Fransa Tarihi

Fransa Tarihi

Fransa tarihi Roma İmparatorluğu'nun bir parçası olan Galya ile başlar. Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra Germen bir ırk olan Franklar'ın egemenliği altında devam eder. Fransa Şarlman İmparatorluğu'nun bir parçası olmuştur.

Fransız kimliği Orta Çağ'da ortaya çıkmıştır. Fransız kralı I. François'nın krallığı döneminde Fransa Kutsal Germen İmparatoru V. Karl'a karşı Kanuni Sultan Süleyman'la işbirliğine girdi. 1789 yılındaki Fransız Devrimi bütün dünyada yankılar uyandıran bir dönüm noktası oldu. Devrimden sonra Napolyon Bonapart Fransa'da büyük bir imparatorluk kurdu. 19. yüzyılda Fransa diğer Avrupa ülkeleri gibi kolonileşme yoluna girdi. Amerika, Ortadoğu, Uzak doğu ve Afrika'da bir çok koloniler kurdu. I. Dünya Savaşı'nda ve II. Dünya Savaşı'nda Fransa galip gelen tarafta yer aldı. Savaşlardan sonra Fransa NATO ve Avrupa Birliği'nin kurucu üyeleri arasındaydı.
Fransa Avrupa’da insanlığın geçirdiği evrimleri yansıtan en kapsamlı kalıntıları içeren nadir birkaç ülkeden biridir.Arkeolojik çalışmalarda 100 bin yıl öncesine tarihlenen aletler bulunmuştur.Tarihsel bakımdan bu aletleri izleyen buluntular,ülkede Paleolitik çağdan bu yana yerleşme olduğunu göstermektedir.
1960’lı yıllara kadar süren Galyalıların, Fransızların ataları olduğu inancı günümüzde büyük oranda doğruluğunu kaybetmiştir.Galyalı Keltler de, Romalılar, Vizigotlar, Burgundlar, Franklar, Britanni veya Bretonlar, Normanlar, VIII. yy’dan sonra ise Narbounne veya Toulun’da kalan bazı Arap ve Berberi toplulukları bugünkü Fransız ulusunu yaratan etnik gruplardır.

Galya

Romalıların Galli olarak adlandırdığı Kelt kökenli halklar MÖ XV. yüzyıllar da Ren Vadisi’nden güneye ve batıya doğru göç ederek bugünkü Fransa ve Kuzey İtalya topraklarına girmeye başladılar. İlerleyen yüzyıllarda Akdeniz kıyılarına ve Po Vadisi’ne kadar ulaştılar.Burada bulunan çeşitli kolonilerle ticari ilişkiye girdiler.Romalılar, Galya kabilelerini Kuzey İtalya’daki ilerleyişini bir dizi savaş sonunda MÖ II. yy başlarında durdurarak, bunları denetim altına almayı başardılar.MS II. yy başlarında Hristiyanlığın yayılmasıyla, Galya bu dinin Batı Avrupa’daki en önemli merkezlerinden biri konumunu aldı.235’lerden sonra Orta Ren’in doğusundaki Alamanlar ile Franklar Galya içlerine akın ederek Roma ile Galya’nın bağlarının bir süreliğine kopmasına neden oldu.
Franklar ülkesi anlamına da gelen Latince Francia adı MS IV. Yüzyılda kullanılmaya başlandı. Franklar Batı Germanya’da, Ren’in doğu yakasında yaşayan ve tarımla uğraşan küçük savaşçı gruplardı.Doğu Germenler’den kaçarak MS III. Yüzyılda bir savaş birliği kurarak karadan ve denizden yaptıkları saldırılarla, sınırında bulundukları Roma İmparatorluğu’na büyük zararlar verdiler.
Aynı dönemlerde Barbarların istilalarına karşı Galya, İspanya ve Britanya’yı içine alan bağımsız bir devlet kuruldu.Roma’nın 273 yılında denetimi sağlamasından sonra alınan önlemler Germen istilalarını durdurdu.Ancak 350’de çıkan iç savaş yeni saldırılara uygun ortam hazırladı.Meuse ve Schelde nehirlerinin arasına yerleşen Franklar Roma’yla yaptıkları antlaşma yoluyla müttefik konumuna geldiler.4512de Roma Frankların ve Vizigotların desteğini de alarak Hun ordularını yenilgiye uğrattı.Romalılar, Frankları kendi krallarının kontrolünde, imparatorluk ordularına hizmet ve haraç karşılığında Galya’nın kuzeyine yerleştirdiler.IV. yüzyıldan itibaren Franklar, Roma ordusunda en üst kademelere kadar yükseldiler.

