Pontus

Pontus, antik Yunanca "deniz" anlamına gelmesinin yanısıra Amasyalı Strabon tarafından itibaren Karadeniz'in güney kıyısında yeralan Kuzey Anadolu sahillerini hinterlandıyla birlikte tanımlamak için kullanılmıştır.

Pontus



Pontus bölgesi
Pontus bölgesi
"Pontus" veya "Pontos" kelimesi, "etnik" bir isim değil, "coğrafi" bir ifadedir. "Pontus" veya "Pontos" kelimesi Grekçe'de "Deniz" anlamında olup; eski çağlarda Karadeniz'in güneydoğu kısımlarına, bu arada Karadeniz'e de verilmiş coğrafi bir addır. Kelime en eski dönemlerde daha çok "Pont Euksinos" şeklinde kullanılmıştır(1). "Euksinos" sözü ise, "karanlık, uğursuz" demek olan İrani "ahşaena" kelimesinden gelmektedir(2).

Karadeniz'in fırtınalı, nispeten karanlık sularından dolayı verilen bu isim 10. yüzyıla kadar yaşamıştır. Grekler, deniz ilahlarını sakinleştirmek için bu kelimeyi "misafirperver" anlamına gelen "Euksinos"a çevirerek kullanmışlardır.

"Karadeniz", kuzey ve doğu yönlerinden Türklerle çevrili olduğundan bu deniz ve bölge daha erken zamanlarda "Karadeniz" diye Türkçe adlandırılmıştır. Bu adlandırmada "Karadeniz'in hırçınlığı ile bölge ikliminin sert ve soğuk oluşu rol oynamıştır" denilebilir. "Kara" kelimesi Türkçe'de bir renk ifade etmesinin yanı sıra, aynı zamanda yön (kuzey) ile sert ve soğuk iklimi (karayel vs.) de anlatır. Türklerin Anadolu'ya girişinden itibaren bütün yazılı belgelerde "Karadeniz" adı yaygın olarak kullanılmıştır. Türkiye Selçukluları ve Osmanlılar zamanında "Pontus" adı hiçbir şekilde geçmemiştir(3).

Coğrafi bir isim olarak Pontus adı, genellikle Kuzey Anadolu'nun doğu sahilleri için kullanılmakla beraber; tanımladığı alan zaman zaman değişiklik göstermiştir: Yeşilırmak, Kızılırmak ve Kelkit havzası "Pontus" sayıldığı gibi, bu alan daha da genişleyerek doğuda Kafkasya'dan, bütün Karadeniz kıyıları boyunca Sinop ötesine kadar yayılmıştır. Yakın devirlerde ise bu bölge Samsun ve Trabzon sahili ile hinterlandından ibaret sayılmıştır(4).

Kökleri, dilleri, inançları ve tarihi gelişimleri belirsiz, birbirlerinden tamamen farklı olan toplumların, toplulukların yaşadığı bölge; Kafkaslar'dan, Hazar Bölgesi'nden, güneyden gelen istila güçlerinin hakimiyeti altına girmiş, Fenikeliler'in, İyonlar'ın, İskender ve Roma İmparatorlukları'nın kolonileri halinde kalmıştır. Bu toplumların hiçbiri siyasi, iktisadi, sosyal bir teşkilatlanma düzeyine erişememiştir.

Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar göstermiştir ki; bölgenin "ilk yerleşik sakinleri" olmayan Yunanlılar veya Rumlar, buraya daha sonra "koloniler" şeklinde gelerek yerleşmişlerdir. Bölge halkı Anadolu'nun içlerinden gelerek buraya yerleşmiştir. Orta Karadeniz Bölgesi kıyılarında görülen "yığma tepeler"in, İç Anadolu'ya doğru takip edilebilmeleri, bu yerleşimin yönünü göstermektedir(5). Ayrıca Türk Tarihi Kurumu tarafından 1940 ve 1941 yıllarında Samsun bölgesinde yapılan arkeolojik kazılar, bölgede Rum veya Yunan olmayan "yerli bir kültür"ün varlığını ortaya koymuştur(6).

Aurel DECEI de; en eski çağlarda Doğu Karadeniz Bölgesi'nde "ırk bakımından mensubiyetlerinin tespiti imkansız olan fakat doğuda Kafkasyalı ve batıda belirsiz kökenli olarak değerlendirilen kavimler yaşamıştır(7)" diyerek, Yunanlıların bölgenin en eski yerleşik halkı olduğu iddiasını çürütmektedir.

