Memluklar

Her neferin en yüksek mevkie çıkması mümkün olan bu Türk Devleti, Arapça kaynaklarda daima Türkiye Devleti (ed-Devletü't-Türkiyye) olarak zikredilmektedir. Memlûk Devleti teşkilatında en kabiliyetli gençlerin sivrilmeleri, idare tarzının esasını teşkil ettiği cihetle, ancak fevkalâde hasletlere sâhip kimseler işbaşına geçebilirdi.

Memluklar hakkında detaylı bilgi



Memlukluların sınırlarını gösteren harita
Memlukluların sınırlarını gösteren harita
Memluklar, 1250 ile 1517 yılları arasında Mısır ve Suriye hüküm sürmüş devlettir. Mısır ve Suriye'de egemenlik kurmuş bir hanedan olan Memluklu hanedanı Türk ve Çerkez asıllı kölelerden ibaretti. Bu yüzden Kölemenler olarak da anılan Memluklar hanedanı Eyyubiler döneminde (1171-1252) orduda görev yapan Türk asıllı komutanlann yönetimi ele geçirmeleriyle kurulmuştur. Aslında Abbasiler'den (750-1258) beri İslam devletlerinde Türk asıllı askerler vardı. Özellikle Mısır hemen her dönemde Türk komutanlarca yönetilmiş, bunlardan Ahmed bin Tolun Tolunoğullan (868-905), Muhammed bin Tuğç da İhşidi hanedanını (935-969) kurmuşlardı. Eyyubiler döneminde de ordu büyük ölçüde Türk ve Çerkez asıllı asker ve komutanlardan oluşuyordu.

Memluklar'ın ilk aynı zamanda da tek kadın hükümdarı olan Şecerü'd-dür, Eyyubi Sultanı Salih Necmeddin Eyyub'un eşiydi. Türk asıllı bir cariye olan Şecerü'd-dür eşi 1249'da ölünce oğlu Turanşah'ın hükümdar olmasında rol oynadı. Turanşah IX. Louis'nin düzenlediği haçlı seferi yüzünden karışıklık içinde bulunan ülkede düzeni sağlayamadığı gibi ordu komutanları ve annesiyle de arası açıldı. Askerler 1250'de Turanşah'ı öldürdüler ve Şecerü'd-dür'ü hükümdar ilan ettiler. Şecerü'd-dür kısa bir süre sonra bir kadının hükümdar olmasının İslam dünyasında yarattığı tepki üzerine komutanlardan İzzeddin Aybek ile evlendi ve hükümdarlığı ona bıraktı. Memluklar'da saltanat babadan oğula geçmediği için İzzeddin Aybek'in 1257'de öldürülmesinden sonra taht komutanlar arasında sık sık el değiştirdi. Ama güçlü ordusu ve İslam dünyasının da parçalanmış durumda olması yüzünden Memluklar varlıklarını sürdürdüler. Kutuz'un (1259-60) Ayn Calut'ta o tarihe kadar hiç yenilmemiş olan Moğol ordusunu bozguna uğratması Memluklar'a İslam dünyasında büyük saygınlık kazandırdı.

En büyük hükümdarlarından biri olan Baybars döneminde (1260-77) Suriye bütünüyle Memluk yönetimi altına girdi. İlhanlılar (İran Moğollan) ve onların denetimindeki Anadolu Selçuklular'ı geriletildi. Haçlılar'ın elindeki birçok yöre geri alındı. Baybars'ın siyasetini sürdüren Kalavun (1280-90) Türk asıllı olmakla birlikte Çerkez komutanların desteğiyle hükümdar olmuştu. Ondan sonra Çerkezler'in de yönetimdeki ağırlıkları artmaya başladı. Kalavun Memluklar'da da saltanatın babadan oğula geçmesini amaçlayan düzenlemeler yaptı. Ama oğlu Nasıreddin Muhammed 1294-1309 arasında iki kez tahtından indirildikten sonra yönetime egemen olabildi.

