Nato

Nato

NATO (North Atlantic Treaty Organization) (Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı), İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesini izleyen yıllarda Avrupa dengesinin bir türlü sağlanamaması ve özellikle, SSCB’nin çok üstün askerî gücüne dayanarak tek yanlı girişimlere başlaması nedeniyle oluşturulan askeri savunma örgütüdür.

NATO (türkçe) anlamı

1. Söz dinlemez
2. söz anlamaz
3. taş gibi kafa anlamlarındaki nato kafa
4. nato mermer deyiminde geçen bir söz.

Nato (almanca) ingilizcesi

1. (North Atlantic Treaty Organization) n. international organization established in 1949 for cooperative defense against aggression,

Nato (ingilizce) almancası

1. [NATO (North Atlantic Treaty Organization) ]n. NATO (Nordatlantikpakt
2. westliches Verteidigungsbündnis westlicher Staaten)

Nato (ingilizce) italyancası

1. [NATO (North Atlantic Treaty Organization) ] s. NATO
2. Patto Atlantico
3. organizzazione di difesa internazionale stabilita nel 1949

Nato (ingilizce) ispanyolcası

1. [NATO (North Atlantic Treaty Organization) ] s. NATO
2. Organización del Tratado del Atlántico Norte

Nato (ingilizce) portekizcesi

1. [NATO (North Atlantic Treaty Organization) ] s. abreviação de Organização do Tratado Norte Atlântico
NATO (North Atlantic Treaty Organization) (Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı), İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesini izleyen yıllarda Avrupa dengesinin bir türlü sağlanamaması ve özellikle, SSCB’nin çok üstün askerî gücüne dayanarak tek yanlı girişimlere başlaması nedeniyle oluşturulan askeri savunma örgütüdür. Soğuk Savaşın kaynakları ve NATO'nun kuruluşuna yol açan gelişmeler

İkinci Dünya Savaşı'nın sonra erişi aşamasında Nazi Almanyası'nın teslim olmasının yedi hafta ardından ve Hiroshima'ya ilk atom bombasının atılışının altı hafta öncesinde, Mihver Devletleri ve yandaşlarına karşı çarpışan veya bunlara savaş ilan etmiş olan elli ülke, 26 Haziran 1945'de San Fransisko'da, Birleşmiş Milletler yasasını imzalamışlardı. Dünya uluslarının artık barışın değerini ve barışın korunması gereğini iyice anlamış bulundukları umudu yaygındı. Oysa, 1945'den 1949'a kadar uzanan dört yıl içinde, bu umudun geçerli olmadığı ortaya çıkmış ve 10 Avrupa ülkesi kendilerini, BM Yasası'nın sağlayabilmeyi öngördüğü korumanın ötesinde, belirli ve somut koruyucu önlem ve düzenlemeler ihtiyacı karşısında bırakan bir tehditle yüz yüze bulmuşlardır.

