Amerikan Tarihi (Sayfa 9)

Kısaca: 1914 yılıda Avrupa'da patlayan savaş Amerikan halkında bir şok etkisi yarattı. Çatışma önceleri çok uzaktaymış gibi göründüyse de, ekonomik ve siyasal etkileri kısa zamanda ve derinden hissedildi. Hafif bir çöküntü geçirmekte olan ABD endüstrisi, Batılı Müttefiklerin mühimmat siparişleri sayesinde 1915'te yeniden gelişmeye başladı. ...devamı ☟

SAVAŞ, GÖNENÇ VE ÇÖKÜNTÜ "Amerikan halkının temel uğraşı ticarettir." Başkan Calvin Coolidge – 1925 SAVAŞ VE TARAFSIZLIK HAKLARI 1914 yılıda Avrupa'da patlayan savaş Amerikan halkında bir şok etkisi yarattı. Çatışma önceleri çok uzaktaymış gibi göründüyse de, ekonomik ve siyasal etkileri kısa zamanda ve derinden hissedildi. Hafif bir çöküntü geçirmekte olan ABD endüstrisi, Batılı Müttefiklerin mühimmat siparişleri sayesinde 1915'te yeniden gelişmeye başladı. Savaştaki her iki taraf ta, üçte biri yabancı bir ülkede doğmuş olan ya da yabancı ülke doğumlu bir ya da iki ebeveyni bulunan Amerikalıların duygularını uyandırmak için propagandaya baş vuruyordu. Ayrıca, hem İngiltere'nin hem de Almanya'nın açık denizlerde ABD gemilerine karşı hareket etmeleri Başkan Woodrow Wilson'un sert protestolarına yol açıyordu. Birleşik Devletler ile Almanya arasındaki anlaşmazlıklarsa giderek tehlikeli bir duruma giriyordu. Alman askeri liderleri Şubat 1915'te, İngiliz Adaları çevresindeki sulara giren tüm ticaret gemilerine saldıracaklarını açıkladılar. Başkan Wilson, Birleşik Devletler'in, tarafsız bir ülke olarak açık denizlerdeki geleneksel ticaret hakkından vaz geçmeyeceği uyarısında bulunduysa da tarafsızlık hakları görüşü ve Almanya ne de İngiltere tarafından paylaşılıyordu. Wilson, ülkesinin, Amerikan gemilerinin ya da gemicilerinin yitirilmesinden doğrudan doğruya Almanya'yı "sorumlu" tutacağını açıkladı. Açıklamadan kısa bir süre sonra, 1915 ilk baharında, İngiliz transatlantiği Lusitania, aralarında 128 Amerikalı'nın bulunduğu yaklaşık 1.200 yolcusuyla birlikte batırıldı ve olayın yarattığı öfke en üst düzeye erişti. Birleşik Devletler'in savaş ilan etmesi olasılığından kaçınmayı arzulayan Almanya, denizaltı gemisi komutanlarına bir emir göndererek, okyanusta karşılaştıkları gemiler düşman bayrağı taşısalar bile üzerlerine ateş açmadan önce uyarılmaları gerektiğini bildirdi; fakat, bu emir 19 Ağustos günü hiçe sayıldı ve İngiliz gemisi Arabic uyarı yapılmadan batırıldı. Almanlar Mart 1916'da Fransız gemisi Sussex'i torpillediler ve gemide birkaç Amerikalı yaralandı. Başkan Wilson bir ultimatom yayınlayarak, Almanya denizaltı savaşı uygulamalarını durdurmazsa, Birleşik Devletler'in ilişileri keseceğini bildirdi. Almanya bunu kabul etti. Bunun sonucu olarak, bir parça da partisinin "bizi savaşa sokmadı" sloganının etkisiyle, Wilson o yıl ikinci kez seçilmeyi başardı. Ocak 1917'de Santo'da yaptığı bir konuşmada, "zafersiz bir barış" çağrısında bulundu ve bunun tek kalıcı barış türü olacağını söyledi. BİRLEŞİK DEVLETLER BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI'NA GİRİYOR 22 Ocak 1917'de bir açıklama yapan Alman hükümeti, sınırsız denizaltı savaşına yeniden başlanacağını bildirdi. Nisan ayına kadar beş ABD gemisinin batırılması