14. yüzyılda saltanatın babadan oğula geçmesi iyice yerleştiği gibi Memluklar Ortadoğu'nun en güçlü devleti durumuna geldiler. Batıda Libya'yı, güneyde Sudan'ı kapsayan, kuzeyde Çukurova'ya kadar uzanan Memluk egemenliği için 15. yüzyılda en önemli rakip Osmanlı Devleti oldu. Bu arada yönetim de Türk Memluklar'dan Çerkez Memluklar'a geçti. Çerkez asıllı ilk hükümdar olan Berkuk (1382-99) iç çekişmelerle hayli yıprandıysa da sonunda güçlü bir yönetim kurmayı başardı. Ama Berkuk'tan sonraki hükümdarlar döneminde yeniden baş gösteren taht kavgalan devleti iyice yıprattı. Memluklar 15. yüzyılın ikinci yansında giderek güçlendiğini gördükleri Osmanlı Devleti'ne karşı bazen dostça çoğunlukla da düşmanca bir siyaset izlediler. Bunun için de iki devletin toprakları arasında kalan Karamanoğulları, Dulkadıroğullan gibi beylikleri kullandılar. Aynca 1486 ve 1488'de Osmanlı ordusunu iki kez yenmeyi de başardılar. Ama içteki çöküntü sürüyordu. Son güçlü hükümdar Kansu Gavri (1501-16) devleti toparlamaya, giderek artan Osmanlı tehlikesini de önlemeye çalıştıysa da pek başanlı olamadı. 1514'teki Çaldıran Savaşı'nı kazanarak Memluklar'ın İran'la bağlantısını kesen Yavuz Sultan Selim 1516'da Mısır seferini başlattı. Önce Halep yakınlanndaki Mercida-bık'ta Memluk ordusunu bozguna uğrattı. Kansu Gavri de savaş alanında öldü. Mısır'a doğru ilerleyişini sürdüren Yavuz Sultan Selim, Ocak 1517'de Kahire yakınlarındaki Ri-daniye'de son direnişi de kırarak Kahire'ye girdi ve Memluk egemenliğine son vererek Mısır'ı bir Osmanlı eyaleti durumuna getirdi.

Tarihte Memlukler

Her bireyin en yüksek mevkiye çıkması mümkün olan bu Türk Devleti, Arapça kaynaklarda daima Türkiye Devleti (ed-Devletü't-Türkiyye) olarak geçmektedir. Memluk Devleti teşkilatında en kabiliyetli gençlerin sivrilmeleri, idare tarzının esasını teşkil ettiği cihetle, ancak fevkalade hasletlere sahip kimseler işbaşına geçebilirdi. Bu yüzden akranları arasında en mümtaz olanlardan seçildikleri gibi, gayet itinalı bir askeri terbiyeye tabi tutulmak suretiyle yetişen emirlerin, Bahriye Memlukları'ndan ayrı olarak teşkil ettikleri gruplar sayesinde, devleti merkezileştirerek, teşkil ettikleri ordular, yakın-Doğu tarihinde mühim bir rol oynamağa muvaffak olmuş, Mısır ise, her türlü tecavüzden masun kalarak iktisaden ve fikren mütemadi bir surette inkişaf etmiştir.

Bununla beraber, başlangıçta ufak iktalara sahip olan onlar, yüzler emirlerinin, harici tehlikeler karşısında birleşmelerine rağmen, birbirleri ile olan rekabetleri sebebiyle ayrı ayrı hususi Memluk grupları teşkil etmeleri, kuvvetleri gittikçe azalan Bahriye Memlukları'nın zararına oldu.

Bahriye Memlukleri'nin ilk sultanı olup el-Melikü's-Salih'in Türk asıllı dul zevcesi Şeceretü'd-Dürr ile evlenerek iş başına geçen Aybey et-Türkmani (1250-1257), başlangıçta Bahriye Memlukleri'nin muhalefeti ile karşılaştı. Zira el-Melikü's-Salih ailesine sadık kalan bu grup, Aybey'in Atabey olarak kalacağını, devletin başına da Eyyubiler'den bir melikin getirileceğini ümid ediyor idi. Oğuz-Türkmen grubu ile Bahriye Memlukları arasında çıkan anlaşmazlık dikkate şayandır. Aybey'in yeni bir Memluk Grubu (=el-Muizzi) teşkil etmesinin, bu muhalefeti arttırdığı söylenebilir. Nitekim, karşı koyup şiddetle cezalandırılan Bahriyeliler'den bir kısmı, Suriye'deki feodal Eyyubi meliklerinin yanına gittiği gibi, diğer bir kısmı da Kerak, Dımaşk (Şam) ve Filistin'e yayılmış, yüz otuz Bahriyeli de Anadolu Selçuklu Sultanına iltica etmiştir.

