Vitaminler

Kısaca: Vitamin adı altında toplanan çeşitli organik bileşikler sağlıklı yaşamanın vazgeçilmez öğeleridir. Bu bileşikleri 1911‘ de polonyalı biyokimyacı Casimir Funk keşfetmiş "yaşam" adı altında latince vita sözcüğünden türettiği vitamin terimiyle adlandırmıştır. ...devamı ☟

Vitamin adı altında toplanan çeşitli organik bileşikler sağlıklı yaşamanın vazgeçilmez öğeleridir. Bu bileşikleri 1911‘ de polonyalı biyokimyacı Casimir Funk keşfetmiş “ yaşam “ adı altında latince vita sözcüğünden türettiği vitamin terimiyle adlandırmıştır. Tıpkı besin maddeleri gibi vitaminlerde vücutta üretilmediği için yiyecekler dışarıdan alınır ve canlıların yaşam süreçlerinde çok önemli görevler üstlenir. Bunlar; besinler gibi vücutta enerji kaynağı yada yapım maddesi olarak kullanılmaz: ama metabolizma süreçlerinde katalizör işlevi görerek , besinlerin parçalanıp vücutta kullanılacak biçime dönüşmesini yönlendiren çok önemli, etkin maddelerdir. Her vitaminin vücutta belirli ve kendine özgü bir işlevi olduğundan, yiyeceklerde bulunan çeşitli vitaminlerin her gün belirli miktarda alınması gerekir.

Vitamin türleri (çeşitleri)

İlk bulunan vitaminler alfabenin değişik harfleriyle adlandırılmıştı. Sonradan bu bileşiklerin kimyasal yapısı belirlenince, askorbik asit, tiyamin yada roboflavin gibi bilimsel adlar verilirdi. Ama bugün bile vitaminlerin A,B,C gibi anılması çok yaygındır. Vitaminlerin çok az miktarda alınması vücut için yeterli olduğundan, çeşitli yiyeceklerle dengeli beslenen kişilerde vitamin eksikliği görülmez. Yalnız bazı hastalıklarda doktorlar vücut sağlığına kavuşuncaya kadar normalden daha fazla vitamin alınmasını önerirler. Ama olağan koşullarda yiyeceklerin içerdiği vitaminlerle yetinmeyip gereğinden çok almanın hiçbir zararı yoktur. Çünkü vitaminlerin çoğu vücutta depolanmaz ve günlük gereksinimden fazlası idrar yoluyla dışarı atılır. Vitaminler genel olarak aşağıdaki şekilde sınıflandırılırlar:

A, B, B1, B2, B3, B12, C, D, E ve K



Herkes tarafından bilinen 13 vitamin vardır. Bunlar temelde, yağda çözünenler ve suda çözünenler olarak iki gruba ayrılır:ama gerçekte 20 vitamin vardır. En küçük vitamin A,C,D ve K vitaminleriyken, en büyük vitamin türü E vitaminidir. Orta boy moleküllü B vitaminleri ise pek kullanılmaz.

Dört vitamin türü, yağda çözünebilir ve bu sayede vücudun yağ dokusunda depolanırlar. Bunlar:

A Vitamini (Retinol)

Eski doktorlar gece körlüğünü sığır ciğeriyle tedavi ederlerdi. Sonra bu hastalık tereyağı, morina balığı karaciğeri yedirilerek tedavi edildi. 1915’te, ABD’de, sadece kazein, nişasta ve şekerle beslenen sıçanlardaki gelişme bozukluğunun, morina karaciğerinden elde edilen bir maddeyle giderildiği keşfedildi ve bu maddeye A vitamini denildi. Bu maddeye A vitamini denmesinin sebebi daha önce keşfedilen B vitamininden ayırmak içindi. Bundan sonra, 1920’de, bitkilerde bulunan boyalı madde korotenin A vitamininin başlangıç maddesi olduğu bulundu. Hayvansal besinlerde bulunan etkin A vitamini akseroftol veya retinoldür. A1 vitamini de denir. Kapalı formülü C20 H29 OH dır. Erime noktası 62-64°C olan renksiz kristal bir maddedir. Molekülün bir sikloheksen p-iyonon halkası vardır. Bu halkaya ucunda (-OH) grubu bulunduran 11 karbonlu bir grup bağlanmış olup bir atlamalı 4 tane çifte bağ vardır. Yağda çözünür suda çözünmez. Yiyeceklerde A vitamini yağlarla esterleşmiş halde bulunabilir. Uzun süre ışıkta kalırsa harap olur. Pişirmekle pek harap olmaz. A vitamininin içinde bulunduğu yağ, bozunur veya ekşirse vitamin de harap olur.

Az ışıkta görebilmek için retinol (A vitamini) gereklidir. Bu vitaminin eksikliği sebebiyle retinada, bir boyalı madde olan rodopsin meydana gelemez. Rodopsin alacakaranlıkta görme olayına sebep olan maddedir.

Eksikliği

vitamini eksikliğinin erken ve önemli belirtisi gece körlüğüdür. Yine bu vitaminin eksikliğinde epitel hücrelerinin gelişmesi ve farklılaşması bozulur. Deri kepeklenir ve kurur. El, derinin üzerinde gezdirilirse kuru ve pürtüklü bir deri hissedilir. Benzer bozukluklar mukozada da görülür. Bunun sonucu olarak da, mukozada enfekte (iltihabi) durum ortaya çıkar. Yine aynı durum sindirim kanalı mukozasında da görülür ki bunun sonucu emilim bozukluğu ve ishaller görülür. A vitaminine bağlı ishaller A vitamini verilmesiyle 48 saatte düzelir. A vitamini eksikliği böbrek taşı meydana gelmesine sebep olur. A vitamini eksikliği uzun sürerse kornea bozulabilir, yumuşayabilir ve üzerine de iltihaplanma eklenirse kornea delinir ve körlük meydana gelir. A vitamini eksikliği kemiklerde rezorpsiyonu azaltır ve kalınlaşmaya sebep olur. Bu kalınlaşma sonucu bazı sinirler sıkıştırılmış olur.

Fazlalığı

A vitamininin ön maddesini ihtiva eden besinleri çok fazla olan kimselerin derisinde sarılık olur. Göz akında sarılık olmaz. Çünkü vücut bu gıdalarda bulunan karoten’in yeteri kadarını A vitaminine çevirir. Geri kalan kısım da hipokarotene, bu da sarılığa sebep olur (Karaciğerle ilgili sarılıktan farklı sarılık). A vitamininin fazlası zehirleyicidir. Zehirlenme, baş ağrısı, beyin omurilik sıvısının artışı ve şuur bulanması şeklinde kendini gösterir. Daha kronik zehirlenmelerde iştahsızlık, bulantı, bazan kusmalar, baş ağrısı, görme bozuklukları, saçlarda kalınlaşma ve seyrelme, deride kuru bir kaşıntı görülür. Karaciğer büyür. Bu durum vitaminlere aşırı düşkün olanlarda ve deri hastalıkları sebebiyle aşırı A vitamini alanlarda görülür. Vitamin alınması kesildiğinde iyileşme başlar.

Biyokimyasal mekanizması

A vitamininin gözdeki biyokimyasal mekanizması bilindiği halde vücudun diğer yerlerindeki biyokimyevi mekanizması bilinmemektedir. Ancak bazı ihtimaller mevcuttur.

Günlük ihtiyaç ve tedavide kullanılması

A vitamini ihtiyacı yaşa, kadın ve erkek oluşa göre farklıdır. Süt veren kadınların saf olarak ihtiyaç duyduğu A vitamini 1200 mikrogram/gün kadardır. 7 yaşından itibaren günlük A vitamini ihtiyacı 400-700 mikrogramdır. Anne gerekli şekilde besleniyorsa süt çocuğuna dışardan ilave A vitamini vermeye gerek yoktur. Normal pişirmeyle A vitamini ve bu vitaminin meydana geldiği karoten pek harap olmaz. Kızartmalarda ikisi de tamamen bozunur. Güneşte kurutulan yiyeceklerde A vitamini harap olur. Gece körlüğü için üç gün arka arkaya 30 mg (100.000 ünite) verilir. Ağızdan ve enjeksiyon halinde verilebilir. Üç gün sonra doz 9 mg düşürülür ve belirtiler yok oluncaya kadar devam eder. Yanıklarda ve deri hastalıklarında kullanılır. Son zamanlarda ağızdan alınan sentetik bir retinoik asit türeviyle ağır ve tedaviye dirençli psoriasislerde çok iyi sonuç alındığı bildirilmektedir.

Kan serumunda A vitamini miktarı düşük olan kimselerin daha sık kansere yakalandığı ve bu vitaminin kişiyi kansere karşı dirençli kıldığı bazı ciddi yayınlarda belirtilmiştir. Sindirim bozukluğu ve yalnız pirinç, buğday, beyaz mısır gibi nişastalı besinlerle beslenen kimselerde A vitamini eksikliği görülmektedir. A vitamini karaciğerde depo edilir ve buradan vücuda dağıtılır. Uygun besinler alan kimsenin karaciğerindeki A vitamini deposu o kimseye aylarca yeter.

Gıdalarda A vitamini

Bir insanın günlük A vitamini ihtiyacı 1 yumurta, bir litre süt, 25 gr tereyağı ve 100 gr taze domatesten sağlanabilir. Hayvanlar yeşil ot yiyerek ihtiyaçlarını temin ederler. Aşağıdaki gıdaların her birinin yüz gramındaki A vitamini, retinole eşdeğer olarak mikro gram cinsinden verilmiştir. Balık ve balık yağlarında 45-27.000, tereyağında 800, yumurtada 100, sütte 40, yağlı peynirde 300, sığır-koyun etinde 0,4, dana veya koyun karaciğerinde 5000-10.000, havuçta 2000, yapraklı sebzelerde 600-700, domateste 100, taze kayısıda 250, muzda 30, sarı patateste 600, sarı şeftalide 200 mikrogram retinol’e eşdeğer A vitamini bulunmaktadır. Normal patates, koyun, sığır yağı, tahıllar, beyaz etli balıklar, bitkisel yağlar ve şeker A vitamini ihtiva etmez.