NATO Kuzey Atlantik Paktı Antlaşması

İkinci Dünya savaşı Batılı ülkelerle Sovyetler Birliğinin faşizme karşı demokratik cephe içinde birlikte savaştıkları bir dönemdi. Ortak düşmana karşı verilen bu topyekün ölüm kalım savaşında dahi, Batılılarla Sovyetler Birliği arasında varolan uzlaşmazlıklar savaş sonunda, kurulacak olan yeni dünyanın biçimlenme sürecinde, giderek, tam bir karşıtlık ve çatışmaya dönüştü.Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), işte Doğu-Batı savaşımının Soğuk Savaş döneminin başlangıç yıllarında, Batı`da oluşturulan askeri bir bağlaşma sonucu kurulmuştur. Nitekim S.S.C.B.' nin 1947 haziranında Paris Konferansı sırasında takındığı tavır, gitgide güçlenen Sovyet Bloku karşısında Batı'nın ortak bir güç halinde birleşmesi gereğini kesin bir zorunluluk halinde ortaya çıkardı. Belçika 1945'te bir Batı Federasyonu kurma fikrini ortaya atmıştı. Benelüks bu konfederasyonun ilk adımı oldu. 1948 martında İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında imzalanan Brüksel Antlaşması, bir savunma birliğinin yanı sıra, iktisadi ve kültürel işbirliğini öngörüyor, bölgesel bir nitelik taşımaktan da öte bir camia kuruyor, Sovyet İdeolojisi karşısında Atlantik Medeniyeti kavramını ortaya koyuyordu. Ne var ki Bürüksel Antlaşması'nın birleştirdiği ülkelerin gücü, Sovyet Bloku ile dengeyi sağlamak için yeterli değildi. 1948 yılı aralık ayında Washington'da, Bürüksel Antlaşması ülkeleri ile Kanada ve ABD arasında görüşmeler başladı. Şubat 1949'da Norveç ve Moskova'nın bütün baskısına rağmen diğer İskandinav ülkeleri görüşmelere katıldı. İzlanda, İtalya ve Portekiz de davet edildi. Kuzey Atlantik Paktı Atlantik Treaty Organisation (NATO) adını alan yeni antlaşma 4 Nisan 1949 tarihinde ABD`nin başkenti Washington`da, Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz, İngiltere ve ABD tarafından imzalandı. Savaşta tarafsız kalmış olan İsveç, İrlanda ve İsviçre antlaşmaya katılmadılar. Totaliter rejimi nedeniyle İspanya, işgal altındaki Almanya ve Avusturya davet edilmedi. Daha sonra,1951 yılında Türkiye ve Yunanistan da örgüte katılmaya davet edilecekler ve 18 Şubat 1952'de NATO'ya resmen üye olacaklardır. 9 Mayıs 1955'te Federal Almanya, 1982 yılında İspanya ve son olarak da 12 Mart 1999'da Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya NATO'ya katılacaklar ve üye devlet sayısı 19'a ulaşacaktır. NATO basit bir savunma antlaşması değildi. A.B.D. Dışişleri Bakanı Acheson, 4 nisan günü yaptığı konuşmada bu ittifakı şöyle tanımlıyordu: "Antlaşmanın gerekçesi burada temsil edilen milletler topluluğunun inanç, fikir ve menfaat birliğidir. Hedefi, ortak bir iktidara ulaşmak değildir. Bütün vasıtalara başvurarak, korumak ve sürdürmek istedikleri bir yaşama biçiminin gerektirdiği manevi ve ahlaki değerlerin savunulmasıdır". Atlantik kıyısının liberal devletleri, bu siyasi girişimle, yüzyıllar boyu ortaklaşa yaratmış oldukları, kişisel hürriyet ve hukuk hakimiyeti ilkelerine dayanan medeniyeti koruma kararında olduklarını ilan ediyorlardı. NATO üye devletler arasında fark gözetmiyordu. Ama ABD' nin bu blokta başrolü oynayacağı belliydi. Anlaşmanın resmi belgeleri Washington'da muhafaza edileceklerdi. Yirmi yıllık süre sonunda ayrılmak isteyen devlet, ABD' ye başvurmak zorundaydı. Böylece, Atlantik Paktı çerçevesi içinde ortaklaşa savunma, karşılıklı yardım ve dayanışma amacı ile birleşen bağımsız batılı ülkeler, ABD' nin zımni himaye ve üstünlüğünü kabul etmiş oluyorlardı. Şimdi İkinci Dünya Savaşının sonuyla başlayıp Kuzey Atlantik Antlaşmasının akdi ile noktalanan sürece, tarihi perspektif içerisinde, daha yakından bakmaya çalışacağız. Savaş sonunda dünya ve Avrupa kuvvet dengesinin genel görünümü

