Sancak

Her milletin kendine has renk ve işâretlerini taşıyan veya bir askerî birliğin şerefini temsil eden kenarı saçaklı, ölçüleri belirli bayrak. Gemilerin burun doğrultusunda sağ tarafına da sancak adı verilir.

SANCAK (türkçe) anlamı

1. 1 . Bayrak
2. liva
3. 2 . askerlikÇoğunlukla askerî birliklere verilen yazı işlemeli
4. kenarları saçaklı ve gönderli bayrak.
5. 3 . denizcilikGemilerin sağ yanı.
6. 4 . tarihOsmanlı yönetim teşkilatında illerle ilçeler arasında yer alan yönetim bölümü
7. mutasarrıflık.
Sancak ile ilgili detaylı bilgilerin yer aldığı sayfa: Her milletin kendine has renk ve işâretlerini taşıyan veya bir askerî birliğin şerefini temsil eden kenarı saçaklı, ölçüleri belirli bayrak. Gemilerin burun doğrultusunda sağ tarafına da sancak adı verilir.
Araplar, sancak ve bayrak tâbirlerine karşılık “Livâ” ve “Rayet” kullanırlar. Genelde sancak tâbiri yerine bayrak da kullanılır ( Bayrak). Peygamberimiz ilk defâ Bedr Savaşında biri beyaz, ikisi siyah sancak kullanmışlardı. Beyaz sancak sahâbenin ileri gelenlerinden Mus’âb ibni Umeyr’e (radıyallahü anh); siyah sancaklardan biri hazret-i Ali’ye, diğeri Ensâr’dan bir zâta Peygamberimiz tarafından verilmişti. İslâmiyet, Şam, Mısır ve İran’a yayılınca, kullanılan sancakların renk ve şekilleri de değişti. Sancaklar bundan sonra altı-yedi metre uzunluğundaki mızrakların ucuna takılmaya başlandı. Bu kadar büyük yapılmasının sebebi halk ve asker üzerinde mânevî bir tesir yapması içindi. İlk önceleri beyaz ve siyâh olarak kullanılan sancak, Emevîlerde kırmızı, Abbâsîlerde siyahtı.
İslâmiyetin ilk zamanlarında harbe giden ordu kumandanına halîfeler sancak verir ve başarıları için duâ ederlerdi. Hazret-i Ömer sancak teslim ettiği zaman:
“Allahü teâlânın ismiyle ve yardımını niyâz ederek bu sancağı size veriyorum. O’nun dînini kuvvetlendirmek için gidiniz. Muzafferiyet ancak cenâb-ı Hak’tandır. Sancak hakkı ise ona bağlanmak sabır ve tahammül göstermekle olur. Allah’ı tanımayanlar ile Allah uğrunda harp ediniz. Zulüm ve tecâvüzde bulunmayınız. Zîrâ, cenâb-ı Hak, zulüm ve tecâvüzde bulunanları sevmez. Düşmanla karşı karşıya geldiğiniz zaman, korkak olmayınız. Zafer sevinciyle kimseyi işkenceyle öldürmeyiniz. Gâlibiyet gururuyla düşmana lüzumsuz zarar verdirmeyiniz. İhtiyârlardan, kadınlardan, çocuklardan kimseyi öldürmeyiniz.” buyurdu.
Osman Gâzi aşîret beyi olarak Rumlar üzerine yaptığı gazâlarda başarı gösterince, Anadolu Selçuklu Hükümdârı Sultan Alâeddîn tarafından davul, tuğ ve sancak gönderilmek sûretiyle beylik verilmişti. Osmanlılar, devlet kurup, yedi iklim üç kıtada hâkimiyet kazanınca, sancak ve bayraklarını kazandıkları zaferlerde şanla dalgalandırdılar. Sancak beyliği verildiği zaman, eskiden beri merâsim yapılması ve burada sancağın verilmesi âdet hâline gelmişti. Bilhassa târihî bir yâdigâr olan “sancak-ı şerîf” çıkarılırken ve savaşa gidecek serdâr-ı ekreme teslim edilirken parlak bir merâsim yapılırdı. Osmanlı tebeasında, bu sancak-ı şerîf açıldığı zaman yediden yetmişe herkesin bunun altında toplanarak cihâda gitmesi birinci vazîfesi olurdu. Hattâ Topkapı Sarayının arz odası önüne dikilen sancağın dikildiği yere kimsenin ayak basmaması ve bu sûretle hürmetsizlik gösterilmemesi için iki nöbetçi tarafından korunurdu. Fakat İttihâtçılar zamânında nöbetçiler kaldırıldı.
