Veba, esas itibariyle bir hayvan hastalığıdır,enzootiktir. İnsanlara rastlantı ile bulaşmakta ve belli yerlerde endemikolarak ve uygun zamanlarda epidemik karakter kazanmaktadır. Hastalığıntarih boyunca gelişimi incelendiğinde pandemiler ve epidemiler yaptığı veortadan kendi kendine kaybolduğu gözlemlenmiştirİlkçağda vebanın iyi tanımlanmış ilk salgını olarak kabul edilen Filistin`dekiBetsemeş salgını 50 bin kişinin ölümüne sebep olmuştur.

Veba Salgını

}

Veba, esas itibariyle bir hayvan hastalığıdır, enzootiktir. İnsanlara rastlantı ile bulaşmakta ve belli yerlerde endemik olarak ve uygun zamanlarda epidemik karakter kazanmaktadır. Hastalığın tarih boyunca gelişimi incelendiğinde pandemiler ve epidemiler yaptığı ve ortadan kendi kendine kaybolduğu gözlemlenmiştir

İlkçağda vebanın iyi tanımlanmış ilk salgını olarak kabul edilen Filistin`deki Betsemeş salgını 50 bin kişinin ölümüne sebep olmuştur. M.S. 164`te Roma`da çıkan salgın da pek müthiş geçmiştir. Ardından Atina salgını, Etiyopya`da ortaya çıkmış ve hızla Yunanistan`a yayılmıştır. Salgının dördüncü yılının sonuna geldiğinde nüfusun dörtte biri can vermiştir. Avrupa`ya M.S. 574 yılında ulaşan bu salgın, sonraki iki yüz yıl boyunca zaman zaman parlayarak varlığını sürdürmüştür. Roma İmparatorluğu nüfusunun dörtte birinin bu epidemi sonunda yeryüzünden silinmiş olması mümkündür.

1346`da, Hazar Denizi kıyısında başlayan ikinci veba dalgası ise, hemen hemen dört yüz yıl boyunca acımasız hükümranlığını sürdürmüştür. Taun adı verilen veba şiddetli pandemiler ile milyonlarca insanın ölümüne sebep oluşturmuş, kimi zaman kıtalarda egemenlik kurmuş ve büyük göçlerle halkları sağa sola dağıtmıştır. 14. yüzyılda Çin kaynaklı bir pandemi bütün Asya kıtasını kaplamış ve 25 milyon insan ölmüştür. Ticaret yollarının gelişmesiyle veba salgını Uzak Doğu`dan Orta Asya`ya, Mezopotamya ve Yakın Doğu`ya buralardan da İskenderiye, İstanbul, Rusya üzerinden Avrupa ve Afrika`ya ulaşmıştır.Bir tıp otoritesi, “Taun, vebadandır, fakat her veba taun değildir,” diye yazmaktadır.

Veba, Avrupalılar`a en az iki farklı türde musallat olmuştur. Hıyarcıklı veba ve akciğer vebası. Enfeksiyonlu bir pirenin ısırmasıyla başlayan hıyarcıklı vebada, önce siyahımsı bir leke oluşmaktadır. Bunu koltuk altlarında, kasıklarda veya boyunda oluşan yumurta benzeri şişlikler izlemektedir. Ateş ve hezeyanın (kurban ölürken genellikle bir ölüm dansı yapmaktadır) eşlik ettiği hıyarcıklı veba, bir hafta içinde kurbanlarının yarısından fazlasını öldürmektedir. Hasta ölmeden önce, teri, idrarı ve tükürüğü dayanılmayacak kadar yoğun kokmaktadır. Akciğer vebası pireden bulaşmamakta, soğuk havalarda, mikrobun akciğerlere yerleşmesiyle ortaya çıkmakta ve burundan kan gelmesine yol açmaktadır. Enfeksiyonlu kişinin öksürüğünden ve tükürüğünden bulaşan, öldürücülüğü oldukça yüksek bu veba türü, insanları 24 saat içinde öldürmektedir. Avrupalılar bu yüzdendir ki, ölülerini gömmek için büyük çukurlar kazmak zorunda kalmışlar, mezarcılar, durmaksızın çalışmışlardır.