İkinci Dünya Savaşı fiilen 8 Mayıs 1945'i 9 Mayıs'a bağlayan gece yarısı Alman Yüksek Komutanlığı adına Friedeburg Keitel Stunpff'un Berlin'de Nazi Almanyası'nın teslim belgesini imzalamasıyla sona erdi. Almanya dahil tüm Avrupa, böylece esas olarak iki güç; Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından faşizmden kurtarılmış oldu. 5 Haziran 1945 tarihinde yayımlan bir bildiri ile de Almanya'nın bağlaşıklarca ortak yönetimi başlatıldı. Orta Avrupa'da Alman toprakları üzerinde Sovyet ve Amerikan askerleri bulunurken Avrupa'nın batısında Amerikan doğusunda da Sovyet askerleri yer almaktaydı. Bu arada Sovyet ve Amerikan askerleri Avrupa'nın her iki yakasında karşıt ekonomik, toplumsal ve siyasal iki ayrı örgütlenme biçiminin ve çıkarlarının silahlı temsilcileri idi. Avrupa ülkelerinde ise bu dönem savaşın getirdiği yıkıntıları onarmak, faşizmin ortadan kaldırdığı demokratik ortamı yeniden yaratmak, ulusal bütünlüğü kurmak, genel çöküntüden kurtulmak dönemiydi. Mayıs'ta Hitler Almanyası'nın, eylülde de Japonya'nın kayıtsız şartsız teslim olmaları sonucu ortaya çıkan ve kısaca değindiğimiz bu yeni dünya ve Avrupa kuvvet dengelerinin belirleyici özellik ve unsurları şöyle tanımlanıp sıralanabilir : Almanya ve Japonya uğradıkları kesin askeri yenilgiler sonucu, anılan iki büyük gücün Sovyetler Birliği'nin batısında ve doğusunda oluşturageldikleri denge mihrakları çökmüş ve yerlerini büyük birer kuvvet boşluğuna terk etmişlerdi. Avrupa'daki başlıca galipler, yani İngiltere ve Fransa savaştan son derece yorgun ve zayıf düşmüş bir durumda çıkmışlardı. Her ikisinin de imparatorlukları, birçok halde komünistlerin de aktif bir biçimde katkıda bulundukları, sömürgeciliğin tasfiyesine yönelik, milli kurtuluş hareketlerinin baskısı altındaydı. İnsan zayiatına ilişkin rakamların incelenmesinde de görülebildiği üzere, Avrupa'daki savaşın kaderi Doğu cephesi ve Balkanlarda belirlenmiş; savaştan en ziyade maddi tahribata ve insan kayıplarına uğrayarak çıkma pahasına, Polonya, Macaristan, kısmen Avusturya, Çekoslovakya, Romanya ve Bulgaristan mihver güçlerinde yada mihvere bağımlı rejimlerden Sovyetler tarafından arındırılmıştı. Eski Almanya'nın doğu kesimi Sovyet işgali altına düşmüştü. Yugoslavya'da, 1948'e değin, Sovyetlerle iyi ilişkiler içinde kalan bir komünist rejim kurulmuştu. Yunanistan akıbeti belirsiz bir iç savaşa yuvarlanmıştı. Dolayısıyla, Orta Avrupa, ve Balkanlarda askeri altyapıya dayalı kesin bir Sovyet üstünlüğü belirlemiş bulunuyordu. Almanya'nın teslim olmasını izleyen kısa dönemde, Batılı büyük güçler, bir yandan savaş sırasında bu yolda vermiş bulundukları sözleri tutmak gereği, diğer yandan da bu yönde mevcut kamuoyu talep ve baskılarını tatmin zorunluluğu karşısında, silahlı kuvvetlerinden büyük çapta terhis ve indirimler yapmışlar; seferberliklerini sona erdirmişlerdi. ABD ve İngiltere'nin kıta Avrupa'sındaki birliklerinin önemli bir bölümü geri çekilmişti. Berlin düşerken Avrupa'da bulunan 5 milyona yakın Amerikan , İngiliz ve Kanada askerinden 1946'da Avrupa'da bırakılanların yekünü 880 bini aşmamaktaydı. Barış Antlaşmaları Sorunu

