--}}

Amerikan Tarihi (Sayfa 6)

Birleşik Devletler, XIX. yüzyıl ortalarına gelindiğinde, sürekli olarak yabancı ziyaretçi çekmeye başlamıştı. Bir tarihçinin belirttiği gibi: "Kolonicilerin sömürüsü altında kalmış, bir parça silik görünümlü ve zaman zaman romantikleştirilmiş olan bir kırsal bölge...

KESİMLER ARASI ÇATIŞMA "Kendi içinde bölünmüş olan bir ev ayakta kalamaz. Bu hükümetin, sürekli biçimde yarı-köle yarı-özgür kalmaya katlanamayacağına inanıyorum." Abraham Lincoln – 1858 Birleşik Devletler, XIX. yüzyıl ortalarına gelindiğinde, sürekli olarak yabancı ziyaretçi çekmeye başlamıştı. Bir tarihçinin belirttiği gibi: "Kolonicilerin sömürüsü altında kalmış, bir parça silik görünümlü ve zaman zaman romantikleştirilmiş olan bir kırsal bölge, neredeyse bir gece içinde, incelenmesi gerekli bir olgu ve değerlendirilmesi zorunlu siyasal ve ahlaki bir deneyim konumuna gelivermişti." İKİ AMERİKA Birleşık Devletler'e gelmiş olan hiçbir ziyaretçi, seyahatlerini ve görüşlerini, Fransız yazar ve siyasal kuramcı Alexis de Tocqueville'nin yaptığı gibi kalıcı bir biçimde belgelememiştir. İlk kez 1835'te yayınlanan Amerika'da Demokrasi adlı kitabı, günümüzde bile, Amerika'daki toplumsal ve siyasal uygulamaları en güçlü bir biçimde ve derinliğine çözümleyen yapıtlar arasında yer almaktadır. Tocqueville, Birleşik Devletler'i eleştirmekten kaçınmayacak kadar kurnaz bir gözlemciydi; fakat, temelde olumlu kanılara erişmişti. "Gönenç dağılımı, siyasal haklar kavramını toplumun her üyesinin erişebileceği bir konuma getirmiş olduğu gibi, demokratik hükümet de, siyasal haklar kavramını en sıradan vatandaşın düzeyine indirmiştir" diye yazmıştı. Buna karşın, Tocqueville, kabaca belirlenmiş böyle bir eşitliğin, giderek büyüyen ve endüstri çalışanları ile yeni ortaya çıkmış bulunan iş çevresi ileri gelenleri arasında ayrılıklar oluşturma tehdidi yaratan fabrika sistemi karşısında yaşayıp yaşayamayacağı konusunda ilk kez kuşku duyan bir dizi düşünürden sadece bir tanesiydi. Diğer bazı ziyaretçiler, "tarım, ticaret ve büyük bayındırlık yapıtlarında gönencin ve hızlı gelişmenin en tartışmasız örneklerini" her yerde görebildikleri bu ülkenin büyümesini ve canlılığını hayranlıkla izliyorlardı; fakat, Amerikan deneyimi konusundaki bu iyimser gözlemler hiçbir anlamda genelleşmemişti. Kuşku duyanlardan biri, Birleşik Devletler'i ilk kez 1841-1842'de ziyaret etmiş bulunan İngiliz romancısı Charles Dickens'tı. Bir mektubunda, "Görmeyi beklediğim Cumhuriyet bu değildi" diye yazmıştı. "Düşlerimde yarattığım Cumhuriyet bu değil... Gençliğini ve gücünü ne denli önemsersem, binlerce açıdan, o derecede daha yoksul ve önemsiz olarak karşıma çıkıyor. Halkın eğitimi ve yoksul çocukların bakımı dışında, övünme nedeni saydığı her konuda, belleğimde oluşturduğum düzeyin ölçülemeyecek oranda altına düşüyor." Dickens bu konuda yalnız değildi. Amerika, XIX. yüzyılda ve tarihi boyunca, çok kez hem daha az gösterişli hem de daha karmaşık olan gerçeklerle uyuşmayan beklentiler ve tutkular yaratmıştır. Büyüklüğü ve çeşitliliği, genelleştirmelere daha şimdiden engel olmuş ve çelişkiler yaratmıştı: Amerika, hem özgürlüğü seven hem köleliği sürdüren bir toplumdu; yaygın ve ilkel sınır bölgelerinin yanı sıra, ticaretin ve endüstrileşmenin büyümekte olduğu kentlere sahipti. GELECEK VAADEDEN TOPRAKLAR 1850'ye gelindiğinde, ulusal topraklar, ormanlara, çayırlara ve dağlara yayılmış bulunuyordu. Bu çok geniş sınırlar içinde, 31 eyaletten oluşan bir birliğin 23 milyon insanı yaşıyordu. Doğu'da bir endüstri patlaması vardı. Ortabatı'da ve Güney'de tarım büyük bir gelişme gösteriyordu. 1849'dan sonra California'daki altın madenleri, ticaret kanallarına bir altın ırmağı akıtmaya başladı. New England ve Orta Atlas Okyanusu eyaletleri, önde gelen imalat, ticaret ve finans merkezleriydi. Dokuma, kereste, giysi, makine, deri ve yünlüler bu bölgede üretilen belli başlı mallardı. Aynı zamanda, deniz taşımacılığı da gönencinin doruğuna erişmişti ve Amerikan bayrağı taşıyan gemiler okyanusları dolaşıp tüm ülkelerin mallarını dağıtıyordu. Güney, Atlas Okyanusu'ndan Mississippi Nehri ve ötesine kadar uzanan, tarıma dayalı bir ekonomiye sahip, oldukça derli toplu bir siyasal birim görünümündeydi. Virginia, Maryland ve North Carolina'nın ekonomilerinde tütün önemli bir yer tutuyordu. South Carolina'da bol miktarda pirinç mahsulü alınıyor; Louisiana, şeker üretimine elverişli bir iklime ve toprağa sahip bulunuyordu. Buna karşın, pamuk, giderek önem kazanan bir ürün konumuna geldi ve Güney'in simgesi oldu. 1850'ye gelindiğinde, Amerika'nın Güney bölgesinde, dünya pamuk ürününün yüzde 80'inden fazlası sağlanıyordu. Başta pamuk olmak üzere, tüm bu ürünlerin yetiştirilmesinde köleler kullanılıyordu. Sınırsız çayırlara ve hızla artan bir nüfusa sahip olan Ortabatı gelişiyordu. Avrupa'da ve Amerika'nın ilk yerleşilmiş kesimlerinde, bölgenin buğday ve et ürünlerine karşı bir talep vardı. İşçiliği azaltan araçların ve özellikle McCormick orak makinesinin devreye girmesi sayesinde, tarımsal üründe eşi bulunmayan bir artış sağlandı. Ülkede 1850'de elde edilen 35 milyon hektolitre buğday ürünü, 1860'ta yaklaşık 61 milyona yükseldi. Bunun yarıdan çoğu Ortabatı'da yetiştiriliyordu. Taşıma araçlarında sağlanan büyük gelişmeler, batı bölgelerinde gönencin artmasını önemli ölçüde teşvik etti; Appalachian Dağları'nın oluşturduğu engebe, 1850-1857 arasında beş kez delindi ve buralardan geçen demiryolu ana hatları Ortabatı ile Doğu'yu birbirine bağladı. Anılan bağlantıların yarattığı ekonomik çıkarlar, 1861-1865 arasında Birlik içindeki siyasal ittifakın temelini oluşturdu. Başlangıçta, Güney'in bu demiryolu ağının yaygınlaştırılmasındaki katkısı pek az olmuştu. Dağları aşarak Mississippi Nehri'nin aşağı kesimlerini Atlas Okyanusu kıyı bölgelerine bağlayan kesintisiz demiryolu hattı, ancak 1850 yılı sonlarında gerçekleştirilebildi. KÖLELİK VE BÖLGECİLİK Anılan gelişmelere karşın, bir sorun Kuzey ve Güney arasındaki bölgesel ve ekonomik farklılığı arttırdı: kölelik. Kuzeyli iş adamlarının tütün ürününü pazarlayarak büyük karlar elde etmelerinden öfkelenen Güneyliler, kendi kesimlerinin geri kalmasının suçunu, Kuzey'in büyüyüp gelişmesine yüklediler. Buna karşılık, Kuzeyliler de, bölgenin göreli geri kalmışlığının başlıca nedeninin, Güney'in kendi ekonomisinin temel öğesi saydığı "garip kurum", yani kölelik olduğunu ileri sürüyorlardı. Kölelik konusunda kesimler arasındaki çizgiler, daha 1830'larda bile keskinleşmeye başlamıştı. Kuzey'de, köleliğin henüz eyalet olarak örgütlenmemiş Batı bölgelerine yayılmasına kesinlikle karşı çıkan serbest topraklar hareketi yanlılarınca desteklenen köleliğin kaldırılması eylemleri, her geçen gün daha çok güç kazanıyordu. 1850'de Güneyliler, dillerinin İngilizce olmasından ve kendilerini temsil eden kurumlardan ne oranda sorumluysalar, kölelik konusunda da o kadar sorumlu olduklarını düşünüyorlardı. 1850'ye gelindiğinde kölelik, belirli kıyı kesimlerinde 200 yıldan çok daha eskiye uzanıyordu ve bölgenin temel ekonomisinin bölünmez bir parçasıydı. Güney'deki beyazların pek azının kölesi vardı. 1860'ta, kölelik olan eyaletlerde toplam 46.274 büyük çiftlik sahibi vardı; en az 20 köle çalıştıran kişiler büyük çiftçi sayılıyorlardı. Kölelerin yarıdan fazlası büyük çiftliklerde çalışıyordu. Yüzde 70'inden çoğunun elinde 40 hektardan küçük arazi bulunan küçük çiftçilerden bazıları bir avuç köle çalıştırıyor, ancak, çoğunun hiç kölesi bulunmuyordu. "Yoksul beyazlar", Güney toplumunun en alttaki kesimini oluşturuyor ve hiç köle kullanmıyorlardı. Büyük çiftlik sahiplerinin köle kullanmaktaki ısrarlarını anlamak kolaydı; çünkü kölelerin çoğu onların malıydı; fakat, küçük çiftçiler ve yoksul beyazlar da kölelik kurumunu destekliyorlardı. Siyahlar özgür kalırsa, toprak sahibi olmak için onlarla rekabete girişeceklerinden korkuyorlardı. Kaldı ki, kölelerin varlığı, küçük çiftçilerin ve yoksul beyazların toplum içindeki konumlarını yükseltiyordu; bu konumdan isteyerek vaz geçmezlerdi. Kuzey'in bu konudaki görüşleriyle savaşan Güneyli siyasal liderler, iş sahipleri ve rahiplerin çoğunluğu, artık kölelik uygulaması için kendilerini savunmuyor, bu kurumu destekliyorlardı. Sözgelimi, Güneyli yazarlar, kölelik sisteminde, sermaye ile emek arasındaki ilişkinin, Kuzey'in ücret sistemindekinden daha insancıl olduğunu iddia ediyorlardı. 