14. yüzyılın ortasına doğru Orta Asya`dan güneye ve batıya yayılan bir veba salgını önce Ön Asya`ya, oradan da Avrupa`ya sıçramıştır. Avrupalıların “Kara Ölüm” adını verdikleri bu eşi görülmeyen salgın, geçtiği yerlerde milyonlarca insanı öldürmüştür. Kara Ölüm, hem Ortaçağ Avrupa`sında hem de Orta Doğu`da Suriye ve Mısır`da uzun dönemli demografik, sosyal ve iktisadi sonuçlar doğurmuş ve salgın hastalıklar insanlık tarihinin ayrılmaz bir parçası olmuştur.

1335`te Venedik`te 100 bin, Almanya`da 1 milyon 250 bin; 1348`de Avignon`da 150 bin, Paris`te 50 bin ve 1349`da Londra`da 100 bin kişi vebadan ölmüştür. Yine 1335 yılında Çin hariç Asya kıtasındaki veba salgınında 24 milyon kişi ölmüştür.63 Veba, Avrupa`ya 1347 sonbaharında Asya`dan gelmiş ve bütün kıtaya yayılmıştır.64 1348-1351 yılları arasında Avrupa`da “black death” (kara ölüm) adıyla anılan büyük salgında, özellikle şehirlerde toplu ölüm faciaları baş göstermiştir. Papa IV. Clement`in memurlarının tahminlerine göre; Doğu Asya`dan gelen bu amansız veba salgınında toplam 23 milyon 840 bin insan yaşamını yitirmiştir. Bu rakam, bütün Avrupa nüfusunun yüzde 31`ini oluşturmaktadır. Fransa gibi nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu ülkelerde nüfusun vebadan ölüm oranı yüzde 50`dir. İngiltere`de toplam ölüm miktarı yaklaşık 1 milyon kişidir (nüfusun yüzde 30`u). Doğu Avrupa`da ise -nüfus yoğunluğunun azlığından- ölüm oranı yüzde 15 dolayında olmuştur. Avrupa`da baş gösteren bu veba salgınları nedeniyle 1330 yılında nüfusu 120 bin olan Floransa şehri, karşılaştığı 8 büyük veba salgını ardından, 1427 yılında 37 bin kişinin yaşadığı küçülmüş bir şehir haline gelmiştir.65 1525`de Roma ve Napoli nüfusunun 9/10`u veba salgınında yok olmuştur. 1550`de Milano`da nüfusun yarısı veba salgınında ölmüştür. 1575-1577 arasında Venedik`te 50 bin, 1575-1585 arasında Messina`da 40 bin, 1581`de Roma`da 60 bin kişi hayatını kaybetmiş ve aynı yıl Milano`da yalnızca 5 bin kişi sağ kalabilmiştir. 66 Avrupa`nın bazı önemli merkezlerinde vebadan Moskova`da 1570`te 200 bin; Napoli`de 1665`te 300 bin, Viyana`da 1679`da 76 bin, Prag`da 1661`de 83 bin ve Marsilya`da 1720`de 87 bin kişi ölmüştür.67 Veba Anadolu topraklarında da şiddetli salgınlar şeklinde ortaya çıkmıştır: Selçuklu döneminde Anadolu`da çeşitli yerlerde ve tarihlerde veba salgınları vardır. Bu salgınlar, Anadolu`da veya bu ülkenin bir kısmında hükümran olan Bizans İmparatorluğu (İstanbul), Danişmendliler (Malatya), Selçuklular (Konya, Malatya) İnaloğulları (Amid-Diyabekir), Ahlatşahlar-Sökmenliler (Ahlat), Eyyübiler (Meyyafarikin-Silvan), Artuklular (Mardin) gibi bağımsız veya tabi siyasi teşekküllerin başta merkezleri olmak üzere öteki şehirlerinde ve bu şehirlerin civarında meydana gelmiştir.

