Antakya

Antakya

Antakya, (Diğer dillerde Antiochia, Antioch, Antioche, Antiochië, انطاكيّة) Hatay ilinin merkez ilçesidir. Türkiye'nin en güneydeki il merkezidir.

Antakya, (Diğer dillerde Antiochia, Antioch, Antioche, Antiochië, انطاكيّة) Hatay ilinin merkez ilçesidir. Türkiye'nin en güneydeki il merkezidir.

Yeri ve Nüfusu

(Nur Dağları)'nın (Amanos Dağları) güney ucunu oluşturan kısım ile güneye, Suriye'ye doğru uzanan Habibneccar Dağı arasında yerleşmiştir. Nüfusu 145.000 civarıdır(2005 yılı nüfus sayımı). Merkez ilçenin 22 belediyesi, 66 köyü vardır. Yakın ilçelerden Yayladağı ve Cilvegözü(Reyhanlı ilçesi) sınır kapıları Suriye'ye açılır.

Tarihi

Dağları ve Amik Ovasının başlıca zenginlik kaynağı olması nedeniyle, komşularının tutkularını kamçılıyarak zaman zaman, saldırılara uğrayan Hatay'ın, en eski yerlileri "Prototigris"lerdir. Bütün insanlığın ilk uygarlık tohumlarını atan bu ulus, üçüncü binin ilk yarısında Akatlı, Sargon ve torunu Naramsın'ın yönetimi altına girdi. Akatlar’dan sonra, ikinci binden az önce, Subar (Hiri) lar göç ettiler. Bu Devletler din ve budun biriliğiyle birleşmiş siyasal topluluklardır. Bunlardan biride merkezi Halep'te bulunana Yamhat Krallığıdır.
    M.Ö. XVII. yy'ın sonuna doğru beliren siyasi olayların en önemlisi: İsos (İskenderun) Körfezi yönüne akın eden Etilerin, Huri olan Halep ve Kargamış krallarını yönetimi altına almalarıdır. Bu ara Mısır’daki Hiksos egemenliği de son buldu. Mısırlılar M.Ö. XVI. yy’da önce Filistin’e sonra Suriye, Asi nehri vadisine, en son Fırat kıyılarına dek yaptıkları akınlarla, Mitanmi (Huri) lerin güçlerini kırdılar.

    Oysa Mısır Kralı (Totmosis III.) ün ölümüyle, Halep ve buna bağlı devletler baş kaldırdılar. Mısırlılar bu ayaklanmayı önleyemediklerinden, Suriye’den çekilmek zorunda kaldılar. Mitanmiler bu üstünlüğe dayanarak, Fırat sınırından, Asi Vadisine dek, bütün devletlerle birlikte, İndu-Aryan ailesinden Savşatar’ı başlarına geçirdiler. Ancak, uzun sürmedi, yeniden Etiler ve Mısırlıların egemenliğine girdiler.

    M.Ö. 1314’te Halep ve Mukisliler, Etilerle birleşerek Mısırlıları yendiler. Böylece 140 yıl süren eti egemenliği, batıdan gelen denizci ulusun baskınıyla son buldu (M.Ö. 1190’da). Eti İmparatorluğunun düşüşünden sonra, güneyde kurulan Eti Prensliklerinden, Hatay yöresindekiler birleşerek, Hatina adını alıp Kanula’yı (Çatal-Höyük) kendilerine merkez seçtiler. M.Ö. 841’e dek bağımsızlıklarını sürdürdüler. Sonra Asuri egemenliğine girdiler. Asurlardan sonra da, Yeni Babil’in bir il beyliği ve M.Ö. 538’de Pers Kralı Dara, Büyük İskender’le İsos’ta yaptığı savaşta yenilerek Fırat’a dek çekildi. Fırat boylarında ikinci bir savaşta yine yenildi ve İskender’in egemenliği altına girdi.

    İskenderi’in ölümünden sonra bölge generallerince yöneltilmeye başladı. Generallerden Antigan ile Babil Satrabı Seleucos arasında, İsos’ta ortaya çıkan savaşta, Seleucos üstün geldi ve bir zafer alayı ile Antakya üzerinden, Samandağı’na (şimdi ki Kapısuyu – Mağaracık) giderek (Seleucos) kentini kurdu. Daha sonra hükümet merkezi olarak seçilecek bölge için, Grek sömürgeleri arasında anlaşmazlık çıktı. Bunlardan bir kısmı Antakya yöresinde olması umulan (Antigonya)’yı bazılarıda bugünkü Antakya’nın bulunduğu yeri istiyorlardı. Sonunda, Silifius (Habib-Nacar) Dağı eteklerinde, kentin kurulması karalaştırıldı. M.Ö. 300’de kent kurularak, Seleucos’un babasının adına mal edilip ANTİOCH adı verildi.

