Nicolaus Copernicus

Nicolaus Copernicus

Kopernik (Nicolaus Copernicus (d.1473 - ö. 1543)) Polonyalı astronomi âlimi.

Nicolaus Copernicus öldüğünde, 70 yaşındaydı.
Nicolaus Copernicus, günü, bir Perembe günü doğdu. Yaşasaydı 71. yaşına basacağı bir sonraki doğum gününe, bugünden itibaren 59 gün vardı.
Nicolaus Copernicus'un burcu Balık burcuydu.
Hayır, Nicolaus Copernicus 01/01/1970 tarihinde öldü.
Nicolaus Copernicus 1473 yılında Torun'da doğmuştur. Cracow, Bologna, Padua ve Ferrara üniversitelerinde teoloji, hukuk ve tıp öğrenimi görmüş, eğitimini tamamladıktan sonra Frauenburg Katedrali'ne papaz olarak atanmıştır. Ancak Copernicus öncelikle astronomiye ilgi duymuştur; üniversite yıllarında İtalya'nın ünlü astronomlarıyla tanışmış ve onlardan almış olduğu derslerle bu alandaki bilgisini geliştirme olanağı bulmuştur.

Copernicus, Güneş merkezli gök sisteminin kurucusudur; Güneş'in evrenin merkezinde bulunduğunu ve Yer'in bir gezegen gibi, Güneş'in çevresinde dolandığını savunan bu sistemi, 1543 yılında basılan, Gök Kürelerinin Hareketi adlı ünlü kitabında bütün yönleriyle açıklamıştır. Bu yapıt iki ana bölümden oluşur. Birinci bölümde sistemin ana hatları tanıtılmış ve ikinci bölümde ise ayrıntılara inilmiştir.

Copernicus sisteminde, merkezde Güneş bulunur ve sırasıyla Merkür, Venüs, Yer, Mars, Jüpiter ve Satürn gezegenleri, Güneş'in çevresinde dairesel yörüngeler üzerinde sabit hızlarla dolanırlar; Ay, bir gezegen değil, Yer'in çevresinde devinen bir uydudur. Satürn gezegeninden sonra, bütün gezegenleri kuşatan ve hareketsiz olan sabit yıldızlar küresi gelir. Gece ve gündüzler, Yer'in ekseni etrafındaki dönüşlerinden, mevsimler ise Yer'in Güneş çevresindeki dolanımlarından meydana gelir.

Gök Kürelerinin Hareketi'nin yayınlanması Avrupa'da büyük bir heyecan yaratmamış, astronomlar da dahil olmak üzere pek az kişi bu yapıtın değerini kavramıştır. Genellikle kitapta tasvir edilen sistem, gezegen kataloglarının hazırlanmasına yardımcı olacak yeni bir yöntem olarak benimsenmiştir.

Erasmus Reinhold (1511-1553) 1524'de, yani daha Copernicus'un yapıtı basılmadan önce, Güneş merkezli sistemi yeni bir çağın başlangıcı olarak karşılamış ve hemen bu sistemi temele alan ve Tabulae Prutenica olarak tanınan bir gezegen katalogu hazırlamıştı. Bu katalog, o dönemde kullanılmakta olan Alfons kataloglarına göre daha başarılı sayılsa da, umulanı verememişti.

Bazı astronomlar ise Copernicus'tan çok daha ileri gitmişlerdi. Battista Benedetti (1530-1590) gezegenlerin meskun olabileceğini söylüyordu. Giordano Bruno (1548-1600) ise, Güneş'in rotasyon hareketi yaptığını, kutuplarda basık olduğunu, sabit yıldızların birer Güneş olabileceğini, evrenin sonsuz olduğunu ileri sürmüştü; bilindiği gibi, sonradan bu görüşlerin çoğu doğrulanacaktı. Ancak Bruno, Aristoteles ve Batlamyus kozmolojisine dayanan kilise öğretisine karşı geldiği için dinsizlikle suçlandı ve 1600 yılında bu görüşlerinden ötürü yakıldı.

Dini çevreler Copernicus'u hoşgörü ile karşılamıyorlardı. En sert tepkiler Protestanlardan gelmişti; Papa'yı İncil'e sadakat göstermemekle suçluyorlardı. Bunların başında Luther ve Melanchton geliyordu. Böyle bir ortam Copernicus ile İncil'i uzlaştırma çabalarına yol açtı. Bir İspanyol İncil'deki şu cümleye dayanarak Yer'in hareketini kabul etmişti: "Kim Yer'i yerinden oynattı ve bunun etkisiyle sütunlar sarsıldı."

