Fuzuli

Fuzuli

Mehmed bin Süleyman Fuzûlî (d. 1483 Hillah - ö. 1556 Kerbela ya da Bağdat), Türk divan şairidir. Asıl adı Mehmet bin Süleyman'dır. Türk Bayat boyundan olduğu aktarılmaktadır. Azerice şiirini önemli ölçüde etkilemiştir.

FUZULI (türkçe) anlamı

1. Fazladan olup boşu boşuna söylenen söz. İşe yaramayan. Boşu boşuna.
2. Boşboğaz. Ahmak. Vazifesinden hariç lüzumsuz şeye teşebbüs eden.
3. Haksız olarak fiile çıkarılan iş.
4. Fık: Şer'î izin olmadığı halde diğer bir kimsenin hakkında tasarruf eden kimse.
5. Büyük bir şâir ismidir. Türk Divan Edebiyatı'nın birçok sahalarında kuvvetli te'sir ve nüfuz sâhibi olan bu büyük şâir
6. Azeri-Osmanlı edebiyatı kurucularındandır. Türkçe
7. Arabça
8. Farsça manzum ve mensur birçok eserler yazmıştır. Leylâ ile Mecnun mesnevisi meşhurdur. Milâdi 16. asırda yaşımış ve tâundan 1555'de vefat etmiştir. Asıl adı Mehmed'dir.

FUZULI (türkçe) anlamı

9. yersiz
gereksiz.

FUZULI (türkçe) anlamı

10. (Arapça) Erkek ismi 1. Boşuna
11. yersiz
12. lüzumsuz
13. haksız. 2. Boşboğaz lüzumsuz işlerle uğraşan. 3. Yetkisi olmadığı halde başkası namına tasarrufta bulunan. - Fuzuli Mehmed XVI. yy. 'da yaşamış büyük Türk şairlerinden. Çağatay edebiyatı da dahil olmak üzere
14. Türk edebiyatının birçok sahalarında kuvvetli tesir ve nüfus sahibidir. Türkçe
15. Arapça
16. Farsça
17. manzum
18. mensur birçok eserleri vardır. Bunlar arasında Leyla ve Mecnu

FUZULI (türkçe) ingilizcesi

1. [Fuzûlî] adj. supererogatory,

FUZULI (türkçe) almancası

1. adj. abgängig


Fuzuli
Fuzuli
Fuzuli (1480-1556), Türk Divan şairi. Temelini bireysel duygu ve sevgide bulan bir şiir anlayışını geliştirmiştir. Gerçek adı Mehmed b. Süleyman'dır. Kerbela'da doğdu, doğum yılı kesinlikle bilinmiyorsa da, kimi kaynaklara göre 1480 dolaylarındadır. 1556'da Kerbelâ'da öldü. Yaşamı, özellikle gençlik dönemi ve öğrenimi konusunda yeterli bilgi yoktur. Şiirde "Fuzûlî" adını, kendi şiirlerinin başkalarınınkilerle, başkalarının şiirlerinin de kendisininkilerle karşılaştırılması için aldığını, böyle bir takma adı kimsenin beğenmeyeceğini düşündüğünden kullandığını, Farsça Divan'ının girişinde açıklar. Ama "işe yaramayan", "gereksiz" gibi anlamlara gelen "fuzûlî" sözcüğünün başka bir anlamı da "erdem"dir. Onun bu iki kaşıt anlamdan yararlanmak amacını güttüğünü ileri sürenler de vardır.

Fuzûlî'nin yaşamı konusunda bilgi veren kaynaklar birbirini tutmamakta, genellikle söylenceyle gerçeği ayırma olanağı bulunmamaktadır. Onunla ilgili güvenilir bilgiler, yapıtlarının incelenmesinden, kimi şiirlerinin açıklanışından kaynaklanmaktadır. Bunlardan anlaşıldığına göre Fuzûlî iyi bir öğrenim görmüş, özellikle İslam bilimleri, tasavvuf, İran edebiyatı konularında çalışmalar yapmıştır. Şiirlerinde görülen kavramlardan simya, gökbilim konularıyla ilgilendiği, İslam ülkelerinde pek yaygın olan ve gelecekteki olayları bildirmeyi amaçlayan "gizli bilimler"le ilişkili bulunduğu anlaşılmaktadır. İslam bilimleri içinde hadis, fıkıh, tefsir ve kelam üzerinde durduğu, gene yapıtlarında yer alan kavramların incelenmesinden ortaya çıkmaktadır. Türkçe, Arapça, Farsça divanlarında bulunan şiirleri, bu üç dili de çok iyi kullandığını, onların bütün inceliklerini kavradığını göstermektedir. Yapıtları incelendiğinde İran şairlerinden Hâfız, Türk şairlerinden de Nesîmî, Nevâî ve Necati'yi izlediği, onların şiir anlayışını, duygu ve düşüncelerini benimsediği görülür.

