cumhuriyet her ne kadar medeni kanunu ve ceza kanununu yerleştirmek için mahkemeler kurmuş ve böylece bölgede şeyhlerin etkisini kırmaya çalışmışsa da, Batı'dan gelen memurlar güven telkin edememiş ve geleneksel otoritelerin yerini almayı başaramamışlardır. Jandarmanın sıkı kontrolü geniş bir yerel otoritenin ortaya çıkmasına izin vermediği gibi, devlet organlarının otoritesi de gerçek bir kabul görmemiştir. Bu da otorite boşluğu oluşturmuştur. Kürt toplumu ağaların ve şeyhlerin tamamen ortadan kaldırıldığı bölgelerde her zamankinden daha fazla çatışmalı bir ortama düşmüştür.7 Yine de, zaman zaman bölgeyi bilen bazı devlet görevlilerinin yasa ve düzeni koruyabilmenin tek kolay yolu olarak şeyhlerin aracılığına başvurdukları bilinmektedir.8 Zira şeyhler bölgede birden fazla aşireti kendine bağlayabilen ve yönlendirebilen tek otoritedir.9

Kürtlerin tarihiyle ilgili en önemli eserlerden birini yazan David McDowall'e göre, Kürtlerin çoğunluğu Sünni olduğu için Kürt memleketlere komşu olan Arapların ve Türklerin çoğunluğu ile dini konularda uyum içinde olmuşlardır. Dindar Sünni Kürtler kendilerinden farklı mezheplerdeki Kürtlere karşı Kürt olmayan Sünnilerin yanında yer almışlar ve almaktadırlar. Hatta aynı tarikatten olan Kürtler çok güçlü aşiret farklılıklarını aşabilmişlerdir.10 Güncel siyaset açısından bakıldığında, muhafazakar kitle partilerine oy vermeyi yeğleyen dindar Kürtlerin, bölgede ayrılıkçı partilerin önünü kesen en önemli engel olduğu görülür. 2002 yılında, sadece Doğu ve Güneydoğu bölgesinde değil, bütün Türkiye'de AKP'yi birinci yapan oyların yarısının bu kesimden geldiği kuvvetle muhtemeldir.

Kürt toplumu üzerinde dinin bu etkin konumu, bölgede sağ partiler için güçlü bir taban meydana getirirken; Hizbullah gibi radikal dini hareketlerin ve son dönemde İslami STK'ların doğmasına neden olmuş, PKK gibi sosyalist söyleme sahip bir hareketin bile dini açılımlar aramasına yol açmıştır.

Abdullah Öcalan'ın Yeni Din Yaklaşımı ve PKK

Sosyalist bir ideoloji temelinde kurulan PKK, özellikle 1990 sonrası süreç içinde Kürt toplumunun yaşantısında dinin etkisini kabulleniyor ve bu yöndeki politikalarında değişime gidiyor, görünmektedir. Abdullah Öcalan'ın din konusundaki görüşleri bu değişimi yansıtmaktadır. Öcalan, dinin insanın var olduğu ilk dönemlerde anlamlandıramadığı doğa güçlerine karşı zayıflığı dolayısıyla tanrılar yaratarak korkularından, zayıflıklarından kurtulmak çabasının sonucu ortaya çıktığını11 ve tek tanrılı dinlerin toplum içinde egemen sınıf, kabile ya da hanedanın çıkarlarına hizmet ettiğini savunan12 sosyalist dilini korusa da; dinin Kürt toplumu üzerindeki kırılmaz etkisinin artık farkındadır.