D Vitamini

Yüz yıllarca önce rahitis (raşitizm) denen kemik hastalığı balık yağı ile tedavi edilirdi. Raşitizm hastalığının, D vitamini eksikliği sebebiyle meydana geldiği 1918 yılında Mellanby adlı bir hekim tarafından tetkikler sonunda bulundu. 1922 yılında D vitamini keşfedildi. Son 20 yıl içinde yapılan çalışmalar, D vitamininin vücuttaki etkileri ve hareket tarzlarını büyük ölçüde aydınlattı.

Özellikleri

Özellikleri birbirine benzeyen D2, D3, D4, D5, D6, D7, şeklinde adlandırılan altı D vitamini elde edilmiştir. D2 vitamini (ergokalsiferol) bitki menşeyli olup, en çok mantar ve mayalarda bulunur. Ergosterol’un morötesi ışınlara maruz kalmasıyla meydana gelir. Bu arada zehirli maddeler de meydana gelebilir. D2 vitamini tedavide D3 gibi etkilidir. Ancak tabiatte pek bulunmaz. D3 vitamini (kolekalsiferol) hayvani yağlarda çok bulunan 7-dehidrokolesterol’un morötesi ışınlara maruz kalması ile meydana gelen bir tabii vitamindir. Tabiattaki besinlerin çok azında D vitamini vardır. Vücutta D Vitaminini aktif hale geçiren güneştir. Çünkü dışardan alınan 7-dehidrokolesterol aynı zamanda vücut tarafından da yapılmaktadır. Îmal edilen bu madde deri yüzeyine gelir ve bu yüzey güneşe maruz kalınca D vitamini meydana gelir. Araştırmacılar, yanakların yeteri kadar güneş ışığına maruz kalması sonucunda vücut için lazım olan D vitamini meydana geldiğini belirtmektedirler. Sıcak bölgelerdeki insanların esmer veya siyah olması D vitamininin yeterinden fazla meydana gelmesine mani olur. Fazla D vitamini zehirlenmelere yol açar. Hayvanlarda, sentez edilen D vitamininin ön maddesi tüysüz derilere gider. Mesela tavukların bacaklarının çıplak kısmında D vitamini meydana gelir. Sentetik D vitaminleri de morötesi ışınlar kullanılarak laboratuvarlarda elde edilmektedir.

D vitamini eksikliği ve fazlalığı

D vitamini eksikliğinden ilk etkilenen sistem kemiklerdir. Kemiğin teşekkülü için lazım olan kalsiyumun, kemiğin teşekkül ettiği noktaya oturabilmesi için D vitamini gereklidir. D vitamininin buradaki etkisi dolaylıdır. Yine D vitamini eksikliğinin sonucu kanda kalsiyum ve fosfor miktarı azalır. D vitamini eksikliği çocuklarda raşitizm (rahitis) hastalığına sebep olur. Erişkinlerde osteoporoz denilen (kemik yumuşaması) hastalık da D vitamini eksikliğindendir.

D vitamini fazlalığı önemli zararlara sebep olur. Ne kadar fazlasının zararlı olduğunu söylemek zordur. Uzun süre günde 150 mikrogram D vitamini alınırsa zehir etkisi yapabilir. D vitamini fazlalığında kanda kalsiyum fazlalığı olur ve zararlı etkiler buna bağlı olarak gelişir. İlk belirtiler kusma, sık idrar yapma, bulantı ve iştahsızlıktır. Şuur bozulabilir. Kemiklere, böbreklere, damarlara, kalbe ve akciğere kalsiyum oturması ve bu oturmalar öldürücü olabilir.

Sindirimi

İnce barsaktan yağ ile birlikte alınır. Yağ sindirimi bozulunca D vitamini alınması da bozulur. Emilen D vitamini karaciğere gelir ve ilk değişme burada olur. Karaciğer de, D vitamininin 25. karbonuna bir hidroksil kökü eklenir ve bu vitamin, 25-hidroksi kolekalsiferal halini alır. Bu madde alfa-2-globülün’e yüklenerek kana geçer. Sonra böbrekte özel bir enzim vasıtasıyla D vitamininin hakiki aktif şekli meydana gelir ki bu 1,25-dihidroksi D vitaminidir. Bu D vitamini D3 vitamininden en az 10 defa daha aktiftir. Bu 1,25-dihidroksi şeklindeki D vitamini hormon gibi davranarak, diğer bazı maddelerle birlikte kalsiyum ve fosfor metabolizmasını ayarlar. 1,25-dihidroksikolekalsiferolün üç ana etkisi vardır:
  • 1. İnce barsaktan kalsiyum sindirimini sağlar.
  • 2. Kalsiyumun kemiklerden kana geçmesini sağlar.
  • 3. İnce barsakta fosforun emilimini sağlar.

    Günlük ihtiyaç ve tedavide kullanılması

    D vitaminin günlük ihtiyacı kişinin güneş ışığına maruz kalışıyla alakalıdır. Bol güneş alan bir kimse dışardan D vitamini almadan da idare edebilir. Güneşe maruz kalmayan çocukların 10, büyüklerin ise 2,5 mikrogram D vitaminine ihtiyaçları vardır. Ancak raşitizm hastalığına yakalanmış çocukların günde 25-125 mikrogram D vitamini alması gerekir. Hastalık belirtileri yok oluncaya kadar devam edilir. Fakat bu arada D vitamininin zehir etkisi gözden uzak tutulmamalıdır. 300.000 ünite D vitamini kalçadan veya ağızdan bir defada verilmesi pek tavsiye edilmez. D vitaminiyle tedavide kalsiyumun da alınması gereklidir. Böbrekleri hasta olan raşitizm hastalarına bol kalsiyumla 3-5 mg (120.000-200.000 ünite) D vitamini verilir. Osteoporoz tedavisindeki dozlar raşitizminkinin aynıdır. Eğer sindirim (emilim) bozukluğu varsa yine D vitamini vermek gerekir. Ilıman ülke olan memleketimizde bilhassa büyük şehirlerde yaşayan çocuklarda ilk dört yaş bitinceye kadar kış aylarında günde 10 mikrogram (400 ünite) D vitamini vermek faydalıdır. Sara ilaçları alan çocukların sürekli D vitamini alması gereklidir.


Bazı yiyecek maddelerinin 100 gramında bulunan D vitamininin mikrogram cinsinden miktarı şöyledir:

Gıda Toplam (mg/100gr)
Morina balığı karaciğeri 210
Konserve balıklar 7-10
yumurtada 1,5
Tereyağ 0,75
Yaz sütü 0,03
Karaciğer 0,25
Et 0,001


Tabiattaki besinlerin çok azı D vitamini ihtiva eder. Sadece bitki besinleriyle beslenen kimseler dışardan D vitamini almamış olurlar. Çünkü tahıl, meyve ve sebzelerde D vitamini yoktur. Otlakta otlanan, yani güneş gören hayvanların ürünlerinde D vitamini daha çoktur.

E Vitamini (Tokoferol)

Kazein, mısır, nişasta, domuz yağı, tereyağı ve maya ile beslenen farelerin beslenme bakımından iyi olmalarına rağmen, üremedikleri tetkikler sonunda anlaşılmıştır (1923). Mesela erkekleri kısırlaştılar. Dişileriyse yavrularını düşürdüler. Yukardaki beslenmeye bitkiden elde edilen yağ ilave edilince farelerde görülen bozukluğun düzeldiği görüldü. Bu bozukluğun sebebinin E vitamini eksikliği olduğu tespit edildi ve o yıl E vitamini keşfedildi, sentezi yapıldı ve yapısı aydınlatıldı.

Özellikleri

E vitamini yağda çözünen vitaminlerdendir. Bu yüzden hücre zarında bol miktarda bulunur. E vitamininin etkilerini gösteren 8 tokoferol ve tokotrienol vardır. µ tokoferol diğer tokoferoller içinde en etkili olanıdır. µ -tokoferol ve daha çok kullanılan µ- tokoferol asetat hafif sarı, kokusuz, yağımsı berrak ve oldukça yapışkan maddelerdir. Tabiatte bulunan dekstro şekli fizyolojik olarak en etkili izomeridir. Sun’i rasemik µ- tokoferol (DL- µ - tokoferol) ve esteri, tekabül eden dekstro izomerinin % 70-75 etkisine sahiptir. ß ve g tokoferoller, µ izomerinin yarısı kadar, d izomeriyse ancak % biri kadar etkilidir. Tokoferoller billuri şekilde elde edilemedi. Oksijensiz ortamda 200°C’ye kadar dayanır. Organik asitlerden 100°C’ye kadar müteessir olmazlar. Alkaliler etki eder. Oksidasyonla biyolojik etkisini hızla kaybeder. Acılaşmış yağda E vitamini bulunmaz. Işık ve bilhassa ultraviyole (morötesi) ışınlara karşı dayanıksızdır. Onun için E vitamini ihtiva eden gıdalar güneşe maruz bırakılmamalıdır. E vitaminininin bazı oksidasyon ürünleri K vitamini etkisi gösterir. Kızartmalarda E vitamininin % 50-90’ı kayıp olur. Sun’i olarak ağartılmış unlarda E vitaminin bir kısmı harap olmaktadır. E vitamini antioksidan olduğundan yağlara katılarak yağın dayanıklılığı artırılır.

E vitamini eksikliği

E vitamini eksikliği her hayvanda başka etki göstermektedir. Tavşan ve maymunların erkeklerinde kısırlık, hindilerde kanama, maymunlarda hemolitik anemiye vs. sebep olmaktadır. Tabiatta ve besinlerde oldukça bol olan E vitamini eksikliği insanlarda çok az görülür. Erken doğan bebeklerde E vitamini eksikliğine bağlı olarak hemolitik anemi görülür. Sindirim esnasında yağ alınamadığı zaman E vitamini eksikliği görülür ki, bu da kandaki eritrositlerin ömrünün kısalmasına yol açar. E vitamini eksik olan kimselerin eritrositleri bazı oksidan maddelere karşı dayanıksızdır. İnsanda E vitamini eksikliğinin zararının ne olduğu tam anlaşılmamıştır.

E vitamini fazlalığı

E vitamininin fazlalığının zararlı olduğuna dair bir keşif yoktur.