    Tarihte önemli bir yer tutan Antakya kenti, ilk kralı Seleucos 1. Nicator (M.Ö. 281) dan başlayarak, Roma İmparatorluğuna katılma tarihi olan M.Ö. 64 yılına dek, komşu devletlerden İran, Mısır ve Romalıların kötü propagandaları yüzünden, iç savaşta kurtulamadı. Büyük Antioch III. Zamanında yurt huzura kavuştu. Ancak, Romalılarla yapılan savaştaki yenilgisi üzerine, yurt parçalandı, iki oğlu arasında taht için acıklı durumlar ortaya çıktı. Bu olay sürüp giderken, M.Ö. 148’de bir yer sarsıntısıyla Antakya yıkıldı. Babasının yerine, Antioch IV. Epiphane, kenti yeniden kurdu. M.Ö. 148 ve 138’de ikinci kez kral olan Demetrius II. Nicator, rakipleri ile durmadan uğraştı. Sonunda Part’ların araya girmeleriyle yönetimi son buldu. Yerine Leğit’lerin yardımıyla, Antiochus VII. Evegete geçti. Antioch VII ile evlenen Cleopatra Thea Hanedan arasındaki olaylara katıldı. Bu taht kavgası sonunda Demetrius II. Nicator yeniden tahta geçerek, karısıyla Antiochus’u yurttan uzaklaştırdı. Bir yönden de Ptoleme Evergete’den yardım istedi. O da Zebina’yı gönderdi. Sonunda Demetrius öldü Zebina’da yenilgiye uğratıldı. Bunun üzerine Cleopatra Thea’nın oğlu ve Tryphon’un kocası olan Antiochus VIII. Grypus M.Ö. 125’te tahta geçirildi.

    Seleucides Hanedanlığın zamanında Trypon Defnede Diana heykelinin ayakları ucunda Cleopatra Thea’yu boğarak öldürttü. Bu çirkin karışıklıklar sonunda, Antakya kapıları M.Ö. 83’te Ermeni Kralı Tigrane’a açıldı. O da karıklığı önleyemedi, Romalılar Seleucides Hanedanının son kralı olan Antiochus XIII. Asiaticus (M.Ö. 69) tahta geçirildi. En sonunda M.Ö. 64’te bütün yurdu Pompei, Roma’nın bir eyaleti olarak imparatorluğa kattı.

Roma Zamanı

Pompei, imparatorluğunun korumasında, bir kral adayı niteliğiyle, bölgesini tek başına yönetiyordu. Topluma iyi görünmek için bazı ayrıcalıklar da veriyordu. Sonunda M.Ö. 48’de diktatörlüğünü duyurdu. Ancak gün geçtikçe etkinliği azalmaya başladı. Bu sıralarda halk tarafından çağrılan Sezar önce verilen ayrıcalıkları tanıdı. Ancak iç kaledeki duvarların yapılması, Acrabol Anphtheatre, mehkeme, kaplıcalar ve su yolları yapılması gibi önermelerde bulundu. M.Ö. 42’de zorbalar arasında çarpışmalar boy gösterdi ve M.Ö. 39’da bastırıldı. M.Ö. 38’de Antakya’ya gelen Mare-Antoinemermer döşemeli galeriler yaptırdı. Antoine toplumun ideali idol’u idi. Ancak Octav doğuda elde ettiği zaferin ardından, Antakya’yı ziyaretinde toplum için yeni bir yol açıldı.Octav’ın onuruna gösterişli bir karşılama yapıldı.