1830'dan önce, büyük çiftlik yönetiminde, kölelerin sahipleri tarafından bireysel olarak denetlendiği aile reisi sistemi halen egemen bulunuyordu; ancak, Güney'in aşağı bölgelerinde büyük ölçüde pamuk üretimine geçilmesi üzerine, köle sahipleri sıkı bireysel denetimlerini giderek terk ettiler ve görev süreleri köleleri ne kadar fazla çalıştırdıklarına bağlı olan profesyonel kahyalar kullanmaya başladılar. Doğal olarak şiddete ve baskıya dayalı bir sistem olan kölelik uygulamasında, kölelere karşı dayağa baş vurulduğu ve bireysel satışlar yüzünden ailelerin parçalandığı sık sık görülüyordu. Buna karşın, sonuçta, köleliğe yöneltilen en köklü eleştiri, köle sahiplerinin ve kahyaların bireysel davranışlarını değil, her insanın vazgeçilmez temel hakkı olan özgürlüğün ihlal edilmesini hedef alıyordu. KÖLELİK KARŞITLARI Güneyliler, genelde, pamuk-kölelik sisteminin temsil ettiği çıkarların korunmasının ve genişletilmesinin ulusal siyaset olarak uygulanmasını istemişlerdir. Gereksiz bir biçimde tek bir ürüne, yani pamuğa bağlı kalınması sonucu toprak büyük bir hızla verimliliğini yitirdiği için yeni ve verimli topraklara gereksinim giderek çoğalıyor ve bu nedenle de yayılmanın zorunlu olduğu düşünülüyordu. Güneylilere göre, buna ek olarak, yeni özgür eyaletlerin kabulünü dengeleyecek köleci eyaletler kurulması için daha fazla arazi sağlanmalıydı. Köleliğe karşı olan Kuzeyliler, Güneylilerin bu tutumunu, köleliğin yayılmasını destekleyecek bir düzen olarak değerlendiriyorlardı ve kölelik karşıtı davranışları 1830'larda şiddet kazandı. Önceki yıllarda, Amerikan Devrimi'nin bir türevi olarak ortaya çıkmış bulunan bir kölelik karşıtı hareket, Afrika ile yapılan köle ticaretinin 1808'de Kongre tarafından yasaklamasıyla son zaferini kazanmıştı. Bundan sonra, çırçır makinesinin keşfedilmesi ve batıya doğru Mississippi delta bölgesine yayılmanın sürmesi yüzünden kölelere karşı talebin giderek arttığı günlerde, genellikle Quakerler ılımlı ve etkisiz bir protesto sürdürdüler. 1830'ların başlarında ortaya çıkan kölelik karşıtı hareket, kavgacı ve ödün vermez bir özellik taşıyor ve köleliğin derhal durdurulmasını talep ediyordu. Şehitlerin kahramanlığı ile demagogların yırtıcı ataklığını taşıyan, Massachusettsli genç William Lloyd Garrison bu hareketin önderliğini yaptı. Garrison, Kurtarıcı adındaki gazetesinin ilk sayısını 1 Ocak 1831'de yayınladı; gazetede şu açıklama yer almıştı: "Köle nüfusumuzun derhal azad edilmesi için yoğun çaba göstereceğim... Bu konuda ılımlı düşünmek, konuşmak ya da yazmak istemiyorum... Çok içtenlikle davranıyorum...kaçamaklı dil kullanmayacağım...bağışlamayacağım...bir santim bile gerilemeyeceğim VE SESİMİ DUYURACAĞIM." Garrison'un heyecan yaratıcı yöntemleri, çok kişinin değişmezmiş gibi görmeye başladığı kötü bir kurum konusunda Kuzeylileri uyandırdı. Köleliğin en iğrenç yönlerini gözler önüne sermeye çalışıyor ve köle kullananları işkenceci ve insan kaçakçısı olarak şiddetle kınıyordu. Köle sahiplerine hiçbir hak tanımıyor, hiçbir uzlaşma kabul etmiyor ve hiçbir gecikmeye katlanmıyordu. Onun yasaları hiçe sayan yöntemlerini kullanmak istemeyen diğer bazı kölelik karşıtları ise, reformun yasal ve barışçı yollardan sağlanması gerektiğine inanıyorlardı. Garrison'a güçlü bir ses daha katılmıştı. Massachusetts Kölelik Karşıtları Derneği'nin sözcülüğünü yaparak Kuzeyli dinleyicilerini harekete geçiren ve kaçak bir köle olan Frederick Douglass, daha sonra da kölelik karşıtı haftalık gazete Kuzey Yıldızı'nın başyazarlığını başarıyla yürüttü. Kölelik karşıtı hareketin bir aşamasında, kölelerin Kuzey'de güvenlikli barınaklara ya da sınırı aşıp Kanada'ya kaçmalarına yardımcı olundu. "Yeraltı Demiryolu" olarak anılan geliştirilmiş bir gizli yollar ağı, 1830'larda Kuzey'in her yanında köklü bir biçimde kurulmuştu ve en başarılı faaliyetleri eski Kuzeybatı Toprakları'nda gerçekleştiriliyordu. Sadece Ohio'da, 1830-1860 arasında 40.000'e yakın kaçak kölenin özgürlüğe kavuşmasına yardımcı olunduğu tahmin edilmektedir. Kölelik karşıtı yerel derneklerin sayısı o kadar büyük bir hızla artmıştı ki 1840'a gelindiğinde 200.000 dolayında üyesi olan yaklaşık 2.000 dernek kurulmuş bulunuyordu. Kölelik karşıtlarının köleliği bir vicdan sorunu konumuna getirmeye yönelik etkin çabalarna karşın, Kuzeylilerin çoğunluğu ya bu harekete karşı duyarsız kaldılar ya da ona açıkça karşı oldular. Sözgelimi, 1837'de Illinois'nin Anton kentinde bir gurup kölelik karşıtı başyazar Elijah P.Lovejoy'a saldırdı ve onu öldürdü. Buna karşılık, Güney'de belirli durumlarda, kölelik karşıtı gurupların kölelik konusu ile beyazların özgürlük hakları çabası arasında bağlantı kurmalarına izin verildi. 1835'de öfkeli bir gurup, South Carolina'nın Charleston kentindeki postahanede bulunan kölelik karşıtı yayınları parçaladı. Postahane müdürü, kölelik karşıtı yayınların dağıtımını yaptırmayacağını açıklayınca, Kongre'de sert tartışmalar oldu. Kölelik karşıtları, buna ek olarak, Washington, D.C.'de köleliğe son veilmesi için Kongre'yi bir dilekçe yağmuruna tutmaya karar verdiler. Temsilciler Meclisi 1836'da, bu gibi dilekçelerin işleme konulmasının otomatik olarak ertelenmesine karar vererek onları etkisiz hale getirdi. 1830'da Temsilciler Meclisi'ne seçilmiş bulunan eski başkan John Quincy Adams, Anayasa'daki Birinci Değişikliğe aykırı olduğunu ileri sürüp "susturma yöntemi" diye bilinen bu karara karşı çaba gösterdi. Susturma yöntemi 1844'te Temsilciler Meclisi tarafından iptal edildi. TEXAS KONUSU VE MEKSİKA İLE SAVAŞ Amerikalılar, 1820'ler boyunca, uçsuz bucaksız Texas topraklarında, genellikle Meksika hükümeti tarafından bağışlanan arazide yerleştiler. Ancak, sayılarının giderek çoğalması yetkili makamları kısa zamanda ürküttü ve daha fazla göçmen alınması 1830'da yasaklandı. General Antonio Lopez de Santa Anna 1834'te Meksika'da bir diktatörlük kurdu ve bunu izleyen yıl içinde Texaslılar ayaklandılar. Santa Anna, ünlü Alamo kuşatması sonunda 1836'da Amerikalı asileri yendi; fakat, Sam Houston komutasındaki Texaslılar, bir ay sonra San Jacinto Savaşı sonucunda Meksika ordusunu yok edip Santa Anna'yı yakalayarak Texas'ın bağımsızlığını güvence altına aldılar. Texas, yaklaşık on yıl kadar bağımsız bir cumhuriyet konumunu korudu ve 1845'te 28'inci eyalet oldu. Texas'ın eyalet olması üzerine Meksika, Birleşik Devletler'le ilişkilerini kestiyse de, yeni eyaletin sınırları en tartışmalı sorun olarak kaldı: Texaslılar Rio Grande Nehri üzerinde hak idda ederken, Meksika, sınırın çok daha kuzeyde Nueces Nehri boyunca uzandığını savunuyordu. Bu arada, çok sayıda Amerikalı, batıya Büyük Okyanus kıyılarına doğru yayılmanın Birleşik Devletler'in "alın yazısı" olduğunu iddia ediyorlar ve yerleşimciler New Mexico ve California topraklarına sel gibi akıyorlardı. ABD'nin New Mexico ve California topraklarını satın alma girişimleri sonuçsuz kalınca, Meksika ve ABD askeri birlikleri Rio Grande kıyılarında çatışmaya başladılar ve Birleşik Devletler 1846'da savaş ilan etti. ABD güçleri New Mexico topraklarını ele geçirdi ve California'daki yerleşimcilerin ayaklanmalarını destekledi. Zachary Taylor komutasındaki bir ABD birliği Meksika'yı işgal edip Monterey ve Buena Vista'da zaferler kazandıysa da, Meksika'yı görüşme masasına getirmeyi başaramadı. Mart 1847'de, Winfield Scott komutasındaki ABD birlikleri, Meksika'nın doğu kıyısındaki Vera Cruz kenti yakınında bir çıkarma yaptılar ve şiddetli çatışmalar sonucunda başkent Mexico City'ye girdiler. Yine de Birleşik Devletler, ancak Santa Anna istifa ettikten sonra Guadalupe Hidalgo Andlaşması'nı yapabildi ve Meksika, Güneybatı bölgesini ve California'yı 15 milyon dolar karşılığında ABD'ye terk etti. Anılan savaş, daha sonra İç Savaş sırasında karşı karşıya gelecek olan Amerikan subayları için bir eğitim sağladı. Savaş ayrıca, siyasal bir ayrılığa da neden oldu ve kölelik karşıtı Whigler, James K.Polk'un Demokrat (Parti) hükümetini yayılmacılıkla suçladı. Birleşik Devletler, Meksika Savaşı'nın sonuçlanmasıyla, günümüzdeki Arizona, Nevada, California, Utah eyaletleriyle, New Mexico, Colorado ve Wyoming eyaletlerinin bazı kesimlerini içine alan, 1,36 milyon kilometre kare genişliğinde yeni toprakların sahibi oldu. Ancak bu, aynı zamanda çok zararlı bir kazanım oluşturuyordu; çünkü, o günlerde Amerika siyasetinin en önemli sorununu, yani yeni toprakların özgür mü köle mi olacağı konusunu yeniden canlandırmıştı. 