E vitamininin tedavide kullanılışı: Erken doğan bebeklerdeki hemolitik anemiyi düzeltmek en yaygın kullanım alanıdır. Orak hücreli anemide E vitamininin oraklaşma oranını azalttığı ve hastalığın prognozunu önemli ölçüde düzelttiği gösterilmiştir. Kistik pankreas fibrozu olan çocuklara E vitamini vermek faydalıdır. Yeni doğanın solunum sıkıntısını gidermekte kullanılır. Akdeniz tipi glikoz-6-fosfatdehidrogenaz eksikliği memleketimizde çok sık görülmektedir. Bu hastalara günde 800 (IU) E vitamini verildiğinde üç ay içinde hemolizin azaldığı ve eritrositlerin yaşama müddetinin uzadığı kat’i olarak gösterilmiştir. Bir yıllık tedavi ise bu hastaların kansızlıklarını önemli ölçüde gidermiş ve krizleri hafif atlatmasını sağlamıştır. Bazı kaynaklar, E vitamininin vücuttaki serbest köklerin birikmesine mani olduğunu ve böylece yaşlanmayı geciktirdiğini iddia ediyor. Fakat demir ve C vitamini ise bu serbest kökleri meydana getirerek iltihaplanma ile mücadeleyi kolaylaştırıyorlar.

Eğer E vitamini yaşlanmayı yavaşlatıyorsa antioksidan olan selenyum, bakır ve B2 vitamininin de bu işi yapması gerekir. E vitamini şeker hastalığındaki dejeneratif değişiklikleri önlemek, devamlı düşükleri tedavi etmek, sporcuları kuvvetlendirmek, erkek kısırlığını düzeltmek, prostat büyümelerini kontrol altında tutmak için, katarakt meydana gelmesini önlemek, bazı deri hastalıklarını tedavi etmek için kullanılmıştır. Fakat bu kullanımın mantıklı bir açıklaması da yoktur.

E vitamini kaynakları

En önemli kaynak tohum yağları (nebati) yağlardır. Ekmek ne kadar esmer ise o kadar çok E vitamini ihtiva eder. Et ve meyvede çok az vardır. Normal yeme ile günde 5-10 mg E vitamini alınır. Amerika’da tavsiye edilen miktar 15 mg/gün olduğu halde Kanada’da 9 mg/gün’dür. Bazı besinlerin 100 gramında µ- tokoferol miktarı şöyledir:

Tereyağda 1,6, margarinde 10,2, sıvı yağlarda 50, tavukta 1,6, yumurtada 10,7, koyun ve sığır etinde 1,7, fasulyede 9, tahılda 45 ve sebzelerde 90 mg’dır.

K Vitamini

Danimarkalı araştırmacı Dam, 1934 yılında civcivleri yağsız gıdalarla beslediği zaman onlarda C vitaminine bağlı olmayan bir kanama istidadı gördü. Değişik besinlerle beslenince kanama istidadının düzeldiğini gördü. Bu bozukluğu düzelten aktif maddeye K vitamini (Koagulasyon= Pıhtılaşma Vitamini) adını verdi. Bu araştırmacı 1939 yılında bu maddeyi saf olarak da elde etti.

Özellikleri

Tabii kaynaklarda K1 ve K2 olmak üzere iki çeşit K vitamini vardır. K vitamininin ikisi de bir naftokinondur. K1 vitamini bitkilerde bulunur ve filokinon ve filomenadion şeklinde adlandırılır. K1 vitamininin kimyada adı, 2-metil-3-fitil-1,4-naftokinondur. Yeşil yapraklarda bulunur. Erime noktası yaklaşık -20°C olan sarı yağımsı bir maddedir. K2 vitamini ise kokuşmuş balık unlarından elde edilmiş olup bir grup menakinonlar ve bakteriler tarafından üretilir. 53,5-54,5°C’de eriyen sarı kristalimsi bir maddedir. Kimyada 2-metil-3-difarnizel-1,4-naftakinon şeklinde adlandırılır ki bu K2(30) olarak bilinir. Karbon sayısına bağlı olarak K2(35) ve K2(45) vitaminleri de vardır.

K vitaminleri organik çözücülerin çoğunda ve yağda çözünür. Fakat suda çözünmez. K vitamini ısıya dayanıklıdır. Pişirme sırasında kısmen parçalanır. Işığa çok hassastır. K2 vitamininin etkisi K1 vitamininin 2/3’si kadardır. K3 vitamini ise K1 den birkaç defa daha etkilidir. K vitamininin tesiri naftokinon halkasından ileri gelir.

K vitamini eksikliği

Sağlam bir insanda bu vitamin eksikliği pek görülmez. Çünkü alınan gıdaların pekçoğunda K vitamini olduğu gibi ayrıca barsaktaki bakteriler de K vitamini üretirler. Yeni doğan çocukların barsakları ve beslendikleri anne sütü siteril (mikropsuz) olduğundan bebeklerde K vitamini eksikliği gelişebilir. Anne sütü K vitamini ihtiva etmediği halde inek sütünde boldur. Bebeklerin barsaklarında bakteriler meydana geldikçe K vitamini eksikliği düzelir. K vitamini eksikliği kanamaya sebep olur. Geniş spektrumlu antibiyotik alanlarda, barsak florası bozulduğundan, K vitamini eksikliği olur. Karaciğer yetersizliği olanlarda, safra yolları tıkanmış olanlarda, K vitamini yetersizliği olduğundan takviye olarak bu vitaminin de verilmesi iyi olur.

K vitamini fazlalığı

K vitamini fazlalığı sonucu aşırı bir kan pıhtılaşması ve tromboza eğilimi meydana geldiği tespit edilmemiştir. K vitamini fazla olarak şırınga edilirse bulantı ve bazan da kusma görülür. Fazlalığının karaciğerin vazifelerini bozma ihtimali vardır. Emniyetli olması bakımından, özel haller dışında, erişkinlerin günde 10 mg’dan fazla K vitamini kullanmaması iyi olur.

Sindirimi ve tedavide kullanılması

K vitamini yağda eriyen bir vitamin olduğundan emilmesi için safra ve pankreas özsuyuna ihtiyaç vardır. Yağ sindirimi bozulduğunda K vitamini sindirimi(emilimi) bozulur. K vitamini kana şilomikronlarla girer ve karaciğere gelir. Burada bazı pıhtılaşmaya sebep olan maddelerin yapımını sağlar. K vitamini karaciğerde pek depolanmaz. Günlük ihtiyacın ne kadar olduğu kat’i belli değildir. Karaciğeri sağlam kimselerde, K vitamini eksikliğine bağlı, protrombin (pıhtılaştırma faktörünün bir cinsi) zamanın uzaması 1 mg K vitamini vermekle düzelir. Kanın pıhtılaşma gücünü azaltan ve çok antibiyotik alanlarda kanama görülebilir ve bu durumda K vitamini vermek gerekir.

Travmalı doğumlarda ve kanama belirtileri gösteren bebeklere K vitamini verilmektedir. Safra yolları tıkanmaları, kronik pankreatit ve pankreas tümörü sebebiyle ameliyat olacaklara üç dört gün süreyle günde 10-20 mg K1 vitamini verilir.

K vitamini kaynakları

K1 vitamini yeşil sebze ve tahıllardan sağlanır. K2 vitamini ise kalın barsakta ürer. Bazı besinlerin 100 gramındaki K vitamini; inek sütünde 3, peynirde 35, tereyağında 35, yumurtada 10, karaciğerde 90, sığır etinde 15, buğdayda 15, ekmekte 4, sebzelerde 15-600, şeftalide 8, kahvede 38 mg bulunmaktadır. Pirinçte, mısır ve ayçiçeği yağında, çilekte, çayda yoktur.

Suda çözünenler vitaminler

Suda çözünebilen vitaminler 9 tanedir ve bu dokuz vitaminin büyük bir kısmı vucutta depolanmaz. Suda çözünen vitaminler şunlardır:

B1 Vitamini (Tiamin)

İlk keşfedilen B vitaminidir. 1926 yılında saf olarak elde edildi. 1890 yılında Hollandalı hekim Eijkman, yıkanmış beyazlatılmış pirinçle tavukları beslediğinde, tavukların bacaklarında felçler, başlarında kasılmalar gördü. Sonra bu tavukları tesadüfi olarak kabuklu pirinçle beslemek zorunda kaldı ve bu hastalıkların yok olduğunu hayretle gördü. Uzak Doğudaki beriberi hastalığının sebebini kabuğu soyulmuş pirinçlerin çok yenmesine bağladı. Pirincin kabuğunda beriberi hastalığını tedavi eden maddenin olduğunu söyledi. Bundan sonra, bu madde elde edilmeye çalışıldı. 1936 yılında sun’i olarak elde edildi.

Özellikleri

Suda kolay çözünür. Isıya pek dayanıklı değildir. Asidik ortamda 120°C’ye kadar dayanabilir. Işık ve havadan pek az etkilenir. Pastalara ve hamur işlerine sodyum bikarbonat (kabartmatozu) konursa bu vitamin büyük ölçüde harap olur. Etler tabii olarak pişirilirken B1 vitamini pek bozulmaz. Besinlerin kurutulması ve depolanması esnasında pek az kayba uğrar. Unların ağartılmasında yaklaşık % 20 nispetinde kayba uğrar. Renksiz kristalsi bir maddedir. 221°C’de erir. Hafif tuzlu bir tadı ve kendine has ceviz kokusu vardır. Hekzasiyanoferrat gibi uygun yükseltgenler etkisiyle mavi fluorassanslı sarı bir pigment tiokroma’a yükseltgenir.