üzerine Wilson Kongre'nin savaş ilan etmesini istedi. Hükümet bunun hemen ardından, asker, endüstri, işçi ve tarım kaynaklarını seferber etmeye başladı. Ekim 1918'e gelindiğinde, Müttefik zaferinin hemen öncesinde, Fransa'ya 1.750.000'den fazla askerden oluşan bir ABD ordusu gönderilmiş bulunuyordu. ABD donanmasının denizaltı ablukasını kırma yolunda İngiltere'ye yaptığı yaşamsal yardımın yanı sıra 1918 yazında, uzun süredir beklenmekte olan Alman saldırısı başlayınca, General John J. Pershing komutasındaki Amerikan birlikleri karada da sonucu etkileyen başarılar kazandılar. Sözgelimi, Amerikan güçleri Kasım ayında, Almanların övünç kaynağı Hindenburg Hattı'nın aşıldığı Meuse-Argonne saldırısı sırasında önemli bir görev yüklendiler. Başkan Wilson, Müttefikler'in savaş amaçlarını saptayarak ve savaşın Alman halkına değil onların despot hükümetlerine karşı yapıldığı konusunda ısrar ederek, savaşın kısa sürede sonuçlanmasına büyük bir katkıda bulundu. Ocak 1918'de, adil bir barışın temeli olarak Senato'ya sunduğu ünlü 14 Nokta, gizli uluslararası anlaşmaların terk edilmesi, açık denizlerde dolaşım özgürlüğünün güvence altına alınması, uluslararası ticaretteki gümrük tarifesi engellerinin kaldırılması, ulusal silahlanma düzeyinin düşürülmesi ve sömürgeci devletlerin taleplerinin, etkilenen sömürge halkının çıkarları gözetilerek düzenlenmesi çağrısında bulunuyordu. Diğer bazı noktalarla da, özyönetimin ve Avrupa uluslarının ekonomik kalkınmasının engellenmeden gerçekleştirilmesi sağlanmaya çalışılıyordu. 14. Nokta, Wilson'un barış kemerinin temel taşını oluşturuyordu: "büyük-küçük her devletin siyasal bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü karşılıklı güvence altına alabilecek" bir uluslar örgütünün kurulması. 1918 yaz aylarında, Alman orduları geriletilmeye başlayınca, Alman Hükümeti, 14 Nokta temel alınarak görüşmeler yapılması için Wilson'dan ricada bulundu. Başkan Müttefikler'le görüştü; onlar da Almanya'nın önerisini kabul ettiler. 11 Kasımda bir bırakışma (mütareke) imzalandı. MİLLETLER CEMİYETİ Wilson, sonuçta imzalanacak antlaşmanın görüşmeler sonucu erişilmiş bir barış özelliği taşıyacağını umuyor; fakat, savaşın derinleştirdiği duygular yüzünden Müttefikler'in aşırı taleplerde bulunacaklarından korkuyordu. Bu konuda haklı çıktı. Ulusların kendi geleceklerini kendilerinin saptamaları kavramının yaşama geçirilmesinin olanak dışı olduğu ortaya çıktı. Barış yolunda en büyük umudunu oluşturan Milletler Cemiyeti'nin, Müttefikler'le uzlaşmaya varmazsa geçekleşemeyeceğine inanan Wilson, Paris'teki barış görüşmeleri sırasında gerek ulusların kendi geleceklerini kendilerinin saptamaları kavramı ve gerekse açık diplomasi konusu ve belirli diğer noktalar üzerinde ödün verdi. Buna karşın, Fransa Başbakanı Clemenceau'nun tüm Rhineland bölgesinin Almanya'dan ayrılması taleplerine karşı direndi, Saar Havzası'nın Fransa'ya katılmasını önledi ve tüm savaş bedelinin Almanya'ya ödetilmesi önerisini boşa çıkardı; fakat, Versailles Barış Antlaşması Almanya'ya büyük bir savaş tazminatı yükü getirdi. Sonuçta, Wilson'un cömert ve kalıcı bir barışa yönelik önerilerinden, Milletler Cemiyeti dışında, pek bir şey