Merovenjler

Franklar, V. Yüzyılın ikinci yarısında Loire Irmağının kuzeyindeki Galya topraklarını ele geçirdiler.Bu sıralarda Vizigotlar, Akitanya ve Provence, Burgonlar da Rhỏne Vadisi’ne yerleşmiş bulunmaktaydılar.Armorika Yarımadası’nda Britanya’dan gelen Bretonlar, Alsace’de Alamanlar yaşıyorlardı.İdari kurumlarının pek çoğunun çökmüş olmasına rağmen ayakta kalan Roma Uygarlığı, bu toplulukların kendi içinde özümsemeyi başardı.
Kuzey kıyılarında bulunan çok sayıdaki Frank Krallıklarından birinin başında olan I. Clovıs topraklarını genişletip diğer Frank Krallıklarını egemenliği altına aldı.496’da Hrıstiyanlığı kabul ederek diğer Germen halklarına karşı Katolik kilisesinin desteğini sağladı.Vizigotları yenerek Akitanya’nın büyük bir bölümünü ele geçirdi.Ancak Ostrogotların müdahalesiyle karşılaşınca Akdeniz kıyışlarına inemediler.Bunun üzerine I.Clovıs Paris’e yerleşerek yönetimi güçlendirmeye çalıştı.
Clovıs’ın ölümünden sonra krallığın dört oğlu arasında paylaştırılmasıyla Reims, Soissons, Paris ve Orléans krallıkları ortaya çıktı.Bu bölünmeye karşın Frankların güneye ve doğuya yönelik fetih hareketleri devam etti.Burgonya Krallığını’nın yıkılmasıyla Septimania dışındaki Akdeniz kıyıları Frank egemenliğine geçti.I. Clotaire tarafından sağlanan birlik onun ölümüyle (561) yeniden bozuldu.
Neustria Kralı II. Clotaire, Austrasia ve Burgonya tahtlarının boşalmasıyla 613 yılında bütün Frank topraklarına egemen oldu.Clotaire’nin yerine geçen I. Dagobert, dış saldırılara karşı ülkesinin birliğini korumaya önem verdi.631’de Vizigotları vergiye bağlayıp, 638’de de Bretonları ve Gaskonları egemenlik altına aldı.Dagobert’in ölümünden sonra oğullarının başa geçtiği Neustria ve Austrasia Krallıklarının yönetimi naiplik görevini üstlenen saray nazırlarının eline geçti.Austrasia naibi II. Pépin 687’de Tertry’de Neustria ordusunu malup ederek iki krallığın yeniden birleşmesini sağladı.Buna karşın Akitanya ve Provence’nin özerk bir düklük olması ve Burgonya’nın bölünmesi güneydeki Frank egemenliğinin zayıflamasına yol açtı.

Karojenler

II. Pépin’in ölümünden (714) sonra Austrasia bazı iç ve dış saldırılarla karşı karşıya kaldı.Yönetime egemen olan Pépin’in oğlu Charles Martel, Neustrialıları bir dizi savaş sonunda sindirmeyi başardı.İspanya’dan gelen Müslümanların akınlarını durdurdu.(732) Papanın desteğiyle güney ve doğu sınırındaki Germenleri kontrol altına alarak buralarda misyonerlik çalışmaları başlattılar.741 yılında ölen Charles Martel’in yerine oğlu III. Pépin geçti.Onun krallığı döneminde Septimania’daki Müslüman egemenliğine son verildi.Papanın isteği üzerine, İtalya’ya yaptığı seferler sırasında papalığın siyasal düzeyde örgütlenmesinin temeli atıldı.
III. Pépin’in oğullarından Charlemagne,774’te Pavia’yı ele geçirerek kendisini Lombard kralı ilan etti.Babasının düşüncesini gerçekleştirerek bir papalık devleti kurdu.778’de İspanya’ya yaptığı seferden sonuç alamayınca, doğuya ağırlık vererek Saksonları, Bavyeralıları ve Thürigenlileri egemenlik altına aldı.Ancak bu halkların Hrıstiyanlığı kabullenmeleri için zor kullandı.800’de Papanın elinden taç giymesi nedeniyle Bizansla aralarında yaşanan çatışma 812’de uzlaşmayla sonuçlandı.
Charlemagne’nin ölümüyle yerine geçen oğlu I. Ludwing, imparatorluğun bölünmesini önlemek için, Ordinatio Imparii (imparatorluk yetkilerinin düzenlenmesi) olarak adlandırılan bir düzenleme yaptı.Bu düzenlemeye göre, imparatorluk unvanı en büyük oğlu Lothar’da kalmak üzere topraklar üç oğlu (diğerleri Pépin ve Ludwing) arasında paylaştırılacaktı.Ancak daha sonraki bir evliliğinden doğan çocuğuna da topraklardan pay vermek istemesi, diğer oğullarıyla arasının açılmasına yol açtı.Bu durum, iç savaşa ve bunun sonucu olarak da imparatorluğun zayıflamasına yol açtı.
I. Ludwing’in ölümünden sonra, ilk üç oğlu arasında 843’de Verdun Antlaşması yapılarak imparatorluk toprakları paylaşıldı, böylece krallık üç yeni devlete ayrıldı.Bunlar Frankları Ülkesi) doğu sınırı Escaut, Meuse, Saône ve Rhône nehirleriyle sınırlandırılıyordu.X. yüzyıla gelindiğinde Batı Frankları ülkesinin temelleri henüz sağlam olarak atılmış değildi.Ülke toprakları küçülmüş, Normandia Normanlara arasında yer alan ve Fransa’nın beşiği kabul edilen Francia Occidentalis’in (Batı bırakılmıştı.(911) Otoritenin zayıflamasıyla Frank Kontluklarının elindeki topraklarda büyük prenslikler ortaya çıktı:Flanre’de I. Baudouin (863-879), Paris Kontu Eudes (888-898) ve Hugues Capet’nin büyük babası I. Robert .Karolenjler artı yönetime egemen olmaktan uzaklaşmışlardı.