Bu noktada, sol kesim için yaptığı eleştiri aslında bir öz eleştirinin izlerini taşımaktadır. Öcalan'a göre solcuların en büyük hatası dini küçümsemeleri ve inkârcı yaklaşımlarıdır. Dinin insanın bir parçası olduğunu ifade eden Öcalan, insanın dinsel bir varlık olduğunu ve dini tanımayan hiçbir toplum olmadığını söylemekte13 ve sosyalizm çerçevesinde yapılan, dinin kaba materyalist yorumunun toplumsal destekten mahrumiyet ve halktan soyutlanma gibi tehlikeli sonuçlara yol açtığını yazmaktadır.14 Yapılması gereken İslam'ı emperyalist güç ABD ve onun Türk işbirlikçileri olan egemen sınıfların eline bırakmamaktır. Öcalan, devletin PKK etkisini kırmak amacıyla kendisini "din düşmanı" ilân ettiğini söylemekte, oysa Kürt halkının adalet ve ahlak değerlerinin ayrılmaz parçası haline gelmiş olan dine saygılı olmak gerektiğini dile getirmektedir.15 Öcalan'a göre, din, emperyalizme, sömürgeciliğe ve gericiliğe karşı olarak, ulusal kurtuluş hareketine ve devrime hizmet eder konuma sokulmalı ve ona sahip çıkılmalıdır. Bu nedenle, dinin devrimci yorumunun yapılmasına ihtiyaç vardır. Böylece, PKK hareketi daha fazla kitleselleşecek ve hız kazanacaktır.16 Ulusal kurtuluş hareketinin başarıya ulaşması için halk kitleleriyle bağları geliştirmenin ve halkın direniş, hak ve adalet duygularının harekete geçirilmesinin gerekliliğine değinen Öcalan,17 bugün Kürt toplumunda geniş bir tabana seslenebilmenin din paydasında mümkün olduğunun farkındadır. Bu noktada, "İslam dini ile ulusal kurtuluş arasındaki doğru ilişkiyi Kur'an ayetlerine dayanarak açıklamak" gerektiğini belirterek, halka uzak sosyalist söylemin yerini halkın öz değerleri ile doldurmaya çalışmaktadır.18

Öte yandan, "dini bir söylem" kurgulayarak halka yeni bir cazibe merkezi haline gelebilmek için tarikatların Kürt toplumu içindeki etkin rolünün kırılması gerektiğinin bilincinde olan Öcalan, tarikatların yerleştirdiği din anlayışına karşın eleştirisini sürdürmektedir. Gerici ve dogmatik İslam anlayışını reddettiklerini söylerken, yüzyılların din propagandasının Kürt toplumunda başa gelen her şeye kader inancı ile şükretmeye ve boyun eğmeye yol açtığını vurgulamaktadır.19 Bu anlayışın yerleşmesine yol açan tarikatların, 12 Eylül döneminde ortaya konulan "Türk-İslam Sentezi"nin bir uzantısı olarak devlet destekli kurulduklarını iddia eden Öcalan, bunların bölgede bu anlayışın örgütlenme birimleri olarak seçildiğini eklemektedir.20

Öcalan'a göre 12 Eylül faşizmi Anavatan Partisi (ANAP) adı altında sürdürülmüştür. Bu dönemde yine gerici ağalar, şeyhler desteklenerek tarikatlara ağırlık verilmiştir. ANAP hükumetinin desteklediği ve bağlantılı olduğu bir tarikat da Nakşî tarikatıdır. Öcalan, Yavuz Sultan Selim döneminde örgütlendiğini belirttiği bu tarikatın, Bitlis merkezli olduğunu, pek çok Doğu illerine de yayıldığını söyler. Böylece ANAP, bu bölgedeki halkı kendi egemenliği ve hizmeti altına sokmuştur. Nakşîliğe dayanan, ama Süleymancılık, Kadirilik gibi başka adlar altında aynı işlevi yerine getiren pek çok tarikatın varlığına dikkat çeken Öcalan'a göre, daha önce Aleviliğe karşı bir örgütlenme olarak ortaya çıkan ve aslında İslam'la hiçbir ilgisi olmadığı halde onu kullanan Nakşîlik, bugün de Kürt ulusal kurtuluş hareketine karşı örgütlenmesini sürdürmektedir.21

Abdullah Öcalan, tarikatların etkinliğini kırmanın mümkün olmadığının farkındadır. Bugün her ne kadar daha yumuşak bir dil kullanarak tarikatlara karşı olmadığını bunların toplumsal bir ihtiyaç olduğunu belirtse de, bölgede yükselen dindarlık kendisini de kaygılandırmaktadır. 6 Aralık 2006 tarihinde, avukatları yoluyla yaptığı açıklamada Kürtlere seslenmiş "Diyarbakırlılar'a, bütün Kürtler'e sesleniyorum. Tarikatları kullananlara, bunlara, bu partilere sakın oy vermesinler. Bir tek oy dahi vermesinler. Verilen oylar bomba olarak, linç kültürü olarak Kürtlere geri dönüyor." sözleri ile tarikatları kullanan partilere oy verilmemesi çağrısında bulunmuştur.22