İşte bu Bahriyeliler'den Dımaşk'a sığınanlar Eyyubiler'den el-Melikü's-Salih İsmail (1202-1251)'i Atabey'e karşı teşvik etmişlerdi. Fakat Oğuz-Türkmenlerin yardımını sağlayan Aybey, kendisine karşı harekete geçen Eyyubi meliklerini Abbase'de mağlup etmeğe muvaffak oldu. Fakat çok geçmeden, Aybey'in Kıpçak veya Harezmli kölesi, Saltanat Naibi Kutuz, Muizziler'le birlikte hareket ederek, Aybey'i bertaraf etti ve Bahriyeliler'in Mısır'a gelmelerini sağladı.

Bu suretle Bağdad'ı alıp Abbasi Hilafetine son veren Moğollar'ın sebep oldukları siyasi buhran sırasında Muizzi ve Salihiler'in gayretleriyle iş başına geçen Kutuz (öl. 1260), Bahriyeliler'i kendi tarafına çektiği gibi, mühim bir manevi nüfuz kazanarak, Gürcü ve Ermeni süvarileri tarafından desteklenen Moğollar'ı Ayn Calut'ta müthiş bir hezimete uğrattı (1260). Memlukler gibi İslam alemi için Ayn Calut savaşının maddi ve manevi sonuçları büyük oldu.

Moğollar'ın Suriye'den sonra Mısır' da elde ederek, Franklar ile işbirliği yapmaları önlendiği gibi, yerli halkın Memlukler'e karşı itimadı arttı; Mısır, Türkler sayesinde, İslamiyetin ve Moğollar önünden kaçan halkın yegane melcei (sığınağı) haline geldi. Fakat, Kutuz'un da yeni bir Memluk grubu kurması aleyhine oldu. Kendi soyundan Borlular'ın desteklerini sağlayan Baybars, Kutuz'u öldürüp (22 Ekim 1260) Bahriyeliler'in yeniden iş başına geçmelerini sağladı.

Kıpçak boylarından Borç-oğlu veya Borlu boyuna mensup olup Ayn Calut'ta esas rolü oynayan Baybars et-Türki (1233-1277), ilk iş olarak, Kutuz'un koymuş olduğu ağır vergileri kaldırdı; Bahriyeliler'e iktalar verdi. Ayrıca irsi reislerinin emir ve idaresi altında yaşayan Türkmen boy ve uluslarını, küçük parçalara ayırarak, ayrı ayrı sahalara iskan etti (1264).

Bütün geçitler, dar boğazlar Türkmenler (sonradan: Halep ve Şam Türkmenleri) tarafından tutulduğu gibi, sahiller de diğer Türkmen gruplarının (Lübnan'da: Kesrivan Türkmenleri) kontroluna geçti. Baybars, el-Melikü's-Salih gibi Memluk Devletini merkezileştirmeğe çalışarak, idari, askeri ve ticari bakımdan büyük faydalar temin eden bir takım tedbirler aldı; yeni bir teşkilat kurdu; kendi ismine nispetle ez-Zahiri adını alan ırkdaşlarından mürekkep yeni bir Memluk grubu meydana getirdi.

Öte yandan Moğollar'ın istilasında bulunan yerlerden gelmiş Türkler, Memluk Sultanlığı'na iltica ederek, para ve zeamet karşılığı askeri grupları teşkil ettiler. Bu suretle belli-başlı iktalara sahip olmak suretiyle gitgide çoğalan Memluk grupları, çok geçmeden, kendi beylerinin emrinde, devletin mukadderatına hakim olmakta geçikmediler.

Baybars, bilhassa, Hıristiyanlar ile Ayn Calut'un intikamını almak hevesinde olan Moğollar'ın müşterek bir hareketlerini göz önünde tutmuş, kuzeyde Küçük Ermenistan krallığı, sahillerdeki Franklar, Kıbrıs Krallığı, nihayet takip ettiği sünni siyaset yüzünden Suriye ve Mısır'daki İsmaililer, Nuseyriler gibi kuvvetli şii unsurlarla savaşmak zorunda kalmıştır.