İnanç bakımından Fuzûlî, Şii mezhebine bağlıdır. On iki İmam'a karşı derin bir sevgisi vardır. Bütün yaşamını Kebelâ'da, Şiiler'ce kutsal sayılan topraklar üzerinde geçirmesi, aşağı yukarı bütün şiirlerinde tasavvuftan kaynaklanan bir sevgiyi, bir üzüntüyü işlemesi, Kerbela olayıyla ilgili ağıtları, Şeriat'ın katılığına karşı çıkışı bu nedenlerdir. Ancak Hz. Ali'ye bağlılığı, Ali'nin tanrısal bir varlık olduğu görüşünü savunan ve İslam ülkelerinde Galiye (aşırılık) diye nitelenen inançla ilgili değildir. Ona göre Ali erdemli, gönül bilgisiyle dolu, olgun, yetkin bir kişidir ve Hz. Peygamber'den sonra imam (halife) olması gereken kimsedir. Bu görüşü benimsemeye, İslam ülkelerinde, mufaddıla (erdeme bağlı olma) denir. Fuzûlî de bu erdemden yana olanlar arasındadır. Ona göre Ali erdem bakımından, bütün halifelerden ve Peygamber'in yakınlarından (sahabe) üstündür. Bu konudaki inancını Hadîkatü's-Süedâ ("Mutluların Bahçesi") adlı yapıtında bütün açıklığıyla ortaya koymuştur. Türkçe ve Farsça divanlarında Ali ve onun soyundan gelen imamlara bağlılığını konu edinen birçok şiir vardır. Bir aralık Bağdat'ı ele geçiren İsmail Safevi'ye yazdığı övgünün kaynağı da bu sevgidir. Fuzûlî'nin, geçimini Kerbelâ, Necef ve Bağdat'ta bulunan On İki İmam'la ilgili vakıfların gelirlerinden sağladığı Farsça Divan'ındaki "Dürr-i sadef-i sıdk cenâb-ı mütevelli" (Doğruluk sedefinin incisi yüce görevli) dizesiyle başlayan şiirden anlaşılmaktadır. Fuzûlî, yaşadığı dönemin geleneğine uyarak, Bağdat'ı ele geçiren Osmanlı padişahı Kanuni Süleyman'a ve Rüstem Paşa, Mehmed Paşa, İbrahim Bey, Cafer Bey gibi devlet büyüklerine övgüler yazmıştır.

Fuzûlî'nin bütün yaratıcı gücü, yaşam ve evren anlayışını, insanla ilgili düşüncelerini sergilediği şiirlerinde görülür. Ona göre şiirin özünü sevgi, temelini bilim oluşturur. "Bilimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir" anlayışından yola çıkarak sevgiyi evrenin özünü kuran bir öğe diye anlar, bu nedenle "evrende ne varsa sevgidir, sevgi dışında kalan bilim bir dedikodudur" yargısına varır. Sevginin yanında, şiirin örgüsünü bütünlüğe kavuşturan ikinci öğe üzüntüdür, sevgiliye kavuşma özleminden, ondan ayrı kalıştan kaynaklanan üzüntü. Üzüntünün, ayrılık acısının, kavuşma özleminin odaklaştığı başlıca yapıtı Leylâ ile Mecnun'dur. Burada seven insan, bütün varlığıyla kendini sevdiği kimseye adamıştır, ancak sevilen kimsede yoğunlaşan sevgi tanrısal varlığı erek edinmiş derin bir özlem niteliğindedir. Sevilen insan bir araç, onun varlığında görünüş alanına çıkan Tanrı, tek erektir. Fuzûlî, bu konuda Yeni-Platonculuk'tan beslenen tasavvufun insan-tanrı anlayışına bağlı kalarak, varlık birliği görüşünü işlemiştir. Ona göre gerçek varlık Tanrı'dır, bütün nesneler ve onları kuşatan evren Tanrı'nın bir görünüş alanıdır. Bu nedenle yaratılış, tanrısal varlığın görünüş alanına çıkışı, bir ışık (nûr) olan "Tanrı özü'nden dışa taşmasıdır (sudûr); "Zihî zâtın nihân u ol nihandan mâsivâ peydâ" (Senin özün gizlidir, bu görünen evren o gizli özünden ver olmuştur).