Franklar

Germen halklarının Galya’ya girişi, iki ayrı uygarlıktan da izler taşıyan ve Hrıstiyanlıktan çok güçlü bir şekilde etkilenen yeni bir topluluğun doğmasına yol açtı.Eski toprak sahibi Roma aristokrasisi Germenlerin askeri aristokrasisi ile kısa sürede kaynaştı.Saray görevlilerinin ve büyük din adamlarının da bu çevrelere katılmasıyla oluşan feodal sınıf, siyasal ve toplumsal konumunu giderek güçlendirdi.Kölelik büyük ölçüde ortadan kalktığından, toprak ve hizmete dayalı kişisel bağımlılık biçimleri oluştu.Feodalite zaman içerisinde babadan oğula geçen bir nitelik kazandı.Kral adına kullandıkları yetkileri doğrudan kendi adlarına kullanmaya başlayan feodal beyleri, kraliyet otoritesini zayıflatarak yerel bir güç halini aldılar.
Frank kralları mutlak yetkiler taşıdığından Germenlerin seçim geleneğine son verip, krallığa bir hanedan yapısı kazandırdılar.Kralların piskoposlar tarafından kutsanması, otoritelerinin kaynağını Tanrı’ya bağlama anlayışının doğmasına yol açtı.Bu uygulama kralın belirlenmesinde papanın güçlü bir konuma yükselmesine de yol açtı.Devlet işlerinin yönetimi Germen geleneği olan meclislerin yerini dar bir mahiyet aldı.Yerel yönetimde de askeri, mali ve hukuki yetkiler kentlerde oturan kontlara verildi.Zamanla da kontların üzerinde düklükler oluşturuldu.
Franklarda ekonominin temelini tarım oluşturuyordu.Büyük malikanelerin çevresini kiracı çiftçiler işliyordu.Frank krallarının başlıca gelir kaynakları; kraliyet mülkleri, yağma, haraç ve ticaretten alınan vergilerdi.
Kilise kurumlarının temeli geniş topraklara ve etkiye sahip piskoposluklardı.VII. yüzyılda piskoposların krallar tarafından atanmaya başlaması, papalıkla piskoposluklar arasındaki bağların zayıflamasına yol açtı.Karolenj döneminde başpiskopostan bölge kiliselerine kadar uzanan bir hiyerarşi oluşturuldu.