B1 vitamini eksikliği

B1 vitamini eksikliği, genellikle başka vitamin eksiklikleri ve kalori yetersizliğiyle birlikte görülür. Eskiden olduğu gibi günümüzde B1 vitamini eksikliği yalnız başına görülmemektedir. Özel beslenmeyle insanda B1 vitamini eksikliği meydana getirildiğinde iştahsızlık ve gerginlik (anksiete) haline benzeyen psişik hastalıklar meydana çıkıyor. Ancak bu durumun tiamin (B1) eksikliğine bağlı olduğu kesin ispatlanmamıştır. Tiamin eksikliği, gıda olarak az B1 vitamini alınmasına, mide-barsak kanalındaki sindirim bozukluğuna ve B1 vitaminine fazla ihtiyaç duyulmasına bağlı olarak ortaya çıkar. Hafif tiamin eksikliği daha çok kilo alma kaygısıyla beslenme şeklini bozan kadınlarda ve çok fakir olanlarda görülebilir. Bu durumda kişide iştahsızlık, kuvvetsizlik, öğleden sonra artan yorgunluk, ruhi gerginlik, sıkıntı ve kabızlık gibi bozukluklar görülür. Fazla B1 vitamini eksikliği beriberi hastalığına sebep olur. Bu da, yalnız beyaz ekmek ve iyice soyulmuş pirinç yiyenlerde görülür. Günümüzde böyle bir durum yok sayılır.

Dört çeşit beriberi vardır

1) Bebek beriberisi, 2) Yaş beriberi, 3) Kuru beriberi, 4) Alkolik beriberi. Bugün dünyada ilk üç beriberiye pek rastlanmaz. Ancak sık olarak alkolik beriberiye rastlanmaktadır. Bir kimse sürekli bir hafta şarap-rakı vs. içse bu hastalığa yakalanabilir.

Sindirimi ve vücuttaki davranışı

Barsak kanalından kolayca sindirilir. Kalın barsakta dahi emilebilir. Vücutta 3-4 günlük B1 vitamini deposu vardır. Aşırı miktarda verilirse, vücut ihtiyacının fazlasını idrar vasıtasıyla dışarı atar. Tiamin (B1) organizmada pirofosfat asidiyle esterleşmiş olarak bulunur. Bu durumda kokarboksilazdır. Bu koenzim bir mol spesifik protein ve 1 atom Mg ile birleşerek aktif enzimin kendisine veya holo-enzime dönüşür. Bu hali de karbonhidrat (şeker) metabolizmasını ayarlar. Glikoz yıkımı laktat ve pirüvat seviyesinde duraklar. Kanda, beyinde, çevre sinirlerinde ve diğer dokularda laktat ve pirüvat birikimi olur. Dokuların ve beynin oksijen tüketimini azaltır. Ayrıca tiamin sitrik asit sirküsünde (çemberinde) de rol oynar.

Tedavide kullanılması

Beriberi tedavisinde Wernicke ensefalopatisinde hayat kurtarıcıdır. Şarap ve rakı içme sonucu meydana gelen B1 vitamini eksikliğini gidermek için alkolden vazgeçilip uygun gıdalarla beslenmek gerekir. Bu gıdalara ek olarak 5 mg B1 vitamini ayrıca diğer vitaminleri de ihtiva eden haptan günde iki defa vermek uygundur. Beriberi hastalığında 20 mg B1 vitamini verilir. Alkolik beriberi tedavisi için ilk işin alkollü içki alımını yasaklamak ve sonra da B1 vitamini vermek gerekir. Ameliyattan sonra ve ağızdan beslenemeyen kimselere ayrıca B1 vitamini de vermek gerekir.

B1 vitamini kaynakları ve günlük ihtiyaç: Beslenmede şeker miktarı ne kadar fazla ise günlük B1 vitamini ihtiyacı da o kadar fazladır. Alkol içmek de bu ihtiyacı önemli ölçüde artırır. Dünya Sağlık Teşkilatı, günlük beslenmenin 1000 kalorisi için, 0,4 mg tiamini (B1) yeterli görmektedir. Genellikle, toplam olarak günde 1 mg tiamin alınması yeterlidir. B1 vitamini bütün hayvan ve bitkilerde bulunur. En bol bulunduğu yer bitki tohumlarıdır. Yine yeşil sebzelerde, et, yumurta ve sütte bol miktarda bulunur. Tereyağı ve bitkilerden elde edilen yağlarda bulunmaz. Rafine şekerde, beyazlatılmış buğday ve mısır unları ve bunlarla yapılmış makarnada hemen hemen hiç bulunmaz. B1 vitamini suda çözündüğü için gıdaların pişirilmesi esnasında suya geçer. Bu su dökülürse gıdadaki B1 vitamininin büyük miktarı kaybedilmiş olur.

Bazı gıdaların 100 gramındaki B1 vitamini;

Gıda Toplam (mg/100gr)
İşlenmemiş buğday 0,4
Kepek 2 - 4
Çiğ prinç 0,08 - 0,15
Parlatılmış prinç 0,02 - 0,4
Taze sebze ve meyveler 0,02 - 0,2
Baklagiller 0,4
Koyun eti 0,16 - 0,20
Sığır eti 0,08 - 0,30
Balık eti 0,01 - 0,1
Yumurta 0,9
İnek sütü 0,04
Kuru bira mayası 6 - 24
Yumurta 0,3 - 0,5
Malt hülası 2 - 3


B2 Vitamini (Riboflavin-Laktaflavin)

Bu vitamini, Kuhn ve arkadaşları 1933 yılında sütten elde ettiler ve bunun riboflavin olduğunu öne sürdüler. Molekül yapısı bir şeker olan rıbose benzediği için ribo eki, sarı kristal olduğundan flavin (flavuas= sarı) eki alınarak B2 vitaminine riboflavin denildi. 1935 yılında yine aynı araştırmacılar tarafından sentez edildi.

Özellikleri

Yeşil floresans gösteren sarı boyar maddedir. Kristal yapıya sahiptir. 282°C’de bozunarak erir. Suda çözünür, fakat yağda çözünmez. Hafif kokusu acı bir tadı vardır. Suda çözündüğü için hayvani ve nebati gıdalardan kolayca çekilebilir. Sulu çözeltilerinde uzun süre ısıtmaya bile dayanıklıdır. Işığa karşı hassastır. Işıkta kalan sütte B2 vitamini azalır.

B2 vitamini eksikliği

Hayvanlarda riboflavin eksikliğinin en göze çarpan sonucu büyümenin durmasıdır. Bunun yanında dermatit, konjonktivit, saç dökülmesi ve üreme gücünde azalma görülür. İnsanlarda yalnız başına B2 vitamini eksikliğini görmek oldukça zor olduğundan eksikliğin insana neler getirdiği söylenemiyor. 1949 yılında insanlar üzerinde yapılan deneyler, B2 vitamini eksikliğinin ağız köşelerinde stomatit hali, burun-dudak oluğunda kepeklenme, seborreik dermatit, skrotumda deri zedelenmeleri ve gözde korneaya doğru kılcal damarların yürümeleri gibi vak’aların olduğunu gösterdi. B2 vitamini eksikliğinin sebepleri, az miktarda alınma, sindirim bozukluğu, ateş, hipertiroidi, gebelik ve emzirme olabilir. B2 eksikliği aşırı miktarda ise beriberi belirtileri ortaya çıkar. B2 vitamini eksikliği sonucu gözlerde kaşıntı ve yanma, dudak köşelerinde yanma hissi ve deride kepeklenme şeklinde kendini gösterir. B2 vitamini verilince bunlar düzelir. İçki içenlerde B2 vitamini eksikliğine çok sık rastlanır. Fazla alınması, idrar yoluyla atıldığından zarar vermemektedir.

Sindirimi

Barsaklarda sindirilen B2 vitamini organizmada fosfat asidiyle esterleşmiş olarak bulunur. Yine adenil asidiyle birleşmiş olarak bulunan B2 vitamini böyle sarı enzimlerin koenzimlerini meydana getirir.

Yukarıda bahsedilen hafif hastalıklar için günde üç defa 5 mg riboflavin ağız yoluyla verilir. Beriberi ve pellegra hastalıklarının tedavisi esnasında B2 vitamini de verilir.

B2 vitamini kaynakları ve günlük ihtiyaç

Dünya Sağlık Teşkilatına göre günlük alınan 1000 kalori başına 0,55 mg B2 vitamini yeterlidir. Günlük ihtiyaç 1 mg civarındadır. Daha çok alınması gerektiğini ileri sürenler de vardır. B2 vitamini tabiatta çok dağılmış vaziyette bulunur. Hayvan ve bitkilerde vardır.

Gıda Toplam (mg/100gr)
Bira mayası 1,3-4,0
Malt hulasası 3,0-4,0
Karaciğer ve Böbrek 2,0-3,0
Buğday kepeği 0,5
Buğday 0,1-0,2
Mısır 0,15
Yulaf 0,15
Buğday unu 0,03
Yeşil sebzede 0,1
Patates 0,05
Et 0,1-0,3
Balık 0,2-0,4
Yumurta 0,3-0,5


Nikotonik asit (niasin) ve nikotin amid (PP vitamini)

Genel olarak daha çok mısır yiyen kimselerde pellegra (pelle= deri, agra= kaba) hastalığı ortaya çıkar. On sekizinci yüzyılda Amerika’da ve Avrupa’da çok görülen bu hastalık 19. asırda Afrika’da çok yayılmaya başladı. Goldberger adlı bir tabip pellegra hastalarına mısır dışında et ve sebze yedirince bu hastalığın tedavi olduğunu gördü. Böylece bu hastalığın gıda eksikliğine dayalı olduğunu ortaya çıkardı 1937 yılında Elvejhem ve arkadaşları köpeklerdeki karadil hastalığını karaciğerden elde edilen nikotinamidle tedavi ettiler. Aslında nikotinamid, kimyagerler tarafından 1894 yılında tütünden elde edilen nikotinden elde edilmişti. Zamanımızda pellegra Afrika’da, Pakistan ve Hindistan’ın belli bölgelerinde hala sağlık meselesi olarak durmaktadır.

Özellikleri

Beyaz iğne şeklinde billurdan ibarettir. Su ve alkolde çözünür. Eterde az çözünür. Piridin ß- karboksilli asidin amidi olan nikotinamid 131-132°C’de erir. Niasin maddesi vücutta niasinamid’e dönüşür. Isı ve ışığa dayanıklıdır. Sentezi kolaydır.