kalmadı ve Başkan son olarak, kendi ülkesinin Milletler Cemiyeti üyeliğine sırt çevirmesine de katlanmak zorunda kaldı. Wilson, bir bakıma durumu iyi değerlendirememesi sonucu, siyasal bir yanlışlık yaptı ve muhalefetteki Cumhuriyetçi Parti'nin ileri gelenlerinden birini Paris'e götürdüğü Barış Heyetine katmadı. Geri döndüğünde de, Amerika'nın Milletler Cemiyeti'ne girmesi çağrısı yaptığı sırada, Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Senato'nun onayını sağlayabilmek için en ufak bir ödün bile vermeyi reddetti. Wilson Washington'da başarısız olunca, davasını halka anlatmak için ülke çapında bir geziye çıktı. 25 Eylül 1919'da Colorado'nun Pueblo kentindeyken, barışa erişme çabalarının yıpratıcı etkisi ve savaş dönemi başkanlığının yarattığı büyük baskı yüzünden ağır bir felç geçirdi ve bir daha tümüyle iyileşemedi. Senato Mart 1920'de hem Versailles Antlaşmasını hem de Milletler Cemiyeti Anlaşmasını reddetti. Bu yüzden, ne Birleşik Devletler'in ne de Rusya'nın katıldığı Milletler Cemiyeti zayıf bir örgüt olarak kaldı. Wilson'un savaş ve barışa ahlaki ve yasal bir temel oluşturulmasına ilişkin inancı ulusu da etkilemişti. Buna karşılık, olaylar onun iyimser yaklaşımına uygun olarak gelişmeyince, Wilson idealizmi yerini düş kırıklığına bıraktı ve ulus yalnızlığa çekildi. SAVAŞ SONRASI HUZURSUZLUK Savaştan barışa geçiş çok kişi için bir huzursuzluk kaynağı oldu. 1917 yılında Avrupa'da büyük bir hızla yayılmış olan grip salgını, 1918 ilkbaharında Birleşik Devletler'e de sıçradı. Bir yıl sonra, nasıl başladıysa yine öyle anlaşılmaz bir biçimde sona erdiğinde yarım milyondan çok Amerikalı ölmüştü. Savaşın hemen ardından yaşanan hızlı ekonomik gelişmenin yarattığı büyük beklentiler, savaş sonrası ekonomisi olağan düzeyine geri dönünce, büyük bir hızla yok oldu. İşçiler de, hayat pahalılığının yükselmesi, uzun çalışma saatleri uygulanması ve yöneticilerin onların dertlerine kulak asmaması yüzünden huzursuz oluyorlardı. Sadece 1919'da dört milyondan fazla işçi greve gitti. Bunun yanı sıra, yaz ayları sırasında hem Kuzey'de hem de Güney'de ırkçı ayaklanmalar oldu. Buna karşın, ülkede en büyük tepki ve kaygı yaratan olay, iki yıl önce Birleşik Devletler sınırları dışında ortaya çıkmıştı: Rusya'daki 1917 Bolşevik Devrimi. Moralleri bozulan Amerikalılar, Rusya'da nasıl küçük bir hizip iktidara geldiyse, Birleşik Devletler'de de ufak bir gurubun aynı şekilde yönetimi ele geçirmesinden korkmaya başlamışlardı. Posta idaresi Nisan 1919'da, toplumun önde gelen kişilerine postalanmış 40 bomba ele geçirince bu korkular gerçeğe dönüştü. Adalet Bakanı A.Mitchell Palmer, Bakanlık içinde yeni bir genel istihbarat dairesi kurdu ve dairenin başına J.Edgar Hoover'i getirdi. Hoover radikalliğiyle tanınmış kişiler hakkında bilgi toplamaya başladı ve çeşitli örgütlere yapılan baskınlar sonucu pek çok kişi sınır dışı edildi. Palmer'in yoğun uyarıları "Kızıl Korkusu" diye bilinen gelişmeyi körüklediyse de, tehditler hiçbir zaman gerçekleşmedi; 1920 yılına gelindiğinde, Amerikan halkı Birleşik Devletler'in anarşi tehlikesinden uzak olduğunu anlamıştı. HAREKETLİ 1920'LER 1920 başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi aday Warren G.Harding'in büyük bir zafer kazanması, Wilson'un idealizminin ve uluslararası alanda sürdürdüğü politikanın genelde kabul görmediğine ilişkin son kanıt oldu. Gazeteci William Allen White'nin yazdığına göre, Amerikan halkı "sorunlardan bıkmış, ideallerden usanmış ve asil olmaktan sıkılmıştı." 