Fuzûlî'nin anlayışına göre insan "seven bir varlık"tır, bu sevgi Tanrı ile insan arasındaki bağın özünü oluşturur, ayrı insanın Tanrı'ya yaklaşmasını sağlar. Bu nedenle de yalnız insan sevebilir. Varlık türlerinin en yetkini, en olgunu olan insan Tanrı'nın gören gözü, konuşan dili, duyan kulağıdır. İnsanda Tanrı istenci dışında bir eylemi gerçekleştirme olanağı yoktur. İnsan biri gövde, öteki ruh olmak üzere iki ayrı özden kurulu bir varlıktır. Gövdenin toprak, yel (hava), od (ateş) ve su gibi dört oluşturucu öğesi vardır. Ruh ise tanrısaldır, gövdede, gene Tanrı buyruğuyla bir süre kaldıktan sonra, kaynağına, tanrısal evrene dönecektir, bu nedenle ölümsüzdür. İnsanın yeryüzünde yaşadığı sürece ruhunun kutsallığına yaraşır biçimde davranması, doğruluk, iyilik, erdem, güzellik gibi değerlerden ayrılmaması, özünü bilgiyle süslemesi gerekir. Fuzûlî, "maarif" adını verdiği gönül bilgisini kişinin özünü ışıklandırması için bir kaynak diye yorumlar, "ey güzel zâtın maârif birle tezyîn edegör" dizesiyle bu konudaki görüşünü açıklar. Onun ahlakla ilgili görüşlerinin temelini kuran doğruluk, iyilik ve erdem gibi üç öğedir. Bu üç öğenin karşıtı baskı (zulm), ikiyüzlülük (riyâ) ve bilgisizliktir (cehl). "Selâm verdim rüşvet değildir deyu almadılar" diye başlayan Şikayet-nâme'sinde çağının yolsuzluklarını, ahlaka, İslam dininin özüne aykırı davranışları sergilenirken, Türkçe Divan'ında da "zalimin zulm ile akçe toplayıp yardım edermiş gibi başkalarına dağıttığını, oysa cennete rüşvetle girilmeyeceği" anlamındaki dizelere geniş yer verir. Ona göre bu yeryüzü bir alışveriş yeridir, herkes elindekini ortaya döker. Bilgiyi seven erdem ve beceriyi, dünyayı seven de altını, gümüşü sergiler:

Dehr bir bâzârdır her kim metâın arz eder Ehl-i dünya sîm ü zer ehl-i hüner fazl u kemal

Fuzûlî, inanç konusunda da erdemin, doğruluğun, Kuran'ın özüne bağlı kalmanın gereğini savunur. Ona göre oruç, namaz, zekât gibi görevler gösteriş için değil, kişinin özünü kötülükten arındırmak, olgunlaştırmak içindir. Oysa içinde yaşanan çağın insanı İslam dininin temel ilkelerini bir çıkar aracı olarak kullanmakta, gerçeğinden uzaklaştırmaktadır. Bu nedenle İslam'ın özünden ayrılmak istemeyen bir kimsenin uygulaması gereken yöntem "namaz ehline uyma, onlar ile durma oturma" biçiminde özetlenebilir.

Fuzûlî'nin dili Azeri söyleyişidir, özellikle Nevâî ve Nesîmî'yi anımsatan bir nitelik taşır. Şiirde uyumu sağlayan öğe genellikle, sözcükler arasında ses benzerliğinden kaynaklanır. Aruz ölçüsüne uymayan Türkçe sözcüklerde görülen uzatma ve kısaltmalar Arapça ve Farsça sözcüklerle uyum içine girer. Dilde biri ses uyumu, öteki anlam olmak üzere iki temel öğe dizeler arasında, ses uyumuna dayanan bağlantıdır. Farsça'nın şiire daha yatkın bir dil olduğunu, Türkçe şiir söylemenin güçlüğünü ileri sürmesine karşılık, Türkçe şiirlerinde daha çok başarılı olmuştur. Hadikatü's-Süedâ adlı yapıtında şiir söylemeye pek elverişle olmayan Türkçe'yi başarıyla kullanacağını, bu dili güçlü, elverişli bir şiir durumuna getireceğini ileri süren Fuzûlî'de halk dilinde geçen sözcükler, deyimler, atasözleri önemli bir yer tutar. Kimi şiirlerinde Kuran ve Hadisler'den alıntılarla dizenin anlamı güçlendirilir.