Octav’dan sonra Tiberius, kentin dört yanını surlarla kuşattıve çeşitli som mermerden sütunlar üzerine, tunçtan heykeller diktirdi. Ortaya çıkan bir yangın sonunda bir çok eser yıkıldı.M.S. 28 ve 29. yıllarda Hıristiyanlar ve Yahudiler arasında kavgalar başladı. Hıristiyanlığın doğuşu Yahudi taassubunun en koyu zamanına rastlar. Kudüs Kilisesi gün geçtikçe önemini yitirirken Antakya’da Hıristiyanlık olanca çabukluğu ile gelişiyor ve Hıristiyanlar arasında beliren, öbeklerin taassubu iyice arttığından, ortaya çıkan çatışmaların önüne güçlükle geçiliyordu.
İmparator Neron’un ölümü üzerine halk ve Leginolar, Vespasien’i imparator seçtiler. M.S. 71’de çıkan yangın, afet durumunu almış bazelikalar ve birçok evler yanmıştır. Bu yangına yol açanların Yahudiler olduğu kanısıyla katliam başlamış, bu yüzden çıkan kanlı çatışmalar Yahudilerin başarılarıyla sonuçlanmıştır.
Bu zafer üzerine Yahudilerce bayram yapılmış ve Antakya’nın batı kapısı üzerine kanatlı melekler ve köprü kapısı üzerine de dört boğa ile çekilen Ay’ı simgeleyen bir grup dikilmiştir. M.S. 79’da bir yer sarsıntısı ve vebanın ortaya çıkışıyla, putperestlerin yalancı Apollon’u bu gibi yıkımların önüne geçmek için birtakım gülünç törenlerle oyalanmıştır.
M.S. 81’den 96’ya dek imparator Trajan Antakya’da kalmış ve Hıristiyanları sıkıştırmış baskıya almıştır..
Bunun yanında, sık sık süre gelen yer sarsıntılarından, 94 yılındaki kırk gün sürmüş ve 115 deli ise binlerce kişinin ölümüne sebep olmuştur. Bunun üzerine Trajan yeniden evler, hamamlar, su kemerleri ve defnede Diana Tapınağı yaptırılmıştır. Naides Tapınağına bağlanmıştır. 133’te ortaya çıkan yangın yüzünden kent yıkılmıştır. İmparator Antonius Pius (138-161) kenti yeniden yaptırdı. Bundan sonra imparator olan Marc-Aurel yurt içinde ortaya çıkan karışıklığı bastırmış ve 115’te yıkıntılaşan hamamları yeniden yaptırmıştır.
Marc-Aurel’den sonra yerine oğlu Commode geçti M.S. 192’de ortaya çıkan bir ayaklanma yüzünden Commode yerinden alınarak Pertinax geçtiyse de ancak üç aya dek imparatorluk yapabilmiştir. Ayaklananlardan birinin öldürülmesi üzerine, Passenius Tigere yerine geçmiş ve 194’te Trjan’dan sonra imparator olan Hadlien (129-131) Tiberius zamanında bşlanan defne su yolu Hadrien zamanında bitmiştir. Yine bu imparator Naiades adına bir su deposu yapılmaya başlanmış ve imparator Antonius Pius zamanında bitmiştir. Böylece kademeli su yolları beş girişe açılan lağım döşemi ile Septime Severe yönetimi eline almıştır.
Bu tarihten sonra eyalet ikiye ayrılara, Cool’e Syria (Deniz-Antakya-Fırat) diğerine Phonicia Syria (Lazkiye-Apama-Pamir) denmiştir. İmparatorun ölümünden sonra Caracalla yönetimi eline alarak idare merkezini Antakya’ya taşımıştır. 220 yılında bir yer sarsıntısı 40 gün sürmüş ve önemli zarara yol açmıştır.
Elegabal’dan sonra idare Alexandre Sever’e (222-235) geçmiştir. Zamanında defne halk hamamları yapılmıştır. Bir yandan Legionlar arasındaki anlaşmazlığı çözmek için uğraşmıştır. 235-238 yılları arasında Julie Mamea yurdu yönetmiştir. Bundan sonra Gordien Pius (238-243) yönetimi zamanında Part korkusu baş göstermişse de aniden önlenmiştir.
Gordien’den sonra Philippe Pere (244-251) imparator olmuş. Bunun bağlı olduğu dine Metropolet Babilas karşıydı. 251’de ölümü üzerine, oğulları Philippe Jeun, Otocile, Trajan Dece yönetimi ellerine almışlardır. Bu üç kardeşten sonra Hereniu, Hostilien (249-251) ve daha sonra Trebonien Galle (251-254) en son da Volusien (253-263) imparator oldu. 258’de Partlar Antakya’yı yağmaladılar, yaktılar. Artarda gelen yıkımlardan halk kendini yitirmiş durumdaydı. İmparator Voluseien kentin yıkılan yerlerini onarmıştır. 260 yılında yeniden Part tehlikesi atlatılmışsa da Palmir Kraliçesi Zennibie (Zeynep)yurdu ele geçirmiş ve yönetimi dinsel komutaya bırakmıştır.270’te imparator olan Auri’den gasıp Zennubie’nin güneş tapınağını dağıttı.ve papazlarını Antakya’dan kovdu. Kendisini de yakalayarak bir hecin devesine bindirip, halka teşhir etme suretiyle küçülttü. 275-285 yıllarında imparatorlar süresiz karışıklıklar, veba, kıtlık, para bunalımı, yer sarsıntıları ve savaş kaçakları ile uğraştılar. Sonunda Deioceleteien (285-305) yurdun güvenliğini yeniden sağladı. Seleucide’lere ait adadaki Hallien’ce onarımına başlanan saraylar tamamlandı ve önüne bir Tetrapile (Dörtayak) dikildi. Bu Tetrapil’in üzerinde 4 fil ile çekilen bir savaş arabasıyla bir tanrı bulunuyordu.
318’de Antakya Kiliselerini Metropolit Vitalies onartmıştır. 323 de İmparatot büyük Constantine Antakya Kilisesinin tini lideri olmuştur. 338 de Constance, Legion’ları düzene sokmuş ve yurt içinde onarım işlerine başlamıştır. Kısaca Samandağ ilçesinde Mağaracık’ta denize bakan kapıyı genişletmiş ve tüm Suriye için antroplar yaptırmıştır.
340 ve 341’de ortaya çıkan yer sarsıntısından yıkılan yerler yeniden yapılmıştır. 353’te Legion’ların çıkan kıtlık yüzünden mağazaları talan etmeye başlamaları üzerine Constance Galle sertçe davranarakkargaşanın önüne geçmiştir. Roma’ya giderkende yolda öldürülmüştür. 362’de Paganizm taraftarı olan Jullien’nin öğretisini yaymak ve genelleştirmek için Antakya’yı seçmesi, Hıristiyan Kiliselerine etkili olmaya başlaması üzerine, karışıklıklar çıkmasına etken olmuştur. 364’te Jullien’nin ölümü Hıristiyan çevresinde sevinçle karşılanmıştır. 380’de İmparator Theodose I. Katolik patrik önüne geçmiştir. 394 ve 396’daki yersarsıntıları kenti yeniden yıkıntıya uğratmıştır. 397’de Antakya Tinsel lideri St.Jean Cryastom İstanbul Patrikliğine seçilmiştir.
Yurt 379’dan 397’ye dek sürmekte olan kıtlık ve vergilerin aşırılığı yüzünden ekonomik bunalım geçirmiştir. Sonunda dört yüzyıl süren Roma yönetimi yerini Bizans İmparatorluğuna bıraktı.