Eksikliği

Niasinamit, eksikliği beslenme yetersizliğinden, kanser tümörlerinin meydana gelmesinden, izoniazit tedavisinden ve Hartnup hastalığı gibi sebeplerden olabilir. Az eksiklik, kolay yorulma, kolay sinirlenme, dilde yanma ve kabızlık gibi şikayetlere yol açar. Çok eksikliği pellegra hastalığına sebep olur. Alkoliklerde bu vitaminin eksikliği çok sık görülür.

Sindirimi

Barsak kanalından kolayca sindirilir. Nikotinik asit vücutta nikotinamid şeklinde bulunur. Barsakta da bir miktar nikotinamid meydana gelmektedir. Deposu çok azdır. Vücutta dokuların çoğunda bulunur. Nikotinamid, NAD (nikotinamid adenin dinükleotid) ve NADP (nikotinamid adenin dinükleotid fosfat-TPN) nin yapılarına girer. Böylece, hücrelerin, oksijeni kullanabilmesi için gerekli solunum enzimlerinin işlemesini sağlar. Nikotinik asit, primer ve sekonder pellegranın ve Hartnup hastalığının tedavisinde ana tedavi maddesidir. Bu vitamin yüksek dozda (miktarda) verilirse geçici damar açıcı etkisinden dolayı yüzde, boyunda ve avuç içlerinde yanma ve iğnelenme hisleri olabilir. Doğrudan nikotinik asidin amidi verilirse bu da görülmez. Pellegra için dört saatte bir 100 mg verilir. Nikotinik asit damar açıcılığı sebebiyle arter yetersizliklerinde kullanılmıştır. Hiperlipemi de günde 4 defa 250 mg ile başlanarak iki üç hafta içinde doz günde üç defa birer grama yükseltilir. Yan etki olarak derideki kaşıntı ve mide şikayetleri olabilir. Karaciğer için zararlı etki ve kanda ürik asit seviyesinde artış olabilir.

Günlük ihtiyaç ve kaynakları

1967 de FAO ve WHOortak komisyonu günlük beslenmenin 1000 kalorisi başına 6,6 mg nikotinik asit veya muadili triptofan ihtiva etmesi gerektiğini belirtmiştir. Günlük ihtiyaç 10-14 mg nikotinamid veya 600 mg civarında triptofandır.

Nikotinik asit, besinlerde mevcut olan triptofan amino asitten vücutta sentez edilebilir. 60 mg triptofandan 1 mg nikotinik asit sentez edilir. Besinlerdeki nikotinik asidin bir kısmı mısırda olduğu gibi bağlı halde olup, vitamin değeri yoktur. Mısırda niastein şeklinde bağlı bulunan bu vitamin, pişirmeden önce sodalı su ile muamele edilirse serbest hale geçer ve vitamin etkisini gösterir. Kızgın külde pişirilen mısır kebabında nikotinik asit serbest hale geçer ve faydalı olur. Tahıllarda epeyce nikotinik asit bulunduğu halde bağlı olduğu için biyolojik değeri yoktur.

100 gram hesabıyla besinlerdeki nikotinik asit-nikotinamid miktarı;

Gıda Toplam (mg/100gr)
Böbrek ve Karaciğer 7 - 17
Et 3 - 6
Balık 2 - 6
Bira mayası 30 - 50
Buğday 4 - 5
Baklagiller 1,5 - 3,0
Fındık ve Ceviz 1 - 2
Terbiyeli pirinçt 2,4
Kuru meyvelerde 0,5 - 4


B6 Vitamini (Piridoksin-Adermin)

1936 yılında keşfedildi ve hemen sentezi de gerçekleştirildi.

Özellikleri

Pridoksin, piridoksal ve piridoksamin maddelerinin herbiri bir B6 vitaminidir. Bu üç madde vücutta birbirine dönüşebilir ve biyolojik olarak birbirine eşdeğerdirler. Piridoksin, 1938 yılında Kuhn tarafından mayada bulunmuş ve sentez edilmiştir. Piridoksinin sentetik paraparatları hidroklorür bileşiği halindedir. Bu bileşik beyaz, kokusuz, billuri ve tuzlumsu tadı olan bir maddedir. 204-208°C’de bozunarak erir. Suda kolay, alkolde güç çözünür. Eterde çözünmez. Isıya ve bazlara dayanıklıdır. Sulu çözeltisi ışığa karşı hassastır ve ışıkta bozunur. Yemeklerin pişirilmesi esnasında harap olmaz ise de kızartmada bozunur. Piyasada satılan piridoksin hidroklorürdür.

Eksikliği

Maymunda, köpekte, sıçanda ve domuzda özel besleme ile B6 vitamini eksikliği meydana getirildiğinde her birinin bu eksikliğe verdiği cevap farklı olmuştur. Maymunlarda ateroskleroz’a (atardamarının iç kısmının kireçlenmesi), köpeklerde sara nöbetlerine, sıçanlarda deri hastalıklarına ve domuzlarda mikrositer anemiye (kan alyuvarlarında çap ufalmasına) sebep olmaktadır. İnsanlarda eksikliği pek yaygın değildir. Ancak, INH (tüberküloz ilacı), hidralazin (tansiyon düşürücü) penisilamin (Bazı siroz cinslerinin ilacı) ve östrojenler (kadın cinsiyet hormonu) gibi ilaçlar B6 vitaminini yok edici özelliğe sahip olduğundan, bu ilaçları alanlarda B6 vitamini eksikliği görülür. Bunun sonucu olarak periferik nevritler (bir nevi sinir hastalığı) ortaya çıkar. Ağız yoluyla alınan gebelikten korunma hapları (östrojen) sinir sistemini bozuyor ki bunun sebebi B6 vitaminini bu ilacın yok etmesindendir. İnsanlarda B6 vitamini eksikliğinin nelere sebep olduğu halen kat’i olarak bilinmediği halde B6 vitamini birçok hastalıkların tedavisine sebep olmaktadır.

Sindirimi

B6 vitamini en çok jejunumdan (onikiparmak barsağından sonra gelen ince barsak bölümü) emilir. Deriden dahi emilir. Barsak bakterileri tarafından sentez edilip edilmediği belli değildir. Vücutta piridoksal fosfat şeklinde bazı transaminaz ve dekarbaksilazların koenzimi olarak bulunur. Vücuttaki bu aktif hali kısaca PLF şeklinde gösterilir ki 60 kadar enzimin işlemesine sebep olur. Bu enzimlerin çoğu protein metabolizması ile ilgilidir.

B6 vitaminini yok edici özelliklerdeki ilaçları kullananlara günde 3 defa 10 mg B6 vitamini vermek lazımdır. Konvülsiyon nöbetlerinde günde 2 mg verilir. Demir eksik olmadığı halde hipokrom sideroblastik anemiye yakalanan büyüklere yüksek dozda B6 vitamini verilirse bu hastalık tedavi olabilmektedir. Bazan bulantı ve kusmaya iyi gelmektedir. Parkinson hastalarının kullandığı Levodopanın meydana getirdiği distoniye, hidrazin zehirlenmelerine B6 vitamini iyi gelmektedir. Bazı gebelik diabetlerinin, B6 vitamini vermekle düzeldiği bildirilmiştir.

Günlük ihtiyaç ve kaynakları

Büyüklerde günlük ihtiyaç 2-3 mg, bebeklerde ise 0,3 mg kadardır. Sırf anne sütünden 0,1 mg sağlanabilir. Onun için bebeklere ilave olarak vermekte fayda vardır. Gebelikte ihtiyaç artar ve en az 4 mg gereklidir. Bitkilerde ve hayvanlarda yaygın olarak bulunur. Karaciğer, fıstık ve tahıllar zengin kaynaklardır. Bitkisel ve hayvansal yağlarda, mısır ununda, şekerde ve alkollü içkilerde bulunmaz. 100 gram hesabıyla bazı gıdalarda bulunan B6 vitamini: Dana karaciğerinde 840, dana böbreğinde 360, dana etinde 140-160, koyun etinde 270, balıklarda 200-400, piliçlerde 300-600, yumurtada 110, beyaz peynirde, kaşar peynirinde 38, beyaz ekmekte 40, siyah ekmekte 180, pirinçte 170, bulgurda 244, sebze ve meyvelerde 30-500, kavrulmuş fıstıkta 400 mikrogramdır.

Pantotenik asit

B grubu vitaminlerinden biridir. Tabiatta çok yaygın olarak bulunur. (Pentoten= Heryerde demektir.) 1940 yılında sentez edilmiştir. Açık sarımsı yağımsı bir maddedir. Butirik asidin beta alanin’e bağlanmış halidir. Piyasada kalsiyum pentotenat şeklinde satılır ki, bu tuz suda kolaylıkla çözünür. Tam nötr olan ortamda ısıya dayanıklıdır. Kalsiyum tuzu ısı ve havaya dayanıklıdır.

Eksikliği

Eksikliğinde sıçanlarda büyüme durmakta, kıllar ağarmakta ve böbrek üstü kapsüllerinde kanamalar olmaktadır. İnsanlarda saf eksikliği pek görülmez. İnsanlarda özel beslenmeyle bu vitamin eksikliği meydana getirildiğinde, topuklarda ağrı ve yanmalar, sindirim şikayetleri, halsizlik ve şahsiyet değişikliği dikkati çekmiştir. Yaşlı kimselerin kanında pantotenik asit miktarı azalmaktadır. Bu vitaminin eksikliği hayvanların kıllarını ağarttığı halde, insan saçının beyazlığını yok etmekte faydası yoktur.

Sindirimi

Suda çözündüğü için barsaklarda kolayca emilmektedir. Vücutta Adenozin difosfat (ADP) ile birlikte koenzim A’yı meydana getirir. Bu koenzim de vücutta pekçok biyokimyasal reaksiyonların meydana gelmesine sebep olmaktadır.

Alkolik nöropatilerin ve yanık tedavisinde merhem olarak kullanılır. Fazlası ishal yapabilir.

Günlük ihtiyaç ve kaynakları

Günlük ihtiyacın 6-10 mg olduğu tahmin edilmektedir. Normal beslenmeyle bu miktar kolaylıkla sağlanır. Karaciğer, böbrek, yumurta sarısı, mayalar, buğday, kepek ve bazı sebzeler önemli kaynaklardır. Şeker, tereyağı, mısır nişastası, makarna ve margarin, alkollü içkilerde, kola ve gazozlarda bu vitamin yoktur. Et, donduktan sonra eritilirken altından damlayan suyu ile birlikte bütün pantotenik asidini kaybeder.

