Divanyolu

Divanyolu; Osmanlı Devleti`nde kullanılan protokol yolu. Osmanlı sarayında toplanan Divan-ı Hümayun`a gelen ve giden vezirler, elçiler, askerler ve diğer yöneticiler buradan geçtiği için "Divanyolu" denmiştir. Roma İmparatoru Konstantin zamanında yapılarak İstanbul`un ana caddesi olmuştur.

Divanyolu

Divanyolu; Osmanlı Devleti`nde kullanılan protokol yolu. Osmanlı sarayında toplanan Divan-ı Hümayun`a gelen ve giden vezirler, elçiler, askerler ve diğer yöneticiler buradan geçtiği için "Divanyolu" denmiştir. Roma İmparatoru Konstantin zamanında yapılarak İstanbul`un ana caddesi olmuştur. osmanlı-taslak

Linkler

Eminönü Belediyesi web sayfası Divanyolu tanıtımı

Divanyolu hakkında Maurice M. Cerasi tarafından yazılan ``Divanyolu`` adlı kitabın tanıtımı



Bizim bugün "Divanyolu" adıyla andığımız cadde, Roma imparatoru Büyük Konstantin`in Doğu Roma olmak üzere inşaa ettiği bu kentin ana caddesinin, yani Mese`nin başlangıç kısmıydı. Bu ana cadde üzerinde, Çemberlitaş, Beyazıt ve Aksaray`da, aslında bugün de olduğu gibi meydanlar vardı. Aksaray`da bu ana cadde bir çatal yapar, güney çatalı Yedikule`ye, kuzeydeki de Edirnekapı`ya uzanırdı.

Osmanlılar Beyazıt-Sultanahmet arasındaki caddeyi korudular ve Saray`da toplanan Divan-ı Hümayun`a giden (ya da oradan dönen) vezirler, askerler ve başka görevliler buradan geçtiği için "Divanyolu" dediler. Yeniçeriler de buradan geçtiği için şimdi Çemberlitaş-Beyazıt arasındaki bölüme onların adı verildi. İki imparatorluğun "ana caddesi" olan bu güzergahta, ikisinin de çeşitli kalıntıları var. Bugün bu yolu isterseniz on beş dakikada yürürsünüz, isterseniz salınarak, sağa sola girip çıkarak, iki saati tamamlarsınız.

Biz bu yürüyüşe Sultanahmet`te, caddenin başındaki "Milion" taşından başlayalım. Bu taşın adı enflasyondan ötürü "Milion"a çıkmadı; uzunluk ölçüsü "mil"den geliyor. Kent dünyanın merkezi, bu nokta da merkezin merkeziydi. Şimdi burada gördüğümüz sütun, dört ayaklı bir kaide üstünde yükselen ve üzeri de bir kubbeyle örtülü olan ilk anıtın küçücük bir parçasıdır.

Aynı sırada yer alan, 68 sonrasında, Batı`da Hippie`istan ile Doğu`da Nepal ve Katmandu arasında uzanan "esrarengiz" yolun belli başlı duraklarından "Pudding Snop" hala duruyor.

Milion`un önünden, sağ taraftaki kaldırım boyunca yürüyüşe geçtik. Az sonra, sağımızda, şimdi Türk Edebiyatı Vakfı olan ama edebiyattan çok halıyla iştigal ettiği izlenimini veren, Cevri Kalfa Sibyan Mektebi `ni görüyoruz. IlI.Selim`i öldüren zorbalar, sonradan II. Mahmud olacak şehzadenin dairesine öldürmek üzere saldırınca onu sarayın damına kaçıran, saldırganları oyalamak için de mangaldaki külü gözlerine savuran yürekli kadın. Eline geçeni hayrata yatırmış.

Karşı sırada bina yok. Orası zaten başka bir yürüyüşün güzergahı. Ama bir bahçe içinde duran Firuz Ağa Camii`ne bir göz atalım. Ta II. Bayezid zamanından, yani kentin en eski camilerinden biri. Zaten tek kubbesi, duvardan destek alır. Minaresi nedense sağda değil, soldadır. Yaptıran Hazinedarbaşı Firuz Ağa`nın türbesi de bahçededir. Yolun Cevri Kalfa Okulu tarafında kalarak devam eder ve İncili Çavuş sokağına saparsak Kaygusuz Tekkesi`ne geliriz. Şimdiki haliyle "Tekke" olduğunu anlamak kolay değil. Kaygusuz Baba bir Kadiri Şeyhi olsa gerek.