Divan şiirinin bütün ölçülerini, biçimlerini kullanan Fuzûlî'nin yaratıcı gücü, düşünce derinliği, söyleyiş akıcılığı daha çok gazellerinde görülür. Kerbelâ olayıyla ilgili şiirlerinde üzüntüyü çok geniş boyutlar içinde ele alarak şiirinin bütününe yayar, inanan, seven insanı bir "acı çeken varlık" olarak gösterir. Bu tür şiirlerinde sevgi ve aşk birbirini bütünleyen iki öğe niteliğine bürünür. Leylâ ile Mecnun adlı yapıtında işlenen derin özlem, ayrılıktan duyulan acı ağıt özelliği taşıyan şiirlerinde ölüm karşısında duyulan derin sarsıntıya dönüşür.

Şiir, Fuzûlî için, düşünceleri, duyguları ortaya koymaya, insanı anlatmaya, kimi sorunları sergilemeye yarayan bir yaratıdır. Şiir, yalnız şiir olsun diye söylenmez, bir varlık görüşünü dile getirmeyi amaçlar. Şiiri oluşturan özlü ve anlamlı sözdür, söz ile kişi kendini ortaya koyar. Öte yandan söz bir yaratma öğesidir: "Bû ne sırdır kim eder her lahza yoktan vâr söz". Söz, onu söyleyenle bağlantılıdır, onun bulunduğu bilgi ve duygu aşamasını, değer basamağını gösterir.

Artıran söz kadrini sıdk ile kadrin artırır Kim ne mikdâr olsa ehlin eyler ol mikdâr söz

Dizelerinde sergilenen düşünceye göre sözün değerini artıran kendi değerini artırır, kişinin kendi neyse söylediği sözle açığa vurduğu da odur. Söz kişinin aynasıdır.

Fuzûlî, kendinden sonra gelen Türk Divan şairleri arasında Bâkî, Ruhî, Nâilâ, Neşâti, Nedim ve Şeyh Galib gibi sevgiyi şiirlerinin odağı durumuna getiren şairleri etkilemiştir. Öte yandan kimi Alevi ozanlarca da bir "inanç ulusu" olarak benimsenmiş, saygı görmüştür.

Fuzuli'nin Hayatı

Ailesi göçebe hayatı bırakıp günümüzdeki Irak bölgesine yerleşmiş olan Oğuzların Bayat boylarındandır. Fuzûlî; ne kadar kesin bilinmese de 1483 yılında Akkoyunlular zamanında şimdiki Irak'ta Kerbela veya Necef'de doğduğu tahmin edilir.

Fuzûlî iyi bir eğitim almak için ilk önce Hillah şehirinde bir müftü olan babasından, ve daha sonra Rahmetullah adındaki bir öğretmenden eğitim görmüştür. Daha sonraki öğrenimi hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte; eserlerinden islamî bilimler ve dil alanında çok iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Su Kasidesi'nin 2. beytinde; "Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem" "Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su" diyerek astronomi bilgisinin de iyi olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca hamse sahibidir.

Azerice Divanı'nın önsözünde; "İlimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir" demektedir.

Azerice, Arapça ve Farsça divan şiirlerini yazmıştır. Eserlerinde kullandığı dil dönemindeki divan şairlerine göre daha sade, anlaşılır bir Türkçedir. Halk deyişlerinden bolca yararlanmıştır.

Bedensel zevklerden ziyade tasavvufî bir aşk, Ehl-i Beyt'e duyulan özlem, ayrılık acısı şiirlerinin konusunu teşkil etmiştir. Duygu ve düşüncelerini çok içten ve lirik bir şekilde ifade etmeyi kolayca başarmıştır. Bu açıdan bakıldığında Türk şiirinde karşılaştırılabileceği tek şair Yunus Emre'dir. "Leyla ve Mecnun" mesnevîsi aynı konuda yazılmış (Arapça ve Farsça dahil) en iyi mesnevîlerden biridir.

İran şiirinden Hâfız, Türk şiirinden ise Nesimî ve Nevai çizgisini en başarılı şekilde kemâle erdirmiştir. Kendisinden sonra gelen bütün divan şairlerini etkilemiştir. Onun, Kerbela'da 1556 yılında içinde yaygın olan salgın bir hastalık sonucunda, veba veya kolera'dan öldüğü tahmin edilir. Şiirlerinin başkalarıyla karışmaması için gereksiz, manasız anlamına gelen fuzuli mahlasını kullanmıştır.