Öcalan'ın dine bakış açısında gerçekleşen değişim, PKK tarafından kullanılan dile ve beraberinde uygulamalara da yansımıştır. PKK, bu değişimle birlikte kendisini zaman zaman dini bir söylem kullanmak zorunda hissetmiş, ekseriyeti sağa eğilimli olan dindar Kürtlere yönelik propaganda faaliyetlerinde Türk sağı ile olan anlaşmazlık noktalarına vurgu yapmıştır. İslam'ın evrenselliği ile Kürt ulusal kimliğinin çelişmediğini, Şafiiliğin Hanefiliğe, Kürtlerin mensup olduğu tarikatların diğerlerine üstün olduğu dile getirilmiş; kentlerdeki Türk Müslümanlar Kemalizm'e teslim olurken bölge halkının inançlarını bu şekilde canlı tutmayı başardığı vurgulanmıştır.

Hatta PKK, Partiye İslami Kürdistan (PİK) adlı bir kol kurarak, Cudi gibi yayın organlarında, Öcalan'ın tavsiyelerine kulak vererek ayet ve hadisler kullanmış, Türklerin İslam anlayışlarına etnik bir karşıtlık göstererek dindarları kazanmaya çalışmıştır. Bölgede oyların % 50'sinin şeyhlerin etkisiyle belirlendiğini gören PKK, kendi davasına gönül verecek genç şeyhler ve mollalar arayışına girmiştir.23 Kürt milliyetçileri, yazdıkları eserlerde "İslamiyete Hizmet Kürtçe de Olur" gibi başlıklar altında Kürt kökenli İslam âlimlerinin "bir ölçüde Kürtlük güttükleri"ni ispat etmeye yönelmişler, bunların "İslamiyet'in koyu tutuculuğunun egemen olduğu dönemde" bile Kürtlüğe vurgu yaptıklarını söyleyerek, dindarların sempatisini kazanmaya çalışmışlardır.24 PKK son dönemde militanlarının cenazelerinde mevlit okutmaya başlarken, DTP'li belediyeler geçtiğimiz Ramazan ayında kentlerinde ilk defa iftar çadırları kurmuşlardır.

PKK yanlısı (Özgür) Gündem gazetesinde bugün ilahiyatçı bir köşe yazarı bile mevcuttur. Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel İslami Bilimleri Bölümü Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet İnan, köşesinde Türkiye'de İslamcıların Kürt meselesine bakışını eleştiren yazılar kaleme almaktadır: "Bazıları da, sadece dindar Kürtleri rölantiye almak adına kendilerinin dahi inanmadığı bu sahte kozu kullanmak istiyor; böylece saf dindar Kürt tabakasını sanal bir imparatorluk konsepti içinde yaşatarak işlevsiz bırakmayı amaçlıyorlar."25 İnan, İslam vurgusu yapılarak Kürtlerin kandırıldığını söylediği bir röportajında şöyle demiştir:26

"Müslümanlığı bazı kimlikleri eritmek için kullanıyorlar. Sanki bir kişi Kürt artı Müslüman olamazmış gibi düşünüyorlar. Temelde bu İslamcı ana gövdenin 'ümmetçilik' adı altında geliştirdikleri şey, aslında Kürtlerin haklarını ve Kürtleri yok saymaktır. 'Kürt de Türk de değilim, Müslümanım' diyen bu anlayış Türklüğe ait bütün unsurları göğsünü gere gere kullanabiliyor. Eğer bir Kürt kendi etnik kimliğine ait unsurları kullanırsa ona başka bir gözle bakıyor. Dolayısıyla AKP'ye rengini veren ana akım 'Orta Anadolu akliyesi' diyebileceğimiz bu akım hiçbir zaman Kürt sorunu konusunda dürüst olamaz. Yani baştan böyle bir sorunu var."