Fransa'nın doğuşu

Batı Frankların ayrı bir krallık olarak ortaya çıkma sürecinde, feodalite doğrultusunda siyasal parçalanma da yaşandı.Viking ve Müslüman akınlarının yarattığı karışıklık dönemi, IX. yy. ortalarından güçlü bir krallığın doğduğu XII. yüzyılın sonlarına kadar devam etti.Böyle bir şiddet ve karışıklık döneminde radikal değişiklikler de meydana geldi.Böyle bir ortamda tek birleştirici öğe olarak öne çıkan Hrıstiyanlık, gelişen disiplinli manastırlar aracılığıyla toplumun her tabakasında güçlü bir dayanışmanın yaşanmasına yol açtı.Dolayısıyla büyük feodaller arasındaki çekişmelerinde durulması sağlanmış oldu ve bunun sonucu olarak da istikrarlı bir ortam oluştu.Skolastik düşünce ve yeni eğitim kurumları gelişti.
Tarım ekonomisi, ortaçağ başlarındaki koşullar nedeniyle kapalı ve kendine yeterli birimler halinde örgütlenmişti.Buda, feodal beylerin kiracılar üzerinde her alanda egemenlik kurması için gerekli ortamı sağladı.Nüfus artışıyla birlikte yeni toprakların tarıma açılmasına karşın ticaretin gelişmesi feodal beylerin gücünü kırmaya başladı.Merkezi otoritenin zayıflığı, feodalitenin güçlenmesini sağlayan etkenlerden biriydi.IX. yy. sonlarında Sen nehrinin aşağılarına yerleşen Normanların akınlarının krallar tarafından durdurulamaması, büyük feodallerin şatolar inşa ettirerek özerk bir yönetim oluşturmalarına yol açtı.XII. yy. başlarında ise, yaşanan ekonomik ve toplumsal sorunlar, feodalitenin zayıflamasına ve kralların bu parçalanmış yapıya büyük ölçüde son vermelerini sağladı.
SİYASİ YAPI ve GELİŞMELER Ortaçağ başlarında krallığa ait topraklar Paris’i çevreleyen küçük bir bölgeyle sınırlıydı.Buranın dışındaki topraklar dük ve kontların elindeydi.
Doğu Frankların 887’de tahttan indirdiği Karolenj hükümdarı III.. Karl’ın ölümünden (888) sonra, Fransa’daki feodal beyler Anjou ve Blois Kontu Robert’in soyundan gelen Eudes’i kral seçtiler.Onun ölümü üzerine de iç savaşta mağlup olan, Karolenj kökenli III. Charles tahta geçti.(898) Charles’ın, krallığı döneminde Normanlara yerleşme izni vermesi, kendisine karşı yeni bir ayaklanmanın çıkmasına yol açtı.Bu ayaklanma sonucunda 922’de tahta Eudes’in kardeşi I. Robert geçti.Onun ölümüyle (923) de yerini damadı Radolphe aldı.936’da Radophe’nin ardından taht yeniden Karolenj hanedanına geçti.Ancak 987’de Hugues Capet’in kral seçilmesiyle taht bir kere daha el değiştirmiş oldu.
Hugues Capet’in kral seçilmesinin asıl nedeni,sahip olduğu toprakların azlığından dolayı güçsüz olmasıydı.Ancak onu takip eden ilk Capet kralları, yetkilerini kullanarak cezalandırma, el koyma ve veraset gibi yollarla topraklarını sürekli genişlettiler.Büyük feodaller arasında yaşanan çekişmelerden yararlanarak konumlarını sağlamlaştırdılar.Ayrıca, saray hizmetinde birtakım makamlar oluşturarak merkezi yönetimin temellerini atmış oldular.
CAPET HANEDANI İlk büyük Capet kralı olan II. Philippe (1179-1223) Frank kralı yerine Fransa kralı unvanını aldı.Akitanya ve birkaç kıyı bölgesi dışında İngiltere’nin bütün topraklarını ele geçirdi.Kuzeyde krallığın sınırlarını Flandre’ye kadar genişletti.Sarayda düzenli bir resmi kayıt sistemi oluşturdu.Krallığa ait topraklarda baillis adındaki yerel görevliler aracılığı ile güçlü bir denetim mekanizması kuruldu.
VIII. Louis (1223-1226) geniş toprakların hanedanlığın denetimine girmesini sağlayan appanage sistemini kurdu.Onun yerine geçen IX. Louis (1226-1270) koyu bir Hrıstiyan olduğundan daha çok haçlı seferleri ile uğraştı.Bu nedenle de krallığın konumunu pekiştirmek için büyük çapta müdahalelere girişmedi.Saray yönetimi bürokratik bir yapı kazandırdı.Yazılı kararnamelerle toplumsal ve ekonomik alanlara düzenlemeler getirdi.