Bizans Zamanı

Yeniden kurulan Doğu Roma İmparatorluğu’nun çözüm yolları, yönetimleri açıkça Asiatik karakterde ve mutlak bir yönetim çizgisinde gelişmekte, tinsel inançları da Roma’dan tümüyle ayrı idi. 408’de İmparator Theodose II, çökmüş olan tinsel kurumları onararak yeniden bir bazilik yaptırdı.458’de ortaya çıkan yer sarsıntısından çöken yerler yeniden onarılmıştır. Böylece, doğal afetler için tapınaklarda dualara başlanmıştır. Büyük Leon (457-474) St. Simeon kilisesini yaptırdı.
469’da Leon’un damadı Zenon Doğu Varisi olarak Antakya’da bulunuyordu. Leon’un ölümünden sonra tahta geçti. Suriyeli Leonis yetmiş kişilik bir ordu ile Zenon’un üzerine yürüyerek yendi ve başını kesti. 484’deki yer sarsıntında da kale ve duvarlar yıkıldı. 468’de Doğulular arasında çıkan çatışmalar Yahudilerin kırımıyla son buldu. 494’de yeniden etkili olan bir yer sarsıntısı olmuştur. Bütün bu felaketlerde birlikte yurt durgunluğa kavuşmuş, yönetim yolunu değiştirmiş, tinsel anlaşmazlıklar son bulmuştur.
Ancak, 525’de ortaya çıkan yer sarsıntısı ve bundan doğan yangınlar, Antakya’yı yer yer yıkıntıya uğratmış ve 526-528 yıllarındaki yer sarsıntısı da bir yıkım olmuştur. Binlerce insanın ölümüne sebep olmuştur. Bunun üzerine Justinen tümden çöken Antakya’yı yeniden onarmıştır. Öbür yönden de Part2ların gözdağısı da durmuyordu.

Müslümanlar Zamanı

638’de yurt Arapların eline geçmiştir. Emevi ve Abbasi halifelerince yönetilirken Şato Türklerinden Ahmet Tolon 878’de yurdun yönetimini eline aldı. 904’te Toloniler düşkünlük göstermeye başladığından yönetim Abbasi Halifelerinin eline geçmiştir ve 965’te yeniden Bizans imparatorluğu Nicephorus II Phocas yönetime geçti. 968’de Nicepholus Phocas yerine Antakya Dükü olarak Michel Burtres’i bırakarak İstanbul’a gitti. 1085 tarihine dek Antakya değişik düklerle yönetilmiştir. 1085’te İmparator Alexius I. Comneus Konya Selçukilerinden Melik Şah’ın yakınlarından Süleyman Bin Kutulmuş’la yaptığı savaşta yenilmiş olduğundan Anadolu ile ilgisi kesilmiştir. Antakya Valisi olan Filaret bağımsızlığını bildirmiştir. Sonunda Filaret’in oğlu Antakya’yı Süleyman’a bıraktı.
Halep ve Musul’u elde eden Şeref’ül Devle’ye verilen vergileri Süleyman tanımadığından, iki taraf arasında meydana çıkan savaşta Süleyman yenilerek kendini öldürdü. Bunun üzerine Anadolu’da karışıklıklar ortaya çıktı. Bu karışıklıklardan yararlanan Alexius Comneus, İznik’e yürüyerek orasını aldı.
Melik Şah’ın ölümünden sonra, İsfahan’da tutuklu bulunan Süleyman’ın oğullarına özgürlük verdi.Bunlarda büyük şehzade olan Kılıç Arslan sultanlığını bildirdi. 1097’de Haçlılarla yaptığı savaşta tutuklanarak İstanbul’a getirildi. Kılıç Arslan’ın ölümünden sonra babasının adını alan oğlu yönetime geçti ve haçlılarla savaşı sürdürdü.
Halep Selçukilerinden Alparslan’ın ölümü üzerine, Suriye’deki Emirler bağımsızlıklarını bildirdiler. Bunların arasında Antakya Emiri Yağ-ı Siyan da vardı. 1097’de Kudüs’ü ele geçirmek üzere, İznik’ten çıkan Haçlılar, Artah (Eski Reyhanlı) önlerine dek geldiler. Müstahkem olan bu yerin halkından Ermeniler kapıları açarak elde edilmesine yardım ettiler. Böylece Haçlılar Demirköprü yönünde ilerleyerek, adı geçen köprüyü de aldıktan sonra, Antakya yakınlarında orduyu yerleştirdiler. Böylece Haçlılar Antakya’ya aralıklı saldırılarda bulundularsa da alamadılar. Sonra Prens Bocmond Yağ-ı Siyan’ın komutanlıklarından biri ile gizlice ilgi kurdu. Ancak ileri sürülen koşullarda, Prens kararsızlık geçirmekte iken, komutanlardan Karboğa’nın 200.000 kişilik ordusu ile Antakya’nın yardımına geldiğini Bocmond duyar duymaz çabucak kabul etti. Böylece hain komutanın kaleden verdiği parola ile, haçlılar kaleye yaklaşarak aralarında kararlaştırılan burç kapılarında içeriye girdiler ve bir ermeni komutan tarafından başı kesilerek Haçlı komutanına götürüldü. Antakya kuşatması böylece 9 ay sürmüştür. Bundan sonra aralıklı olarak Antakya’yı almaya gelen müslüman ordularının yaptıkları savaşlar başarısızlıkla sonuçlandı. Bu arada Karboğa Suriye Atabeylerinden İmarettin-i Zengi ve oğullarından Nurettin, oğlu Salih İsmail gelenler arasındadır. Sonunda yurt Türk Memluklerinin eline geçmiş, böylece biraz Memluklerin biraz da Frankların elinde uzun süre kalmıştır. 1260’ta Moğol Hükümdarı Hülagu’nun oğlu, Başmut Halep üzerine yürüyerek Selahaddin’in oğlu Turan Şah’ı yenerek yönetimi eline almıştır. 1264’te Moğolların çekilmesiyle yönetim Müslümanlara geçti. Yalnız kıyılar Frankların elindeydi.
1267’de Moğollarla birleşen Franklar, Baybars (Melik-ül Zahir) ile yaptıkları savaşta yenilmeleri üzerine Antakya ve yöresindeki şatolar tümüyle Türk Memlüklerinin eline geçti Baybars Antakya’da bir kilise yerine bir cami yaptırdı (Habib Nacar).
Türk Memlüklerinin eline geçmiş ve 14.yy’da Timurlenk yönetiminde de bir süre kaldıktan sonra Timurlenk’in Semerkand’a gitmesiyle yönetim yeniden Çerkez Memlüklerinin eline, en son 1516’da Osmanlı İmparatorluğunun egemenliği altına girmiştir.
Yirmi Yıl Süren Tutsaklık Döneminde Hatay'da Olup Bitenler
Birinci Dünya Savaşından yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğunun Antakya’daki son kaymakamı İbrahim Ethem, Antakya’daki birtakım ileri gelenlerle gizli bir devrim derneğinin (El-Aha-El Arabi) başka adıyla (Arap Kardeşliği) örgütünün buradaki üyeleri ile birleşerek Mondros Silah Bırakışmasından üç gün önce 27 Ekim 1918 Pazar günü Kurşunlu Han’da Arap Hükümetini kurduklarını duyurdular. 41.Osmanlı Tümeni henüz Belen’de idi. Antakya Arap Hükümetinin duyurulması üzerine tam bir hafta sonra 3 Kasım 1918 Pazar günü Yüzbaşı Halib Bey komutasında bir tabur Türk Birliği Antakya’ya gelmiş, Hükümet Konağındaki camide göz altına alınmış olan Türk ileri gelenleri, özellikle ittihatçı oldukları bilinen kişileri bırakmışlardır. Bir hafta önce Arap Hükümetini bildiren devrimciler kaçmışlardır.
    Silah Bırakışmasının çok ağır koşullarının verdiği yetkiye dayanan Fransız’lar Osmanlı Hükümetine bir ültimatom vererek İskenderun sancağından çekilmesini istemiş, bu durum karşısında Antakya’yı almış olan tabur, 20 kişilik bir kolu burada bırakarak Gaziantep’e çekilmiştir.iki gün sonra buraya gelen Suriye Arap Devrimcilerinin ünlü liderlerinden İbrahim Henanü’nün öncülüğünde burada yeniden Arap Devleti kurulmuş ve daha önce kaçmış olan devrimciler Antakya’ya dönerek yönetimi ellerine almışlardır. 3 Aralık 1918’de Halep’ten Antakya’ya bir İngiliz birliği gelmiş, ancak Fransızlarla yaptıkları bir anlaşma ile yeniden Halep’e dönmüşler ve 7 Aralık 1918’de Fransız birlikleri Antakya’yı el altına alarak 30 Aralık 1918’de yönetimi ellerine almışlardır.