1920 seçimlerinin bir özelliği de, ülke genelinde kadınların ilk kez bir başkan adayı için oy kullanmış olmalarıydı. Kongre'nin 1919 yılında Anayasa'daki 19. Değişiklik'i eyaletlere sunması ve onaylanması sonucu, kadınların bir yıl sonra oy kullanmalarına yol açılmıştı. 1920'lerin hükümet politikası, en azından ülkenin kentsel alanlarındaki gönence uygun olarak aşırı muhafazakar bir çizgi izledi. Anılan politika, eğer hükümet özel işletmeleri desteklerse gönencin giderek nüfusun kalan kesimlerinin çoğuna da yayılacağı inancına dayanıyordu. Buna uygun olarak, Cumhuriyetçilerin politikası, ABD endüstrisi için en elverişli koşulların yaratılmasına yönelmişti. 1922 ve 1930 yıllarında kabul edilen yeni yasalarla gümrük tarifeleri yükseltildi ve ABD imalatçılarının iç piyasada birbiri ardından tekeller yaratmaları güvence altına alındı. Bunlardan ikincisi olan 1930 tarihli Smoot-Hawley Yasası ile o kadar yüksek gümrük tarifeleri getirilmişti ki, 1.000'den fazla ekonomist Başkan Herbert Hoover'e baş vurup yasayı veto etmesi talebinde bulundu; yasanın çıkarılmasını izleyen gelişmeler, diğer ülkelerin ağır misillemelerde bulunacakları yolundaki tahminleri haklı çıkardı. Federal hükümet aynı yıllarda Maliye Bakanı Andrew Mellon'un, yüksek gelir vergilerinin zenginlerin yeni endüstri teşebbüslerine girmelerini engelleyeceği yolundaki inancını yansıtan bir vergi indirimleri politikası uygulamaya başladı. Bakan'ın, savaş yıllarında uygulanmış olan gelir vergilerinin, aşırı kar vergilerinin ve kurumlar vergilerinin ya tümüyle kaldırılması ya da büyük ölçüde azaltılmasına ilişkin önerilerine uyan Kongre, 1921-1929 arasında bir dizi yasa kabul etti. Harding'in başkan yardımcılığını yapan, onun 1923'te ölümü üzerine başkanlığa getirilen, 1924'teki başkanlık seçimlerini kazanan ve asık suratlı bir Vermontlu olan Calvin Coolidge, "Amerikan halkının temel uğraşı ticarettir" demişti. Coolidge, Cumhuriyetçi Parti'nin muhafazakar ekonomik politikasını uyguladı; fakat, ölümünden önce görevdeki son aylarında yolsuzluk suçlamaları karşısında kalmış olan şanssız Harding'den çok daha iyi bir yöneticiydi. Özel sektör 1920'ler boyunca, inşaat kredileri, karlı posta taşıma sözleşmeleri ve diğer dolaylı destek yardımları gibi önemli teşvikler gördü. Sözgelimi, savaş sırasında hükümet denetimi altına alınmış olan demiryollarının yönetimi, 1920 tarihli Taşımacılık Yasası ile şimdiden özel sektöre devredilmişti bile. 1917-1920 arasında büyük kesimi devlet malı olan Ticaret Filosu da özel işletmelere satıldı. Buna karşılık, Cumhuriyetçilerin tarım politikası, 1920'lerin gönencinden en az payı alan çiftçiler tarafından gittikçe artan bir oranda eleştirilmekteydi. 