Baybars'ın ölümü üzerine (1277), yerine oğlu Berke, sonra da Sülemiş geçmiş ise de, bunları bertaraf eden Kıpçaklı Kalavun (öl. 1290), Moğollar ve Franklar'la savaşmış, Kastilya Kralı Alfons ve Sicilyalı Jacob ile bir nevi tedafüi ittifak yapmıştır. Ayrıca Şamamum emrindeki Nubyalılar ile de savaşan Kalavun, 1290'da Akka'yı fethe hazırlanırken vefat etmiştir.

Kalavun ve halefleri 1382'ye kadar beş nesil boyunca hüküm süren bir nevi saltanat-hanedanı kurmağa çalışmış ve bunda da muvaffak olmuştur. Ancak hanedanını devam ettirmek gayesiyle, el-Melikü's-Salih'i taklit ederek, Türk Memluk gruplarının varlığına rağmen, ayrı cinsten olan Çerkesler'den yeni bir Memluk grubu teşkil etmesi neticesinde, hanedanı bu Memluklara istinad ettiği cihetle, Karadeniz limanlarında kurulmuş olan büyük pazarlardan, Venedik ve Ceneviz gemileri ile Mısır esir pazarlarına sevk edilen Çerkes memlukları gittikçe çoğalarak zamanla Mısır'ın mukadderatını ellerine geçirdiler.

Kalavun'un on iki bin Memluk arasında seçerek el-Mukaddem dağından derin bir hendek ile ayrılmış olan Kal'atu'l-Cebel (=dağ kalesi)'e yerleştirdiği üç bin yediyüz Âs ve Çerkes, kale burçlarına nispetle Burciye Memlukları (=el-Memaliku'l-Burciyye) adını aldı. Hemen ilave edelim ki, Çerkesler'in gittikçe çoğalıp diğer Memluklar'a üstünlük sağlamaları hususu, çok geçmeden Kalavun-oğulları'nın da dikkat nazarlarını çekti.

Filvaki, hükümdarlar yeni Memluk grupları teşkil ederek muvazene tesisine muvaffak olmuşlarsa da, gerek bu grupların, gerekse yeni unsurlarla beslenmek suretiyle teşekkül eden Türkmen gruplarının Çerkesler'le mücadelesi Berkuk'un zamanına kadar devam etti. Büyük Türk hükümdarı el-Meliku'n-Nasır Mehemmed (1293-1341) üçüncü saltanatında Çerkes Memlukların çoğalmaları meselesini ele aldı.

1315 senesinde tanzim ettirdiği Kadastro (Revku'n-Nasıri)da mevcut on beş vilayetin Çerkesleri'ni tespit ettirerek, kimliklerini araştırdı; sayılarını azalttı. Bunun üzerine Mısır ve Suriye'nin belli başlı önemli noktalarını ellerine geçirmeğe muvaffak olan Şam ve Halep Türkmenleri, Memluk ümerası arasında yeniden mühim bir mevki elde etmeğe başladılar.

Nitekim, Mısır-Anadolu münasebetlerinin çok sıklaştığı bir devirde, Kosun, Şeyhun, Altunbuğa, Aydoğmuş ve Mancak gibi Anadolulu emirler (=er-Rumi), bu devir olaylarında önemli roller oynadıkları gibi, Türkçe de dini ve hukuki sahalarda büyük bir önem kazandı. Mısır'a gelen bu Türk ümeranın teşkiline muvaffak oldukları Memluk grupları, umumiyetle, muhtelif Türk boy ve oymaklarına mensup Türkmenler'den teşekkül ediyordu; bunların Mısır'a gelmelerine de, el-Meliku'n-Nasır Mehemmed'in Güney Anadolu beylikleri, bilhassa Karaman-oğulları ile yakın teması sebep olmuş idi.