1850 UZLAŞMASI Kölelik, 1845'e gelininceye kadar, sadece o sırada uygulanmakta olduğu bölgelerle sınırlı kalacakmış gibi görünüyordu. 1820 tarihli Missouri Uzlaşması ile sınırları belirlenmişti ve bunları aşma şansı bulunmuyordu. Yeni kazanılan topraklar, köleliğin yeniden yayılmasını gerçek bir olasılık konumuna getirdi. Pek çok Kuzeyli, yayılmasına izin verilmezse, köleliğin giderek gerileyip ortadan kalkacağına inanıyorlardı. Yeni köleci eyaletler kurulmasına karşıtlıklarını haklı göstermek için Washington ve Jefferson'un açıklamaları ile köleliğin Kuzeybatı'ya yayılmasını yasaklayan 1787 Kararnamesi'ni örnek alıyorlardı. Doğal olarak, köleliğe önceden izin vermiş bulunan Texas, köleci bir eyalet olarak Birlik'e katıldı. Buna karşılık, California, New Mexico ve Utah'ta kölelik yoktu ve bu nedenle Birleşik Devletler'in, 1846'da anılan toprakları almaya hazırlandığı günlerde, ne yapılması gerektiği konusunda çelişkili öneriler ileri sürülüyordu. Güney'deki aşırı uçlar, Meksika'dan elde edilen tüm toprakların köle sahiplerine açılması için uğraşıyorlardı. Buna karşılık, Kuzeyli kölelik karşıtları, tüm bölgelerin köleliğe kapatılmasını istiyorlardı. Ilımlı bir gurup ise, Missouri Uzlaşması'nın Büyük Okyanus'a kadar yayılmasını, özgür eyaletlerin onun kuzeyinde, köleci eyaletlerin de güneyinde kalmasını öneriyorlardı. Bir başka gurup ise, sorunun "halk egemenliği"ne bırakılmasını öneriyordu; yani hükümet, yeni yerleşimcilerin yeni topraklara istedikleri gibi köleli ya da kölesiz girmelerine izin verecek ve bölgenin eyaletler halinde düzenlenmesi zamanı geldiğinde de ne yapılacağını halk kararlaştıracaktı. Güneylilere göre, her bölgenin köleliğe izin verme hakkı vardı. Kuzey ise hiçbir bölgenin böyle bir hakkı olmadığını savunuyordu. 1848'de, "köleliğin sınırlanmasının, yerelleştirilmesinin ve caydırılmasının" uygulanacak en iyi siyaset olduğunu açıklayan Özgür Toprak Partisi'ne yaklaşık 300.000 kişi oy verdi. Buna karşılık, Maryland, Kentucky ve Missouri gibi Ortabatı ve sınır bölgesi eyaletlerinde, görüşler arasında daha büyük bir ayrılık vardı ve çoğunluk halk egemenliğini bir uzlaşma yolu olarak benimsiyordu. Ocak 1848'de California'da altın keşfedilmesi, sadece 1849 yılında 80.000 yerleşimcinin yöreye koşmasına yol açtı. California yaşamsal bir sorun konumuna gelmişti; çünkü, örgütlü bir hükümet kurulmadan önce, Kongre tarafından bu yeni bölgenin statüsü konusunda belirgin bir karar verilmesi gerekiyordu. Tüm ulusun umudu, bundan önce de bunalım çıktığında iki kez bir uzlaşma yolu bulmuş olan Senatör Henry Clay'e bağlanmıştı. Clay, karmaşık ve özenle dengelenmiş bir plan hazırlayarak, kesimler arasında tehlikeli bir tartışma çıkmasını bir kez daha önledi. Kongre tarafından daha sonra değiştirilen uzlaşma planının belirli temel hükümleri vardı: California, özgür topraklı (köleliğin yasaklandığı) bir eyalet olarak kabul edilecekti; yeni elde edilmiş toprakların kalan kesimi, New Mexico ve Utah olarak ikiye bölünecek ve kölelikten söz edilmeksizin örgütlenecekti; New Mexico'nun bir bölümü üzerindeki hak iddialarına karşılık Texas'a 10 milyon dolar ödenecekti; kaçak kölelerin yakalanıp sahiplerine iadesi için daha etkili bir yöntem kullanılacaktı; Washington, D.C.'de köle alım satımı (kölelik değil) yasaklanacaktı. Amerikan tarihinde 1850 Uzlaşması olarak bilinen bu önlemler kabul edilince, ülke rahat bir nefes aldı. Uzlaşma, üç yıl süreyle, hemen hemen tüm görüş ayrılıklarını çözümlemiş gibi görüldü. Buna karşılık, gerilim içten içe yükseliyordu. Yeni Kaçak Köleler Yasası, köleleri yakalama çalışmalarında herhangi bir rol oynamayı reddeden Kuzeylilere çok ters gelmişti. Ayrıca, pek çok Kuzeyli, kölelerin kaçmasına yardımcı olmayı sürdürdüler ve Yeraltı Demiryolu, o güne kadar görülmemiş oranda etkili ve atak bir biçimde işlemeye başladı. BÖLÜNMÜŞ BİR ULUS 1850'ler, siyasal açıdan, ülke liderlerinin bölücü kölelik sorununu çözmek bir yana durdurulmasını bile sağlayamadıkları on yıllık bir dönem olarak nitelendirilebilir. Sözgelimi Harriet Beecher Stowe, Kaçak Köleler Yasası'nun kabulünden etkilenerek 1852'de Tom Amcanın Kulübesi adlı bir roman yayınladı. Beecher kitabını kısa bir taslak hazırlamak düşüncesiyle yazmaya başlamıştı; ancak, giderek kapsamını genişletti. Kitap yayınlanır yayınlanmaz büyük bir olay yarattı. İlk yıl içinde 300.000'den fazla satıldı ve talebi karşılayabilmek için yayınevi gece gündüz çalışmak zorunda kaldı. Tom Amcanın Kulübesi, çok duygusal yazılmış ve basmakalıp tiplemelerle doldurulmuş olmakla birlikte, köleliğin gaddarlığını ve özgür ve köleci toplumlar arasındaki temel çatışmayı yadsınmaz bir biçimde sergiliyordu. Kuzey'de yetişmekte olan seçmen kuşağı, bu yapıttan çok etkilenmişti. Kitap, adaletsizliğe karşı öfke ve vahşi bir istismara uğramış biçare kimselere acıma gibi temel insanlık duygularını harekete geçirdiği için, kölelik karşıtı davaya yönelik yaygın bir çoşku yarattı. Yeni topraklarda kölelik sorunu 1854'te yenilendi ve tartışma giderek şiddet kazandı. Günümüzde Kansas ve Nebraska'yı içeren topraklarda hızlı bir yerleşim görülüyor; önce bölge ve giderek eyalet hükümetleri kurulması için baskı artıyordu. 1820 tarihli Missouri Uzlaşması uyarınca, tüm bölge köleliğe kapalıydı; fakat, 1850 Uzlaşması, kaçınılmaz olarak sorunu yeniden gündeme getirdi. Missouri'deki köle sahibi egemen çevreler, Kansas'ın özgür bir bölge olmasına karşı çıktılar; çünkü, o zaman üç özgür toprak eyaletiyle (Illinois, Iowa ve Kansas) komşu olacaklardı. Kendi eyaletlerinin de özgür eyalet olmaya zorlanacağı olasılığından korkuyorlardı. Kongre'deki Missourililer, Güneylilerin de desteğini alarak, bölgenin örgütlenmesine yönelik tüm çabaları uzun bir süre engellediler. Bu sırada, Demokrat Parti'nin Illinois Senatörü Stephen A.Douglas, tüm özgür toprak destekçilerini öfkelendiren Kansas-Nebraska Yasası taslağını sunarak büyük bir fırtına yarattı. Douglas, Utah ve New Mexico'nun köle sorununu kendilerinin çözmesini öngören 1850 Uzlaşması'nın Missouri Sözleşmesi'nin yerine geçtiğini iddia ediyordu. Planına göre, Kansas ve Nebraska'dan oluşan iki bölge kurulacak ve buraya gelecek yerleşimcilerin beraberlerinde köle getirmelerine izin verilecekti. Birlik'e özgür mü yoksa köleci bir eyalet olarak mı katılınacağına yerleşimciler kendileri karar vereceklerdi. Kuzeyliler Douglas'ı, 1856'da başkan seçilebilmek için, Güney'e ödün vermekle suçladılar. Taslak üzerinde çetin tartışmalar yapıldı. Özgür topraklar yanlısı basın anılan girişimi şiddetle kınadı. Kuzeyli din adamları taslağa saldırdılar. O güne kadar Güney'le dostça ilişkiler içinde olan iş adamları birden bire yön değiştirdiler. Yine de, Mayıs 1854'te Kansas-Nebraska Yasası Sento tarafından onaylandı ve Güneyli aşırı uçların top atışlarıyla karşılandı. Douglas, bunun üzerine, kendisini savunmak için Chicago'ya gittiğinde limandaki gemiler bayraklarını yarıya indirdi, kilise çanları bir saat süreyle çalındı ve onu dinlemek için toplanan 10.000 kişi tarafından o denli yuhalandı ki sesini duyuramadı. Douglas'ın talihsiz girişiminin ilk sonuçları çok