PKK örgütü içinde bile samimiyetle kucaklanamamış dindarlık arayışındaki bu çizginin Kürt toplumundaki ihtiyaçlara cevap vermekten uzak oluşu, Hizbullah'ın çökertilmesinin sonrasında oluşan boşlukta yeni yapılanmaları beraberinde getirmiştir.

Hizbullah'tan Sonra Kürtlerde Dindarlığın Yeni Yapılanmaları

1990'lı yıllarda PKK bölgedeki dindarları kazanma çabası içine girdiğinde, en büyük rahatsızlığı Hizbullah denilen hareket duymuştur. Hizbullah hareketinin içinden, kendi toplumsal dayanakları olan dinin tekellerinden çıkma tehlikesine karşı eyleme geçmek isteyen bir fraksiyon türemiştir. "Hareketçi" denilen bu grubun, kendileri gibi eylem yolunu seçmemiş olan birçok dindarı şiddet yoluyla cezalandırması ve eylemlerini devlete değil de terör örgütüne yöneltmesi, kontrgerilla olarak nitelendirilmesine neden olmuştur.27 O dönemde RP'nin Güneydoğu İzleme Komitesi üyesi olan Ömer Vehbi Hatipoğlu, bir kitabında Hizbullah-devlet ilişkisinin kesinlikle doğru olmadığını savunmuştur.28 Hizbullah ile PKK arasındaki kan davasının başlamasından üç yıl sonra, Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu'nun hazırladığı 9 Ağustos 1993 tarihli rapora göre, "İslami hareketçilere devletin destek verdiği iddiaları ileri sürülmekte ise de, görüşülen kişiler bu konuda somut deliller, bilgiler verememişlerdir" ve "örgüt mensupları kesinlikle kendilerini Hizbullahçı olarak tanımlamamaktadır."

Rapora göre, örgütün kökeni bir PKK türevi olarak kurulup, eğitimlerini Bekaa'daki PKK kamplarında sürdüren ve amacı Kürt-İslam devleti kurmak olan Yurtsever İmamlar Birliği'ne dayanmaktadır. PKK ile çalışıp İran'dan yardım alan bu birliğin kurucusu Molla Abdullah ölünce, bir kısım mensubu kamptan ayrılmış ve İdil'de bir imam PKK tarafından öldürülünce, PKK aleyhinde silahlı eylemlerde bulunmaya başlamışlardır. Rapor "Hareketçiler"i İran destekli olmayan bir grup olarak anmakta ve bunların medrese kökenli kişilerden oluştuğunu belirtmektedir.

PKK ile Hizbullah arasındaki çatışmada dört senede (1991-1995) 500'ü PKK ve 200'ü de Hizbullah'tan olmak üzere yedi yüz insanın hayatını kaybettiği29 bölgede, bugün yine benzer bir cepheleşme oluşmaktadır. Öcalan'ın 15 Şubat 1999'da yakalanmasını takip eden ay içinde, PKK aleyhinde savaştığı için devlet tarafından yıllarca hoş görülen Hizbullah'ı çökertmeye yönelik operasyon başlatılmıştır. Bu süreçte binlerce örgüt mensubu tutuklanmıştır. Bugün ise, bölgede Hizbullah'ın tekrar küllerinden doğmaya başladığı konuşulmaktadır.30 Ancak, bu seferki Hizbullah öncekinden çok farklı görünmektedir: Sabık kanlı faaliyetlerden pişman bir şekilde dindar kesimden özür ve af dileyen, hukuki zeminde şeffaf sivil toplum örgütlenmeleriyle piyasaya çıkan yeni bir dindar oluşum.