Yunanlılar, bölgenin yerleşik halklarıyla birlikte "koloni" döneminde kıyı şeridindeki bazı şehirlere yerleşerek yaşamaya başlamışlardır. Özellikle "Miletoslu" Yunanlıların, Marmara ile birlikte, koloni şehirleri kurarak Karadeniz sahillerine yerleşmeleri M.Ö. 670 yılına doğru gerçekleşmiştir. Miletosluların Marmara'dan Karadeniz'e çıkarak kıyılarda ticaret ve balıkçılık merkezleri olmaya elverişli bazı yerlere yerleşmeleri bu tarihten sonradır(8). Karadeniz kıyılarında Fenikelilerden sonra ticaret kolonileri şeklinde yerleşen Yunanlılar, yerli halkla da kaynaşmamışlar, onları toprağa bağlı "köleler" haline getirmişlerdir(9).

Koloniler çağından sonra Persler ve İskender İmparatorluğu döneminde Pontus, bazen daralan, bazen genişleyen bir idari birim olarak görülmektedir. İskender İmparatorluğu'nun parçalanması sırasındaki mücadeleler sonrasında, bölgede Iran asıllı Mitridates sülalesi tarafından "Pont Devleti" veya "Pontus Krallığı" kurulmuştur(10).

20. Yüzyıl başlarında, günümüzde Yunanlıların "Megalo İdea" çerçevesinde diriltmeye çalıştıkları bu Pontus Krallığı'nın, hem kurucusu ve yöneticileri; hem de halkı bakımından "Yunanlılık"la bir ilişkisi yoktur. İpsos Savaşı'ndan birkaç yıl sonra devleti kurarak, Kurupedion Savışı'ndan sonra da Selefkos I'e karşı bir zafer kazanarak "Kral" unvanını alan Mitridates, Iran asıllıydı. Devletin vatandaşları ise, büyük çapta Anadolu'lu yerli halk ile İranlılardan; çok az da koloni oluşturmak suretiyle bölgeye yerleşen Yunanlılardan oluşuyordu(11).

Pontus Krallığı yaşadığı çağda (MÖ. 298 - MÖ. 63) doğuda Roma İmparatorluğu'nun rakibi olacak güce erişmişti. Bu devletin yıkılmasından sonra Anadolu'da hakimiyet Romalılara geçmiş ve Hıristiyanlık da yayılmaya başlamıştır. İmparatorluk ikiye bölününce "Pontus bölgesi" Doğu Roma toprakları içinde kalmıştır.

Doğu Roma İmparatorluğunun hakim olduğu topraklara "Romania", halkına da "Romaios" denilmekteydi. Araplar ise bu sözü "Rum" şeklinde kullanmışlar ve öylece yaygınlaştırmışlardır(12).

Arap yaklaşımına göre Anadolu topraklan "kuzey Rum diyarı"dır. "Diyar-ı Rum" deyimi Arapların, Müslüman olsalar dahi diğer toplumları Araplıktan ayıran bir kavram olarak tarihe geçmiş ve kullanılmıştır. Rum deyiminin bugünkü anlamıyla hiçbir ilgisi yoktur. Yunanlılıkla ise uzaktan veya yakından bir bağı bulunmamaktadır. Terim, uzun yıllar Yunanistan yayılma stratejilerinin ve jeopolitik beklentilerinin propaganda malzemesi olarak kullanılmıştır.

DİPNOTLAR 1) T. Baykara, Anadolu'nun Tarihi Coğrafyasına Giriş I. Anadolu'nun İdari Taksimatı, Ank., 1988, s. 28 N. Yazıcı, Milli Mücadelede (Canik Sancağı'nda) Pontusçu Faaliyetler (1918-1922), Ank., 1989, s. 15. 2) A. Decei, "Karadeniz" İ.A., C: VI., s. 238, N. Yazıcı, a.g.e., s. 15. 3) T. Baykara, a.g.e., s. 28. 4) N. Yazıcı, a.g.e., s. 15. 5) B. Darkot, "Samsun", İ.A., C: X., s. 173. N. Yazıcı, a.g.e., s. 15. 6) K. Kökten ve Diğerleri, "1940 ve 1941 Yılında Türk Tarih Kurumu Adına Yapılan Samsun Bölgesi Kazıları Hakkında İlk Kısa Rapor", Belleten, C: IX, s. 35 (1945), s. 7) A.g.m., s. 240. 8) A.M. Mansel, Ege ve Yunan Tarihi, 5. baskı, Ank., 1988. s. 167. 9) A.M. Mansel, a.g.e., s. 168 vd., N. Yazıcı, a.g.e., s. 16. 10) N. Yazıcı, a.g.e., s. 16. 11) A. M. Mansel, a.g.e., s. 472. 12) N. Yazıcı, a.g.e., s. 16. T. Baykara da bu konuda "Rum, Roma kelimesinden gelmiş olup, daha çok erken devirlerde Araplar tarafından özellikle Doğu Roma, yani Bizans için kullanılmıştı..." demektir (A.g.e., s. 23).

Kaynak: http://www.turk-yunan.gen.tr

İlgili konuları ara

Yanıtlar