Öte yandan el-Meliku'n-Nasır'ın Deşt-i Kıpçak ile olan diplomatik münasebetleri, Altunordu hükümdarları üzerinde Müslümanlık bakımından mühim tesirler icra ettiğinden Kırimi, Sarayi, Gülüstani nisbelerini kullanan bu mıntıka halkından bir kısmı, Mısır'a gelerek, Memluk Sultanlığı'nın hizmetine girmişlerdir. Meliku'n-Nasır'ın batı hakkındaki bilgisi de gayet geniş idi. Nitekim, 1336'da Kahire'ye gelen Johannis de Mandeville, el-Meliku'n-Nasır'ı görüp onunla mülakat etmiş ve bu sultanın batı hakkındaki fikirlerini öğrenerek hayrete düşmüş idi.

Umumiyetle Hanefi mezhebinde olup el-Meliku'n-Nasır'a bağlı bulunan Suriye'nin seçkin Naibleri (=Vali), bu hükümdarın vefatını müteakip (1341), oğullarının Memluk Sultanlığı tahtına çıkmalarında mühim roller oynadılar, fakat Halep ve Şam Türkmenleri'ne istinad etmek suretiyle 1360'da Nasır'ın oğlu Hasan'ı bertaraf eden Naiblerden Yulbuga el-Umeri, saltanat naibi olarak, Memluk Sultanlığı'nın mukadderatına hakim oldu; Aybey, Kutuz ve Kalavun'u taklid ederek, satın aldığı kölelerden Çerkesler'in ekseriyette bulunduğu yeni bir Memluk grubu (=Yulbugaviye) teşkil etmekle mevkiini sağlamlaştırmak istedi. Bununla beraber, Türkmenler'e mensup emirler, Kalavunoğulları'nı da elde etmek suretiyle, bu yeni Memluk grubu ile mücadeleye giriştiler; bunlardan biri olan Taybuga et-Tavil (uzun), bütün nüfuzu elinde toplayarak Yulbuga'yı öldürttü (1367). Yulbugaviyeler Suriye'ye sürüldü.

Kahire'deki malları müsadere edildi. Fakat, Memluk Sultanı Şaban'ın bir süre sonra, Yulbugaviler'i Mısır'a çağırması, bunların yeniden çoğalarak nüfuzlarının artmasına ve çok geçmeden kendi şefleri Berkuk'un etrafında toplanmalarına sebep oldu.

İşte Yulbugaviyeler'in tabii şeflerinden biri olan Berkuk, efendisi Yulbuga'yı taklid etmek suretiyle, satın aldığı kendi cinsi Çerkesler'den yeni bir Memluk grubu teşkil etmeğe muvaffak oldu. Zahiri Memlukları (=Memalikü'z-Zahiriyye) ismini alan bu Memluk grubu, gittikçe çoğalarak, Mısır'daki Çerkes ekseriyetinin artmasına ve hakimiyetin bunlara geçmesine sebep oldu.

Bu suretle Çerkesleri iş başına getirmeye muvaffak olan Berkuk, kara yollarının emniyetini ve ticaret kervanlarının salimen Mısır'a gelmelerini temin ettiğinden el-Karimi tüccarlarının da desteği ile 1382'de saltanata geçti. fakat Mısır'ın mukadderatını ellerinde bulunduran Türk emirleriyle çarpışmak zorunda kaldı. Yulbuga en-Nasıri ve Mintaş gibi Türk emirleri ile yaptığı savaşları kaybederek tahttan indi ise de, bu iki Türk emirinin aralarında zuhur eden rekabet yüzünden, 1390'da yeniden saltanata geçti.

Bununla beraber, Türk potası içinde eriyen Berkuk, iyi bir diplomat olarak, Timur' karşı Bayezid, Kadı Burhaneddin Ahmed ve Altun Ordu hükümdarı Toktamış Han ile anlaştı; Celayirli hükümdarı Sultan Ahmed'i müdafaa etti. 20 Haziran 1399'da vuku bulan ölümü ile bütün bu ittifaklar dağıldı. XIV. yüzyıl Yakın-Doğu tarihinin mühim simalarından biri olup siyasi ve iktisadi buhranların iş başına getirdiği Berkuk, rakiplerinden Timur'un kuzeyde Toktamış, Bayezid'in batıda Macarlar ve Haçlılarla meşgul olduğu bir sırada, dahili mücadeleler ile yıpranan Memluk Sultanlığı'nı merkeziyetçi bir devlet haline sokmuş, Osmanlılar tarafından da bazı hususları benimsenen Memluk teşkilatını bir kat daha kuvvetlendirmiştir. Fakat, Türk milli şuuruna yabancı olmadığı anlaşılan Berkuk'un bütün meziyetlerine rağmen, kendi cinsi olan Çerkesler'i iş başına getirmek maksadıyla, Türk emirlerine karşı giriştiği mücadele, Memluk Sultanlığı'nın atisi için faydalı olmamış, Türk ve Çerkes rekabetinin doğurduğu ayrılık ise devleti temelinden sarsmıştır.