B12 Vitamini

Permisiöz hastalığının tedavisinde tıp 1926 yılına kadar aciz kalmıştı. Bu yılda, Minot ve Murphy bu hastalığın tedavisinde karaciğerin kullanılabileceğini gösterdiler. Daha sonra Casttle, etin mide suyu ile birlikte yedirilmesinin bu hastalığı daha çok düzeltebileceğini gösterdi. Sonra karaciğer ekstralarının şırıngası ile daha iyi sonuç alındı. Bunun üzerine etkili madde araştırması hızlandı ve 1948 de B12 denilen vitamin izole edildi. 20 mg renkli kristal B12 vitamini elde etmek için bir ton taze karaciğer kullanıldı. Bu bileşik % 4 nispetinde kobalt madeni ihtiva etmekteydi. Onun için bu maddeye siyanokobaltamin adı verildi. 1955’te molekül yapısı aydınlatıldı.

Özellikleri

B12 vitamini 300°C’de eriyen kırmızı billurdur. Saf madde nötr çözeltide ısıya dayanıklıdır. Alkali ve asidik çözeltilerde ısıya dayanıklı değildir. Saf olmayan B12 vitamini ısıya daha dayanıklıdır. Billuru % 12 su ihtiva eder ve 25°C’de % 1,25 çözünürler.

Eksikliği

Az alımına bağlı eksiklik pek seyrek gibidir. Hayvani gıda almayan Vejetaryen ve Hintlilerde görülmüştür. B12 vitamininin eksikliği sonucu Pernisioz anemi denilen hastalık belirir. B12 vitamini eksikliği beslenmeden dolayı olabileceği gibi, bu vitaminin sindirimine yardımcı olan glikoprotein tabiatındaki bir vasıtanın eksikliğinden de olabilir. Çeşitli barsak hastalıkları da B12 vitamininin emilmesine mani olmaktadır. Bazı ilaçlar ve bilhassa alkollü içkiler (bira, şarap, rakı vs.) B12 vitamininin sindirilmesine mani olur. B12 vitamini eksikliği, kansızlığa ve buna bağlı olarak sinir sistemi bozukluğuna sebep olmaktadır. Eritrositlerin yaşama müddeti 120 günün altına düşmektedir. Renk iyice solar, dil kırmızı olur ve papillaları silinmiş ve bazan ağrılıdır. Sinir sisteminde değişiklik olur.

Sindirimi

İleum (ince barsakların son bölümü) un distal (aşağı) kısımlarından emilir. Emilmenin olabilmesi için midede salgılanan glikoprotein lazımdır. Pernisiöz anemide B12 vitamini sindirimi ortadan kalktığı için birkaç mg gibi yüksek dozlar vermek gerekir. B12 vitamini vücutta bütün hücreler için gereklidir. Hücrenin bu vitamine olan ihtiyacı, hücrenin çoğalma hızı ile orantılıdır. Mesela mide barsak kanalının sık sık yenilenen hücreleri B12 vitaminine çok muhtaçtır. Bazı sinir lifleri çok yenilendiği için bunların da B12 vitaminine ihtiyaçları vardır. Sinir liflerinde miyelinin yapılması, korunması ve DNA, yani gen yapımı için de B12 vitamini gereklidir.

B12 vitamini pernisiöz kansızlık tedavisinde kullanılır. Başlangıçta haftada iki defa 1 mg şırınga edilir. Kansızlık düzeldikten sonra 6 haftada bir 1 mg şırınga etmek kafidir. Bu tedavi ömür boyu devam etmelidir. Gıdai veya sindirim sistemi bozukluğuna dayalı eksikliklerde, B12 vitaminini haftada iki defa 1 mg şırınga etmek kafidir. Alkoliklerde B12 vitaminini diğer vitaminlerle birlikte vermek ve en önemlisi her çeşit alkollü içki almasına mani olmak gerekir. Aşırı tütün içenlerin aldığı fazla siyanürü yok etmek için de B12 vitamini kullanılır.

Günlük ihtiyaç ve kaynakları

Günlük B12 vitamininin 3 mikrogram alınması tavsiye edilmektedir. İyi bir beslenme ile günde 3 ila 35 mikrogram B12 vitamini almak mümkündür. Bitkisel besinlerde bulunmaz. İnsanın kalın barsağındaki bakteriler tarafından B12 vitamini meydana getirilir. Lakin burada B12 vitamininin emilmemesi gerekir. Fakat tamamen bitki menşeli gıdalarla beslenen Veceteryanlarda B12 vitamini eksikliğinin görülmemesi ise ilgi çekici bir olaydır. En bol, karaciğer, böbrek, yürek, et, balık ve yumurtada bulunur. Besinlerde hidroksikobalamin, metilkobalamin ve adenozil-kobalamin şeklinde bulunabilir. Bunlar barsakta birbirlerine dönebilir ve hepsinin biyolojik değeri aynıdır.

100 Gram B12 (mikrogram):

Süt 0,3
Peynir 1.5
Yumurta 1.7
Et 1.6
Karaciğer (kuzu) 84
Karaciğer (sığır) 110
Beyaz balık 2


Folik asit (Folat-polisin)

B grubundan bir vitamindir. Yeşil yapraklarda yaygın olarak bulunduğundan bu ad verilmiştir. Çünkü Latincede folum yaprak manasındadır. Mitchell ve arkadaşları bu vitamini 1941 yılında ıspanak yapraklarında keşfettiler.

Özellikleri

Kimyaca adı pteroil glutamik asit (PGA)tır. Bc faktörü de denir. Bu madde suda mızrak şeklinde kristallenen portakal sarısı renginde bir katıdır Isıtılmakla erimez, fakat 250°C’de esmerleşerek bozunur. Serbest asit halinde az, fakat sodyum tuzu halinde suda çok çözünür. Bazik ve nötr çözeltilerinde ısıya pek dayanıklı değildir.

Eksikliği

Eksikliği sonucu megaloblastik kansızlık meydana getirir. Tropikal bölgelerde çok rastlanır. Bu eksikliğin başlıca sebebi protein-kalori eksikliğine dayanmaktadır. Normal beslenen insanlarda ancak sindirim bozukluğunda ve gebelikte görülebilir. Sarada kullanılan ilaçlar verilirken de bu vitaminin verilmesi gerekir. Bazı antibiyotikler (Mesela Trimetoprim + Sulfamid kombinonyonları) bu vitamini yok edebilmektedir. Bira, şarap, rakı vs. içen kimselerde bu vitamin eksikliği oldukça sık görülmektedir.

Sindirimi

Bu vitamin, ince barsak epitelinde bulunan bir karbonksipeptidaz enziminin yardımıyla, besinlerde bulunan poliglutamil şeklindeki folatlar parçalanarak serbest folat şeklinde ince barsakların üst kısımlarından emilir. Bu arada bazı değişikliğe uğrayarak kanda metil tetrahidrofolat şeklinde bulunur. Karaciğerde de bu şekilde depo edilir. Bu depo 5 mg kadardır. Barsakta da ayrıca bir miktar üretilir. Bir karbon atomlu köklerin, moleküller arasındaki geçişlerinde önemli rol oynar. Bazı amino asitlerden aldığı köklerin pürin ve pirimidin sentezinde kullanılır. DNA’nın sentezinde vazife alır. Bu vazifeyi yapabilmesi için bu vitaminin 5,10- metiltetrahidrofolat halinde olması gerekir. Bu geçiş ise B12 yokluğunda mümkün olmaz. Buna göre megaloblastik kansızlığa, B12’nin, dolaylı olarak tesiri vardır.

Folik asit, megaloblastik kansızlığın tedavisinde günde 5-10 mg vererek kullanılır. Tedaviye demir de katmak gereklidir. Çocuklara koruyucu olarak 0,5 mg bu vitaminden verenler vardır. Keçi sütü bu vitamin bakımından fakirdir. Bu sütle beslenen çocuklara bu vitamin de ilave edilmelidir. Sara hastalarına bu vitaminin B12 ile birlikte gerektiği zaman verilmesi uygun olur.

Günlük ihtiyaç ve kaynakları

Bu vitaminden günlük olarak serbest folat üzerinden 200, toplam folat üzerinden ise 300 mikrograma ihtiyaç vardır. Günde 100 mikrogram olanlarda bile eksiklik görülmemektedir. Gebelikte ihtiyaç % 50 kadar artar. Bu vitamin nebati ve hayvani gıdaların bir çoğunda bulunur.

100 Gram Gıdadaki Folat Miktarı:

Gıda Toplam (mg)
Karaciğer 140
Böbrek 6080
Pişmiş karaciğer 40-80
Koyun-tavuk eti 36
Ispanak 170200
Marul 2020
Esmer ekmek 1550
Beyaz ekmek 830
Yumurta 1020
Pişmiş yumurta 25
Portakal 1324
Muz 1020


Elma-üzüm 36

H vitamini (Biotin)

B vitaminleri grubu ile alakası olan bu vitamin çiğ yumurta akının fazla yenmesi sonucu meydana gelen bazı cilt hastalıklarının tedavisine sebep olabilmektedir. Çünkü yumurta akındaki avidin maddesi biotini bağlamakta ve böylece deri hastalığına sebep olmaktadır. Bu vitamine deri manasına gelen Haut kelimesinden H vitamini denmiştir. 1943’te sentez edilmiştir.

Özellikleri

Maya hücresinin ve bazı diğer mikroorganizmaların normal üremesi için gerekli sebepler bios adı altında toplanmıştır.H vitamini de bu gruptandır. Kimyaca adı 2-keto-3,4 -imidazolin-2 tetrahidrotiyofen-n- valerik asittir. Saf H vitamini 230-232°C’de erir. Renksiz iğne billurlar halindedir. Suda ve alkolde az çözünür, eter ve asetonda çözünmez Asit olduğu için alkalilerde iyi çözünür. Isıya dayanıklı fakat hava oksijenine ve ışığa karşı hassastır.