Seçkin eserleri

Eserleri Azerice, Arapça ve Farsça olmak üzere üç dilde de eser veren Fuzuli'nin eserlerini şu şekilde sıralayabiliriz;

Türkçe manzum eserleri

444 beyitlik Türkçe mesnevi, 1956
  • Leyla ile Mecnun (داستان ليلى و مجنون; Dâstân-ı Leylî vü Mecnûn);
3 bin 96 beyitlik mesnevi. Bir örnek;
یا رب بلا عاشق ايله قيل آشنا منى
بر دم بلا عاشقدن ايتمه جدا منى


آز ايلمه عنایتونى اهل دردن
يعنى كه چوح بلالره قيل مبتلا منى


Yâ Rab belâ-yı ‘aşk ile kıl âşinâ meni
Bir dem belâ-yı ‘aşkdan etme cüdâ meni


Az eyleme ‘inâyetüni ehl-i derdden
Ya‘ni ki çoh belâlara kıl mübtelâ meniLeylâ ve Mecnun 216
  • Risale-i Muammeyat (رسال ﻤﻌﻤيات; Risâle-i Muammeyât);
  • Kırk Hadis,
  • Su kasidesi
  • Hz. Ali Divanı
  • Şikâyetnâme (شکايت نامه; Şikâyetnâme) kafiyeli nesir türündedir;
Kanuni'nin Bağdat'ı fethinden sonra (1534) padişaha kaside (Arapça: قصيدة, oğul qasā'id, قــصــائـد; Farsça: قصیده) sunmuştur. Padişah tarafından beğenilen kasideler karşılığında 9 akçelik maaşla ödüllendirilmiştir. Maaşını alamayınca Şikâyetnâme'yi yazmıştır. Şikâyetnâme Fuzuli'nin en önemli eserlerinden biridir.

Şikâyetnâmesinde Fuzuli şöyle der:

}

Türkçe mensur eserleri

Kerbela olayını anlatan düzyazı, 1837
  • Mektuplar


Farsça manzum eserleri

tasavvuf içerikli, 327 beyitlik Farsça mesnevi

Farsça mensur eserleri



Basımları



Fuzuli'nin Eserleri

Fuzuli sadece şairliğiyle değil, yapıtlarının çokluğuyla da meşhurdur. Üç divanından başka başta Leylâ ve Mecnun olmak üzere birçok eseri vardır. Başlıca eserleri şunlardır: Leylâ ve Mecnun (ünlü bir mesnevidir); Hadikat-üs-Süeda (Kerbelâ Olayı'nı konu alan bu düzyazı ve şiir karışımı eser, şairin en önemli kitaplarından ve Türk edebiyatının şaheserlerinden biridir, sonraki şairleri büyük ölçüde etkilemiş, birçok defa basılmıştır); Beng ü Bade (500 beyitlik Türkçe mesnevi); Heft-Cam (327 beyitlik bir sakiname); Rind ü Zahid (Farsça düzyazı); Hüsn ü Aşk (Farsça düzyazı); Şikâyetname (Türk mizah ve hiciv edebiyatının şaheserlerindendir) v.d.

Başlıca eserleri:

Divan (Türkçe), (ö.s.) 1838; Sıhhat ve Maraz, (ö.s.), 1940; Enisü'l-Kalb, (ö.s.), 1944; Terceme-i Hadis-i Erbain, (ö.s.), 1951, ("Kırk Hadis Çevirisi"); Beng ü Bâde, (ö.s.), 1956; Hadikatü's-Süedâ, (ö.s.), 1955, ("Mutluların Bahçesi"); Leylâ ve Mecnun, (ö.s.), 1955; Rindü Zahid, (ö.s), 1956; Divan (Arapça) (ö.s.),1958; Mektuplar, (ö.s.), 1958; Divan (Farsça), (ö.s.), 1962; Heft Câm, (ö.s.), 1962.

Leylâ ve Mecnun

Türkçe divanı kadar ünlüdür. Bir Arap emirinin kızı Leylâ ile ona âşık olan bir Arap gencinin başından geçenleri anlatır. Mesnevi tarzında yazılmıştır. Zamanımıza kadar 30 defadan fazla basılmış, bütün önemli dünya dillerine çevrilmiştir. Rusya'da opera olarak da bestelenmiştir.