Sovyetler'le Batılı müttefikler bir Polonya geçici hükümetinin toplama tarzı üzerinde antlaşmaya varamamış olduklarından bu ülke 1945 San Francisco Konferansında temsil olunamamıştı. Londra'daki Dışişleri Bakanları Konferansı'nda (Eylül 1945), Molotov, Romanya ve Bulgaristan'daki durum hakkında tarafsız bir soruşturma yapılmasına dair, İngiliz önerilerinin başvurusunu dahi engellemişti. Batılılar'ın belirli ödünler vermeye yanaşmalarından sonradır ki, Kasım 1945'te Sovyetler, İtalya, Finlandiya ve balkanlardaki eski Mihver birlikleri ile yapılacak antlaşmalarının birleşme ve arkasında izlenecek yola ilişkin kabul ettiklerini açıklamışlardır. 1947 Martı'nda Moskova'da toplanan Dışişleri Bakanları, Almanya ve Avusturya ile imzalanacak barış antlaşmaları konusunu görüşmüşler; ancak Almanya'nın müstakbel statüsü üzerinde uzlaşabilmeyi başaramamışlardır. Londra'daki Kasım 1947'de yapılan Dışişleri Bakanları Konferansı'ndaysa, tarafların bir uzlaşmaya varamayacakları kesinlikle anlaşılmıştır. Bu Konferansın kısa bir süre ardından Sovyet temsilcilerinin Berlin'deki Müttefik Kontrol Komisyon çalışmalarına iştirak etmemeye başladıkları görülmüştür. Mayıs 1949'da Paris'te bir toplantı daha yapan Dışişleri Bakanları yine bir netice alamamışlar; 1957'de Palais Rose Konferansında 109 gün süre ile başvuruları sürdüren vekilleri ise yeni bir Dışişleri Bakanları Konferansı için bir gündem taslağı dahi ortaya çıkaramamışlardır. Aslında, Dışişleri Bakanları'nın Mart 1947 Moskova Konferansı'na Mihver'e karşı Büyük İttifak'ın fiilen sona erdiği tamamen diplomatik forum nazarıyla da bakılabilir. Veto "Hakkının" Kötüye Kullanılması

