sera etkisi

Ser’a etkisi (Greenhouse Effect), ideal ölçüde ve ölçekteki atmosfere sahip olan Dünya’nın en önemli özelliğidir. Suyun 0ºC’de donması ve 100ºC’de kaynaması, aslında atmosferin gezegeni bir battaniye gibi sarıp, onu en konforlu mekân haline getirmesi ile açıklanır. Dünya ile Güneş’ten yaklaşık aynı uzaklıkta olmasına rağmen, doğal uydu olan Ay’da hava bulunmadığından ortalama -18ºC’lik bir sıcaklık görülür. Diğer taraftan, uzun yıllara dayanarak hesaplanan ortalama yer yüzeyi sıcaklığı is

Sera etkisi

Ser’a etkisi (Greenhouse Effect), ideal ölçüde ve ölçekteki atmosfere sahip olan Dünya’nın en önemli özelliğidir. Suyun 0ºC’de donması ve 100ºC’de kaynaması, aslında atmosferin gezegeni bir battaniye gibi sarıp, onu en konforlu mekan haline getirmesi ile açıklanır. Dünya ile Güneş’ten yaklaşık aynı uzaklıkta olmasına rağmen, doğal uydu olan Ay’da hava bulunmadığından ortalama -18ºC’lik bir sıcaklık görülür. Diğer taraftan, uzun yıllara dayanarak hesaplanan ortalama yer yüzeyi sıcaklığı ise, 15ºC’dir. Eğer Dünya da Ay gibi atmosfersiz ölü bir gezegen olsaydı, aynı sıcaklığa eşdeğer olacağından, bu genişlikteki bir fark açılımı nedeniyle, Yeryüzü sıcaklığı 33ºC daha sıcak hale gelecekti.

Atmosferin bu özelliği şöyle açıklanabilir: Güneş’ten bütün uzaya yayılan güneş ışımalarının (radyasyon) yaklaşık yarısı, elektromagnetik radyasyonun görünen ışın bandına aittir. Görünen ışın bandı, dalga boyunun 0,4 mikronla 0,7 mikron arasında kalan bölümünü temsil eder. Spektrumun (tayf) bu bölümü, kırmızı renkten mor renge kadar olan renklerin tamamını kapsar. Bu ışınlar, tutulma ve yutulmaya (absorpsiyona) uğramadan atmosferden olduğu gibi geçerek yer yüzeyine ulaşır (Bkz. “Absorpsiyon”, “Dalga Boyu”). Yeryüzü üzerine gelen bu ışınlar, önce yüzeyi ısıtır. Isınan yüzey, sahip olduğu sıcaklık derecesi ile orantılı olarak tekrar bir ışıma yayar (eğer Dünya, Güneş’ten aldığı ısıyı tekrar uzaya göndermeseydi, sürekli olarak ısınacaktı). Yapılan duyarlı hesaplamalar ve gözlemler sonucunda Dünya’nın, gündüz aldığı bu ısıyı, gece 4 ila 100 mikronluk dalga boyuna sahip, uzun dalga boylu (infrared) ışınlarla uzaya iade ettiği anlaşılmıştır. Atmosferde bulunan su buharı ile karbon dioksit gazı, Yeryüzü’nden geri dönen (outgoing radiation) ışımaları yutmakta ve bu kez atmosferin ısınması sağlanmaktadır. Sürdürülen araştırmalar sonucunda, su buharının 4-7 mikronluk dalga boyuna sahip ışımaları; karbon dioksitin de, 13-19 mikron arasında kalan dalga boyuna sahip ışımaları absorbe ettiği anlaşılmıştır. Arada kalan 7 ila 13 mikronluk dalga boyuna sahip, geri dönen ışımalar, bu aralıktan doğrudan uzaya kaçabilmektedir. Uzmanlar bu aralığa “pencere” demekle, Yeryüzü’nden yayılan ışımaların, % 70 oranının bu pencereden uzaya yayıldığını ifade etmekte; böylece hassas bir dengenin meydana geldiğini; gelen ve giden radyasyon arasında ideal ölçekte bir düzenlemenin kurulduğunu anlatmaktadırlar. Eğer atmosferde bulunan su buharı ve karbon dioksit olmasaydı, Dünya’dan yayılan ışımaların tamamı uzaya kaçmış olacak ve denge bozulmuş olacaktı. Oysa, mevcut su buharı ile karbon dioksit gazı, yayılan ışımaları tutup, onları tekrar Yeryüzüne göndermekle yeryüzü sıcaklığını en konforlu ve yaşanabilir bir değere yükseltmektedir. Bu nedenlerle Dünya’nın ortalama sıcaklığı yüzyıllardan beri 15 derecelik bir sıcaklıkla sabit değerini korumaktadır. Su buharı ile karbon dioksitin bu absorpsiyon özelliğine ser’a etkisi adı verilir. Karbon dioksit ve su buharının atmosferdeki bulunma oranları değişmedikçe, Güneş’ten gelen ışımaların da değeri değişmeyeceğine göre, hassas dengenin kurulması ve bütün canlılar için konforlu bir mekanın sağlanması ilk bakışta mümkün görünmektedir.

Ancak, son yıllarda sürdürülen çalışma ve araştırmalar sonucunda Dünya’nın, bir ısınmaya doğru yönelme eğilimi içinde olduğu ortaya çıkmıştır. Bunun nedeni, sanayi devriminin başlamasıyla birlikte, atmosfere bırakılan karbon dioksit gazının her yıl artış göstermesidir. Atmosferdeki karbon dioksit miktarı, 1957 yılında 315 ppm olarak ölçülmüştü. Bugünlerde, bu oranın 350 ppm olduğu bilinmektedir (% 0,035). İlave edilen karbonun özellikle kömürlerin yakılması sonucunda havaya karıştığı anlaşılmıştır. Ser’a etkisi yalnız su buharı ile karbon dioksit gazında görülmemektedir. Özellikle insan faaliyetleri sırasında havaya karışan ozon, metan ve klorofluorokarbon (CFC) gibi kimyasal maddelerin, pencere adı verilen aralıktan uzaya kaçmaya çalışan ışımaları da yuttuğu anlaşılmıştır. Bu aralığın 7 ila 13 mikron dalga boyuna sahip ışımalar olduğu hatırlanacak olursa, konunun ciddiyeti daha da ortaya çıkar. Bunlardan CFC’ler, üst atmosferdeki ozon gazının incelmesine neden olmasıyla gündemde kalan maddeler haline gelmişlerdir. Metan gazı şu anda atmosferde 1,7 ppm’lik bir konsantrasyona sahip bulunmakta, her yıl % 1,2 oranında önemli bir artış gösterdiği anlaşılmaktadır (Bkz. “İklim Değişikliği”).

sera etkisi

endüstriyel üretim sonucunda kanbondioksit vb. gibi gazların atmosferdeki oranının artmasıyla (ozon tabakasının delinmesi, bunun sonucunda da ) havanın aşırı ısınması.

sera etkisi

Türkçe sera etkisi kelimelerinin İngilizce karşılığı.
greenhouse effect

Yanıtlar