Bruno'nun yakılmış ve Galilei'nin engizisyon tarafından cezalandırılmış olmasının etkisi çok büyük olmuştu. Nitekim Pierre Gassendi kutsal kitapla uyuşmuş olsaydı, Copernicus sistemini tercih edebileceğini söylüyordu.

Copernicus'un yapıtı ve Copernicus sistemini konu alan kitaplar, 1882 yılına kadar kilisenin yasakladığı kitaplar listesinde yer aldı ve bu tarihte Kardinaller Meclisi, Katolik çevrelerinde Copernicus'un okutulabileceğini ilan etti.

Yeni sistemin bazı soruların yanıtını verememesi, yayılmasını ve gelişmesini engelleyen en önemli etkenlerden biriydi. Bu konudaki tartışmalar, Galilei'nin modern fiziğin temellerini atmasıyla son buldu. Böylece düşünce tarihinde, yeni atılımlara sahne olacak, yepyeni bir ufuk açılmış oldu.

Gök Kürelerinin Hareketi'nin 1543 yılında yayımlanması Rönesans'ın en önemli olaylarından biridir. Bunun özellikle astronomideki ve genellikle doğa bilimlerindeki ve tüm insan düşüncesindeki etkileri çok derindir. Her ne kadar bazı noktalarda eskiye bağlı kalmışsa da Kant'ın (1724-1804) belirttiği gibi, getirmiş olduğu görüş kökten bir değişikliğin sembolüdür. Bu yüzden bilim tarihi açısından bu yapıt Ortaçağ ile Yeniçağ'ı birbirinden ayıran gerçek bir hudut taşı olarak kabul edilir.

Copernicus'ten önce de Güneş merkezli sistemi ortaya koyanlar olmuştu, ama bunların hiç birisi Copernicus gibi etkili olamamıştır. Copernicus temel prensiplerini ortaya koyduktan sonra yaşamının hemen hemen otuz yılını bunu bir hesaplama sistemi haline getirme çabasıyla geçirmiştir. Sonunda çok eleştirildiği gibi karmaşık da olsa, hattâ Batlamyus'tan daha başarılı olmasa da, Yer merkezli sistemin karşısına, aynı ayrıntılı hesaplama olanağına sahip bir ikinci sistemi koyabilmiştir. Almagest'ten hesaplama tekniğini, gözlem sonuçlarını almasına rağmen, Ortaçağ bilimine en büyük darbeyi indirmiş, modern astronomiye, modern fiziğe giden yolu açmış, kuşkusuz Yeniçağ'ın öncüsü adını almaya hak kazanmıştır.

ek bilgi

KOPERNİK (Nicolas Copernicus), 1473-1543 Polonya'nın Torun kentinde doğan Kopernik varlıklı bir ailenin çocuğu olarak çok iyi koşullarda büyümüş, zamanı olanaklannda en iyi eğitimi alabilmiştir. Henüz on yaşındayken babası ölmüş, amcası tarafindan büyütülmüştür. Amcası tanınmış bir din adamıdır. Çocuk Kopernik de ister istemez bu çevrede büyüyecektir. Oysa O bu çevreyi hiç sevmemiş, bu çevreden uzak kalmanın yolunu o-kula gitmekle çözmeye çalışmıştır. Bir okul bitince hemen bir yenisine başlayacaktır. Bu çabalar neredeyse otuz yaşına kadar sürmüştür.

O yaşı ilerlediğinde artık üniversite eğitimi almaktadır. Özellikle de İtalya'da Bologna, Padua, Ferrara gibi üniversitelerde eğitim almıştır.