Savaş sonrası döneminde güvenliğin korunması açısından uluslar arası kamuoyu, özellikle Batı ülkeleri halk efkarı, BM sistemine umut bağlamıştı. Sistem bünyesinde Güvenlik Konseyi'nin kilit bir rolü vardı. Ancak bu rolün ifası "beş büyükler"in ortak hareketine bağlı ve ortak hareket edebildikleri konu ve ölçülerle sınırlıydı. Ortak hareketi engelleme yetkisi ise veto "hakkının" Sovyetlerce çok sık ve kötüye kullanımı da taraflar arası güven boşluğunu büyütmüştür. Örneğin; Yunanistan'ın komşuları Arnavutluk ve Bulgaristan ile arasında çıkan olaylar dolayası ile, 1947'de, Güvenlik Konseyi tarafında bir araştırma komisyonu kurulmuş; fakat komisyonun, Arnavutluk ve Bulgaristan'ın sorumluluğunu ortaya koyan bulguları içeren raporu ve raporun onaylanmasına ilişkin karar tasarıları Sovyetler Birliği'nce "sistematik" bir biçimde veto edilmiştir. Sovyetler'in Genişleme Siyaseti Sovyet yayılma siyaseti, Estonya, Letonya ve Litvanya'nın eklenmesiyle, daha II. Dünya Savaşı başında kendisini belli etmişti. Finlandiya, Romanya, Kuzeydoğu Almanya ve Çekoslovakya'nın doğusu da buna eklendiğinde, Sovyetler Birliği Savaşın sonunda 288.000 kilometrekare toprakla, yaklaşık 23 milyon nüfusu varlığına eklenmiş bulunuyordu. Belçika Başbakanı Paul-Henri Spaak, 1948'de BM Genel Kurulu'nda yaptığı bir konuşmada "savaştan başka milletlerde sağlanmış arazi kazancıyla çıkan tek bir Büyük devlet vardır: O da Sovyetler Birliği'dir." demekteydi. Sovyetler'in ikinci Dünya Savaşı ertesi topraksal genişleme siyasetlerinin başarı sınırını fiilen ekleme ettikleri arazi ile ölçmek yanlış olacaktır. Zira bahse konu toprak genişlemesi çerçevesinde, Sovyetler'in siyasi kontrol altında tutmaya başladıkları Doğu Avrupa ülkelerini de nazara almak gerekmektedir. Sovyet yayılma siyaseti Hitler Almanyası'nın yenilgiye uğratılmasından sonra da, devam etmiş; Avrupa'nın merkezi kesimi ile doğusunda muzaffer Sovyet Ordularının süngüleri gölgesinde ve aşamalı olarak tümüyle Moskova çizgisine getirilen "halk cephesi" hükümetleri aracılığıyla gerçekleştirilen bu siyaset neticesi Arnavutluk, Bulgaristan,Romanya, Doğu Almanya, Polonya ve Macaristan, Sovyet dolaylı yönetimi veya nüfus alanı içerisine alınmışlardır."Savaşsız fetih" diye de adlandırılan bu uygulamaya biraz daha yakından bakmamız yararlı olabilir. Sovyetler'in Siyasi Baskısı Sovyetler'in savaş ertesi dönemindeki "saldırgan" ve yayılmacı tutum ve siyasetleri yalnız Avrupa'da inhisar etmemekteydi. Dünyanın diğer bölgelerinde de, doğrudan veya dolaylı, Sovyet baskılarına tanık olunmaktaydı. Bunların başlıcaları şöyle sıralanabilir: Kuzey İran'da: 1941'de İran, İngilizlerle Ruslar arasında nüfus bölgelerine ayrılmış; bilahare Sovyetler, ülkenin kuzeyindeki işgallerine, Tahran Antlaşması hükümlerine ve BM protestolarına rağmen, zamanında son vermeyip, bölgede Tudeh aracılığıyla bir ayrılıkçı devlet kurdurmaya çalışmışlardır. Asya'da: Mançurya'nın büyük bir bölümünün işgali; Güneydoğu alt kıtadaki komünist ajitasyon yoğunluk kazanması; Çin Hind'inde ve ortalığı yerel güçlerle Viet Minh arasındaki mücadele, Malatya'da İngiliz'lerle, komünistlerin başını çektiği gerilla hareketi arasındaki çatışma; Birmanya'da grevler ve iç karışıklıklar. Savaş ertesi Avrupa ve Dünya koşullarının genel tablosunu yukarıda değindiğimiz başlıklar altında kısaca tasvire çalıştıktan sonra, NATO'nun kuruluşuna varan adımların atılışını 1947/49 tarihleri arasında izlemeye geçebiliriz. NATO'nun kuruluşuna giden süreçte uluslar arası gelişmeleri ise kısaca şöyle özetleyebiliriz. Bunlardan en önemlileri "Truman Doktrini" ve "Marshall Planı"dır. Kuzey Atlantik Antlaşması'nın Maddeleri ve ilkeleri

Antlaşmanın giriş bölümünde, NATO'nun yalnızca askeri değil aynı zamanda ekonomik, sosyal ve siyasal işbirliğini de öngördüğü ifade edilmektedir.1. maddede üyelerin uluslararası ilişkilerinde ve uyuşmazlıklarında izleyecekleri genel ilkeler, Birleşmiş Milletler Anlaşmasının 2. maddesinin 3. ve 4. fıkralarına benzer biçimde sıralanmıştır. 2. madde ise tarafların uluslararası ekonomik ilişkilerindeki ayrılıkları gidermeye çalışacakları ilkesini ve ekonomik işbirliğini içermektedir. 4. madde, tarafların herhangi birinin kendisini tehdit altında görmesi durumunda karşılıklı istişarelerde bulunulacağımı hükme bağlamaktadır. 5. madde ise Antlaşmanın en önemli hükmünü getirmektedir. Buna göre, taraflardan birine yapılacak bir saldırıyı ötekiler kendilerine de yapılmış sayacaklardır. Buna karşılık madde üyeleri gerekli görecekleri önlemleri almaya çağırmaktadır. 6. madde ise örgütün sorumluluk alanını tanımlamaktadır. Nato içi sorunlar ve uyuşmazlıklar