1918 yılının Temmuz’unda İskenderun’a gelen bir Amerikan kurulu Wilson İlkeleri içerisinde hangi yönetimi istediklerini soran bir soruşturma yapmış ve soruşturmaya Antakya, Kırıkhan, İskenderun ve Reyhanlı ilçelerini içine alan Hatay’ın öteki bölgelerindeki temsilcilerden bazıları Arap Hükümeti, bazıları Fransızları istediklerini bildirmiş, Türk temsilcileri de Osmanlı yönetiminden başka bir şey istemediklerini açıklamış ancak Amerikan Kurulu artık Osmanlı Yönetimi için Hatay’ın söz konusu olmadığını Fransa veya Arap Hükümetlerinden birini seçmek gerektiğini bildirince, temsilciler İskenderun’dan bölgelerine dönmek zorunda kalmışlardır.
Bu durum karşısında Hatay’da Fransızlara karşı çete savaşları başladı. Eski Osmanlı Ordusu subaylarından Yüzbaşı Asım Bey’le, Dörtyollu Dede Beyzade Hakkı Bey komutasındaki çeteler, 29 Mart 1919’da Antakya’yı basarak, hükümet konağını ele geçirip cezaevini boşaltmış, Fransızların emri altına giren polis ve jandarmaları öldürmüş, Fransız askerleri kışlaya sığınarak savunmaya çekilmişlerdir. Cumhuriyet Mahallesi de ellerindeydi ancak kentin büyük kısmı çetelerin elinde kalmış ve Fransızlar tepeye yarleştirdikleri toplarla Antakya’yı zaman zaman bombardımana başlamışlardı.
Hatay’da başlayan çete savaşlarına, Maraş’taki ulusal güçler örgütü silah, subay ve savaş gereçleri yardımında bulunuyordu. Çete savaşı iki yıl sürmüş, Osmanlı Ordusundan bırakılan yedek subaylar da çetelere katılarak savaşı sürdürmüşlerdir. 21 Ekim 1921’de Ankara’da Franklen Buyyan ve Büyük Ulusal Komuta arasında imzalanan bir antlaşmayla Fransızlar, Klikya’yı Türkiye’ye geri vermeyi ve İskenderun Sancağında yarı bağımsız bir özel yönetim kurmayı kabul etmiştir. Hatay’daki silahlı çete savaşı bu tarihte sona ererek çeteler Maraş’a çekilip ulusal güçlere katılmıştır.
Çete savaşı sona erdiği ve Ankara antlaşması olduğu halde Fransızlar imzaladıkları anlaşmanın hükümlerini uygulamamış ve Hatay’da korkunç bir baskı havası estirmeye başlamışlardır. Bu baskı özelikle Türklere karşıydı.
Filistin savaşı boyunca Osmanlı Ordusunu yenerek Suriye’yi ele geçiren İngiliz Başkomutanı General Allenbe, Fransızlarla anlaşarak Suriye, Lübnan ve İskenderun Sancağıyla Klikya’yı onlara bırakmış, ancak daha önce Suriye’de kurdukları kukla faysal Hükümetine ellerinde ki bütün silahları bırakarak Suriye’de bir Arap Hükümeti kurmuş ve Filistin ile Irak’a yerleşmişlerdi. Bu sırada Fransızlar Halep yöresindeki Katma İstasyonu ile Lübnan Sınırında ki Baalbek’te idiler. İlk olarak Katma’dan Fransız komutanı Halep hükümetine ültimatom vererek Halep’i alacağını bildirmiş ve 24 saat sonra dört tabur Fransız Askeri tüfek patlatmadan Halep’i ele geçirmiş ve Faysal Hükümetine son vermişlerdi. Kısa bir süre sonra bunu Baalbek’teki Fransız Birliklerinin Şam Hükümetine verdikleri bir ültimatom sonunda iki ordu çarpışmış eski Osmanlı Albaylarından Şanlı Yusuf Azma (Şam Hükümetinin Savunma Bakanı) yönetimindeki Arap Ordusu dağılmış, Fransızlar Şam’ı alarak, Arap Hükümetine son vermişlerdir.
Fransızlar Suriye ve Lübnan’da yerleştikten sonra elde ettikleri bu iki bölgeyi beş parçaya ayırdılar. Lübnan Cumhuriyeti, Suriye Hükümeti, Laskiye Alevi Hükümeti, Cebeldürüs Hakimliği, Bağımsız İskenderun Sancağı Hükümeti. Ancak bu hükümetlerin tümü Beyrut’taki Fransız Yüce Komiserliğine bağlıydı ve komiserin onayı ve izni olmadan hiçbir yasa ve buyruk yürümezdi.