büyük oldu. Köleliğin yayılması konusunda kararsız davranan Whig Partisi çöktü ve yerine, temelde köleliğin tüm topraklarda yasaklanmasını talep eden güçlü bir yeni örgüt, yani Cumhuriyetçi Parti kuruldu. Parti 1856'da, Uzak Batı'daki keşif gezileriyle ün yapmış olan John Freemont'u başkan adayı gösterdi. Freemont seçimi kazanamadı, ancak Cumhuriyetçi Parti Kuzey'in büyük bir kesiminde ezici başarı sağladı. Salmon P.Chase ve William Seward gibi özgür toprak liderleri, her zamankinden daha çok etkili oldular. Abraham Lincoln adında, Illinoisli, uzun boylu ve zayıf bir avukat onlarla birlikte görülmeye başladı. Güneyli köle sahiplerinin ve kölelik karşıtı ailelerin Kansas'a akını, giderek silahlı çatışmaya yol açtı ve kısa bir süre sonra bölgeden "kanayan Kansas" diye söz edilmeye başlandı. Başka olaylar ve özellikle Yüksek Mahkeme'nin Dred Scott hakkındaki 1857 tarihli kötü ünlü kararı ülkeyi ayaklanmaya daha da yaklaştırdı. Scott, Missourili bir köleydi ve 20 yıl kadar önce sahibi onu, köleliğin Kuzeybatı Kararnamesi ile yasaklanmış olduğu Illinois ve Wisconsin Toprakları'na götürmüştü. Missouri'ye geri dönen Scott, oradaki yaşamından mutsuzluk duyunca, özgür topraklarda oturmuş olduğunu ileri sürerek azat edilmek için dava açtı. Güneylilerin egemenliğindeki Yüksek Mahkeme, vatandaş olmayan Scott'un mahkemeye başvurma hakkı bulunmadığına; köleci bir eyalette (Missouri) yaşamakta olduğu için, özgür bir eyaletin (Illinois) yasalarının onun statüsünü etkilemeyeceğine; köle sahiplerinin "mallarını" federal topraklarda nereye isterlerse götürebilme hakkına sahip olduklarına; ve Kongre'nin köleliğin yayılmasını engelleyemeyeceğine karar verdi. Böylelikle Mahkeme'nin kararı, kölelik sorununu çözümleyebilmek amacıyla Kongre tarafından tüm bir kuşak boyunca alınmış bulunan uzlaşma önlemlerini geçersiz kıldı. Dred Scott kararı tüm Kuzey'de büyük bir tepki yarattı. Mahkeme, hçbir zaman böylesine şiddetle kınanmamıştı. Karar, Güneyli Demokratlar için büyük bir zafer oluşturuyordu; çünkü, tüm bölgelerde köleliği haklı çıkarma çabalarına yasal bir izin sağlanmıştı. LINCOLN, DOUGLAS VE BROWN Abraham Lincoln uzun yıllardır köleliği büyük bir bela olarak nitelendirmekteydi. Illinois'nin Pretoria kentinde 1854'te yaptığı bir konuşma sırasında, ülkedeki tüm yasaların, köleliğin sınırlandırılması ve giderek ortadan kaldırılması ilkesi çerçevesinde hazırlanması gerektiğini açıkladı. Batı topraklarındaki kölelik yalnız bölgedeki yerleşimcileri değil bir bütün olarak Birleşik Devletler'i ilgilendirdiği için, halk egemenliği ilkesinin de yanlış olduğunu iddia etti. Bu konuşması sonucunda, büyümekte olan Batı'da çok tanınan bir kişi oldu. Lincoln, 1858 seçimlerinde, Illinois senatörlüğü için Stephen A.Douglas'ın rakibi oldu. 17 Haziran tarihinde yaptığı seçim kampanyasını açış konuşmasının birinci paragrafında, Amerikan tarihinin gelecek yedi yılıyla ilgili temel görüşlerini açıkladı: Kendi içinde bölünmüş bir ev ayakta kalamaz. Bu hükümetin, sürekli biçimde yarı köle yarı özgür olmaya katlanabileceğine inanmıyorum. Birlik'in dağılacağını sanmıyorum; evin çökeceğini düşünmüyorum; fakat, bölünmüş kalacağına da inanmıyorum. 1858'in bunu izleyen ayları sırasında Lincoln ve Douglas yedi kez biraraya gelip tartıştılar. "Küçük Dev" diye bilinen Senatör Douglas, iyi konuşmacılığı sayesinde kıskanılacak bir ün yapmıştı; fakat, ondan geri kalır bir konuşmacı olmayan Lincoln, Douglas ve müttefiklerinin savunduğu halk egemenliği kavramını güçlü bir biçimde eleştiriyordu. Sonuçta, Douglar seçimi az bir farkla kazandı, ama Lincoln da ulus çapında bir kişilik konumuna erişmiş oldu. Kesimler arasındaki sürtüşmeler ise giderek sertleşiyordu. Üç yıl önce Kansas'ta kölelik yanlısı beş yerleşimciyi yakalayıp öldürmüş bulunan ve militan bir kölelik karşıtı olan John Brown, 16 Ekim 1859 gecesi, bir gurup yandaşı ile birlikte, günümüzde West Virginia eyaletinin bulunduğu bölgedeki Harper's Ferry kentindeki federal cephane deposuna saldırdı. Brown'un amacı, ele geçirecekleri silahları kullanarak bir köle ayaklanmasına önderlik etmekti. İki gün süren çatışmalardan sonra, Brown ve sağ kalan adamları, Albay Robert E.Lee komutasındaki bir ABD deniz piyadesi birliği tarafından esir alındılar. Tüm ülke korkuya kapıldı. Brown'un girişimi, pek çok Güneylinin en çok korktuğu şeyi haklı çıkarmıştı. Buna karşılık, kölelik karşıtı aşırı çevreler, Brown'u büyük bir davanın kurbanı olarak alkışladılar. Çok sayıda Kuzeyli, onun yasal düzene bir saldırı olarak gördükleri bu davranışını kınadılar. Brown, fesatçılık, vatana ihanet ve cinayet suçlarından yargılandı ve 2 Aralık 1859'da asıldı. Ölünceye kadar, Tanrının emrinde bir alet olduğuna inanmıştı. AYRILMA VE İÇ SAVAŞ 1860 başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti Abraham Lincoln'u aday gösterdi. Liderler köleliğin daha fazla yayılmasına izin verilmeyeceğini açıkladıkça, partinin kendisine güveni arttı. Parti ayrıca, endüstrinin korunması için yeni gümrük tarifeleri getirileceği vaadinde bulundu ve Batı'ya açılışı kolaylaştırmak için yerleşimcileri bedava toprak sahibi yapacak bir yasa çıkarılacağına söz verdi. Demokratlar arasında birlik yoktu. Güneyliler partiden koptular ve Başkan Yardımcısı olan Kentuckyli John C.Breckenridge'yi başkan adayı gösterdiler. Kuzeyli Demokratların adayı ise Stephen A.Douglas'tı. Sınır bölgelerindeki inatçı Whigler, Anayasal Birlik Partisi'ni kurup Tennesseeli John C.Bell'i adayları olarak belirlediler. Kuzey'de Lincoln ve Douglas, Güney'de Breckenridge ve Bell rekabet ettiler. Lincoln birinci seçmenlerin ancak yüzde 39'unun oylarını almakla birlikte, 18 özgür eyaletin hepsinde başarı kazandı ve 180 ikinci seçmen oyu sağlayarak açık bir çoğunluk elde etti. Bell, Tennessee, Kentucky ve Virginia'da kazandı; Breckenridge, Douglas'ın başarılı olduğu Missouri dışında, diğer köleci eyaletlerde çoğunluğu sağladı. İkinci seçmenler konusunda başarısız olan Douglas, birinci seçmenlerin oy sayısında sadece Lincoln'un gerisinde kaldı. Lincoln'un seçilince South Carolina'nın Birlik'ten ayrılacağı bilinen bir gelişmeydi. Eyalet, uzun süredir, Güney'i köle karşıtı güçlere karşı birleştirecek bir olay beklemekteydi. Seçim sonuçları kesinleşince, özel bir South Carolina Kongresi toplanarak "South Carolina ve diğer eyaletler arasında 'Amerika Birleşik Devletleri' adı altında kurulmuş bulunan Birlik bundan böyle bozulmuştur" açıklamasını yayınladı. 1 Şubat 1861'e gelindiğinde altı Güney eyaleti daha ayrılmıştı. Yedi eyalet, 7 Şubat'ta, Amerika Konfedere Devletleri için geçici bir anayasa kabul ettiler. Onların dışındaki Güney eyaletleri Birlik'teki yerlerini şimdilik korudular. Bir aydan az bir süre sonra, 4 Mart 1861'de Lincoln Birleşik Devletler Başkanı olarak yemin etti. Yemin töreninde yaptığı konuşmada, ayrılmayı kabul etmediğini belirtti ve bu hareketin "yasal açıdan geçersiz" olduğunu söyledi. Konuşmasını, Birlik'le olan bağların yeniden kurulması çağrısı ile bitirdi; fakat, Güney bu çağrıya kulaklarını tıkadı ve 12 Nisan'da, South Carolina'nın Charleston limanındaki Sumter Kalesi'ndeki federal birlikler üzerine ateş açıldı. Bundan önce görülmemiş ve bundan sonra da görülmeyecek sayıda Amerikalının öleceği bir savaş başlamıştı. Ayrılmış olan yedi eyalette halk, Amerika Konfedere Devletleri'nin yeni başkanı Jefferson Davis'in çağrısına hemen karşılık verdiler. Her iki taraf da, gergin bir ortamda, o güne kadar Birlik'e sadık kalmış olan köleci eyaletlerin davranışını bekliyordu. Sumter Kalesi'nin ateşe tutulmasının ardından Virginia 17 Nisan'da Birlik'i terk etti; onun hemen ardından Arkansas, Tennessee ve North Carolina geldi. Hiçbir eyalet Virginia kadar isteksiz ayrılmadı. Virginialı devlet adamları Devrim'in gerçekleştirilmesine ve Anayasa'nın hazırlanmasına önderlik etmiş olup eyalet ulusa beş başkan vermişti. Albay Robert E.Lee de, eyaletine olan sadakati nedeniyle Birlik Ordusu komutanlığını reddetti. Böylelikle genişleyen Konfederasyon ile Kuzey'deki özgür topraklar arasında kalmış olan sınır eyaletleri Delaware, Maryland, Kentucky ve Missouri, Güney'e biraz yakınlık duymakla beraber Birlik'e sadakatlerini sürdürdüler. Her iki taraf ta, kısa sürede zafer kazanma umuduyla savaşa başladı. Maddi kaynaklar açısından Kuzey'in açık bir üstünlüğü vardı. 