Ocak

Ocak Gregoryan Takviminde senenin ilk ayı, 31 günden oluşur.

OCAK (türkçe) anlamı

1. ateş yakmaya yarayan
2. pişirme
3. ısıtma
4. ısınma gibi amaçlarla kullanılan yer
5. kahvelerde
6. kuruluşlarda çay
7. kahve vb.nin yapıldığı yer.
8. odalarda
9. genellikle duvar kenarında tuğla ya da taştan yapılmış
10. bacası olan yer
11. şömine
12. taş ya da maden çıkarılan yer.
13. isı vererek üzerine ya da içine konulan maddeleri ısıtan
14. pişiren
15. kaynatan
16. eriten araç ya da aygıt
17. bostanlarda her cins sebze için ayrılmış
çevresi yükseltilmiş toprak parçası.

OCAK (türkçe) anlamı

18. 1 . Ateş yakmaya yarayan
19. pişirme
20. ısıtma
21. ısınma vb. amaçlarla kullanılan yer:
22. Üç balıkçı güneş batarken kumların üzerine iki taştan bir ocak yaptılar ve ateş yaktılar.- Halikarnas Balıkçısı.
23. 2 . Şömine:
24. Ocağın önünde oturup acayip bir dikkatle odunların yanışına bakar.- Y. K. Karaosmanoğlu.
25. 3 . Isı vererek üzerine veya içine konulan maddeleri ısıtan
26. pişiren
27. kaynatan
28. eriten araç veya alet:
29. Anlaşılan çamaşırcı giderken ocağı tam söndürmemiş olacak.- H. Taner.
30. 4 . Kahvelerde
31. kuruluşlarda çay
32. kahve vb.nin yapıldığı yer:
33. Konuşmalar iyice kızışmaya başladığı vakit kahve ocağının önünde görünür.- S. Birsel.
34. 5 . Yer üstünde veya yer altında cevher çıkarılan yer:
35. Mermer ocağı. Kömür ocağı.-
36. 6 . Bahçelerde ve bostanlarda her tür meyve ve sebze ekimine ayrılmış
37. çevresinden biraz yükseltilmiş toprak parçası:
38. Mustafa
39. arkasına güçlü kuvvetli bir kadın takmış
40. üç evleğine çizgiler
41. ocaklar açıyordu.- S. F. Abasıyanık.
42. 7 . Aynı amaç ve düşünceyi paylaşanların kurdukları kuruluş veya toplandıkları
43. görev yaptıkları yer:
44. Başlangıçtan beri burası bir vatansever ocağı idi.- F. R. Atay.
45. 8 . Ev
46. aile
47. soy
48. Henüz temelleri atılmayan kendi ocağım kurulmadan yıkılmıştı.- A. Gündüz.
49. 9 . Bazı hastalıkları iyi ettiğine inanılan aile.
50. 10 . Yılın otuz bir gün süren
51. birinci ayı
52. kânunusani
53. Ocak ayını sevmem
54. oldum olası.- B. Felek.
55. Atasözü
56. deyim ve birleşik fiiller
57. ocağı batmak
58. ocağı kör kalmak
59. (birinin) ocağına düşmek
60. (birinin) ocağına incir (veya darı) dikmek (veya ekmek)
61. ocağını yeşertmek
62. ocağı sönmek
63. ocağı tütmek

OCAK (türkçe) ingilizcesi

1. n. January
2. stove
3. oven
4. fireplace
5. cooker
6. fire
7. furnace
8. range
9. grate
10. hearth
11. seedbed

OCAK (türkçe) fransızcası

1. chauffe [la]
2. cheminée [la]
3. fourneau [le]
4. janvier [le]

OCAK (türkçe) almancası

1. n. Backofen
2. Esse
3. Feuerstelle
4. Grube
5. Herd
6. Januar
7. Kamin
8. Ofen
Ocak Gregorian Takviminde senenin ilk ayı, 31 günden oluşur.

Aylar:
Ocak - Şubat - Mart - Nisan - Mayıs - Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim - Kasım - Aralık


Ocak ayı

Arapça'da "ocak" anlamına gelen "kânûn sözcüğünden Kânûn-i Sani olan ayın adı Cumhuriyet'ten sonra İkinci Kânun, İkincikânun olarak kullanıldı, 10 Ocak 1945'te kabul edilen 15 Ocak 1945'te yürürlüğe giren ve dört ayın adlarını değiştiren yasa ile ayın adı Ocak yapıldı.

Adı, eski Türkçede şimdi yerine Farsça ateş sözcüğünü kullandığımız od sözcüğünden gelmektedir. Bir kökten "odun" sözcüğü de "ateşte yanan" demektir.