Eksikliği

Tabiatta yaygın olan bu vitaminin çok az miktarda eksikliği bile etkisini gösterir. Memelilerin barsaklarında bu vitamin üretildiğinden eksikliğine pek rastlanmaz. Bütün vitaminler tam olduğu halde dahi, bu vitaminin eksikliği yorgunluk, iştahsızlık, depresyon, nöropati, kansızlık, deride pullanmaya sebep olmaktadır. Genel olarak büyüklerde bu vitamin eksikliğine pek az rastlanır. Bunlar da yumurta akı ve kırmızı şarap içenlerdir. Anne sütü ile beslenen bebeklerde bu vitamin eksikliğine bağlı olarak kepeklenme görülür. Bebeklerde Leiner hastalığı bazan biotin tedavisine cevap vermektedir.

Barsak çeperinden emilen bu vitamin eğer avidin ile bileşik haline geçerse barsaktan emilmeden dışarı atılır. Emilen bu vitamin vücutta önemli biyokimyasal olaylara katılır. Karbondioksidin organik maddelere katılmasını ve bu maddelerden alınmasını sağlar. Çeşitli reaksiyonlardan sonra meydana getirdiği maddeler vasıtasıyla yağ asitlerinin ve proteinin metabolizmasında önemli rol oynar.

Biotin tabiatta çok dağılmış, maya ve birçok hayvan ürünlerinde suda çözünmeyen bileşik halinde bulunur. Yeşil sebze ve bitkilerde serbest, yani suda çözünebilir haldedir.

İnozit (İnozitol)

Sıçanlarda özel beslenme ile meydana getirilen kıl dökülmesinin inozitol verilmesiyle düzeldiği görülmüştür. İnsan dokularının çoğunda bulunur. Vücuttaki hareket tarzı kati olarak tespit edilememiş durumdadır. İnozitlerden dokuz stereoizomer mümkün olup, bunlardan yedisi optikce inaktif mezo şekilleri, ikisi optikçe aktif (D-ve L-inozit) antipodlardır. Optikçe inaktif olan myo-inozit en iyi bilinen etkili maddedir. Bu da bazılarınca B grubu vitaminlerinden sayılmaktadır. Hücre kültürlerinde, insan hücreleri büyümek ve çoğalmak için inozitole muhtaçtır. Şeker hastalarında idrarla inozitol itrahı artar. Bunun sonucu olarak da şeker hastasında inozitole bağlı aksaklıklar görülebilir. Tabiatta çok yaygın olan bu vitamin eksikliğine normal olarak rastlanmaz. Beyin dokusunda, bakteriler ve soya fasulyesinde bulunan bazı fosfolipidlerin bünyesine girer. Besinlerde inozit, serbest halde, fitinasit ve fitin şeklinde bulunur. Taze meyvelerde, birçok sebzede ve çimlenmiş buğdayda bol miktarda vardır. Taze portakalda ağırlığının % 0.2’si kadar bu vitaminden vardır.

Kolin

Trimetillenmiş etanolamindir. Kolin renksiz, yapışkan, bazik özellikte ve çok nem çekicidir. Asitlerle kolayca tuz yapar, su ve alkolde çözünür. Karaciğerin yağlanmasını önleyen sebep olarak bilinir. Bunun eksikliğiyle kolesterol esterleri karaciğerde birikir ve yağlı karaciğer bozulması husule gelir. Kolin, organizmada başlıca lesitin sentezi (Karaciğerde meydana gelen yağ asitleri normal olarak lesitin şeklinde kana verilir.), metil verici olarak ve önemli bir hormon olan asetil kolin sentezi için kullanılır. Kolini birçok ilim adamı vitamin saymaktadır. Kolin dokularda az miktarda serbest olarak bulunur. Çoğu fosfolipidlerin yapısına girmiştir.

Kolin eksikliği hayvanlarda gelişme gecikmesi ve insanlarda karaciğer sirozuna sebep olabilir. Bunu önlemek için en önemli kolin olan Lipotrop maddeler denilen bileşikler verilir. Alkolikler de kolin parçalanması olduğundan siroz meydana gelmektedir. Bunaklık tedavisinde kolin kullanma denemelerine başlanmıştır. Kolin yumurta sarısında, sakatatta, et, tahıl ve soya fasulyesinde bolca bulunur. Beyaz peynirde bol bulunan metionin amino asidi de vücutta koline çevrildiğinden, beyaz peynir de kolin kaynağı sayılır.

P vitamini (Biyoflavonoidler)

Kapiller kanamalarına limon suyunun iyi geldiği 1936 yılında keşfedildi. Bu sebeple P vitamini denildi. Limon suyundan çıkarılan ve doku geçirgenliğine etkili olan bu faktörün, flavonon türevleri hesperidin ve eriodiktrin glikozidlerinin bir karışımı olduğu anlaşıldı. Aynı özelliğe karabuğdaydan elde edilen rutinin de sahip olduğu anlaşılınca P vitamini terimi kullanılmamakta ve bu maddelere biyoflavonoidler ve P (permeabilite) faktörü denilmektedir. En saf olarak elde edileni hasperidindir. C vitamini emilimini kolaylaştırdığı ve kılcal geçirgenliğinin normal sınırlarda kalmasını sağladığı düşünülmektedir. Daha çok, ilaç gibi kullanılmaktadır. İtiyadi düşüklerde, düşüklüklerde, gözdibi ve çeşitli sebeplere bağlı kapiller kanamalarda tedavi maksadıyla denenmiştir. Faydalı etkileri görülmemiştir. Son zamanlarda katarakttan koruduğuna dair haberler verilmektedir. Biyoflavonoidler bazı maddelerin 100 gramında şu şekildedir: Limonda 500, portakalda 490, gül yaprağında 240-680, cevizde 100, lahanada 60-100, domateste 60-70, bezelyede 40-80, maydanozda 130 ve elmada 60 miligram.

Karnitin

Fraenkel, araştırmaları sonunda et kurdunun büyüyebilmesi için bir faktöre (sebebe) ihtiyacı olduğunu ve sonra da bunun karnitin denilen bir madde olduğunu buldu. Bu maddeye B-1 vitamini dedi. Karnitin, insan ve hayvan bünyelerinde meydana gelir. Bu madde kaslarda ve birçok dokularda bulunur. Bu madde yağ metabolizması ile yakından alakalıdır. Yakın zamanlarda eksikliği ve meydana getirdiği hastalıklardan sözedilmeye başlandı. Âilevi hipertrigliseridemi’lerde karnitin tedavisiyle etkili olarak trigliserid seviyesini düşürmek mümkün olmaktadır. Kolesterol seviyesine etkisi yoktur. ABD’de bir ailenin 5 çocuğundan dördünde endokardial fibroelastoz mevcuttu. İşte bu çocukların kan ve dokularında fazlaca karnitin eksikliği tayin edildi. Bunlardan üçü öldü, dördüncüsü karnitin tedavisine tabi tutuldu ve çocuk yaşadı. Üstelik kalp fonksiyonlarında da önemli ölçüde düzelme görüldü. Vitamin olup olmadığı münakaşa edilmektedir.

C Vitamini (Askorbik asit)

1500 yıllarından sonra uzun seferlere çıkan Avrupalı denizcilerde skorbüt hastalığı görülmüş ve bu yüzden çoğu ölmüştür. Bilgisizce beslenmeden ileri gelen bu hastalığın tedavisini Avrupalılar 1753 yılında yapabildiler.

J.Kind Lind, skorbütlü 12 hastayı gruplara ayırarak her bir grubu çeşitli gıdalarla besledi. Limon ve portakal suyu verdiği hastaların hızla iyileştiğini gördü. Bundan sonra uzun seferlere çıkan denizciler uğradıkları limanlardan yeşil sebze ve limon ve meyveler alarak yollarına devam ettiler ve bunun sonucu olarak da skorbüte rastlanmadı. On dokuzuncu asırda, hızlı sanayileşme ve ekonomik dengesizlik ve bunun sonucu olarak sefalet Avrupa’da yine skorbüt hastalığının ortaya çıkmasına sebep oldu. Çünkü beslenme zayıflamıştı. Bunun üzerine tekrar deneyler ve araştırmalar başladı. Holst ve Frönchlich 1907’de tesadüf eseri deney hayvanı olarak kobay seçtiler. Eğer başka bir hayvan seçselerdi sonuca varamazlardı. Çünkü kobay da insan gibi C vitaminini kendisi sentez edemeyen mahluklardandı. Bu araştırmacılar bazı denemelerde kobaylarda skorbüte benzer hastalık meydana getirebildiler. 1932 yılında ABD’den Glen King skorbüte sebep olan C vitamini denen faktörün askorbik asit olduğunu buldu. Askorbik asitse limondan ve böbrek üstü kapsüllerinden 1928 yılında elde edilmişti. Fakat elde eden bunun C vitamini olduğunu düşünememişti.

Özellikleri

Kapalı formülü C6H8O6 olup, molekül ağırlığı 176’dır. 190-192°C’de bozunarak erir. Tadı limon gibi ekşidir. Optikçe aktif olup, suda spesifik çevirmesi (µ)D20= 23°dir. Alkolde ve suda çözünür. Yağda ve birçok organik çözücüde çözünmez. Endiol grubuna sahip olduğu için kuvvetli indirgendir. Kolayca yükseltgenebilir ve bunun sonucu teşekkül eden dehidroaskorbik asit gene kolayca indirgenebilir. Bundan dolayıdır ki dehidroaskorbik asit (C6H6O6) de C vitamini vazifesini görür. Kuru halde oldukça dayanıklı, ışıkta yavaş yavaş esmerleşir. Asitli çözeltileri dayanıklıdır. Oksijensiz ortamda ısıya dayanıklıdır. Eser miktardaki bakır ve gümüş çabuk parçalanmasına sebep olur. Pişirilen besinlerde C vitamini azalır. Zedelenerek kesilen meyvelerdeki C vitamini hemen bozulmaya başlar. Teneke kutularda saklanan, meyve sularındaki C vitamini, plastik şişelere nispetle çok daha iyi korunmaktadır.