1900-1920 döneminde, savaş yıllarında ABD tarımsal ürünleri karşısında oluşan eşi görülmemiş talep nedeniyle tarımda genel bir gönenç yaşanmış ve fiyatlar yükselmişti. Çiftçiler, verimsiz olduğu için uzun yıllardır boş bırakılmış bulunan ya da o güne değin ekilmemiş halde duran toprakları kullanmışlardı. ABD çiftliklerinin değeri yükseldikçe, çitçiler daha önce almaya hiç güçlerinin bulunmadığı mal ve makineleri edinmeye başladılar. Buna karşın, savaş dönemi talebinin 1920'nin sonunda birdenbire durması yüzünden, buğday ve mısır gibi temel tarımsal ürünler ticareti büyük bir düşüş gösterdi. Amerikan tarımındaki çöküntünün pek çok nedeni vardı; ancak, bunların başında dış pazarların yitirilmesi geliyordu. ABD çiftçileri, Birleşik Devletler'in kendi gümrük tarifeleri nedeniyle mal almadığı ülkelere kolaylıkla satış yapamıyorlardı. Dünya pazarının kapıları yavaş yavaş kapanıyordu. 1930'ların genel bunalımı, zaten zayıflamış olan tarımı kolaylıkla çökertti. GÖÇE İLİŞKİN GERİLİMLER 1920'lerde yabancı göçüne getirilen sınırlamalar ABD politikasında önemli bir değişiklik oluşturdu. Göç, XIX. yüzyıl sonlarında büyük ölçüde artmış ve XX. yüzyılın başlarında en yüksek düzeyine erişmişti. Sözgelimi, Birleşik Devletler'e 1900-1915 arasında, pek çoğu Güney ve Doğu Avrupalı 13 milyon göçmen geldi. Bahis konusu göçmenler arasında çok sayıda Yahudi ya da Katolik bulunması, çoğunluğu Anglosakson ve Protestan olan daha eski Amerikalıları korkutuyordu. Bunlardan bazıları, düşük ücretli işlerde çalışmaya razı olan yeni gelenlere karşı çıkıyorlar, bazıları da, Eski Dünya'daki geleneklerini sürdürmeleri, çok kez kentlerde kapalı etnik guruplar halinde yaşamaları ve genel Amerikan kültürüne uymak istemiyormuş gibi görünmeleri yüzünden yeni göçmenlerden hoşlanmıyorlardı. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra büyüyen göç dalgası sonucu, Ku Klux Klan benzeri, yerli halkın üstünlüğü hareketleri yoğunlaştı. "Yüzde yüz Amerikalılık" çağrısında bulunan, yeniden örgütlenmiş bir Ku Klux Klan gelişti. Yeni Klan, Yeniden Yapılanma dönemindekinin aksine, yalnız ülkede doğmuş olan Protestanları üyeliğe kabul ediyor, Afrikalı Amerikalılar kadar, Katoliklere, Yahudilere ve göçmenlere de karşı çıkıyordu. Düşmanlarının tanımını yeniden düzenleyen Klan, görüşlerini Kuzey'e ve Ortabatı'ya da yaydı ve bir süre için üye sayısı çok kabardı. Göç karşıtı duygular bir dizi yasal önlem alınmasına yol açtı ve 1924'te Göçmen Kontenjanı Yasası ile 1929'te de bir başka yasa kabul edildi. Bu yasalar uyarınca, 1920 yılına kadar Birleşik Devletler'de yerleşmiş bulunan yurttaşlarının sayısına bağlı olarak saptanan ülke kontenjanları çerçevesinde, her yıl alınacak göçmen sayısı 150.000 kişiyle sınırlandı. Bu sınırlamaların bir sonucu olarak, yerli halkın üstünlüğü örgütlerinin çekiciliği azaldı; 1930'lardaki Büyük Bunalım da göçte büyük bir düşüşe yol açtı. KÜLTÜRLER ÇATIŞMASI Bazı Amerikalılar, giderek gelişen bir kentsel ve laik toplum ile eski kırsal gelenekler çatıştıkça, dikkatlerini aile ve din üzerine yoğunlaştırarak, 1920'lerdeki çağdaş yaşamın özellikleri karşısındaki hoşnutsuzluklarını gösterdiler. Sözgelimi, profesyonel bir beyzbol oyuncusuyken Muhafazakar Protestanlığa dönen Billy Sunday gibi kökten dinci rahipler, daha basit bir geçmişe dönüşün özlemini çekenlerin sözcüsü oldular. İncilin yorumu ile biyolojik evrim konusundaki Darwin'ci bilimin karşı karşıya gelmesiyle, bu özlem belki de en çarpıcı biçimde gözler önüne serildi. 