Bölgede Mustazaf-Der, Özgür-Der ve Toplum-Der gibi isimler altında dindar Kürtler arasında yoğun bir dernekleşme faaliyeti göze çarpmaktadır. 16 Nisan 2006'da, Danimarka'da yayımlanan Hz. Muhammed karikatürlerine karşı Diyarbakır'da düzenlenen "Hazreti Muhammed'e Saygı" mitinginde bir araya gelen 130 bin kişi, "Kuran-ı Kerim Ziyafetleri"nde, "Kutlu Doğum Haftası"nda ve Filistin mitingindeki coşkulu kalabalıklar medyanın ilgisini tekrar Güneydoğu'daki dini yapılanmaya çekmiştir. 28 Ağustos 2006'da Neşe Düzel'in Radikal gazetesinde yaptığı söyleşide, bölgenin saygın isimlerinden eski milletvekili Seyyid Haşim Haşimi'nin ve bu söyleşiden bir ay sonra, kapatılan DEP'in genel başkanlarından, eski milletvekili Hatip Dicle'nin, bölgede Hizbullah'ın tekrar yüzeye çıktığına dair verdikleri mesajlar konuyu gündeme getirmiştir. Eylül ayında uluslararası haftalık dergi The Economist'in "Türkiye'nin Kürt bölgelerinde radikal İslam yükselişte" başlıklı haberinden sonra, Alman Deutsche Welle radyosu da benzeri bir haberi duyurmuştur. Son olarak, Nokta Dergisi'nde Nevzat Çiçek, "Kürt İslamcılığında 'yeraltı' dönemi bitti!" başlıklı bir kapak dosyası hazırladı (9-15 Kasım 2006, s. 12-16). 10 gün Güneydoğu'yu dolaşıp derneklerle ve öne çıkan isimlerle görüşen Nevzat Çiçek, yüzlerce dernek-vakıf çatısı altında örgütlenmiş, ilahi korolarından aylık dergile

Terör (İsmail Türüt) sözleri

İsmail Türüt tarafından albümünde söylenen Terör adlı şarkının sözleri.

Dinleyin bu feryadı, kan akıyor kan beyler
Yetmedi mi 30 bin verdiğimiz can beyler
Hemen hemen her köyde ya şehit var ya gazi
Teröristin affına olur mu millet razı
Teröristin affına da olmaz bu millet razı

Gene terör, gene kan, gene yanıyor vatan
Alçaktır, şerefsizdir, askere kurşun atan
Gene terör, gene kan, gene yanıyor vatan
Alçaktır, şerefsizdir, polise kurşun atan

Bitirin bu terörü, artık bıktık usandık
Dağda bitmeyen terör düzde bitecek sandık
30 yıldır aldandık, siyasilere kandık
30 bin şehit verdik, yandık Allah'ım yandık
30 bin şehit verdik, yandık Allah'ım yandık

Gene terör, gene kan, gene yanıyor vatan
Alçaktır, şerefsizdir, askere kurşun atan
Gene terör, gene kan, gene yanıyor vatan
Alçaktır, şerefsizdir, polise kurşun atan

Laz'ı, Kürt'ü, Çerkez'i, Gürcü'sü, Abaza'sı
Yörük, Arnavut, Alevi'si, Zaza'sı
Aramıza girenin olmalı bir cezası
Beraber devlet kurduk, düşmanı yurttan sürdük
Yedi düvele karşı omuz omuza durduk
Düşmanın oyununu da beraber bozmadık mı
Sakarya, Çanakkale destanlar yazmadık mı
Sakarya, Çanakkale'de destanlar yazmadık mı

Gene terör, gene kan, gene yanıyor vatan
Alçaktır, şerefsizdir, askere kurşun atan
Gene terör, gene kan, gene yanıyor vatan
Alçaktır, şerefsizdir, polise kurşun atan

Vatan bizim, yurt bizim, Zaza bizim, Kürt bizim
30 yıldır bitmeyen terör denen dert bizim
Şehit bizim, can bizim, şu dökülen kan bizim
Şırnak, Hakkari, Bingöl, Diyarbakır, Van bizim
Urfa, Mardin, Tunceli da Diyarbakır, Van bizim

Gene terör, gene kan, gene yanıyor vatan
Alçaktır, şerefsizdir, askere kurşun atan
Gene terör, gene kan, gene yanıyor vatan
Alçaktır, şerefsizdir, polise kurşun atan

Bırakın Takiye'yi, Riya yapan namerttir
Kürt sorunu var demek Kürt'lere hakarettir
Bu ülkeye sevdalı da ne Türk ne de Kürt biter
Bölücülük biterse Türkiye'de dert biter
Bölücülük biterse oy bu ülkede dert biter

Gene terör, gene kan, gene yanıyor vatan
Alçaktır, şerefsizdir, askere kurşun atan
Gene terör, gene kan, gene yanıyor vatan
Alçaktır, şerefsizdir, polise kurşun atan

İlgili konuları ara

Yanıtlar