1921'den Sonraki Durum

1921’de Ankara’da imzalanan anlaşma hükümlerinden bir kısmını olsun yerine getirmek için Türkiye baskısı ile Fransızlar 1924’te İskenderun sancağında sözde bağımsız bir yönetim kurdular.
12 üyelik sancak komutayı kuruldu. Fakat anayasalar ve dış işlerinde Suriye’ye bağlıydı. Görevliler Şam Hükümetince atanırdı. Bunlar genellikle Araplardan ve Türk olmayanlardan seçilirdi. İskenderun Sancağının mutasarrıfı İbrahim Etem idi. Bununla birlikte İskenderun Sancağından Fransız delegesinin izni olmadan bir şey yapılamazdı. Örneğin; Türkiye’den kovulan 150’liklerden bir çoğu Hatay’a gelmiş ve Fransızlar bunları kilit noktalarına yerleştirmişlerdir. Türkiye’den kaçan veya kovulan her Türk Fransızların gözdesi idi. İskenderun sancağındaki görevlilerin %90’nı Türk olmayan ve Türkiye’ye ihanet etmiş kişilerdi. Birtakım ileri geri gelenlerle Atatürk’e, Laisizme ve devrimlere düşman olanları Fransızlar korur ve bunların aracılığı ile Türklere her türlü baskıyı yaparlardı.
Türkiye’de devrimleri günü gününe izleyerek uygulayan Hatay Türkleri Atatürk’ün izinden ve onun gösterdiği yönde oldukları için Fransızlar Hatay Türklerine karşı bir durum almışlardı. Bütün ulusal bayramlar Anayurttakinden daha canlı ve daha coşkulu olarak kutlanır ve Fransızlar bunlara göz yummak zorunda kalırlardı. Hatay’da asıl Kurtuluş Savaşı 1923’te Atatürk’ün Adana’da söylediği şu cümle ile başlar “Kırk Asırlık Yurdu Ecnebi Elinde Esir Kalamaz”.
Bu sözler Hatay Türklerinin amentüsü olmuş ve tek umut olarak ona bağlanmışlardı.