Gene aynı sırada sağda, bir de hamam var. Nedense Park hamamı deniyor. Kızlarağası Medresesi`nden ise pek bir şey kalmamış. Geliyoruz Cağaloğlu`nun köşesine. Şimdi sağımızda "Türbe". Yaptıran, II. Mahmud, tarzı gene "ampir"dir. İçinde Mahmud`un yanı sıra oğlu Abdülaziz ile torunu Abdülhamid`de yatmaktadır. Hazirede ise Şeyh Bedreddin`den Sait Halim Paşa`ya kadar birçok ünlü kişinin mezarı vardır. Saltanat sonrası ölen Osmanlılar da, saltanatın sona ermesinde bir miktar payı olan Ziya Gökalp de buradadır. Cadde üstündeki sebili de ilginçtir.

Karşı sırada Köprülü Kütüphanesi var. Bunu, az ileride, bütün Köprülü Külliyesi ile birlikte anlatalım. Ama buraya kadar gelmişken o kaldırıma geçip Piyer Loti`den aşağıya biraz yürüyelim. Eski Konservatuvar şimdi Eminönü Belediyesi oldu ve yeni, ama eski tarza uygun yapılmış bir bina da eklendi. Bu arada orada olduğu bilinen Theodosios Sarnıcı da ortaya çıkarıldı. Belediye binasından girip bu güzel, orta boyda, 5. yüzyıldan kalma sarnıcı görebilirsiniz.

Türbe`den devam ettiğimizde, sokağı geçtikten sonraki blokta, en başta şimdi Basın Müzesi olan bina var. Bunu Safvet Paşa, Darülfünun (Üniversite) olsun diye yaptırmış. Mimarının Fossati olması muhtemel. İstanbul`da "Üniversite" olsun diye birçok bina inşaatına başlanmış, ama bitmeden bina başka devlet dairesinin elinde kalmıştır.

Çemberlitaş Hamamı burada II. Selim`in hasekisi ve III. Murad`ın annesi Venedik asıllı Nurbanu Sultan yaptırdığı için (16. yüzyıl sonu) "Valide Hamamı"da deniyor. "Çifte hamam"dı bu. Ama uzun süredir başka amaçlar için kullanılıyor. Şu sıralar gene lokanta olan binayı Sinan`ın yaptığını biliyoruz.

Karşı sırada Köprülü Külliyesi`nin başka binaları: cami, medrese, türbe. Ham da arkamızda kalıyor. Girişi Vezir Hanı caddesinde. Köprülü Mehmed Paşa son devşirmelerden biridir. Arnavut asıllıydı. Hala çocuk olan oğlu IV. Mehmed ile birlikte, devletin geçirdiği depremleri bir türlü durduramayan Turhan Sultan, artık iyice yaşlanmış ve pek fazla da tanınmayan bu veziri 1656`da sadrazamlığa getirdi. Bu sert paşayla birlikte, artık yaylan gıcırdayan devleti bir süre daha ayakta tuttu. Ama ahali herhalde Köprülü Mehmed Paşa`nın sertliğinden pek hoşnut değildi ki şimdi önümüzde duran açık türbesine bakarak, "Paşa, mezarına rahmet yağsın da gazabını dindirsin diye tepesini açık tutmuş" tarzında yorumlar yaptılar.

Cadde üstünde dershane ve mescit olarak yaptırılmış küçük bina var. Sekizgen planlıdır. Minaresi yoktur. Avlunun öteki tarafında şimdiye dokuz odası kalan medreseyi görürüz. Oğlu Fazıl Ahmed Paşa`da Köprülü`nün türbesinde gömülüdür.

Peykhane sokağına bakan cephede ise yanyana üç dükkan sıralıdır. Kütüphane`nin bağımsız binası önünden geçmiştik. Bu, çok erken bir Kütüphane. Babasının vasiyeti üstüne Ahmed Paşa`nın yaptırdığı söylenir. Bizde konut dışına çıkıp "kamusal" karakter edinen Kitaplıklar 18. yüzyılda başlar. Halen çalışıyor. Külliye`nin görmediğimiz binası da demin değindiğimiz iş hanı. Bu kocaman bina pek başarılı olmayan bir onarım gördü. Anlayan bir gözle yeniden ele alınsa iyi olacak.