1429`da Bursa`da baş gösteren veba salgınında çok sayıda insanla birlikte şehrin önemli şahsiyetleri, Emir Muhammed Buhari, Mevlana Şemsettin Fenari, Emir Süleyman`ın oğlu Orhan Bey ve Hacı Ivaz Paşa da ölmüşlerdir. 1492`de Arabistan, Şam, Halep ve Mısır`da baş gösteren bir veba pandemisi İstanbul şehrini etkisi altına almış ve bir ayda 56 bin kişi hayatını kaybetmiştir. Mısır, Suriye ve Arabistan`da da aynı dönemde ortaya çıkan veba salgını günde ortalama 1,000 insanın ölümüne neden olmuştur. Mısır`daki salgın üç gün sürmüş ve bu süre içinde 600 bin insan ölmüştür. Aynı yıl, İstanbul şehrinde baş gösteren veba salgınının ilk 5 gününde 1,000, izleyen 10 gününde 25 bin, üçüncü 17 günlük döneminde ise 30 bin kişi hayatını kaybetmiştir. Bu rakamların toplamı bir aylık sürede 56 bin kişi etmektedir. Bu salgın sebebiyle Sultan II. Beyazıt dört ay boyunca İstanbul`dan uzak yaşamak zorunda kalmış, Edirne`de ikamet etmiştir. Suriye, Mısır ve Arabistan bölgesinde veba salgını daha şiddetli olmuş ve her gün yaklaşık 1,000 insan ölmüştür. Mısır`da üç günde 6 bin kişinin hayatını yitirdiği kaydedilmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında, 16. yüzyılın ikinci yarısında son derece olağanlaşmış veba salgınlarının yaşandığı klasik dönem ilgili Osmanlı literatüründe yer almaktadır. 71 III. Mehmet döneminde, 1597`de İstanbul şehri vebadan kırılmıştır. Osmanlı hükümdarı nezdinde İngiltere Kraliçesi`ni temsil eden Elçi Edward Barton bu veba kırımında ölmüştür. İsveçli bir gezgin, 1750 yılında İstanbul`daki veba salgını ile ilgili olarak şunları yazmaktadır: “İstanbul`da üç aydır günde 1,000 - 1,200 kişinin ölümüne neden olan veba yaşanıyor; 24 saat süren yangın yeniçeri odaları dahil binlerce evi küle çevirdi; arkasından dolu fırtınasıyla gelen deprem kırk bin gemiyi ve kayıklar kastediliyor olmalı./HÖ. mahvetti ve pek çok denizci öldü; askerler ayaklandılar, üstelik halk açlıktan ölmek üzere.”73 1762 yılında, Diyarbakır`da meydana gelen veba salgını, 50 bin kişinin yaşamını yitirmesine sebep olmuştur. 1799 - 1800 yıllarında bu salgın yeniden ortaya çıkmış ve pek çok insan yaşamını yitirmiş, bir kısım halk can korkusu nedeniyle memleketlerinden göç etmişlerdir.

Kaynaklar

Vikipedi
Ayrıca Sivastopol ve Bratislava civarında da 16. 17. yüzyılların başında "Kara Ölüm" görülmeye başlanmıştır. Rivayetlere göre Güney'den gelen yalnız bir yolcunun geçtiği her köyde ertesi gün veba belirtileri yok olmaya başlamış. Bilimsel dayanağı bulunmayan bu iddia tabi ki ciddiye alınmamalı ancak çoğu kaynağa göre (bkz:La Roussé) birbiri ile hiçbir şekilde iletişim kuramayan binlerce kilometre uzaklıktaki dere beyi çiftliklerinden, az nüfuslu köylere ve merkezi şehirlere kadar hepsi Güney'den gelen bu gizemli gezgine dair söylentiler ve efsaneler bırakmış.


İlgili konuları ara

Yanıtlar