Esasen, Türkler'e üstünlük temin etmiş görünen Çerkesler, Memluk Sultanlığı'nı layıkı veçhile, temsil edememişler, kendilerine yeni bir ufuk açmak gayretiyle Türkler'in teşkilata müstenid hayatiyetine son veren Berkuk'un ölümü ile meydana çıkan yeni siyasi ve iktisadi buhranlar karşısında da aciz kalmışlardır. Nitekim, yerine geçen oğlu Ferec (öl. 1412) zamanında Osmanlılar, Güney Anadolu şehirlerini zapta başladıkları gibi, Şam Timur'un eline düşmüştür.

Şam'da öldürülen Ferec'den sonra memleket tamamen bir keşmekeş içinde kalmıştır (1412). Ferec'den sonra tahta geçen el-Melikü'l-müeyyed (1412-1421) ve Tatar (1421) istisna edilecek olursa Memluk Sultanlarının en büyüklerinden biri Baybars (1422-1438)'dır.

Baybars, bilhassa, kendi hakkında propaganda yapan Cani Bey es-Sufi ile uğraştı, 1424-26 seferleriyle Kıbrıs'ı zapt ettirerek, Kral Janus'u esir etti; yeni bir ticaret politikası takip ederek, bazı maddeleri inhisarı altına aldı; fakat bu tedbirler, ticaretin sukutuna sebep olmuştur. Nitekim, bu yüzden Mısır ve Suriye şehirleri adeta boşaldı. 1438'de hastalıktan ölen Baybars'dan sonra Memluk tahtına çıkan Çakmak (öl. 1453), Aynal (1453-1461), Hoşkadem (1461-1467), Kayıtbay (1468-1495) nihayet Kansuh el-Guri (1501-1516), Osmanlılar'la rekabete girişmek, Dulkadır ve Ramazan-oğulları'nı himaye etmek, Kıbrıs ve Akkoyunlular'la münasebetlerde bulunmak suretiyle devirlerini tamamladılar.

Kansuh'un Osmanlılar'la ilişkisi dostane olmuştur. Fakat İran'la savaşta bulunan Yavuz Sultan Selim'e karşı Şii Şah İsmail'i desteklemesi aleyhine oldu. Merci Dabık'da yapılan savaşta (24 Ağustos 1516) atından yere yuvarlanarak öldü. Merci Dabık savaşından sonra Mısır'a kaçabilen bir kısım Memluk ümerasının gayretiyle Tumanbay Memluk Sultanı ilan edilmiş ise de (Kasım 1516), Ridaniye'de yapılan savaşı kaybetmiş, Memluk ordugahı Osmanlılar'ın eline geçmiştir (23 Ocak 1517). Tumanbay'ın ele geçirilip Kahire'nin Züveyle kapısında asılmasıyla, iki yüz altmış yedi senedir devam eden Memluk Sultanlığı sona ermiştir (13 Nisan 1517).

Yavuz Sultan Selim Han, İstanbul'a avdetinden evvel Kahire'deki bazı hükümdar oğulları ile Halife III. el-Mütevekkil ale'llah Muhammed ve akrabalarını, nüfuzlu alim, şeyh ve beylerden bir kısmını, Mısır'ın sayılı mimar, mühendis, tüccar ve sanat erbabından bir haylisini, deniz yolu ile İstanbul'a göndermiştir. Bu arada, Memluk Sultanlığı'nın tarihe ve teşkilatına ait kitaplar da İstanbul'a sevkedilmiş, Kansuh el-Guri'nin oğlu Muhammed de payitahta gönderilmiştir.