Her şeyden önce, NATO'nun Avrupalı üyeleri daha çok sınırlı çıkarlara sahip devletlerse de, Örgüt'ün lideri olan ABD tam anlamıyla bir dünya devletidir ve NATO bu ülkenin taraf olduğu en önemli antlaşmanın bir kurumudur. Ayrıca NATO'nun açıklanmış en büyük hasmı olan Sovyetler Birliği genel evrensel bir güçtür. Dolayısıyla NATO, özel olarak ABD ile Sovyetler Birliği genel olarak da Doğu-Batı çatışma ve dengesinde çok önemli bir yere sahip, evrensel alandaki çıkar ve çatışmaların odak noktasında bulunan bir örgüttür. NATO ayrıca çeşitli egemen ve farklı çıkarlara sahip devletlerce kurulmuş karmaşık siyasal-ideolojik yapıda bir örgüttür. NATO ister Doğu bloku'na ve esas olarak Sovyetler Birliğine kurulmuş bir savunma örgütü, ister sosyalist sisteme karşı kapitalizmin örgütlenmelerinden biri, ister Amerikan emperyalizmine karşı devrimci bir saldırı aracı, veya bünyesinde tam bu görüşlere de haklılık kazandıracak unsurlar bulunduran bir bağlaşma olarak görülsün, NATO'nun temel niteliği, Batılı karakteri ve türdeş olamayan siyasi yapısıdır. Dolayısıyla, NATO yalnızca dış düşmanla çatışan askeri bir örgüt değil, aynı zamanda siyasal yapısıyla kendi içinde de çatışma ve çelişki öğeleri barındıran ideolojik bir kurumdur. Bu çıkar ayrılıklarının başında da Örgüttün egemen, farklı yapı, kültür ve güçteki devletlerden oluşması gelmektedir. Evrensel çıkarlara sahip ABD ile bölgesel ve daha dar kapsamlı sorunları bulunan Avrupalı üyeler arasında belirli çıkar çatışmaları hep olmuştur. Örgüt içinde ABD'nin büyük askeri siyasal ve ekonomik gücü de çeşitli anlaşmazlıklara sebep olmuştur. NATO'nun kurulduğu yıllarda ABD'nin Batı dünyası üzerindeki mutlak üstünlüğü, Örgütü türdeş bir yapıya sahip durağan ve ABD'nin siyasal amaçlarının basit bir aracı haline getirmiştir. Batının savaş yıkıntılarından kurtulması, siyasal ve ekonomik bir güç olarak ortaya çıkması bu düzeni bozmaya başlamıştır. Ayrıca ABD'nin evrensel planda gücünü yitirmesi önemli dış politika başarısızlıklarına uğraması da NATO içi politikayı ve dengeleri etkilemiştir. NATO içi ilişkileri temel olarak üç ana başlıca incelemek olasıdır. Her üç konuda da NATO'ya Avrupa kanadı ile Atlantik'in öteki yakası yani ABD arasında olan bir bağdaşma olarak bakmak, ilişkinin taraflarını böylece ayırmak gerekmektedir. Tabii NATO içinde daha alt düzeyde taraflar ve ilişki kalıpları vardır. Siyasal Açıdan: Avrupa ile ABD arasındaki en önemli görüş ayrılığı, siyasal açıdan kendini üçüncü ülkelere karşı takınılacak ortak tutumun saptanmasında göstermektedir. Doğaldır ki üçüncü ülkeler içinde en önemlisi de Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupalı olmaktadır. Özellikle son 10-15 yılda, Avrupalı üyeler gerek Sovyetler Birliği gerek Doğu Avrupa ülkelerine karşı daha işbirliğine yönelik olmuşlardır. Batı Avrupa ülkeleri yumuşamanın sürdürülmesini özellikle ekonomik nedenlerle ısrarla savunmuşlardır. ABD bu konuda daha sertlik yanlısı bir tutum izlemiştir. Ve Avrupalı bağdaşlarına karşı duyarsız kalmıştır. Ayrıca Vietnam Savaşı'ndan başlayarak, üçüncü dünya ülkeleri ile ilişkilerde de ABD'nin evrensel çıkarlarına alet olmak istemeyen ve yeni gerginliklerden kaçınmak arzusunda olan Batı Avrupalılar, ABD ile sıksık çatışmışlardır. Ekonomik Alanda: Ulusal paralar arasındaki kur ilişkilerinden karşılıklı ticarete kadar bir çok alanda NATO'nun Avrupa kanadı ile ABD arasında ciddi çatışmalar ve çıkar farklılıklar ortaya çıkmıştır. O kadar ki bir çok Avrupalı ABD'nin örneğin yüksek faiz uygulamasının kendilerine getirdiği sorunları Sovyet tehdidinden daha önemli ve yıkıcı olduğunu açıkça söyler hale gelmişlerdir. Askeri Strateji: NATO'nun genel düzenini bozan