22 milyon nüfusa sahip 23 eyalet, 9 milyon kişinin yaşadığı 11 eyaletle karşı karşıyaydı. Kuzey'in endüstriyel büyüklüğü, nüfus oranındaki üstünlüğünü bile aşıyor ve ona silah, cephane, giyecek ve diğer malzeme üretiminde önemli olanaklar sağlıyordu. Buna ek olarak, Kuzey'in demiryolu ağı da federal ordunun başarı olasılığını arttırıyordu. Buna karşın Güney'in de belirli üstünlükleri vardı. En önemlisi coğrafyaydı: Güney kendi topraklarında bir savunma savaşı veriyordu. Kaldı ki, Güney'in askeri gelenekleri daha köklüydü ve bu nedenle de başlangıçta daha deneyimli askeri liderlere sahip olmakla övünüyordu. BATIDA İLERLEME, DOĞUDA ÇIKMAZ Savaştaki ilk büyük çatışma Washington yakınında, Virginia'nın Bull Run çayı çevresinde (Birinci Manassas olarak da bilinmektedir) oldu ve zafere kısa zamanda ya da kolaylıkla erişileceği yönündeki beklentileri sildi süpürdü. Çatışma aynı zamanda, en azından doğu Birleşik Devletler'de, belirli bir biçim oluşturdu: hiçbir zaman kesin askeri üstünlüğe dönüşmeyen, kanlı Güney zaferleri. İlk yıllarda, Güney çok kez çatışmalardan başarıyla çıkıyor, fakat savaşı kazanamıyordu. Birlik güçleri, Doğu'daki yenilgilerine karşın, savaş alanlarında başarılar kazanıyor ve denizde ve Batı'da yavaş yavaş stratejik üstünlük sağlıyordu. Savaş başladığında donanmanın büyük bir kesimi Birlik'in elindeydi; ancak, dağınık ve zayıftı. Donanma Bakanı Gideon Welles, hemen onu güçlendirmek için önlemler almaya başladı. Ardından Lincoln, Güney kıyılarında abluka ilan etti. Ablukanın etkisi başlangıçta pek önemsiz olmakla birlikte, 1863'e gelindiğinde, Avrupa'ya pamuk ihracatını ve Güney'in büyük gereksinim duyduğu cephane, giyecek ve tıbbi malzeme ithalatını hemen hemen tümüyle engellemişti. Bu sırada, parlak bir donanma komutanı olan David Farragut iki önemli harekat yürüttü. Birincisinde, bir Birlik filosunu Mississippi Nehri'nin denize döküldüğü yere götürdü ve Louisiana'nın New Orleans kentini - Güney'deki en büyük kent -teslim olmaya zorladı. İkincisinde de, Alabama'daki Mobile Körfezi'nin tahkim edilmiş girişinden geçip bir Konfederasyon zırhlısını teslim aldı ve limanı kapattı. Birlik güçleri, Mississippi Vadisi'nde hemen hemen hiç kesintisiz bir dizi zafer kazandılar. Tennessee'deki uzun bir Konfederasyon hattını yarıp eyaletin hemen hemen tüm batı kesiminin işgaline yol açarak işe başladılar. Mississippi Nehri'ndeki önemli Memphis limanı ele geçirilince, Birlik güçleri Konfederasyon'un içinde 320 kilometre kadar ilerlediler. İnatçı General Ulysses S.Grant komutasındaki Birlik güçleri, Tennessee Nehri'nin sarp kayalık kıyılarındaki Siloh'ta, ani bir Konfederasyon karşı saldırısına karşı koyup onları püskürtmek için destek güçleri gelinceye kadar bulundukları yeri sebatla korudular. Siloh'ta her iki tarafın da 10.000'den fazla ölüsü ve yaralısı oldu. Bu Amerikalıların o güne kadar görmedikleri bir zayiat oranıydı. Ancak kıyım yeni yeni başlıyordu. Buna karşılık, Birlik güçleri Virginia'da birbirini izleyen yenilgilere uğradılar. Birlik güçleri, Konfederasyon'un başkenti Richmond'u ele geçirmek için bir dizi kanlı saldırıda bulundularsa da her seferinde püskürtüldüler. Konfederasyon güçlerinin iki büyük avantajı vardı: Washington ile Richmond arasındaki yolları sık sık kesen akarsuların sağladığı güçlü savunma konumu ve ilk yıllardaki Birlik komutanlarınınkileri fersah fersah aşan yeteneklere sahip iki general, yani Robert E.Lee ve Thomas J. ("Stonewall" - "Taş Duvar") Jackson. 1862 yılında, Birlik komutanı George McClellan, Richmond'u ele geçirmek için yavaş ve aşırı ihtiyatlı bir saldırı başlattı; fakat, 25 Haziran – 1 Temmuz arasında yer alan Yedi Gün Çatışması sırasında Birlik güçleri sürekli olarak püskürtüldü ve her iki taraf da korkunç zayiat verdi. İkinci Bull Run (ya da İkinci Manassas) Çatışması'nda Konfederasyon güçlerinin yeni bir zafer kazanmasından sonra Lee, Potomac Nehri'ni aştı ve Maryland'ı işgal etti. McClellan, Lee'nin ordusunu ikiye böldüğünü ve elindeki asker sayısının kendi emrindekilerin çok altında olduğunu öğrenmesine karşın, yine çekingen davrandı. 17 Eylül 1862'de Birlik ve Konfederasyon Orduları, Maryland'ın Sharpsburg kenti yakınındaki Antietam Çayı kıyısında bir kez daha karşılaştılar ve savaştaki en kanlı gün yaşandı: taraflar 4.000'i aşan ölü ve 18.000 yaralı verdiler. McClellan, sayı üstünlüğüne karşın, Lee'nin hatlarını kırmayı ya da saldırıyı sürdürmeyi başaramadı ve böylece Lee, ordusunu dağılmadan Potomac'ın gerisine çekebildi. Antietam çatışması askeri açıdan sonuçsuz kalmakla birlikte etkileri çok büyük oldu. Konfederasyon'u tanımaya hazırlanan Büyük Britanya ile Fransa kararını erteledi ve Güney, büyük gereksinim duyduğu halde, hiçbir zaman Avrupa'nın diplomatik tanımasını sağlayamadı ve ekonomik yardım elde edemedi. Antietam ayrıca, Lincoln'a, ilk Kölelerin Azad Edilmesi Bildirisi'ni yayınlamak için aradığı fırsatı da yarattı. Bildiride, Birlik'e karşı isyan eden eyaletlerdeki tüm kölelerin 1 Ocak 1863'ten başlayarak özgür oldukları açıklanıyordu. Uygulamada Bildiri'nin ilk etkileri pek az oldu; çünkü, sadece Konfederasyon eyaletlerindeki kölelere özgürlük sağlıyor, sınır eyaletlerindeki köleliğe dokumuyordu. Siyasal açıdan ise, köleliğin kaldırılmasının da Birlik'in güvence altına alınmasının yanı sıra, bundan böyle, savaşın açıklanmış bir amacı olduğu anlamına geliyordu. 1 Ocak 1863'te yayınlanan son Kölelerin Azad Edilmesi Bildirisi ile, siyahların da Birlik Ordusu'nda silah altına alınmalarına yetki veriliyordu. Frederick Douglass gibi kölelik karşıtı hareket önderleri, silahlı çatışma başladığından beri, bunun yapılmasını istiyorlardı. Gerçekte, Birlik güçleri kaçak kölelere "savaş ganimeti" adı altında zaten barınak sağlıyordu; ancak, Kölelerin Azad Edilmesi Bildirisi üzerine, Birlik Ordusu siyahları silah altına alıp eğitti ve oluşturulan siyah asker alayları Virginia'dan Mississippi'ye kadar pek çok çatışmada başarıyla hizmet verdi. Yaklaşık 178.000 Afrika kökenli Amerikalı Birleşik Devletler Siyah Birlikleri'nde ve 29.500 siyah da Birlik Donanması'nda görev yaptı. Kölelerin Azad Edilmesi Bildirisi'nin sağladığı siyasal kazanımlara karşılık, Kuzey'in Doğu cephesindeki askeri geleceği hala pek parlak görünmüyordu. Lee'nin Kuzey Virginia Ordusu, Birlik Potomac Ordusu'nu, önce Aralık 1862'de Virginia'nın Fredericksburg kentinde ve sonra da Mayıs 1863'te Chancellorsville'de perişan etti. Buna karşın, Lee'nin en parlak askeri zaferlerinden biri ile sonuçlanan Chancellorsville çatışması, aynı zamanda, ona çok pahalıya mal oldu; çünkü, en değerli yardımcısı General Stonewall Jackson, kendi adamları tarafından yanlışlıkla vurulup öldürülmüştü. GETTYSBURG'DAN APPOMATTOX'A Yine de hiçbir Konfederasyon zaferi kesin sonuç getirmedi. Federal hükümet her seferinde yeni ordular kurdu ve yine savaştı. Kuzey'in Chancellorsville'deki büyük yenilgisinin kendisine beklediği fırsatı sağladığını düşünen Lee, Temmuz 1863'te kuzeye Pennsylvania'ya doğru ilerledi ve neredeyse eyaletin başkenti Harrisburg'a ulaştı. Güçlü bir Birlik kuvveti, Lee'nin ilerleyişini Gettysburg'da durdurdu ve İç Savaştaki en büyük karşılaşmayı oluşturan üç günlük bir çatışmada Konfederasyon askerleri Birlik hatlarını yarmak için kahramanca saldırdılar. Bunda başarılı olamadılar ve Lee'nin deneyimli birlikleri büyük zayiat verdikten sonra Potomac'a çekildiler. Gettysburg'da 3.000'den fazla Birlik ve 4.000'e yakın Konfederasyon askeri öldü; tarafların her birindeki yaralı ve kayıp sayısı 20.000'i aştı. Lincoln, 19 Kasım 1863'te Gettysburg'da yeni bir ulusal mezarlığın açılış töreninde, belki de Amerikan