Osmanlılarda değişik tip ve şekillerde sancaklar kullanıldıktan sonra, Türkiye Cumhûriyeti Silâhlı Kuvvetlerinde sancak, alay ve eşidi birliğe verilmektedir. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin timsâli olan bu sancak, şerefle korunur, hiçbir sebep ve bahâneyle terk edilemez. Cumhurbaşkanı veya onun tâyin edeceği büyük komutan tarafından özel bir merâsimle verilen sancaklara o alayın numarası veya isimleri yazılır. Verilen sancak, alay komutanının odasında muhâfaza edilir; geçit törenlerinde, sancağa madalya takılmasında ve askerî merâsim ve protokol tâlimatında belirtilen merâsimlerde açılır. Sancağın alınıp, merâsimden sonra yerine konması özel bir merâsimle olur. Savaşlarda alay komutanının muhârebe idâre yerinde kılıfı içinde bulunur. Ecdat hâtırası mukaddes emânet olan sancak, askerin mânevî kuvvetlerini arttırmak için, lüzûmlu görülen yerlerde alay komutanı tarafından açtırılır. Sancak açılmışken herkes tarafından gurur ve tâzimle selâmlanır.
Sancağın bulunduğu alayın komutanları değiştiğinde devir-teslim töreninde sancak açılır. Vatan sevgisinin tâzelendiği, heyecanlanan göğüslerde sönmeyen inancın kuvvetlendiği, şehit olma arzusunun çoğaldığı böyle günlerde sancak, hürriyetin meşâlesi olarak dalgalanır. Görevi teslim edecek komutan vazîfeyi yapmanın gönül rahatlığı içinde:
“Alayımız sancağının mukaddes nöbet sırası sende.
Rengi, mübârek ecdat kanının rengidir.
Kumaşı, şehit tenidir.
Parıltısı, zaferlerin ışığıdır.
Ayyıldızı, hürriyet ve istiklâldir.
Yazısı, kahramanlık ve fazîlettir.
Gönderi, millî irâdedir.
Hamâili, şeref ve mesûliyettir.
Bütün bunlar, Türk milletinden sana emânettir.
Bu büyük emâneti, sana teslim ediyorum. Demir bileğinle onu sımsıkı kavra, kanının son damlasına kadar dâimâ yükseklerde tut. Onu senden sonra sağ kalana teslim etmedikçe son nefesini vermeyeceksin. Bu sancak nesiller boyunca ve ebediyyen elden ele verilerek, dâimâ göklerde dalgalanacaktır. Sancak nöbetçiliği, nöbet hizmetlerinin en şereflisi, en kutsalıdır. Bu şanlı sancağı teslim aldığım gibi lekesiz, tertemiz; sana teslim ettiğimin işâreti olarak öpüyor ve teslim ediyorum. Nöbetin kutlu ve uğurlu olsun!” diyerek devreder.
Teslim alan komutan da sancağı şan ve şerefle koruyacağına yemin ederek, öperek teslim alır.
Sancak kırmızı atlas kumaştan (1x1.5 m) boyunda gönderi sırma püsküllü olarak yapılır. Kılıfı kırmızı deridendir. Türkiye Büyük Millet Meclisi kararı ile Cumhurbaşkanı veya temsilcisi tarafından alaylara (Deniz ve Havada eşidi) verilir. Sancak kesin olarak istiklâl alâmetidir. Bayrak gibi, sancak da kutsaldır. Yere düşürmemek, düşmana bırakmamak için ölüm dâhil bütün tedbirler alınır. Muhârebe meydanında sancağın kutsallığı en yüksek mertebede bulunur. Sancağı düşürmemek için nice vezirlerin, paşaların, kumandanların hiç tereddüt göstermeden ölümü göze alarak şehit oldukları çok görülmüştür. Zîra sancağın düşmesi mağlubiyetin işâretidir.
Önceki Paylaşımlar