1920'lerde Ortabatı ve Güney eyaletlerinin yasama organlarına, evrim kuramının öğretilmesini yasaklayan yasa taslakları sunulmaya başladı. Bu atılımın başında ise, beklenmedik bir biçimde, yaşlı William Jenning Bryan bulunuyor ve evrimin "ruhsal yeniden doğuşa olan gereksinimi ya da onun oluşması olasılığını reddettiğini" söyleyerek, daha önceki radikal ekonomik önerileriyle evrim karşıtı aşırıcılığını büyük bir beceriyle bağdaştırıyordu. Amerikan İnsan Hakları Birliği'nin ülkedeki ilk evrim karşıtı yasaya meydan okuması üzerine, anılan sorun 1925 yılında Tenessee'de doruğa erişti. John Scopes adında genç bir öğretmen, biyoloji dersinde evrimi anlattığı için yargılandı. Halkın yoğun ilgisini çeken dava sırasında, eyaleti temsil eden Bryan, savunma avukatı Clarance Darrow tarafından acımasızca sorgulandı. Scopes mahkum edildi, ancak şekle ilişkin bir ayrıntıya dayanılarak salıverildi ve Bryan da duruşmalar sona erdikten birkaç gün sonra öldü. Kültürler arasındaki temel çatışmalardan bir diğeri ise, ulusal açıdan çok daha büyük sonuçlar doğuran İçki Yasağı'ydı. Yaklaşık yüzyıl süren kışkırtmalardan sonra, alkollü içkilerin üretim, satış ve taşınmasını yasaklayan 18. Anayasa Değişikliği 1919'da kabul edildi. Amerikan yaşamından meyhaneyi ve sarhoşu silmek niyetiyle yaratılan İçki Yasağı, yasadışı içki içilen (speakeasy) binlerce işyeri ortaya çıkmasına neden oldu ve giderek daha karlı duruma gelen yeni bir suç türü, yani içki kaçakçılığını (bootlegging) yarattı. Zaman zaman "asil deneme" olarak tanımlanan İçki Yasağı 1933'te kaldırıldı. Kökten dinci akımın yeniden canlanması ve İçki Yasağı gibi çok farklı kavramları birleştiren ortak nokta, o günlerde ortaya çıkan ve Caz Çağı, aşırılıklar dönemi, Kükreyen 1920'ler gibi çeşitli adlar verilen toplumsal ve düşünsel devrime karşı gösterilen tepkilerdi. Amerikan gençlerinin özellikle üniversitelerde sergiledikleri davranış, terbiye ve moda değişiklikleri pek çok kişiyi şaşkına çeviriyordu. Amerikan yaşamındaki sahteciliği ve rüşvetçiliği çekinmeden kınayan bir yazar ve eleştirmen olan H.L.Mecken çok sayıda düşünür arasında bir kahraman düzeyine yükseldi. Yazar F.Scott Fitzgerald da, Büyük Gatsby (The Great Gatsby) gibi kısa romanlarında, o yılların enerjisini, karmaşasını ve düş kırıklığını yansıttı. Fitzgerald, Birinci Dünya Savaşı'nda dökülen kanlar karşısında şok geçiren, Birleşik Devletler'deki maddecilik ve ruhsal boşluk olarak algıladıkları gelişmelerden tatminsizlik duyan ve "Kayıp Kuşak" adı verilen küçük fakat etkili bir yazarlar ve düşünürler hareketinin bir parçasıydı. Aralarından pek çoğu, en ünlü üyeleri Ernest Hemingway'ın yaptığı gibi Avrupa'ya gittiler ve Paris'te bir göçmen (emigré) olarak yaşadılar. Afrikalı Amerikalılar da bu ulusal kendi kendini sınama hareketi içinde yer aldılar. 1910-1930 arasında Güney'den Kuzey'e büyük bir göç dalgası oluştu ve 1915-1916'da en yüksek düzeyine çıktı. Pek çoğu, kırsal Güney'in aksine daha geniş çalışma olanakları ve bireysel özgürlükler sağlayan Detroit ve Chicago gibi kentsel alanlara yerleştiler. 