IX. Louis’den sonraki krallar ülke topraklarını genişlettiler.Son büyük Capet kralı olan IV. Philippe (1285-1314) merkezi yönetimi fonksiyonel birimlere ayırarak daha etkin bir yapı oluşturdu.Savaşların ve devlet giderlerinin yol açtığı ağır mali yükü hafifletmek için yeni vergiler getirerek askeri hizmet yükümlülüğünü arttırdı.Siyasal desteğini arttırmak için kilise, aristokrasi ve yerel birimlerin temsilcilerini zaman zaman toplantıya çağırmasıyla États-Généraux Meclisi’nin temellerini atmış oldu.Ayrıca vergi ödemeyi reddeden kilisenin direnişi sert bir biçimde bastırıldı.IV. Philippe’den sonra gelen krallarda onun gibi ülkenin kaynaklarını ve toplumun dayanma sınırını zorlayacak kadar sert politikalar izlemeyi sürdürdüler,ama bir takım baskılarla karşılaşınca yetkilerini sınırlandırmak zorunda kaldılar.
Capet Hanedanlığı Fransa’nın Hristiyan-Avrupası’nda güçlü bir yer edinmesine öncülük ettiler.Bu hanedanlık döneminde XIII. yüzyılın en önemli özelliklerinden biri sürekli nüfus artışıydı.Bununla birlikte geleneksel bağların yerini sınıfsal ve bölgesel bütünleşmeler ile bu uygun yeni kurumlar aldı.Gelişen kentler tarıma bağlılıktan kurtularak güçlü bir ekonomiye dayanmaya başladılar.Giderek genişleyen ticarete bağlı olarak para dolaşımı yaygınlaştı.Toplumsal tabakaların belirginleşmeye başladığı kentlerde ortaya çıkan yeni zenginler yönetimde belirli bir güç kazandılar.Değişimin daha yavaş olduğu kırsal kesimlerde üretim fazlasını pazarlama olanağı bulan toprak sahibi soyluların zenginliği genel olarak artmasına karşın, toprakların bölünmesi ve ağır borç yükü bir çok soyluyu yıkıma uğrattı.Tarımda kiracılık ve ücretli işçilikler ortaya çıktı.Bunlara rağmen feodalite sistemi diğer Avrupa ülkelerine göre hâlâ güçlüydü.
Dinsel alanda kilisenin ve manastırların halk üzerindeki gücü gerilemeye başladı.Papalığın, özellikle güneyde giderek güçlenen heretik akınlara karşı başlattığı savaş büyük kıyımlara yol açtı.Enkizisyon mahkemeleri heretikleri ortadan kaldırabilmek için acımasız bir biçimde davrandı.
XIV. ve XV. YÜZYILLAR: YÜZYIL SAVAŞLARI (1337-1429) Valois hanedanının kurucusu olan VI. Philippe (1328-1350) tahta geçtiğinde Fransa, Avrupa’nın en güçlü krallığıydı.Philippe krallığının ilk yıllarında İngiltere ile iyi ilişkiler kurmaya çalıştı.Ancak bir süre sonra bu iyi ilişkiler bozulmaya başladı.Gaskonya ve Bretanya ile ilgili anlaşmazlıklar, Flandre’daki karışıklıklar ve İngiliz kralı III. Edward ‘ın Fransa tahtı üzerindeki hak iddiası 1337 yılında Yüzyıl Savaşları’nın başlamasına yol açtı.Edward Fransa’da giriştiği iki seferden de sonuç alamadı.Ancak savaşın getirdiği mali yükler Philippe’nin siyasi gücünü büyük ölçüde sarstı.Onun yerine geçen II. Jean (1350-1364) Fransa tahtı üzerinde hak iddia eden Navarre kralı II. Charles’ın kışkırttığı ayaklanma ile zor duruma düştü.Bu durumdan yararlanan İngiliz kuvvetleri, Fransa içlerine ilerleyerek II. Jean’ı esir aldı.Bunun üzerine Naipliği veliaht Charles aldı.II. Jean kurtarmak için imzalanan Brétigny ve Calais anlaşmaları (Mayıs ve Ekim 1360) États-Généraux’da onaylanmadığından uygulanmadı.II.Jean’ın ölümü üzerine doğrudan tahta V. Charles (1364-1380) geçti.1369’da İngiltere ile yeniden başlayan savaşta Kastilya’nın denizdeki desteği ile İngiliz egemenliği birkaç kıyı kenti ile sınırlı tutuldu.Orduyu ve vergi sistemini düzenledi.Ayrıca Avignon’da rakip bir papa seçtirmesi Büyük Bölünmeye yol açtı.