1491-1495 yıllan Krakov üniversitesinde ; 1496 yılı ise Bologna üni-versitesindedir. O buralarda öncelikle gökbilim öğrenmektedir. Bu vesileyle önemli derecede matematik de öğrenmiştir. İkinci süreç artık O'nun gökyüzü raştırmalarım ve gözlemlerim başla-ması sürecidir. Bir yandan da İtalya' da kalma süresini uzatarak Padova ü-niversitesine devam etmektedir. Bu-rada tıp ve hukuk eğitimi almaktadır. 1503 de, Ferrari üniversitesinde "Kilise Hukuku Doktoru" ünvanı bi-le almıştır. Sonunda Warmia'ya kesin olarak geri dönmüştür. Çok bilgili olarak yetişmişti. Ama O uzmanlık alanı olarak gökbilim'i seçmiştir. Sonradan devrim olarak anılacak olan çalışmalarına başlamıştır. Oluşturduğu teori Batlamyus ile çatışma halindedir. Kopenik "güneş merkezli" bir sistem öneriyordu. Bunu da kendine özgü yöntemlerle kanıtlamaktadır. 1515 yılına gelindiğinde teorisi hazır vaziyettedir. O' nun bu konulan açıkladığı De Revo-lutionibus Orbium Coelestium-Libri VI başlığını taşıyan makalesi 1543 yılında, Nürnberg'de yayımlanabil-miştir. Böylece çağdaş bilime doğru ilk adımların atılmaya başlandı-

ğına tanık olunmaktadır. Bu gelişme deki olumlu aşamalar, matematiğe kadar uzanacaktır. Bu sistem çözüm eyici etkisiyle diğer bilim dallanm da yönlendirmiş, hatta düşün dünyası bile bundan kendine bir pay çıkarmayı bilmiştir. Kopernik'teki bu o-luşum felsefesini, ileride Immanuel Kant kendi düşünce ilkelerim oluştururken kullanacak, bunu da Koper-nikten esinlendiğini açıkça söyleye-cektir. Kopernik ile çağdaş ya da Ondan sonra gelen gökbilim ustalan artık O'nun yolunu izleyeceklerdir. Başta Galilei olmak üzere O'nu takip eden süreçte Kepler, Newton, vb.leri için "temel kuram" Kopenik'inkidir. Bu vesileyle Batlamyus teorisi büyük darbe yemiş ve neredeyse ortadan si- linmiştir. Böylece "insanın evrenin merkezi olması" ilkesi anlamsız bir ütopya haline gelecek ve artık helio-sentrik görüş etrafında birleşilecektir. Bu bütün bir bilim dünyasında değişimlerin başlangıcı demektir. O, üniversitede öğrenim gördüğü süre içinde yüksek düzeyde matematik eğitimi de almıştır. Başta Öklid geometrisi olmak üzere, Küresel geometri, Düzlem ve Küresel Trigono-metri ilgi duyduğu başlıca matematik konularıdır.

Anlatım biçimi ve tezini savunurken kullandığı dil dikkat çekmektedir. Neredeyse ilk kez "bilim dili" ile konular sunulmaktadır. Bu bilime önemli katkı, önemli bir örnektir. Oysa Batlamyus teorisinin zaten karmaşık olan içeriğine karşın bir de anlatımı zor anlaşılır olunca çok kişinin de esasen ne söylendiğini anlamasını beklemek bir hayaldir. O söylemlerinde, bu açıklığı ve sadeliği, matematiksel bir ifade biçimi kullandığı için başarılı olmuştur. O'nun iddiasına göre, hipotez oluşturmada İle -ri sürdüğü ilke şu olmuştur : "en iyi hipotez, en basit ve en kolay anlaşılır olandır." Öyle anlaşılıyor ki, matematiği bu noktada özümseyip çok iyi yorumlamış bulunmaktadır.

Tezini ortaya attıktan sonra savunanlar ve karşı görüşler hemen ortaya çıkmış ve bir süre bu tartışmalar devam etmiştir. Ancak çok kısa sürede kesin deliller toplanıp kanıtlar peşpeşe gelince, karşı görüşler yavaş yavaş ortadan kalkmıştır. Kilise bu işte taraf olmuştur. Çünkü Batlamyus teorisinin iflası adeta Hıristiyanlığın zarar görmesi demekti. Çünkü iddia edilmektedir ki bu din Aristo felsefesi ve Batlamyus'un evren ve yaradılış yasası esası üzerine kurulmuştur. Bu nedenle Kopernik yasasının ortaya çıkmış olması ve doğruluğunun da kanıtlanıyor olması kiliseyi ve papayı çok rahatsız etmiştir. İşte bundan sonraki süreçte, kilisenin bilimle uğraşanlara karşı çok daha sertleşeceği görülecektir.

Kopernik 70 yaşında olduğu yıl, yani 1543 de, eseri basılmış olarak eline geçtikten çok kısa süre sonra ölmüştür. O'nun diğer notlarını ve çalışma müsvettelerini, yakın arkadaşları derleyip toplamışlardır.
Önceki Paylaşımlar