ve iç dayanışmasını sarsan iç çelişkilerini arttıran bu tür çatışma çerçevesi içinde örgüt içi savunma konularında yani bağlaşmanın temel işlevinde de taraflar arası ciddi çatışmalar süre gelmiştir. İlk zamandan günümüze kadar ABD ile diğer ülkeler arasında bir güven bunalımı yaşanmıştır. Bu bunalım ABD'nin mutlak üstün olduğu zaman çıkmamıştır. NATO'nun askeri stratejisinin özünü Avrupa üzerindeki Amerikan nükleer şemsiyesi oluşturmuştur. Nükleer tekelini ve üstünlüğünü elinde bulundurduğu dönemlerde önemli bir sorun gibi gözükmemektedir. Fakat SSCB'nin nükleer silahlanması Avrupalıların Amerikan etkinliğini tartışmaya başlamalarına neden olmuştur. Amerika'nın artık kendilerini koruyacağı inancını yitirmeye başlamışlardır. Esnek Karşılık: İşte ortaya çıkan güven bunalımı sonucu Avrupa'dan gelen siyasal baskılar ABD'yi NATO için yeni bir strateji aramaya yöneltti. Esnek karşılık adı verilen bu strateji ABD'de 1961 yılında kabul edildi. 1967 yılında da NATO'nun resmi stratejisi oldu. Esnek karşılık olası bir Doğu-Batı çatışmasına karşı üç aşamalı bir senaryo önermektedir. Buna göre Avrupa'daki konvansiyonel bir çatışmada önce klasik silahlar kullanılacak çatışma şiddetlenirse nükleer silah kullanımına geçilecekti. Bu arada soruna diplomatik çözüm bulunabilmesine olanak sağlamak için de öngörülen her aşama arasında, yani her tırmanma öncesinde bir duraklama olacaktır. Ancak bu strateji Avrupalı devletler için yeterince güven verici kabul edilmemiştir. Buna rağmen aradaki güven bunalımı devam etmiştir. Bunun en çarpıcı örneği Fransa'nın 1967 yılında ABD'yi ve yeni stratejisini protesto ederek örgütün askeri kanadından çekilmesi ve savunmasını ulusal nükleer gücüne dayandırmayı yeğlemesi olarak gösterebiliriz. Ortadoğu'yu Kapsama Sorunu: NATO'yu son yıllarda sarsan başka bir stratejik sorun ise bağlaşmanın sorumluluk alanlarının genişlemesi ilgili olarak ortaya çıkmıştır. Petrol bunalımından sonra ABD'de oluşan yeni görüşler, Körfez bölgesinin ABD'nin ve bu arada Batı dünyasının çıkarlarıyla yakından bağlantılı olduğu yönündeki gelişmedir. Bu görüşler, Körfez bölgesi ile Amerikan çıkarları ve güvenliği arasında organik bağlar kuran Carter Doktrini ile de resmi bir nitelik kazanmıştır. Körfez bölgesinin yalnız Sovyetler Birliğine karşı değil aynı zamanda 1950'lerin Eisenhower Doktrini'ni anımsatır biçimde Körfez bölgesi ülkelerindeki iç düşmana yani buralardaki ulusal muhalefete karşı da Batı'nın askeri gücüyle savunulmasını ve Amerikancı yönetimleri korumaya yönelik Amerikan müdahalesini öngören resmi Amerikan görüşleri, bu konuda NATO onay ve yardımını da istemeye başlamıştır. Bunun içinde NATO'nun sorumluluk alanının Körfez bölgesini de içerecek biçimde genişletilmesi, NATO'nun gayrı resmi gündemine Amerikalılarca getirilmeye başlanmıştır. NATO'nun Avrupalı üyeleri ise bu tek yanlı ve oldukça maceracı Amerikan görüşüne karşı bir tavır takınmışlardır. Bununla bitlikte resmen olmasa da Amerikan müdahalesinin yaratacağı oldu-bittilerle ittifak üyelerinin Körfezde çıkacak bir çatışmaya sürüklenme tehlikesi mevcuttu. Ve bu olasılık Avrupalı devletleri tedirgin ediyordu. Stratejik konularda silahsızlanma da ABD ile Batı Avrupa arasında bir gerginlik unsuru olarak ortaya çıkmaktadır. Özellikle Avrupa'daki orta menzilli nükleer füzelerin sınırlandırılması görüşmelerinde (ki Cenevre'de başlayan bu görüşmeler yeni Amerikan füzelerinin yerleştirilmeye başlanmasıyla kesilmiştir) Avrupalılar ABD'nin ödün vermez tutumundan sıkça yakınmışlardır. Birçok Avrupalıya göre ABD'nin amacı silahsızlanma görüşmelerini başarıya ulaştırmaktan ziyade füzelerin Avrupa'ya yerleştirmeyi gerçekleştirmek olmuştur.KAYNAKLAR