Çemberlitaş Meydam`na geldik. Milion`dan sonraki ilk meydan. Konstantin Forumu`ydu burası ve sütunun üstünde de kenti kurmaktan başka Hıristiyanlığı serbest bırakan imparatorun "lir çalan Apollo" kılığında bir heykeli vardı. Heykel yok olalı çok oluyor da, 18. yüzyıldaki bir semt yangınından sonra sütunun ayakta kalabilmesi için demir çemberler takıldı.

Şimdi karşımızda Atik Ali Paşa Camii`nin arka tarafını görüyoruz. Kapısı öbür tarafta. Gene bir II. Bayezid dönemi devlet adamı, gene fetih öncesi özellikler gösteren bir cami. Burada ana mekan kare biçimindedir. Dışından payandalarla desteklenmiş pencereli kasnak üstünde kubbe yükselir. Mihrap kısmında bir çıkıntı vardır ve bir yarım kubbeyle örtülüdür. İlk haliyle Fatih Camii`nin de bu plana göre yapılmış olduğunu biliyoruz, (tabii çok daha büyüktü) Külliye binalarından pek bir şey kalmamış ama medresesi, caddenin karşı tarafında duruyor. Yol genişletilirken o da biraz tıraşlanmış. On iki odası ve ortada kare planlı bir dershanesi var. Bir süreden beri Kültür Vakfı`nın elinde.

Gene bu kaldırımı izliyoruz. Az sonra bir bahçe (hazire) içinde Koca Sinan Paşa Külliyesi`nin önündeyiz. Enderun`dan yetişme, Arnavut asıllı Sinan Paşa Yemen ve Tunus fatihi olarak tanınır. Burada, on altı kenarlı olan türbesinden başka, küçük bir medrese ve ilginç bir sebil görüyoruz. Mimarının Davut Ağa olduğu biliniyor. Mezar taşlan da incelemeye değer.

Aradaki dar sokaktan sonra Çorlulu Ali Paşa Külliyesi`ne geliyoruz. Bu bizi daha yakına, 18. yüzyıla getiriyor. Burada da, pek ilginç olmayan bir cami, özellikle de hoş bir nargile kahvesi olduğu için çok daha ilginç bir dershane ve çoğu halıcı dükkanı haline gelmiş medrese odaları. Burayı belki gezi sonuna saklayıp son yorgunluk kahvesini burada içmeli.

Karşı sırada yine bir Külliye ve yaptıran da, gene Köprülü ailesinden Merzifonlu Kara Mustafa Paşa. Bu ailenin bütün üyeleri Osmanlı`yı ayakta tutmaya çalışmıştı. Niyeti aynı olan damatları Mustafa Paşa ise, İkinci Viyana Kuşatması`nda uğradığı bozgunla Karlofça`ya giden yolu açmış ve ötekilerin bütün çabalarını boşa çıkarmıştır. Bu külliyenin dershane-mesciti de sekizgen biçiminde ve minaresiz. Cadde üstünde olan dükkanları genişleme sırasında yıkılmış. Medrese sağlam artık. On odası var ve ortadaki avluyu üç yanından kuşatıyor. Köşesinde beş cepheli güzel bir sebili de var. Bu küçük alana bir de sibyan mektebi sığdırılmış. Yanındaki su deposunu da unutmayalım.

Külliye`nin yanindan denize doğru açılan Gedik Paşa caddesine girerseniz, az sonra solunuzda Fatih`in son sadrazamı (Rum asıllı) Gedik Ahmed Paşa`nın önce camiini, sonra da daha ilginç bir yapı olan hamamım göreceksiniz. Paralel Bali Paşa sokağında ise 1914`te Amerikalıların yaptığı, şimdi Ermenilere verdiği Protestan Kilisesi`ni bulabilirsiniz.



Kaynak : Eminönü Belediyesi web

Kaynaklar

Vikipedi

İlgili konuları ara

Yanıtlar