VI. Charles (1380-1422) küçük yaşta tahta çıktığından, yönetimi ancak 13882de devralabildi.Bu dönemde naipliği yürüten amcası Burgonya dükü II. Fhilippe, Fladre’deki konumunu güçlendirebilmek için baskıcı bir politika izliyordu.VI. Charles tahtı devraldığında karışıklıklara son verebilmek için idari reformlara girişti ve İngiltere ile ateşkes sağladı.1407’de Orléans dükünü öldürterek üstünlük kuran Burgonya dükü Jean Paris halkının 1413’te ayaklanması sonucunda yönetimi soylular grubuna kaptırdı.Bu yüzden İngiltere kralı V. Henry’den yardım istemek zorunda kaldı.1415’te Henry’nin Fransa’da kazandığı askeri zaferlerden sonra, Burgonya grubu 1418’de yönetimi yeniden ele geçirdi.Armagnac grubunun önderi veliaht prens Charles, Güney Fransa’da naipliğini ilan etti.Burgonya grubunun etkisindeki VI. Charles, Troyes anlaşmasıyla (1420) Henry’i Fransa tahtının varisi ilan etti.1422’de iki kralında kısa zaman aralıklarıyla ölmesi VI. Henry’i hem İngiltere hem de Fransa kralı durumuna getirdi.
Kendisini kral ilan eden VII. Charles (1422-1461) yaşadığı askeri başarısızlıklar nedeniyle Burgonya dükü ile uzlaşmaya çalışsa da görüşmelerden bir sonuç alınamadı.1428’de İngiliz güçleri Orléans’ı kuşattı.Jeanne d’Arce’nin önderliğindeki Fransız direnişi savaşın gidişatının değişmesine yol açtı.VII. Charles 1429’da Reims’de taç giydi.
BİRLİĞİN YENİDEN KURULMASI Jean d’Arce’nin yakalanarak 1431’de yakılmasına karşın İngilizlerin Fransa’daki gücü giderek sarsıldı.VII. Charles 1435’de yaptığı Arras anlaşması ile Burgonya dükü Philippe ile ilişkilerini düzelterek 1437’de Paris’e döndü.Ülkede karışıklık yaşanmasına neden olan aristokratlarla haydut çetelerini denetim altına aldı.1444’te İngiliz kuvvetleriyle sağlanan ateşkesten yararlanarak askeri gücünü sağlamlaştırdı.1449’da savaş yeniden başlayınca Normandiya ve Guyenne’deki İngiliz işgaline son verdi.1453’teki Castillon Çarpışmasından sonra Yüzyıl Savaşları fiilen sona erdi.Fransa’da İngilizlerin elinde yalnızca Calais kaldı.
VII. Charles, çatışmaların aralıklarla devam ettiği 1935-49 yılları arasında yönetime yeni düzenlemeler getirdi.Vergi koyma yetkisini kurumsallaştırarak ekonomik açıdan tam bir bağımsızlık sağladı.Taşrada yaygın bir bürokrasi ağı oluşturdu.Askeri işleri kurallara bağlayarak, düzenli bir ordu kurdu.Papalığın, Fransız kilisesi üzerindeki yetkilerini kısıtlayarak kilise üzerinde güçlü bir denetim sağladı
XI. Louis (1461-1483) büyük soylu ailelerin savaş içinde giderek artan gücüne son verebilmek ve şehirlerdeki ticareti geliştirmek için sert politikalar izledi.Ancak bu politikalar ters teperek, 1465’te bu ailelerin birleşmesini sağladı.Normandiya,Bretanya ve Gaskonya’da denetimi sağlayarak, 1477’de Burgonya’yı Fransa tahtına bağladı.I. René’nin ölümüyle de Burgonya kontluğunun elindeki tüm topraklar ve haklar krallığa geçti.
İngiltere’yle yapılan uzun ve yıpratıcı savaş, nüfusun neredeyse üçte birini yok eden Büyük Veba Salgını (1348-50) ve paralı askerlerin oluşturduğu haydut çeteleri tarımsal üretimi büyük ölçüde baltalamıştı.Bu dönemde serflikten kiracılığa geçiş sürecide hız kazanarak feodal bağımlılığın gücü azaldı.Konan ağır vergiler sık sık ayaklanmalara yol açtı.Avignon, Paris ve Bordeaux dışındaki eski ticaret merkezleri geriledi.
Kilise diğer kesimlere göre eoknomik gücünü büyük ölçüde arttırdı.Buna karşın kilisenin nüfuzunu güçlendirme çabaları sonuçsuz kaldı.