Türkçe'nin XIV. yüzyılda birdenbire büyük bir inkişafa mazhar olarak Suriye ve Mısır dahil bütün Orta-Doğu'ya yayıldığını, birçok müelliflerin, Arapça ve Farsça'nın yerine geçen bu dille yazdıklarını ve eserlerini Türk beylerine veya vali ve hükümdarlara ithaf ettiklerini görüyoruz. Bilhassa, Mısır ve Suriye'ye hakim olan Memluklu Sultanı el-Melikü'z-Zahir Seyfeddin Berkuk devrinde (1382-1399) Türkçe'nin gittikçe önem kazanması, hatta hukuki (=kaza) meselelerin bile bu dille konuşulması, çok dikkate şayandır.

Nitekim, hukuki meselelerde Hanefi kadılarla Türkçe konuşan Berkuk, birçok eserin bu dile tercüme edilmesini emrettiği gibi, Memluklu naib (=vali)leri de, kendi adlarına Türkçe eser yazdırmışlar veya tercüme ettirmişlerdir. Kemal-oğlu İsmail, 1387'de ilk Ferah-Name'yi Trablus-Şam Naibi Mir Gazi namına; Berke Fakih Kitab İrşadu'l-müluk ve's-selatin adlı eserini, Memluk Naibleri'nden Seyfeddin Becman, Manzume'sini de Altubuga el-Çobani namına yazmıştır.

Öte yandan, Türkçe Yüz Hadis'i yazan ed-Darir, Vakıdi'nin Futuhu'ş-Şam'ını 1393'de Halep Naibi Çolpan namına tercüme etmiş, Tolu Bey'in isteği üzerine de Ok atmak ilmi hakkında Türkçe bir eser kaleme almıştır. Nihayet, Seyf Sarayi de, Sa'di'nin meşhur Gülistan'ını Memluk emirinden biri namına Türkçe'ye tercüme ettiği gibi, baş-hasseki Demür Bey namına Münyetü'l-guzat adında Türkçe bir eser kaleme almış ve Kitab baytaru'l-vazıh Türkçeye tercüme edilmiştir. 1421'de Türkçe konuşulan Mısır'da fıkıh hakkında Türkçe bir kitap (Kitab fi'l-fıkıh bi-lisani't-Turki) yazılmıştır.

XV. ve XVI. yüzyıllarda Türkçe, devletin resmi dili olarak mevcudiyetini muhafaza etmiş, Kansuh Guri'ye kadar Memluk Sultanları namlarına Türkçe eserler tercüme ettirdikleri gibi, bazıları da, bizzat Türkçe eserler kaleme almış veya Osmanlı tarzında şiir yazmışlardır. Baybars, Ayni (öl. 1451)'nin Ikdu'l-Cuman adlı eserini Türkçe'ye çevirmişti. Hatta Ayni, Arapça eserini Türkçe olarak Baybars'a okurdu. Kansuh da, Malatya valisi iken Osmanlı Türkçesi tarzında şiirler yazmış, II. Bayezid'e Türkçe mektuplar göndermiştir. Onun zamanında İbrahim Gülşeni Mısır'a giderek, Türkçe risaleler kaleme almıştır. Mısır ve Suriye'de konuşulan Türkçe son zamanlara kadar devam etmiştir.
İlgili Konu Başlıkları Tümü

Sebil

Sebil, sokaktan geçenlere parasız su dağıtmak için hayrat olarak yaptırılan küçük yapı. Tek başına olduğu gibi, daha çok bir külliyenin içinde yer alır.

Yavuz Sultan Selim

Yavuz Sultan Selim Osmanlı sultanlarının dokuzuncusu, İslam halifelerinin yetmiş dördüncüsü. Sultan İkinci Bayezid'in oğlu olup, annesi Dulkadirli ailesinden Aişe Hatundur. 1470 yılında Amasya'da doğdu. Şehzadeliğinde, devrin alimlerinden mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. ...

Hatay

Hatay Türkiye'nin güneyinde yer alan il. 35°52' ve 37°04' kuzey enlemleri ile 35°40' ve 36°35' doğu boylamları arasında yer alır. İl toprakları, doğu ve güneyde Suriye sınırı, kuzeydoğuda Gaziantep, kuzey ve kuzeybatıda Adana, batıda ise İskenderun Körfezi ile çevrilidir. ...