tarihindeki en ünlü konuşmayı yaptı. Kısa açıklamasını şu sözlerle bitirdi: ...burada yatanların boş yere ölmedikleri...bu ulusun, Tanrının yardımıyla, yeni bir özgürlüğün doğuşuna sahip olacağı...ve insanların, insanlar tarafından kurulmuş, insanlar için var olan hükümetinin dünya yüzünden silinmeyeceği konusunda kesin kararlıyız. Birlik güçlerinin Mississippi'deki üstünlüğü, Konfederasyon birliklerinin denizden saldırılamayacak kadar yüksek ve kayalık kıyılarda büyük tahkimat yaptıkları Vicksburg'da durduruldu. Grant, 1863 başlarında, Vicksburg'un aşağısından ve çevresinden dolanarak oradaki birlikleri altı hafta sürecek bir ablukaya aldı. 4 Temmuz'da kenti ve orada bulunan Batı kesimindeki en güçlü Konfederasyon Ordusunu ele geçirdi. Nehir böylece tümüyle Birlik'in kontrolüne girmişti. Konfederasyon ikiye bölünmüştü ve Texas ve Arkansas'tan malzeme getirmek de hemen hemen olanaksızdı. Kuzeylilerin Temmuz 1863'te Vicksburg ve Gettysburg'da kazandıkları zaferler savaşın dönüm noktası olduysa da kanlı çatışmalar azalmadan bir buçuk yıldan daha fazla sürdü. Lincoln, Grant'ı doğuya getirdi ve tüm Birlik güçlerinin başkomutanı yaptı. Grant, Mayıs 1864'te Virginia'nın içlerine ilerledi ve Lee'nin Konfederasyon Ordusu ile, üç gün sürecek Vahşi Doğa Çatışması'na girişti. Her iki taraf da büyük kayıplar verdi; fakat, Grant, diğer Birlik komutanlarının aksine çekilmeyi reddetti. Bunun yerine, Lee'nin birliklerini çevirmeyi, Konfederasyon hatlarını yaydırmayı ve piyade ve topçu saldırıları başlatmayı denedi. Birlik askerlerinin komutanı, Spotsylvania'da beş gün süren ve bir yıldır Batı cephesindeki çatışmaları geniş ölçüde simgelemiş olan kanlı bir siper savaşı sırasında "tüm yaz aylarını alsa da bu hatta savaşmayı düşünüyorum" demişti. Batı'daki Birlik güçleri 1863 sonbaharında, Chattanooga ve yakınındaki Lookout Dağı'nda kazandıkları zaferler sonrasında Tennessee'nin kontrolünü ele geçirdiler ve General William T.Sherman'ın Georgia'yı işgal etmesine yol açtılar. Sherman, kendisinikinden daha küçük birkaç Konfederasyon ordusunu saf dışı bıraktı, eyaletin başkenti Atlanta'yı işgal etti; yolunun üzerindeki demiryollarını, fabrikaları, depoları ve diğer tesisleri sistemli bir biçimde yakıp yıkarak Atlas Okyanusu kıyılarına doğru ilerledi. Olağan destek yollarından yoksun kalan adamları, karınlarını doyurmak için kırsal bölgeleri yağmaladılar. Kıyıdan kuzeye doğru ilerleyen Sherman, Şubat 1865'te, İç Savaş'taki ilk silahların patlamış olduğu, South Carolina'nın Charleston kentini ele geçirdi. Sherman, Güney'in azmini ve kendine güvenini yok etmenin, ordularını yenmek kadar önemli olduğunu, diğer Birlik generallerinin hepsinden daha iyi anlamıştı. Bu sırada Grant, Lee Mart 1865'te güneye çekilmek amacıyla hem Virginia'nın Petersburg kentini, hem de Konfederasyon başkenti Richmon'dı boşaltmadan önce, Petersburg'u dokuz ay boyunca abluka altında tuttu. Ancak artık çok geçti. Büyük Birlik orduları tarafından çevresi sarılan Lee, 9 Nisan 1865'te Appomattox Adliye Sarayı'nda Grant'a teslim oldu. Çatışmalar orada burada birkaç ay daha sürdüyse de İç Savaş sona ermişti. Appomattox'ta çok cömert teslim koşulları istenildi ve Grant, Lee ile buluşmasından dönerken onu gürültülü bir biçimde karşılayan askerlerini "Asiler yeniden vatandaşımız oldular" diyerek yatıştırdı. Güney'in bağımsızlığı için yapılan savaş bir "yitirilmiş dava"ya dönüşmüş ve kahramanları olan Lee, parlak önderliği ve yenilgideki büyüklüğü nedeniyle büyük bir hayranlık kazanmıştı. KİMSEYE KARŞI KÖTÜ NİYET BESLEMEKSİZİN Savaş Abraham Lincoln'un kişiliğinde Kuzeylilere bir kahraman daha sunmuştu; herşeyden çok, Birlik'i, kuvvet ve baskı ile değil, sıcaklık ve cömertlik kullanarak yeniden kurmaya çabalayan bir kahraman. 1864'te, Antietam'dan sonra görevden aldığı ve Demokrat Parti'nin adayı olan general George McClellan'ı yenerek ikinci kez başkanlığa seçildi. İkinci and içme töreninde yaptığı konuşmayı şu sözlerle tamamladı: Kimseye karşı kötü niyet beslemeksizin; herkes için iyilik severlik göstererek; Tanrı bize doğruyu görme yeteneğini verdiğine göre, doğru yolu izlemede sebat ederek, başladığımız işi tamamlamaya; ulusun yaralarını sarmaya; savaşın yükünü taşıyanlara ve onların dullarına ve yetimlerine bakmaya... kendi aramızda ve tüm uluslarla adil ve kalıcı bir barışı başarma ve el üstünde tutma yolunda elimizden geleni yapmaya çabalayalım. Lincoln, üç hafta sonra, Lee'nin teslim olmasının üzerinden iki gün geçmişken halk önündeki son konuşmasını yaptı ve cömert bir yeniden yapılanma siyaseti açıkladı. Başkan 14 Nisan'da, son olacak olan kabine toplantısını yaptı. O gece, eşi ve konukları olan genç bir çiftle birlikte Ford's Tiyatrosu'ndaki bir gösteriyi izlemeye gitti. Orada, başkanlık locasında oturduğu sırada, Güney'in yenilgisine öfkelenmiş Virginialı bir aktör olan John Wilkes Booth tarafından vuruldu. Booth, birkaç gün sonra Virginia kırsalında bir ahırda yapılan silahlı çatışmada öldürüldü. Suç ortakları yakalandılar ve sonra da idam edildiler. Lincoln, Ford's Tiyatrosu'nun karşısındaki bir evin alt katındaki yatak odasında 15 Nisan sabahı öldü. Şair James Russel şunları yazdı: Hiçbir zaman bu kadar çok sayıda insan, hiç görmedikleri bir kişi için o ürkütücü Nisan sabahında olduğu kadar göz yaşı dökmemiştir. Sanki onun kaybıyla dost bir varlık hayatlarından koparılmış, onları daha soğukta ve daha karanlıkta bırakmıştı. Hiçbir cenazede okunan methiye, o gün karşılaşan yabancıların birbirlerine üzüntü içinde bakmaları kadar anlamlı olmamıştır. Sahip oldukları ortak insanlık bir yakınını yitirmişti. Şimdi, Lincoln'un başkan yardımcısı ve Birlik'e sadık kalmış bir Güneyli olan Andrew Johnson yönetimindeki Kuzey'i bekleyen ilk büyük görev, ayrılmış bulunan eyaletlerin yasal konumlarının saptanmasıydı. Lincoln, bunun için gerekli ortamı hazırlamıştı bile. Onun görüşüne göre, Güney eyaletleri halkı gerçekte yasal olarak hiç ayrılmamışlardı; sadık olmayan belirli kişiler tarafından yanıltılarak federal otoriteye karşı gelmişlerdi. Savaş da kişisel bir hareket olduğu için, federal hükümet eyaletlerle değil bu bireylerle ilgilenmeliydi. Bu nedenle de, Lincoln 1863'te, herhangi bir eyalette 1860 seçimlerine katılmış olanların yüzde onu, ABD Anayasası'na sadık bir hükümet kurarlar ve Kongre'nin çıkardığı yasalara ve Başkan'ın açıklamalarına uyacaklarını belirtirlerse, onların yarattıkları bu hükümeti o eyaletin yasal hükümeti olarak kabul edeceğini bildirmişti. Kongre bu planı reddetti ve Lincoln'un kendilerine danışmadan bu konuyu ele almaya hakkı olmadığını ileri sürdü. Bazı Kongre Üyeleri, tüm ayrılıkçı eyaletlere şiddetli cezalar verilmesini savundular. Buna karşın, savaş daha tümüyle sona ermeden, Virginia, Tennessee, Arkansas ve Louisiana'da yeni hükümetler kurulmuştu. Kongre, temel sorunlardan birini oluşturan, eski kölelerin durumu çözüme kavuşturmak amacıyla, Mart 1865'te, Afrika kökenli Amerikalılar'ı koruyacak ve onlara kendi kendilerini geçindirecek konuma gelmeleri için öncülük edecek olan Azad Edilmiş Köleler Dairesi'ni kurdu. Aynı yılın Aralık ayında da, Kongre, köleliği ortadan kaldıran 13 sayılı Anayasa değişikliğini kabul etti. Johnson, 1865 yılı yaz ayları boyunca, Lincoln'un yeniden yapılanma programını ufak tefek değişiklikler yaparak uygulamayı sürdürdü. Başkanlık bildirileri yoluyla, eski Konfederasyon eyaletlerinin her birine birer vali atadı ve başkanın af yetkisini kullanarak, çok sayıda Güneyli vatandaşın siyasal haklarını iade etti. Zaman içinde, eski Konfederasyon eyaletlerinin hepsinde kongreler düzenlenerek, ayrılıkçı kararnameler iptal edildi, savaş borçları reddolundu ve yeni eyalet anayasaları kaleme alındı. Giderek, her eyalette o eyaletin yerlisi olan bir Birlik yandaşı vali seçildi ve sadık seçmenlerin katılacağı birer kongre düzenleme yetkisiyle donatıldı. Johnson, ayrılıkçılığın sona erdirilmesi, köleliğin ortadan kaldırılması, Konfederasyon'a yardım için alınan tüm borçların reddi ve 13. Değişiklik'in onaylanması için her kongreye çağrıda bulundu. 