Roma egemenliğinden Fransız devrimine

1477'de Fransa, Kırmızı çizgi: Fransa Krallığı'nın sınırları, Açık mavi alanlar: Doğrudan yönetilen kraliyet toprakları.
1477'de Fransa, Kırmızı çizgi: Fransa Krallığı'nın sınırları, Açık mavi alanlar: Doğrudan yönetilen kraliyet toprakları.
Günümüz Fransa'sının sınırları hemen hemen eskiden Kelt Galyalıları tarafından yurt edinilen antik Galya'nın sınırlarıyla aynıdır. Galya, İ.Ö. 1. yüzyılda Roma İmparatoru Julius Caesar tarafından ele geçirilince Galya halkları yavaş yavaş Roma kültürünü ve Roma dilini benimsediler. Daha sonra zamanla bu dil kendi içinde değişerek çağdaş Fransızcanın temellerini oluşurdu. Fransa topraklarında Hıristiyanlık ilk olarak İ.S. 2. ve 3. yüzyıllarda görüldü ve sonraki iki yüzyıl içinde öylesine hızlı yayılma olanağı buldu ki, Aziz Jerome yazılarında Galya'nın "sapkınlıktan kurtulmuş" olan tek bölge olduğunu yazdı.
İ.S. 4. yüzyılda, Galya'nın Ren Nehri kıyısındaki doğu sınırları Germen boyları tarafından yönetiliyordu. Bu topluluklar içinde en etkili olanı, Fransa'ya antik Francie adını da veren Franklardı. Günümüzde kullanılan Fransa adıysa Paris dolaylarında bulunan Capet krallarının yönettiği derebeyliğin bulunduğu bölgenin adından gelir. Roma İmparatorluğu'nun düşüşünden sonra, Avrupa topraklarında yayılan Germen boyları içinde Franklar, Aryanizm'e değil de, Katolikliğe giren ilk topluluklardı. Bu nedenle Fransa'ya “Kilisenin en büyük kızı” (La fille ainée de l’Église) sıfatı verilmiş, Franklar da buna dayanarak kendilerini “Fransa'nın en iyi Hıristiyanları” olarak adlandırmışlardır.
Ayrı bir ülke olarak Fransa tarihinin başlamasıysa 843 tarihli Verdun Antlaşması uyarınca Karolenj İmparatorluğu'nun Doğu Frank Krallığı, Batı Frank Krallığı ve Orta Frank Krallığı olarak üçe ayrılmasıyla başladı. Batı Frank Krallığı hemen hemen bugünkü Fransa topraklarını kaplıyordu ve nitekim çağdaş Fransa'nın temelleri bu krallık üzerine kuruldu.
Karolonj Hanedanı Fransa'yı 987 yılında Fransa Dükü ve Paris Kontu Hugh Capet'nin, Fransa kralı olarak taç giymesine kadar yönetti. Onun soyundan gelenler ile Valois ve Bourbon hanedanları da aşamalı bir dizi savaşla ülkede birliği sağladılar. Krallık yönetimi 17. yüzyılda ve kral XIV. Louis'nin döneminde doruğa ulaştı. Bu süreçte Fransa, Avrupa kıtasının en kalabalık ülkesi hâline geldi ve Avrupa kültürü, politikaları ve ekonomisi üzerinde en etkili güçlerden biri oldu. Fransızca dönemin diplomasi dili oldu ve uzun süre bu niteliği koruyarak kaldı. Aydınlanma çağı da büyük ölçüde Fransız entelektüel çevrelerinde gerçekleşti. Fransız biliminsanları 18. yüzyılda büyük bilimsel buluşların altına imzalarını attılar. Ayrıca Fransa bu dönemlerde Afrika, Amerika ve Asya kıtalarında birçok denizaşırı toprak edindi.