Sözcüğün, odcak > ocak olduğu savlanırken, öte yandan Eski Türkçedeki "oc-mak, uc-mak" "ateş tutuşturmak" kökünden de olabilir. Ocak, ateş yakılan yer, ev, yuva sözcükleriyle bağlantılı olup ocakların yakıldığı, günlerin dışarıda çalışarak, avlanarak değil de, ocaklarda (evlerde) geçirildiği soğuk ay, anlamını taşımaktadır. Ocak adı ayrıca üç uzun çubukla ateş üstünde pişirme kabının tutulmasına yarayan düzeneğin, üçok'un adının evrilmesi sonucunda da bugünkü formuna kavuşmuş olabilir.

Orijinal Roma takviminde 10 ay (304 gün) vardı. Romalılar kış mevsimini aysız bir süreç olarak tanımlıyorlardı. M.Ö. yaklaşık 700'lerde Romulus, takvimin standart kameri yıl (364 gün) ile hizalanması için Ocak ve Şubat aylarını ekledi. Çift sayılara karşı batıl itikatı olan Romalılar yıla bir gün daha ekleyip gün sayısını 365’e çıkardılar.

Ocak

Alm. Feuerstelle (f), Herd, Kamin (m); Bergwerk (n), Fr. Foyer, réchaud (m); cheminé (f); mine (f), İng. Fireplace, furnace, oven; chimney; mine. İçinde ateş yakılmaya yarayan yer. Eski çağlardan beri evlerde ısınmak, yemek pişirmek için ocaklardan faydalanılırdı. Kömür, taş ve mâden çıkarılan yerlere, zirâatçıların bostanlarda her çeşit sebze için ayırdıkları, etrâfını toprak parçalarıyla yükselttikleri yerlere de ocak ismi verilmektedir. Herhangi bir şeyin çok bulunduğu veya yapıldığı, belli bir maksat veya gâye için toplanılan yerlere de ocak denmektedir. Özel bir gâye ve hizmette kullanılmak üzere teşkilâtlı olarak kurulan, âile gibi bir arada yaşayan kuruluşlar da ocak ismini almaktadır. Osmanlılardaki Yeniçeri Ocağı bu şekilde kurulmuştur. Bugün halk arasında asker ocağı tâbiri de bu mânâda kullanılmaktadır.

Evlerde kullanılan ocağın târihi, insanoğlunun ateşi bulmasıyla başlar. İlk zamanlarda belli aralıklarla konan birkaç taşın meydana getirdiği ve içinde ateş yakıldığı yerler ocak olarak kullanılırdı. Daha sonraları insanların barındıkları yerlerin içinde ocak vâsıtasıyla ateşler yakılmaya başlandı. Odun olarak dayama denen kütükler yakıldı. Ortada da yanan ocağın dumanını dışarı atmak için barınakların üst kısımlarından delikler açıldı. Bu delikler sâyesinde dumanların dışarı atılması sağlandı. Bugün ocaklarda gördüğümüz baca şekilleri bu gelişmenin sonucunda ortaçağda meydana çıkarak, zamanımıza kadar çeşitli değişikliklerle geldi.

Eski Türk kabîlelerinde ocak ve ocaktan faydalanma vardı. Fakat bunlar göçebe hâlinde yaşadıkları için bacalı ocaklıkları mevcut değildi. Zâten ihtiyaç da yoktu. Türkler yerleşik düzene geçtikleri zaman kullandıkları ocaklarda da değişiklik oldu. Isınmak ve yemek pişirmek için etrafı kapalı, önü evin içine açık, üzerinde dumanı toplayarak dışarı atmak için bacası olan ocaklar yaptılar. Bunları evlerin duvarına gömülü olarak yapar ve bacasını da aynı duvarın içinden yukarı evin çatısına çıkarırlardı.

Ahî tekkelerinde, Selçuklu medreselerinde ve kervansaraylarda bu tip ocakları görmek mümkündür. Selçuklulardan sonra Osmanlılar zamânında gördüğü iş ve süslemecilik bakımından son derece güzel ocaklar yapıldı. Osmanlı-Türk yapı sanatında ocakların süslenmesi ayrı bir süsleme sanat dalı olarak gelişti. Bursada antika bir ocağın dış kısmı sökülüp kaçırılarak senelerce önce 1000 İngiliz lirasına satılması bunların kıymetini açıkça belirtmektedir.

Evlerde yapılan ocakların önleri açık olduğu için, yapımı büyük ustalıklar istemektedir. Yapılan ocakların bacaları çok iyi çekmelidir. Bunun aksi olursa ocak tüter ve dumandan durulmaz. Bunu önlemek için bacalar evlerin çatısını geçecek şekilde yapılmıştır. Günümüzde modern şekilde yapılan evlerde ocağa pek az rastlanmaktadır. Daha çok salon ve oda süsleme maksadıyla şömine denen ocaklar yapılarak dekoratif bir görünüm verilmektedir. Bugün ocak denilince, ısınmanın dışında yemek pişirmek için kullanılan ocaklar akla gelmektedir. Bunlar havagazı, kömür, gaz, elektrikli ocaklar vs. gibileridir.
Önceki Paylaşımlar