1910'da, W.E.B.DuBois ve diğer bazı düşünürler, siyah Amerikalılar'ın seslerini yıllar geçtikçe daha güçlü bir biçimde ulusal düzeyde duyurmalarını sağlayacak olan, Renkli Halkın İlerlemesi Ulusal Derneği'ni (National Association for the Advancement of Colored People - NAACP) kurdular. Aynı zamanda, "Harlem Rönesansı" adı verilen bir Afrikalı-Amerikalı edebiyat ve sanat hareketi doğdu. Aralarında Langston Hughes'in bulunduğu bu yazarlar da, Amerikan yaşamının gerçeklerini bile dile getirirlerken, "Kayıp Kuşak"ın yaptığı gibi, orta sınıf değerlerini ve alışılmış yazın türlerini reddettiler. BÜYÜK BUNALIM Ekim 1929'da menkul değerler borsası çöktü ve piyasadaki kağıtların yüzde kırkının değerini yok etti. Buna karşılık, politikacılar ve endüstri liderleri, borsa çöktükten sonra bile, ülke ekonomisinin geleceği hakkında iyimser beklentilerini açıklamayı sürdürdüler; fakat, Bunalım derinleşti, güven duygusu yok oldu ve çok kişi yaşam boyu biriktirdiklerini yitirdi. 1933'e gelindiğinde, New York Menkul Kıymetler Borsası'ndaki hisselerin değeri, 1929'da erişilen en yüksek noktanın beşte biri olan bir düzeyin de altına düşmüştü. Ticarethaneler çalışmalarına son verdi, fabrikalar kapılarını kapadı, bankalar iflas etti. Çiftlik gelirleri yaklaşık yüzde 50 azaldı. 1932 yılında hemen hemen her dört Amerikalı'dan biri işsiz kalmıştı. Sorunun temelinde, ülkenin üretim kapasitesi ile halkın tüketim gücü arasındaki büyük boşluk yatıyordu. Savaş sırasında ve sonrasında üretim tekniklerinde geliştirilen büyük yenilikler endüstriyel üretimi ABD'deki çiftçilerin ve ücretlilerin satın alma gücünün çok ötesine taşımıştı. Zenginlerin ve orta sınıfın tasarrufları, sağlıklı yatırım olanaklarından daha çok arttığı için, bir tutku halinde borsa oyunlarına ya da taşınmaz mal alımına yönelmişti. Bu nedenle de, menkul kıymetler borsasının çöküşü, zayıf bir spakülasyon çatısını yerle bir eden patlamaların sadece birincisiydi. 1932 başkanlık seçimi kampanyası büyük ölçüde Büyük Bunalım'ın nedenleri ve çözüm yollarına ilişkin tartışmalarla geçti. Menkul kıymetler borsası çökmeden sadece sekiz ay önce Beyaz Saray'a girme bahtsızlığına uğrayan Herbert Hoover, endüstri çarklarını yeniden harekete geçirmek amacıyla yorulmadan ama bir etki de yaratamadan çalıştı. Bunalım'ın gelişmesi sırasında New York Valisi olarak ün kazanan Demokrat Partili rakibi Franklin D.Roosevelt, Bunalım'ı, Cumhuriyetçilerin 1920'lerde uyguladıkları politika yüzünden daha da kötüleşen ABD ekonomisindeki yanlışlıkların yarattığını iddia ediyordu. Başkan Hoover buna karşılık olarak, ekonominin temelde sağlıklı olduğunu, ama, nedenleri savaş yıllarına kadar uzanan dünya çapındaki bunalımın etkisiyle sarsıldığını söylüyordu. Bu iddianın ardında şu açık gerçek yatıyordu: Hoover geniş ölçüde doğal iyileşme süreçlerine bağlı kalmak zorundayken, Roosevelt federal hükümetin fonlarını cesur iyileştirme denemelerinde kullanmaya hazırdı. Seçim, Hooever'in elde ettiği 15.700.000 oya karşılık 22.800.000 oy kazanan Roosevelt'in büyük zaferiyle sonuçlandı. Birleşik Devletler, yeni bir ekonomik ve siyasal değişim dönemine girmek üzereydi. Kaynak: http://ankara.usembassy.gov/