1865'in sonuna gelindiğinde, birkaç eyalet dışında bu süreç tamamlanmıştı. KÖKLÜ YENİDEN YAPILANMA Hem Lincoln hem Johnson, Kongre'nin, Anayasa'daki "Her meclis...üyelerinin yeterlilikleri konusunda kendi kararını verecektir" hükmüne dayanarak, Güneyli yasama organı üyelerinin ABD Senatosu'nda ya da Temsilcileri Meclisi'nde görev yapmalarını engelleme hakkı bulunacağını sezmişlerdi. Gerçekten de, "Radikal Cumhuriyetçiler" olarak bilinen ve Güney'i cezalandırmak isteyen Kongre Üyeleri, Thaddeus Stevens'in önderliğinde bir araya geldiler ve seçilmiş Güneyli senatörlerin ve temsilcilerin Kongre çalışmalarına katılmalarını engellediler. Bunu izleyen birkaç ay içinde Kongre, Güney'de yeniden yapılanma için Lincoln'un başlattığı ve Johnson'un devam ettirdiğinden çok daha farklı bir plan uygulamaya başladı. Siyahlara tam vatandaşlık hakkı verilmesi gerektiğine inanan Kongre Üyeleri giderek daha büyük bir halk desteği görmeye başladılar. Kongre, Temmuz 1866'ya gelindiğinde, Güney'deki yasama organlarının ırk ayırımcılığı yapılmasını önlemek amacıyla bir vatandaşlık hakları yasası çıkarmış ve yeni bir Azad Edilmiş Köleler Dairesi kurmuştu. Kongre bunun ardından, "Birleşik Devletler'de doğmuş ya da Birleşik Devletler uyrukluğuna girmiş ve bu nedenle yönetimi altında olan her birey, Birleşik Devletler'in ve oturduğu eyaletin vatandaşıdır" hükmünü getiren 14 sayılı Anayasa Değişikliği'ni kabul ve böylelikle, Dred Scott hakkında alınan ve kölelerin vatandaşlık hakkını reddeden kararı iptal etti. Tennessee dışındaki tüm Güney eyaletleri yasama organları bu değişikliği onaylamayı reddetti ve bazıları bunu oy birliği ile gerçekleştirdi. Buna ek olarak, bazı Güney eyaletlerinin yasama organları, savaş sonrasında, özgür kalan kişilerin tekrar köle yapılmalarına yönelik siyah yasaları çıkardılar. Yasalar eyaletten eyalete değişmekle birlikte, belirli hükümleri birbirinin aynıydı. Siyahlar yıllık iş sözleşmeleri yapacaklar ve ihlaller şiddetle cezalandırılacaktı; kölelerin çocukları için zorunlu çıraklık uygulaması getirilecek ve sahipleri onları dövebileceklerdi; boş gezenler yüksek para cezaları ödeyemezlerse, hizmetçi olarak satılabileceklerdi. Bu gelişmeler karşısında, Kuzeyli belirli guruplar, Güney'deki siyahların haklarının korunması için gerekirse müdahale edilmesini savunuyorlardı. 1867 yılında Yeniden Yapılanma Yasası'nı onaylayan Kongre, Güney eyaletlerinde kurulmuş olan hükümetleri göz ardı ederek, Güney'i beş bölgeye ayırdı ve buralarda askeri yönetim kurdu. Sivil hükümetler kuran, Birlik'e bağlılık andı içen, 14. Değişiklik'i onaylayan ve siyahlara oy kullanma hakkı tanıyan eyaletler, kalıcı askeri yönetimden kurtulabileceklerdi. Değişiklik 1868'de onaylandı. Ertesi yıl Kongre tarafından kabul edilen ve 1870'te eyalet yasama organlarınca onaylanan 15. Değişiklik, "Birleşik Devletler vatandaşlarının oy kullanma hakkı, ırk, renk ya da daha önceki kölelik durumu gözetilerek, Birleşik Devletler ya da herhangi bir eyalet tarafından kaldırılamaz ya da kısıtlanamaz" hükmünü getirdi. Kongre'deki Radikal Cumhuriyetçiler, Başkan Johnson'un, yeni azad olunan siyahları koruyan ve eski Konfederasyon liderlerinin seçilmelerini engelleyerek onları cezalandıran yasaları veto etmesini, vetolarına uyulmamakla birlikte, büyük kızgınlıkla karşılıyorlardı. Johnson'a karşı duyulan öfke o kadar büyüktü ki, Amerikan tarihinde ilk kez, bir başkanın görevden alınması için meclis soruşturması başlatıldı. Johnson'un temel suçu Kongre'deki cezalandırıcı siyasete karşı çıkması ve onu eleştirirken çok sert bir dil kullanmasıydı. Düşmanlarının ona yöneltebildikleri en ciddi suçlama, daha önce Senato tarafından onaylanmış bir makam sahibinin görevinden alınabilmesi için de Senato'nun onayını gerektiren Görev Süresi Yasası'na karşın, Kongre'nin güçlü bir destekçisi olan Savaş Bakanın'nı Kabine'den uzaklaştırmış bulunmasıydı. Senato'da yapılan azil yargılaması sırasında, teknik açıdan Johnson'un Kabine üyesini görevden alma hakkı bulunduğu kanıtlandı. Daha da önemlisi, eğer Kongre bir Başkan'ı, üyelerinin çoğunluğu ile aynı görüşte olmadığı gerekçesiyle azlederse, bunun tehlikeli bir örnek oluşturacağı vurgulandı. Görevden uzaklaştırma girişimi, az bir farkla başarısızlığa uğradı ve Johnson süresi doluncaya kadar görevde kaldı. Kongre Haziran 1868'e gelinceye kadar, Askeri Yeniden Yapılanma Yasası uyarınca, Arkansas, North Carolina, South Carolina, Louisiana, Georgia, Alabama ve Florida'yı yeniden Bbirlik'e kabul etti. Birlik'e yeniden alınan bu yedi eyaletin pek çoğunda, valilerin, temsilcilerin ve senatörlerin çoğunluğunu, savaştan sonra Güney'e inip siyasal şanslarını orada deneyen ve sık sık da özgürlüklerine yeni kavuşan Afrika kökenli Amerikalılarla ittifak içinde olan ve kendilerine "maceracı" (Carpetbagger) denilen Kuzeyliler oluşturuyordu. Louisiana ve South Carolina yasama organlarında, Afrikalı-Amerikalılar gerçekten de sandalyelerin çoğunluğunu ele geçirdiler. Geriye kalan son üç Güney eyaleti, yani Mississippi, Texas ve Virginia da sonunda Kongre'nin koşullarını kabul ettiler ve 1870'te Birlik'e yeniden alındılar. Siyasal ve toplumsal üstünlükleri tehdit altında olan çok sayıda Güneyli beyaz, siyahların eşitlik sağlamalarını engellemek için yasa dışı yollara başvurdular. Siyahlara karşı şiddet olayları giderek daha sık görülmeye başladı. Düzensizliğin artması, 1870'te, özgürlüğüne kavuşan köleleri vatandaşlık haklarından yoksun bırakmaya teşebbüs edenlere karşı şiddetli cezalar getiren bir İnfaz Yasası çıkarılmasına yol açtı. YENİDEN YAPILANMANIN SONU Zaman geçtikçe, Güney'in sorunlarının sert yasalarla ve eski Konfederasyonculara karşı sürekli kin beslemekle çözümlenemeyeceği daha açıklıkla ortaya çıkıyordu. Kongre Mayıs 1872'de genel bir Af Yasası kabul ederek, 500 dolayında Konfederasyon yanlısının siyasal haklarını iade etti. Güney eyaletleri giderek Demokrat Parti üyelerini seçmeye, "maceracı" olarak tanınan hükümetleri görevden uzaklaştırmaya ve seçmek ve seçilmekten caydırmak amacıyla siyahları sindirmeye başladılar. 1876'ya gelindiğinde Cumhuriyetçiler sadece üç Güney eyaletinde iktidarda kalmışlardı. Aynı yıl yapılan başkanlık seçimlerine ilişkin anlaşmazlığın Rutherford B.Hayes lehine çözümlenmesi için yürütülen pazarlıklar sırasında Cumhuriyetçiler, Köklü Yeniden Yapılanma'ya son vererek Güney'in pek çok kesimini Demokrat Parti'ye bırakma vaadinde bulundular. Hayes 1877'de, geriye kalan hükümet askerlerini de çekti ve federal hükümetin siyahların vatandaşlık haklarını uygulama sorumluluğuna sessizce son verdi. Güney, hala, savaşta perişan olmuş, kötü yönetimin yol açtığı büyük bir borç yükü altında kalmış, on yıldır süren ırk savaşı yüzünden kendine güveni kalmamış bir bölgeydi. Kötü bir şans eseri olarak, ulusal ırk siyaseti bir aşırı uçtan öbürüne sürükleniyordu. Önceleri, Güneyli beyaz liderlere karşı sert cezalar verilmesi desteklenirken, şimdi de siyahlara karşı yeni ve aşağılayıcı ayırım yapılmasına göz yumuluyordu. XIX. yüzyılın son yirmi beş yılı içinde Güney'deki eyaletlerde, devlet okullarında ırk ayırımı yapan, siyahların park, lokanta ve otel gibi kamuya açık yerlere girmelerini sınırlayan ya da yasaklayan, seçim vergisi ve keyfi okur yazarlık sınavları uygulayarak siyahların çoğunluğunun oy kullanma hakkını reddeden ve "Jim Crow" yasası adı verilen çok sayıda yasa kabul edildi. İç Savaş'ın yarattığı ahlaksal temizliğin ve coşku dolu günlerin aksine, tarihçiler sert bir davranış içine girmekte ve Yeniden Yapılanma'yı, bulanık bir siyasal çatışma, yozlaşma ve gerileme dönemi olarak değerlendirme eğilimi göstermektedirler. Kölelere özgürlükleri verilmiş, ama eşitlikleri sağlanmamıştı. Kuzey, azad edilmiş kölelerin ekonomik gereksinimlerini çözmede kesinlikle başarısız olmuştur. Azad Edilmiş Köleler Dairesi kurulması gibi girişimler, eski kölelerin büyük gereksinim duydukları