Son Durum

1936 yılında Fransızlar, Suriye ile anlaşarak bu hükümetin egemenliğini tanıyan bir anlaşmayı Suriye ile imzalamışlardı. Bu anlaşmanın neleri kapsadığını ve Hatay konusunun bu anlaşmada ele alınıp alınmadığını öğrenmek için Antalya’daki (Heyet-i Temsiliye) üyelerinden Selim Çelenk’i İstanbul üzerinden Suriye’ye dönmekte olan Suriye kurulu ile ilişki kurmak ve Türk Devlet adamları ile görüşmek Suriye-Fransız antlaşması sırasında Hatay’da izlenecek politikayı öğrenmeye görevlendirilmişlerdi. Selim Çelenk 1936 yılının eylül ayı ortalarında İstanbul’da Pera Palas Otelinde Suriye Kurulu ile görüşmüş ve İskenderun Sancağının Durumuyla ilgilli bilgiler almaya çalışmış, ancak Haşim Ataşi’nin başkanlığında Sadulah Cabiri, Cemil Mürdün, Ahmet Lahham, Emir Mustafa Şahabi ve Naim Antaki’den kurulu olan topluluk bu konuda hiçbir şey sızdırmmış, Türklerle Arapların kardeş olduğunu aradaki düşman Fransızları başımızdan attıktan sonra bu konuyu aramızda çözümleyeceklerini, bu konuda Cenevre’de Tevfik Rüştü Aras ile anlaştıklarını söylemiş ve yuvarlak sözlerle bu işi savsaklamışlardır. Selim Çelenk o zaman İstanbul’da Park Otel’de kalmakta olan Adliye Bakanı ve Dışişleri bakanı Şükrü Saraçoğlu ile görüşerek Suriye kurulu ile yaptığı görüşmeyi iletmiş, Saraçoğlu bu konunun Başbakan İsmet İnönü ile görüşerek onun vereceği direktiflere göre davranılmasını sağlık vermiş, Başbakan İsmet İnönü’nün 3 Eylül 1936’da Selim Çelenk ile Tayfur Sökmen’e saat 16.00’da randevu vermiş ve aynı gün eski Dışişleri Bakanlığı binasında Eğitim Bakanı Saffet Arıkan ile Dış işleri Bakanlığı Genel Yazmanı Ruman Rıfat Menemencioğlunun’da bulunduğu bir toplantıda Selim Çelenk ile Tayfur Sökmen, konuyu İsmet İnönü ile görüşerek talimat almışlardır. İsmet İnönü’nün verdiği talimatın özeti şu idi; İskenderun Sancağı konusu, barış yoluyla ve aşamalı olarak çözümlenecektir. Hatay topraklarına katmaya kalkışmak Fransa’ya savaş açmaktır. 15 yılda bu duruma getirdiğimiz Türkiye’yi İskenderun Sancağı için bir savaş serüvenine sürükleyemeyiz.
    Bu talimatı Saffet Arıkan aracılığıyla istanbul’da bulunan Atatürk’e bildirmiş ve O’nun da onayını aldıktan sonra Selim Çelenk, İnönü’nün verdiği talimatla Hatay’a dönmüştür.