Türk

Türk kelimesinin aslı "türümek" fiilinden gelmektedir. Bu fiilden türetilmiş, kişi ve insan anlamında "türük" ve nihayet hece düşmesiyle "Türk" kelimesi ortaya çıkmıştır. Nitekim Anadolu'da bir kısım göçebeler de yürümekten "yürük" adını almışlardır.

Oğuzlar

Oğuzlar bugün; Türkiye, Balkanlar, Âzerbaycan, İran, Irak ve Türkmenistan’da yaşıyan Türklerin ataları olan büyük bir Türk boyu. Oğuzlara Türkmenler de denir. Oğuz kelimesinin türeyişiyle ilgili çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. Kelimenin boy, kabîle mânâsına gelen ...

Hilafet

Birinin yerine geçme anlamına gelmektedir. Hilafet aynı zamanda Hz. Muhammed'in ölümünden sonra bütün müslüman milletlere önderlik etme ve islam şeriatının koruyuculuğu görevidir. Hz. Muhammed devlet yönetimiyle din yönetimini elinde bulundurduğundan dolayı imam ünvanını da ...

Teber

Teber Bir veya iki yüzlü, ay biçiminde, yakın muharebede kullanılan bir savaş aleti. Göğüs göğüse olan savaşlarda, gemilerin borda bordaya gelmesinde baltalarla birlikte bu silah çok kullanılırdı. Genellikle hükümdar maiyetindeki özel muhafızlarla dervişlerin kullandıkları ...

Elbistan

Elbistan, Kahramanmaraş iline bağlı en büyük ilçedir. Akdeniz, İç Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgelerin kesiştiği noktada yer alır. İlçe sınırları Doğu Anadolu bölgesi’nin Yukarı Fırat Bölümü’nde olup 25lmödföds47 km² yüz ölçümüne sahiptir. Yaklaşık 37 doğu ...

Hindistan

Hindistan, ya da resmî adıyla Hindistan Cumhuriyeti (Hintçe: Bhārat Gaṇarājya; İngilizce: Republic of India), Güney Asya'da bulunan bir ülkedir. Yüzölçümü açısından dünyada en büyük yedinci ülkesidir. Nüfusu en kalabalık ikinci ülkedir, ve dünyanın en büyük ...

Kervansaray (turizm)

Eskiden ana ticaret yolları üzerinde,kervanların konaklamalı için yapılan büyük hanlar.İslam ülkelerine özgü bir yapı biçimi olan kervansaraylar genellikle kervanların güvenliğini sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiş korunaklı binalardı. İçlerinde yolcuların ...

İskenderiye

Amatör dalgıçların yıllardır bildikleri, sık sık dalış yaptıkları bir bölgeydi... Limanın birkaç kilometre açığında ve sadece 8 metre derinlikte gördüklerine de bir isim takmışlardı: "Kaya Ormanı"... Binlerce dev granit taştan, sütun parçalarından, sfenks heykellerinden ...

Mercidabık Savaşı

Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sırasında Memluk Devleti ile yapılan birinci savaştır. 1516'da Osmanlı ordusu ile Memluk ordusu arasında Halep şehrinin kuzeyinde yapılan savaşı Osmanlılar kazandı. Savaş sonucunda Suriye, Lübnan ve Filistin Osmanlı topraklarına katıldı.

Türk Boyları

Türklerin ilk göçler bazen kesintiye uğrasa da yüzlerce yıl devam etti. İÖ 1700'lü yıllarda Sayan Dağları'nın güney batısından Altay ve Tanrı Dağları'na doğru bir göç oldu. Kuzey Çin ve bugünkü Moğolistan'daki Türklerin varlığı ise daha gerilere, Neolitik Çağ'a kadar ...

Varsaklar

Oğuzların Üçok koluna bağlı bir Türk Boyu. Ulaş, Elvanlı ve Kusun gibi obalara ayrılırlar. On üçüncü asırda Anadolu’ya gelerek Tarsus-Mersin civârındaki dağlık arâziye yerleştiler. Osmanlı-Karamanlı mücâdelesinde Karamanoğulları tarafında yer aldılar. Memlûklerle de ...