ARMAOĞLU, Fahir, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, I. ve II. Ciltler, İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1983 ve 1991. Başlangıçtan Bugüne Dünya Tarihi, Kaynak Kitaplar Yayınları, (Yay. Yönet. Nezihe Araz), Cilt-3. BAZOĞLU SEZER, Duygu,"Soğuk Savaş Dönemi ve Türkiye'nin İttifaklar Politikası", Çağdaş Türk Diplomasisi: 200 Yıllık Süreç, (Yay. haz. İsmail Soysal), TTK Yayınları, Ankara,1999. ÇELİK, Edip, 100 Soruda Türkiye'nin Dış Politika Tarihi, Gerçek Yayınevi, I. Baskı, Haziran, 1969. GERGER, Haluk, "Dış Politika,Türk Dış Politikası", Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, cilt-2, İletişim Yayınları, İstanbul,1983. GERGER, Haluk, "NATO", Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, cilt-6. GÖNLÜBOL, Mehmet, Olaylarla Türk Dış Politikası, Cilt I, SBF Yayınları, Ankara, 1982. GÜRÜN, Kamran, Dış İlişkiler ve Türk Politikası, SBF Yayınları, Ankara, 1983. GÜRKAN, ihsan, NATO ve Türkiye: Soğuk Savaş Sonrasında Türkiye'nin İttifaktaki Yeri ve Geleceğe Yönelik Düşüncelere İlişkin Bir İlişkin Değerlendirme, Çağdaş Türk Diplomasisi: 200 Yıllık Süreç. Hareket Halinde Bir Dünya (1945 -1961). McGHEE, George, ABD - NATO - Türkiye - Ortadoğu. NATO Sempozyumu, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi,1984. SANDER, Oral, Siyasi Tarih SANDER, Oral, Türk - Amerikan İlişkileri (1947-1964), A.Ü. SBF Yayınları, Ankara, 1979. Jacques, Prienne, Büyük Dünya Tarihi,(Çev. Nihal Önal ), Cilt-4,Meydan Yayınları. ULAŞ Bahri, Milletlerarası Kurumlar, Ulaş Yayınları, Ankara, 1966. William H. McNeil, Dünya Tarihi, (Çev. Alaiddin Şenel), İmge Kitabevi Yayınları, 3. baskı, Ankara, 1994. Dışişleri Bakanlığı resmi web sitesi *http://www.milliyet.com.tr *http://www.teror.gen.tr *http://www.belgenet.com.tr *http://www.nato.int *http://www.tsk.mil.tr
Önceki Paylaşımlar