Atatürk, Hatay sorununda 1923 yılında verdiği sözü yerine getirmek için hasta olduğu halde, bütün gücüyle bu işi başarma çabası içinde Mareşal Fevzi Çakmak, Fahrettin Altay ve Başbakan İsmet İnönü olduğu halde bir trenle Hatay’a gelmek üzere Eskişehir’e gelmiş ve burada konuyu ortaya koyarak:
“Ben Devlet Bakanlığını bırakarak Hatay’a gideceğim ve Hatay sorununun nasıl çözümleneceğini tüm dünyaya göstereceğim. Siz de, Mustafa Kemal başkaldırdı der ve serbest bırakırsınız” demiş, buna karşı koyan İsmet İnönü’ye de; “Sen bu işe inanmıyorsan çekilirsin” demişti. İnönü, Eskişehir’de Atatürk’ten ayrılarak Ankara’ya dönmüş o zaman Paris Büyükelçimiz Suat Davas’ı telefonla arayarak Atatürk’ün kararının bildirmiş ve kabinesinin çekileceğini, Fransız Başkanı Leon Blum’a bildirmesini söylemiş, Suat Davas’da hemen Leon Blum’la görüşerek durumu açıkça anlatmış, buna karşı Leon Blum, yelkenleri suya indirerek; “Ne İstiyorsunuz: Hatay sorununun Uluslar Topluluğuna götürmeye ve orada verilecek karara boyun eğeriz.” Deyince Suat Davas durumu telefonla Ankara’ya İnönü’ye bildirmiş, o sırada yanında ki generallerle Konya İstasyonu’na varmış olan Atatürk burada komutanlarla Hatay’a giriş planını düzenlerken, İsmet İnönü Paris’le yaptığı görüşmeyi ve Fransa’nın Ulusal Kuruluna giderek verilecek karara boyun eğeceğini yıldırım Telgrafla Atatürk’e bildirmiş, bu durum karşısında Atatürk yolunu değiştirerek Kayseri üzerinden Ankara’ya dönmüştü.
11 Aralık 1936’da Hatay’da durumu incelemek ve yakında yapılması gereken Plebisiti hazırlamak üzere Milletler cemiyeti adına türlü uluslardan kurulu gözlemciler önünde karlı ve çok soğuk bir günde Antakya’da 69.000 kişilik bir kalabalık Hatay’da bir eşine rastlanmayan büyük bir miting yapmış ve bu kitle hep bir ağızdan “Bağımsızlık İstiyoruz” diyerek gözlemciler önünden geçmişlerdir.
Hatay Anayasası gereğince kurulacak Hatay Kamu Kurultayı için yapılması gereken plebisite 1937 Mayısında başlamış, ancak yabancı uluslara bağlı, uluslar kurulu delegeleri sandık başlarında plebisiti sözde yönetmiş Ancak bu plebisit çeşitli baskılar altında hiç de taraf tutulmadan yapılmadığı için, yolsuzlukları Türkiye protesto ederek plebisiti yarım bırakarak, Cenevre’ye dönmüş ve Türk olmaya topluluklardan nüfusları oranında kurulmasını onamışlardır.
Hatay’da bu işler karışırken, Antakya’da (Habip-Nacar) alanında olan bir eve sığınan Fransız taraftarlarına 1936 yılının son günü olan 31 Aralıkta Fransızlarla Türk gençleri arasında bir çatışma oldu ve bu çatışmada iki Türk genci Fransız tanklarından açılan makinalı tüfek ateşiyle şehit olmuştu. Selim Çelenk ile Vedi Münir Karabay olay yerinde bulunuyordu. Bir Fransız subayının komutasındaki milis askerleri cami önünde yer alan iki Fransız tankı, kendilerine taraftar olup, bir evde yerleşmiş olan kişileri korumak için yer tutmuş ve bunların karşısında yüzlerce Türk genci eve saldırmak için çaba gösterirken süngü takmış Fransız milisleri kalabalığı dağıtmaya uğraşıyordu. Fransız Komutanı, Selim Çelenk ve Vedi Münir Karabay’ı çağırarak kalabalığın dağıtılması için 15 dakikalık bir süre verdiğini, dağılmazlarsa ateş açtıracağını söylemiş, durum Türk kalabalığına bildirilmiş ve iç sokaklara çekilmeleri öğütlenmiş ancak coşkunlukları son sınırına varan Türk gençleri, öğütleri dinlemeyerek direnmiş, bu sırada topluluktan biri, elindeki tabancayla tanklara ateş atınca, tanklar ilk önce havaya ateş ederek topluluğu dağıtmak istemiş, ancak Fransızların bu uyarı ateşine karşılık yine gençlerden biri ikinci kez ateş edince tanklar namluları halka çevirerek yaylım ateşine geçmiş topluluk Fransız Milislerinin süngüleri arasında geri çekilince, tankların ateşiyle iki genç şehit düşmüştür. Bu şehitler, şimdi Antakya Mezarlığındaki abidenin altında yatmaktadır.
Şehitlerin fotoğrafları çekilmiş, halkta sokaklara dağılmıştı. Cenevre Ulusal Kurultayı Genel Kurulunda Hatay sorunu görüşülürken bu fotoğraflar önemli rol oynamıştır.
1937 yılında yapılan plebisit güldürüsü yarım kalınca, Fransa ile Türkiye arasında Hatay Kamu Kurultayı kurulması ve Hatay Hükümeti konusunda bir anlaşmaya varılmıştı. Bu anlaşma gereğince, yukarda belirtildiği gibi Hatay Kurultayı 40 kişilik olacaktı. Bu sırada durumu yatıştırmak ve Hatay’da daha düzgün bir yönetim kurmak içim Dr.Abdurrahman Melek Hatay Valiliğine atanmış, Fransızlarla yapılan bir anlaşmayla Hatay’a Türk Askeri Birliklerinin girmeleri ve güvenliği Fransızlarla birlikte sağlamaları için Orgeneral Asım Gündüz’ün Başkanlığında 1938 yılı Haziran ayında Antakya’ya gelerek Fransız Şark Orduları Komutanı Grl. Hotsinger ile görüşmelere başlanmıştı. Görüşmeler oldukça çetin geçiyordu. Bir aralık Hotsinger görüşmeleri bırakarak yönerge almak için Beyburt’a gitmiş ve bir hafta sonra dönerek görüşmeleri sürdürmüştür. Bunun sonucu olarak 3 Temmuz 1938’de Antakya’da imzalanan bir anlaşma ile Türk Askerinin Hatay’a girmesi sağlanmıştı.
5 Temmuz 1938’de Türk askeri Birlikleri iki koldan İskenderun ve Hassa üzerinden Hatay’a girdiler. Yarım kalan plebisit bundan sonra başladı ve Hatay Kamu Kurultayı üyeleri seçildi. 2 Eylül 1938’de Hatay Kamu Kurultayı ile toplantısını Antakya’da Gündüz Sinemasında seçildi. Hatay Devleti kurulduktan sonra Dr. Abdurrahman Melek’in başkanlığında ve Kurultay dışından Hatay Devleti’nin 5 kişilik ilk kabinesi kuruldu. Artık Hatay’da güvenlik yoluna girmişti.

Hatay Devleti

Hatay Devleti’nin yaşımı 10 ay 26 gün sürdü. 29 Haziran 1939’da Hatay Kamu Kurultayı yaptığı son toplantıda Hatay’ın Türkiye’ye katılma kararını oybirliğiyle onaylayarak dağılmıştı. 18 Temmuz 1939’da ilk Hatay Valisi Şükrü Sökmen Süer Antakya’ya geldi. 23 Temmuz 1939’da Hatay’daki Fransız Askerleri yönetimi Türk Hükümetine aktararak Hatay’ı bırakıp gitmişlerdi.
Kışla önünde yapılan gösterişli bir törenle kışlanın gönderindeki Fransız bayrağı indirilerek yerine Türk bayrağı çekildi ve Hatay 20 yıldan sonra Türkiye’ye katıldı.
Antakya Antakya
2011-02-06T14:26:32+02:00
hatayın dunya capında gerek tarihi olsun gerek mutfagı olsun zengin kulturlere sahip oldugunun gostergesidir
0 Yorum Yap
Antakya Antakya
2010-06-18T21:07:10+03:00
İSKENDERUN KADAR OLMASADA ANTAKYA GÜZEL ŞEHİRDİR...
0 Yorum Yap
Antakya Antakya
2008-12-19T22:58:35+02:00
Hatay merkez
0 Yorum Yap
Antakya Antakya
2008-02-12T12:45:02+02:00
bence olaganüstü bir sehir.
0 Yorum Yap
Antakya Antakya
2008-09-22T00:00:00+03:00 · Antakya
Antakya haritadaki konumu.
Antakya haritası
Antakya
Bu haritaya tıklayrak dinamik hale getirebilirsiniz. Detaylı Antakya haritası için tıklayınız
0 Yorum Yap
Önceki Paylaşımlar