Eksikliği

İnsan, kobay ve maymun dışındaki hayvan ve bitkiler C vitaminini kendileri sentez eder. Bu yüzden, insanların bu vitamini dışardan almaları gerekir. Kandaki C vitamini miktarı 0,1 mg/dl olduğu zaman skorbüt denilen hastalık meydana gelir Az eksikliğinde skorbüt ortaya çıkmadan önce halsizlik, kemik ağrıları, enfeksiyonlara eğilim ve gözden geçen belirtileri olabilir. Skorbüt başladığı zaman deride peteşi ve eskimoz tarzında kanamalar, diş etlerinde şişme ve kanamalar, idrar ve mide barsak kanalında kanamalar meydana gelir. Deri kaba ve kuru bir hal alır. Kemik büyümesi durur ve kemik mineralini kaybeder. Çocuklarda C vitamini eksikliğinde dişlerde dentin hasıl olmadığı için dentin gözenekli sünger gibi bir hal alır ve dişler dökülür. Demir emilmesi bozulduğundan kansızlığa sebep olur. Ateş olabilir ve iltihaplanmaya meyil artar ve yaralar iyileşmez. İyi beslenen annenin sütünde yeteri kadar C vitamini olur. Fakat süt ve mama ile beslenen çocuklarda C vitamini eksikliği görülebilir. Bunun sonucu bebek skorbütü gelişebilir. Skorbüt öldürücü bir hastalıktır.

Sindirimi

İnce barsaktan kolaylıkla emilir. Günde 75 mg C vitamini verilen kimselerin kanında 1 mg/dl C vitamini bulunmuştur. C vitamini organizmada başta böbrek üstü bezleri olmak üzere birçok doku ve organlarda yoğun olarak bulunur. Beyin, dalak, pankreas, böbrek, karaciğer, kalp kasları ve göz merceği C vitaminince zengindir.

Karaciğer C vitamini depo eder. C vitamini idrarla atılır. Eğer kandaki seviyesi 1,4 mg/dl civarında olursa, idrarda bulunan C vitamini böbrek tarafından emilir. C vitamini güçlü bir indirgeyicidir. Canlılardaki önemli rolü de bu özelliğinden gelmektedir. Koenzim görevi almaz. Destek dokusunun esas maddesi olan kollagen proteinin meydana gelişinde lazım olan hidroksiprolin’in prolinden yapılabilmesi için C vitamini gereklidir. Burada C vitamini elektron nakil vazifesini yüklenmektedir. Trizoni amino asidin metabolizmasında gereklidir. Böbreküstü bezlerinde steroid hormonların üretilmesinde ve salınmasında C vitamini bol miktarda tüketilir. Bu hormon üzüntü ve sıkıntılarda çok salgılandığından bu sırada C vitamini çok lazımdır. C vitamini barsak kanalında üç değerlikli demiri, iki değerlikli hale indirgeyerek kana demir geçmesini kolaylaştırır. Besinlerde folik asidin dayanıklılığını arttırır. E vitamininin, antioksidan vazifesini yapmasında, yardımcı olur. Antioksidan özelliğe sahip olan C vitamininin, nitritlerin sebep olduğu kanseri önlediği bildirilmiştir.

C vitamini skorbüt hastalığında acil bir tedavidir. Yalnız yaşayanlarda, bebeğiyle ilgilenmeyen ailelerin bebeklerinde, bira, şarap gibi alkollü içkileri kullananlarda görülen bu hastalık memleketimizde görülmemektedir.

Bebeklere ikinci haftanın sonunda günde bir çay kaşığı portakal suyu vermek iyi olur. Bu günlük miktar her hafta bir çay kaşığı arttırılır. Skorbüt için günde 4 defa 250 mg C vitaminini ağızdan bir hafta vermek yeterlidir. Çocuk skorbütleri için günde 150-200 mg C vitamini yeterlidir. İyileşmeyen yaralar ve ameliyat sonrası birkaç gün C vitamini vermek gerekir. Ülser tedavisinde kullanılan H2 Reseptör Antagonish denilen Cimetidin, Ranitidin, Famotidin gibi ilaçlar uzun süre kullanılırsa, mide salgılamasını durdurduğundan midede kanser yapan nitritlerin belirme ihtimali vardır. Bu açıdan bu hastaların antioksidan olarak C vitamini almaları gerekir. Soğuk algınlığı, grip ve anjin gibi hastalıklarda günde bir gram C vitamini tavsiye edilmektedir. Fakat bunun nasıl bir etkisinin olduğu kat’i olarak bilinmemektedir. İlim adamlarının genel kanaati, nezle, grip ve anjin salgınında, önceden alınan C vitamininin, vücudun bunlara karşı dirençli olmasına sebep olduğu yönündedir. Bu maksatla günde 500-1000 mg C vitamini verilebilir. Yalnız C vitamini alımını birden kesmemek gerekir. Bazı araştırmacılar tarafından, Streptokokun sebep olduğu akut eklem romatizmasının C vitaminiyle belli ölçülerde önlendiği ileri sürülmektedir. Fazlaca alınan C vitamininin ateroskleroza ve iskemik kalp hastalığına karşı koruyucu etkisinin olduğunu gösteren bazı çalışmalar vardır. C vitamininin kanserden koruması günümüzün münakaşa konusudur. A, E ve C vitaminlerinin kanserden koruduğuna dair oldukça çok sayıda yayınlar yapılmaktadır. Kanser yapıcı nitritlere karşı C vitamininin hayvanı koruduğu tecrübelerle ortaya konmuştur. İnsanda, bilhassa meme kanserinde tedavi maksadıyla kullanıldığında iyi sonuçlar alındığı ileri sürülmektedir. Yüksek dozdaki C vitamininin kansere iyi geldiği tam ispatlanamamış durumdadır. C vitamini eksikliği itiyadi düşüklüğe sebep oluyorsa C vitamini vermek gerekir. Mani-depresyon hastalarına yüksek dozdaki C vitamininin faydalı olduğu savunulmuştur. Tedavi maksadıyla uzun süre ve çok miktarda C vitamini alınması böbrekte kalsiyum oksalatın çökmesine, yani kalsiyum oksalat terkipli böbrek kum ve taşlarının teşekkülüne yol açabilir.

Günlük ihtiyaç ve kaynakları

: Birleşmiş Milletler FAOve WHO teşkilatlarının ortak komisyonunun günlük miktar olarak tavsiyeleri şöyledir:

Kişi Toplam (mg)
12 yaşının altında 20
13 yaş ve daha büyükler30
Hamile kadınlar 50
Emziren kadınlar 50


Bütün taze meyve ve suları (özellikle limon, greyfrut, portakal, mandalina, kuşburnu) C vitaminince en zengin kaynaklardır. İçlerindeki C vitamini miktarı, yetiştiği yere göre hatta ağaçtan ağaca değişmektedir. Yeşil yapraklı sebzeler de oldukça iyi kaynaklardır. Pişirilirken önemli miktarda kaybolur. Bu yüzden taze ve çiğ olarak yenilenlerden istifade etmek daha kolaydır (maydanoz, taze ve kuru soğan, marul gibi). Pişirilecek taze sebzeler, iyice kaynatılarak oksijenini kaybetmiş suya birden atılarak haşlanırsa C vitamininin % 50’si korunabilir. Beklemiş sebze ve meyveler C vitaminlerini önemli ölçüde kaybetmiş olur. Gıdaların kesilen yüzeyleri hava ile temas ettikçe C vitaminini kaybederler. Sebzeleri doğradıktan sonra yıkamak C vitamini kaybına sebep olur.

İlgili başlıklar

*A Vitamini

Bu konuda henüz görüş yok.
Görüş/mesaj gerekli.
Markdown kullanılabilir.

Vitamin
3 yıl önce

olabilir. Özellikle vitamin A ve D'nin tüketiminde dikkatli olmak gerekir. Vitaminler bütün hücrelerde az miktarda depolanır. Bazı vitaminler ise büyük ölçüde...

Vitamin, Anemi, Ağız, Tahıl, Sebze, Et, Göz, Alyuvar, Balık, Piridoksin, A vitamini
B vitaminleri
6 yıl önce

B vitaminleri ya da B kompleks vitaminleri: Vitamin B1 (tiyamin) Vitamin B2 (G vitamini, riboflavin) Vitamin B3 (Vitamin P, Vitamin PP, Niyasin) Vitamin...

Richard Kuhn
6 yıl önce

Ağustos 1967, Heidelberg, Almanya), Alman biyokimyacı. Karotenoitler ve vitaminler üzerine yaptığı çalışmlarla 1938 yılında Nobel Kimya Ödülünü kazanmıştır...

Richard Kuhn, 1900, 1938, 1967, 1 Ağustos, 3 Aralık, AFC, Adolf Butenandt, B2 vitamini, B6 vitamini, Friedrich Bergius
Paul Karrer
3 yıl önce

Paul Karrer (21 Nisan 1889 – 18 Haziran 1971) İsviçreli organik kimyacı. Vitaminler üzerine yaptığı araştırmalarla bilinir. O ve Walter Haworth 1937'de Nobel...

K Vitamini
3 yıl önce

K Vitamini lipofilik ve hidrofobik bir vitaminler grubuna verilen addır. K vitamini 1920'lerin sonlarında Danimarkalı bilim insanı Henrik Dam'ın kolesterol...

K vitamini, Ispanak, Kalsiyum, Lahana, Soya fasülyesi, Tahıl, Karnıbahar, Kan pıhtılaşması
E vitamini
3 yıl önce

Birbiriyle ilgili birçok bileşik, E vitamini etkisi gösterir. Hemen hemen tüm vitaminler gibi E vitamini eksikliği de normal büyümeyi engeller ve bazen böbrek...

E vitamini, Anemi, Antioksidan, Atardamar, B2 vitamini, Bakır, Biyolojik, Böbrek, C vitamini, Demir, Deri
Böğürtlen
3 yıl önce

familyasından insan sağlığında önemli rolleri olan organik asitler, mineraller ve vitaminler bakımından çok zengin bir bitki türlerini ortak adı. Böğürtlenlerde çiçeklenme...

Böğürtlen, Böğürtlen
Hugo Theorell
6 yıl önce

Enstitüsünde fizyolojik kimya profesörü oldu. Çalışmaları yoğunluk olarak vitaminler üzereydi. Özellikle elektroforez, enzim, katalaz, riboflavin ve sitokrom...