Bu konuda henüz görüş yok.
Görüş/mesaj gerekli.
Markdown kullanılabilir.

Amerikan İç savaşı
6 ay önce

Amerikan İç Savaşı veya diğer adıyla Eyaletler Arası Savaş, Amerika Birleşik Devletleri'nin Washington'daki yönetimi ile bu ülkeden ayrılmak isteyen 11...

Tarsus Amerikan Koleji
6 ay önce

Millî Eğitim Bakanlığı'nca onaylanan ismi Özel Tarsus Amerikan Koleji olmasına rağmen, Tarsus Amerikan Lisesi olarak bilinir. Günlük konuşmada İngilizcesi...

Tarsus Amerikan Lisesi, 15 Haziran, 1888, 1928, 1983, 1986, 2002, 2006, Atatürk, Ayşe Arman, Bizletter
16:9
6 ay önce

Ratios" (PDF). The CinemaSource Press. 2001. 9 Eylül 2009 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 24 Ekim 2009.  ^ Monaco, James (2000). Bir...

9 Ocak
6 ay önce

istifa etti. 1964 - Panama Kanalı bölgesinde çıkan Amerikan karşıtı gösterilerde, 21 Panamalı ve 3 Amerikan askeri öldü. 1964 - ATAŞ Rafinerisi'ndeki grev...

9 Ocak, 10 Ocak, 11 Ocak, 12 Ocak, 13 Ocak, 14 Ocak, 15 Ocak, 16 Ocak, 1788, 1792, 1796
Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Yahudilerin tarihi
6 ay önce

gördüklerinden, önemli Amerikan-Yahudi örgütleriyle yakınlaşma girişimlerinde bulunmuştur. Uzak diyarlardaki Yahudi cemaatlerine yapılan tarihi seyahat, Seyyah...

9 Haziran
6 ay önce

9 Haziran, Miladi takvime göre yılın 160. (artık yıllarda 161.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 205 gün vardır. 53 - Roma İmparatoru Neron, üvey kızkardeşi...

9 Haziran, 10 Haziran, 11 Haziran, 12 Haziran, 13 Haziran, 14 Haziran, 15 Haziran, 1617, 16 Haziran, 17 Haziran, 1815
9 Mart
6 ay önce

gelen 36 bin diş fırçası piyasaya sürüldü. 1952 - Amerika Birleşik Devletleri'ni Türk modası sardı. Amerikan moda dergileri, İstanbul Sarısı, Türk Kırmızısı...

9 Mart, 10 Mart, 11 Mart, 12 Mart, 13 Mart, 14 Mart, 15 Mart, 16 Mart, 1749, 1753, 1763
Amerikan karşıtlığı
4 yıl önce

Ortadoğu'da Amerikan varlığıyla Siyonistler olmayacak" sözleri Amerikan karşıtı sözler olarak algılanabilir. Amerika Birleşik Devletleri portali Amerikan istisnacılığı...