Krallıktan cumhuriyete


right|230px|thumb| hapishanesi baskınıın betimlenmesi]
Fransa'da krallık sistemi 1789 yılında gerçekleşen Fransız Devrimi'ne dek hüküm sürdü. Fransız Devrimi sırasında dönemin Fransa kralı XVI. Louis, onun eşi Marie Antoinette ve onlara yakınlığı olduğu düşünülen yüzlerce Fransız vatandaşı öldürüldü. Kısa süreli bir dizi yönetim denemesinden sonra Napolyon Bonapart 1799'da cumhuriyetin kontrolünü ele aldı ve kendini önce Birinci Konsül, daha sonra, günümüzde Birinci İmparatorluk (1804–1814) adıyla anılan devletin imparatoru ilan etti. Napolyon Savaşları olarak bilinen bir dizi savaşın ardından, Bonaparte ailesinin yardımıyla Napolyon kıta Avrupasının büyük bölümünü ele geçirdi. Yeni elde edilen bu topraklara daha sonra Bonaparte ailesinin üyeleri Fransa'ya bağlı krallar olarak atandı.
1815 yılında yapılan Waterloo Savaşı'nda Nopolyon'un son yenilgisinden sonra Fransa'da krallık yönetimine geri dönüldü. Ancak bu kez kralın yetkilerine anayasal kısıtlamalar getirldi. 1830 yılında çıkan bir sivil ayaklama olan Temmuz Devrimi'yle Bourbon hanedanı tümüyle kaldırılarak anayasal krallığa dayanan Temmuz Monarşisi getirldi. Bu yönetim biçimi 1848 yılına dek sürdü. Bu aralarda kurulan İkinci Cumhuriyet oldukça kısa süreli oldu ve 1852 yılında III. Napolyon İkinci İmparatorluğu kurunca yıkıldı. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı'nda yenilen III. Napolyon bunun üzerine tahttan indirildi ve bu yönetim rejimi de Üçüncü Cumhuriyet'in kurulmasıyla fesholdundu.
Fransa 17. yüzyıldan başlayarak 1960'lara dek bir sömürge devleti kimliğiyle var oldu. 19. ve 20. yüzyıllarda dünyanın dört bir yanında edindiği sömürge topraklar Fransa'yı İngiltere'den sonra ikinci büyük sömürde imparatorluğu hâline getirdi. 1919 ve 1939 yılları arasında gücünün doruklarındayken Fransız Sömürge İmparatorluğu'nun yüzölçümü 12.347.000 kilometrekareye erişti. Fransa'nın Avrupa'daki toprakları da işin içine katılınca 12.898.000 kilometrekareye ulaşan Fransız egemenlik sahası dünya topraklarının %8.6'sını kaplar durumdaydı.
230px|thumb| Mayıs 1950 tarihli Schuman Bildirgesi Avrupa Birliği'nin kuruluş atağı olarak tanımlanmaktadır.]
Birinci Dünya Savaşı'ndan da, İkinci Dünya Savaşı'ndan da galip taraf olarak çıkmasına karşın Fransa büyük bir insan kaybına ve maddi zarara uğramış, Avrupa'daki toprakları her iki savaşta da yer yer ya da tümüyle Alman güçlerince işgâl edilmiştir. Fransa'da 1930'lu yıllara Halk Cehpesi Hükûmeti'nin yaptığı toplumsal yenilikler damgasını vurmuştur. II. Dünya Savaşı'nın sonrasında Dördüncü Cumhuriyet kurulmuş ve Fransa'nın dünya siyasi ve ekonomik politikalarında etkili bir güç olarak kalabilmesi için ülkenin mevcut durumunun korunmasına çalışılmıştır. Fransa o zamana dek elinde bulundurduğu sömürge topraklarını korumaya çalışmışsa da daha sonra bo konuda sorunlar yaşamıştır. 1946'da Çinhindi'nin yönetimini yeniden ele geçirmek için yapılan harekât Birinci Çinhindi Savaşı'nın çıkmasına neden olmuş ve 1954 yılında Dien Bien Phu Çarpışması'nda Fransız güçleri bölgesel güçlere karşı yenilerek bölgeden çekilmişlerdir. Bundan yalnızca birkaç ay sonra, Fransa Cezayir halkının başlattığı bağımsızlık savaşında yine, hatta daha sert bir direnişle karşı karşıya kalmıştır.
O dönemde Pied-noir adı verilen milyonlarca Avrupa kökenli sakini olan Cezayir'in kontrolünü bırakıp bırakmamak konusunda Fransa'da büyük tartışmalar yaşandı ve ülke bir iç savaşın eşiğine gelmiştir. 1958 yılında istikrarsız ve zayıf durumda bulunan cumhuriyetin yerine, yeni bir anayasa oluşturulmasını öngören ve cumhurbaşkanının yetkilerini arttıran ve günümüzde de hâlâ süren Beşinci Cumhuriyet'in kurulması kararına varılmıştır. Kurulan bu son cumhuriyetin başkanlığına Charles de Gaulle gelmiş ve Gaulle Cezayir'deki savaşı bitirecek önlemleri alırken ülkeyi de birlik içinde tutmayı başarmıştır. Cezayir Bağımsızlık Savaşı ve Fransa İç Savaşı, Cezayir'in başkenti Cezayir'de yapılan barış görüşmeleriyle 1962'de çözümlenmiş ve bu olay Cezayir'in bağımsız bir ülke olmasıyla son bulmuştur.
Son yarım yüzyıl içinde Fransa'nın Almanya'ya karşı yürüttüğü barışçıl tutum ve iş birliği ilişkileri Avrupa Birliği'nin ekonomik bütünleşmesinde esas teşkil etmiştir. Bu olumlu havanın en önemli sonucu ocak 1999'da avronun birlik üyesi ülkeler arasında ortak para birimi olarak kabul edilmesi olmuştur. Avrupa Birliği'nin önde gelen güçlerinden olan Fransa'da seçmenler Avrupa Birliği Anayasası oluşturmak için hazırlanan antlaşmayı halkoylamasında reddetmişse de, bu anayasa taslağının kapsadığı hükümleri bir antlaşma içinde uygulmaya sokmayı öngören Lizbon Antlaşması, şubat 2008'de Fransız Parlamentosu'nda kabul edilmiştir.
Önceki Paylaşımlar