siyasal ve ekonomik fırsatları sağlayacak ya da en azından onları şiddet ve sindirme hareketlerine karşı koruyacak kurumları yaratmakta yetersiz kalmıştır. Gerçekten de, federal Ordu subaylarının ve Azad Edilmiş Köleler Dairesi memurlarıının kendileri çok kez ırkçıydılar. Siyahlar, onları Ku Klux Klan gibi örgütler kurarak sindiren ve haklarından yararlanmalarını engelleyen beyaz Güneylilere karşı korumak için Kuzeylilere bağımlıydılar. Kendi ekonomik kaynaklarından yoksun bulunan Güneyli siyahların pek çoğu, XX. yüzyılın ortalarına kadar sürecek olan bir yoksulluk kıskacına yakalanmış bulunan eski sahiplerinin arazilerinde sözleşmeli çiftçi gibi çalışmak zorunda kaldılar. Yeniden yapılanma dönemi hükümetleri, savaştan perişan olmuş Güney eyaletlerinin imar edilmesinde ve özellikle vergi desteğinde bulunulması, hem beyazlara hem siyahlara parasız devlet okulları sağlanması gibi kamu hizmetlerinin yayılmasında gerçek ilerlemeler elde ettiler. Buna karşın, inatçı Güneyliler, o dönemde sadece Güney'e özgü olmayan, yolsuzluk olayları gibi fırsatları kullandılar ve bunları istismar ederek köktenci rejimleri yıktılar. Yeniden yapılanmanın başarısızlığa uğraması, Afrikalı Amerikalıların eşitlik ve özgürlük yolundaki çabalarının, bu konunun bir Güney sorunu değil bir ulusal sorun konumu alacağı XX. yüzyıla kadar ertelenmesi anlamına geliyordu. SIDEBAR BARIŞ DEMOKRATLARI, ZEHİRLİ YILANLAR (COPPERHEADS) VE ASKERE ALMA AYAKLANMALARI Abraham Lincoln, başkanlığı süresince siyasal uygulamaları ve savaş zamanındaki kararları nedeniyle ciddi bir muhalefetle karşılaştı. İç Savaş, Kuzey'de bile o denli büyük ayrılıklar yaratmış ve o kadar çok yaşamı söndürmüştü ki, bunun başka türlü olması beklenemezdi. Lincoln karşısındaki muhalefet, doğal olarak Demokrat Parti'de toplanıyordu. Parti'nin 1860 seçimlerindeki başkan adayı Stephen Douglas, özgür eyaletlerdeki birinci seçmenlerin yüzde 44 oyunu almıştı. Muhalefetin gücü, genelde, Kuzey'in savaş alanındaki etkinliğine bağlı olarak azalıp çoğalıyordu. Yine de, savaş faaliyetlerine ve buna bağlı olarak Lincoln'a karşı duyulan memnuniyetsizliği ilk kez Demokratlar değil, Birlik güçlerinin Bull Run ve Ball's Bluff çatışmalarındaki başarısızlığını araştırmak amacıyla 1861 yılında Savaş Yönetimine İlişkin Ortak Komite'yi kuran Kongre dile getirdi. Radikal Cumhuriyetçilerin egemenliği altındaki Ortak Komite, Lincoln hükümetini, savaşta daha atak olmaya ve kölelere af çıkarmaya zorladı. "Halk egemenliği" partisinden beklenebileceği gibi, bazı Demokratlar, Birlik'i yeniden kurmak amacıyla genel savaşa gidilmesinin haklı olmadığına inanıyorlardı. Bu gurup, Barış Demokratları olarak tanımlanmaya başladı. Aralarındaki daha aşırı görüşlü kişilere "Zehirli Yılanlar" (Copperheds) deniliyordu. notu: "Copperhead", Kuzey Amerika'da bulunan bir tür zehirli yılana verilen isimdir. İster "savaş" ister "barış" hizbinden olsunlar, pek az Demokrat, kölelere özgürlük sağlamanın Kuzeyli kanı dökülmesine değer bulunduğuna inanıyordu. Gerçekten de, kölelerin azad edilmesine karşı muhalefet, uzun süredir partinin politikası olmuştu. Sözgelimi 1862'de, hemen hemen her Demokrat Kongre üyesi, köleliği Washington, D.C.'de kaldıran ve yeni topraklarda yasaklayan yasa aleyhinde oy kullanmıştı. Kölelerin azad edilmesi karşısında en büyük muhalefet, özgürlüğüne yeni kavuşan çok sayıda siyahın Kuzey'e göç edeceğinden korkan fakir işçilerden ve özellikle de İrlandalı ve Katolik Alman göçmenlerden geliyordu. Bu gibi duyguların dürtüsüyle, 1862'de birkaç Kuzey kentinde ırkçı ayaklanmalar oldu. Lincoln, Ocak 1863'te Kölelerin Azad Edilmesi Bildirisi'ni yayınlayarak, açıkça köleliğin kaldırılmasını da savaş amaçları arasına almıştı. Bu amaç Kuzey'de tümüyle kabul edilmekten çok uzaktı. Sözgelimi, Indiana ve Illinois eyalet yasama organları, Konfederasyon ile barış yapılması ve "kötü, insanlık dışı ve dine aykırı" bildirinin geri alınması çağrısında bulundular. Kuzey'in savaşı yürütmekte karşılaştığı zorluklar, Lincoln'un Eylül 1862'de ihzar emri (getirile emri – habeas corpus) sistemini askıya almasına ve askere alma çalışmalarına müdahale edenlere ya da asilere yardımda bulunan ve onlara kolaylık sağlanan yörelerde sıkıyönetim uygulamasına yol açtı. Böylelikle vatandaşlık hukukunun ihlali, bunalım dönemlerinde her zaman hoşgörü ile karşılanmakla birlikte, Lincoln'u eleştirmeleri için Demokratlara bir fırsat daha vermiş oldu. Savaş Bakanı Edwin Stanton, sıkıyönetimi etkin bir biçimde uyguladı ve çoğunluğu Güneyli işbirlikçilerden ya da Demokratlardan oluşan binlerce kişi tutuklandı. Birlik'in insan gücü gereksinimi, ABD'de ilk kez zorunlu silah altına alma yoluna başvurulmasına yol açtı. Askere yazılmayı "teşvik" amacıyla 1863'te çıkarılan yasa yüzünden pek çok kişi daha mutsuzlar arasına katıldı. Özellikle Pennsylvania, Ohio, Indiana ve Wisconsin'deki Zehirli Yılanlar arasında görülen şiddetli muhalefet karşısında, yasanın uygulanması için federal hükümet askerlerinin göreve çağrılması gerekti. Silah altına alınan bir kimse, o günlerde kalitesiz bir işçinin yıllık gelirine aşağı yukarı eşit bir para olan, 300 dolar öderse bu görevden kurtulabiliyordu. Anılan özellik, Konfederasyon'un belirli yörelerinde de görüldüğü gibi, bunun "zenginin savaşı ve yoksulun kavgası" olduğu izlenimini güçlendirdi. Silah altına almaya karşı en büyük direnme New York kentinde 1863 yılı yaz aylarında görüldü. Demokrat Parti'nin kalelerinden olan New York'ta daha önce de birkaç görevlinin öldürülmesine tanık olunmuştu. Temmuz ayında, grevde olan İrlandalı liman işçilerinin yerine çalıştırılmak üzere, bir gurup siyah, polis koruması altında kente getirilmişti. Aynı zamanda, yetkililer halkın hoşlanmadığı bir askere alma kurası düzenlediler. Bu iki olayın üst üste gelmesi sonucunda, dört gün süren bir ayaklanma oldu; birçok siyah mahallesi, askerlik şubesi ve Protestan kilisesi yakılıp yıkıldı ve en az 105 kişi öldürüldü. Gettysburg'dan birkaç Birlik alayı gelmeden düzen sağlanamadı. İç Savaş sırasındaki en ünlü hukuk davası da aynı yıl ortaya çıktı. Dava, Ohio valiliği için Demokrat Parti aday adayı Clement Vallandingham'la ilgiliydi. Belli ki adaylığını güçlendirmek isteyen Vallandingham, yerel askeri makamların "vatana ihanet faaliyetleri"ne ilişkin yasaklarını hiçe sayarak, Lincoln'un uyguladığı siyasete saldırdı ve "siyahların özgürlüğü ve beyazların köleleliği için yapılan bir savaş" olarak nitelediği çatışmaları sona erdirmek için görüşmeler yapılması çağrısında bulundu. Bunun ardından, Birlik askerleri zor kullanarak evine girdiler ve onu tutukladılar. Demokratlar ve hatta bazı Cumhuriyetçiler, Vallandingham'ın tutuklanmasının yasal olmadığını ileri sürerek hemen buna karşı çıktılar. Lincoln, buna karşılık olarak, onu Konfederasyon hatlarının gerisine gönderdi ve Vallandingham adaylığı kazandı. Daha sonra Kanada'ya geçti ve orada gürültülü fakat başarısız bir seçim kampanyası yürüttü. Birlik'in 1863'te Vicksburg ve Gettysburg'da kazandığı zaferlere karşın, Demokrat "barış" adayları, ulusun karşılaştığı güçlükleri ve ırkçı duyarlılığı kullanmayı sürdürdüler. Gerçekten de, Kuzeylilerin ruhsal durumu, Lincoln'u 1864'te yeniden seçilme şansını yitirdiğine inandırmıştı. O yılki Demokrat Parti adayı, iki yıl önce Lincoln tarafından Potomac Ordusu komutanlığından alınmış bulunan General George McClellan'dı. McClellan'ın başkan yardımcısı adayı ise Vallandingham'ın yakın bir müttefikiydi. Buna karşın, Demokratların umduklarının aksine, McClellan, savaşı sona erdirmek için görüşmeler yapılması amacına yönelik Parti görüşünü benimsemeyi reddetti. Yine de, zaferin yaklaşmakta olması nedeniyle, Lincoln, Kasım ayında yapılan seçimlerde New Jersey ve Delaware dışındaki tüm Kuzey eyaletlerini ele geçirdi ve McClellan'ı kolaylıkla yendi. Kaynak: http://ankara.usembassy.gov/

İlgili konuları ara


Görüşler

Bu konuda henüz görüş yazılmamış.
Gürüş/yorum alanı gerekli.
Markdown kodları kullanılabilir.