Gazellerinden ve Beyitlerinden Seçmeler:

Gazel

1- Hâsılım yoh ser-i kûyunda belâdan gayrı

Garazım yoh reh-i aşkında fenâdan gayrı

2- Ney-i bezm-i gamem ey âh ne bulsan yele ver

Oda yanmış kuru cismimde hevâdan gayrı

3- Yetti bîkesliğim ol gaayete kim çevremde

Kimse yoh çevrile girdâb-ı belâdan gayrı

4- Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bâd-i sebâdan gayrı

5- Bezm-i aşk içre Fuzûlî nice âh eylemeyen

Ne temettu bulunur bende sadâdan gayrı
 Açıklama:


1-Senin sokağının başında beladan başka elde ettiğim (bir şey) yok -aşkının yolunda yok olmaktan (ölmekten) başka da bir amacım yok.

2-Ey ah! Gam (hüzün) meclisinin ney'iyim, ateşe yanmış kuru vücudumda arzudan başka ne bulursan yele ver (savur) dağıt.

3-Kimsesizliğim o dereceye vardı ki, çevremde -bela girdabından başka dönen kimse yok.

4-Bana, ne gönül ateşinden başka kimse yanar,-ne de tan yelinden başka kimse kapımı açar.

5-Fuzûlî! Aşk meclisinde nasıl ah etmeyeyim? -bende sesten başka ne kâr bulunur.

Gazel
1 bende mecnundan füzun aşıklık istidadı var
  aşık-ı sadık benem mecnunun ancak adı var


2 kıl tefahür kim senin hem var ben tek aşıkın
  leylanin mecnunu şirinin eğer ferhadı var


3 ehl-i temkinem beni benzetme ey gül bülbüle
  derde sabrı yok anın her lahza bin feryadı var


4 öyle bed-halem ki ahvalim görende şad olur
  her kimin kim dehr cevrinden dil-i naşadı var


5 gezme ey gönlüm kuşu gafil feza-yı aşkta
  kim bu sahranın güzer-gahında çok sayyadı var


6 ey fuzuli aşk men'in kılma nasihten kabul
  akl tedbiridir ol sanma ki bir bünyadı var


Açıklama

1 bende mecnundan daha fazla aşıklık özellikleri var
  sadık olan aşık benim, mecnunun sadeece adı var


2 ben senin aşığınım ki bununla övünmelisin
  nasıl leylanın mecnunu şirinin ferhadı var


3 aklım başımda ey gül beni bülbüle benzetme
  onun derde sabrı yok her an feryadı var


4 öyle kötü haldeyim ki halimi görenler mutlu olur
  zamanın çarkından kimin neşesiz bir gönlü varsa


5 ey gönlümün kuşu, aşk aleminde boş boş gezme
  cunku bu alemin her yolunda birçok avcısı var


6 ey fuzuli! aşkı yasaklayan nasihatçıya uyma
  o aklın tedbiridir sanmaki onun bir temeli var


---------------------------------------


aşk men'i: aşkı menetme
bünyad: temel
dehr: zaman
ehl-i temkinem: ağırbaşlıyım
nasih: nasihatçı
naşad: neşesiz
tefahür: iftihar




Gazel
 ey firak-i leb-i canan ciğerim hun ettin
 çehre-i zerdimi hun-ab ile gul-gun ettin


 ciğerim kanını gözyaşına döktün ey dil
 vara vara anı Kulzüm bunu Ceyhun ettin


 nice hüsn ile seni Leyla'ya nispet kılayım
 bilmedin kadrimi terk-i ben-i mecnun ettin


 ahd kıldın ki cefa kesmeyesin aşıktan
 aşık-ı vade-i ihsan ile memnun ettin


 cüra cüra mey içip zib-i cemal artırdın
 zerre zerre gözümün nurunu efzun ettin


 ey fuzuli akıdıp seyl-i sirişk ağlayalı
 aşk ehline figan etmeği kanun ettin


 ---------------------------------------


 cüra: yudum
 efzun etmek: çoğaltmak
 hun: kan
 kulzüm: kızıldeniz
 seyl-i sirişk: gözyaşı seli
 zerd: sarı
 zib: süs




Gazel 1 hasılım yok ser-i kuyunda beladan gayrı
garazım yok reh-i aşkında fenadan gayrı
- 2 ney-i bezm-i gamem ey ah ne bulsan yele ver
oda yanmış kuru cismimde hevadan gayrı
- 3 perde çek çehreme hicran günü ey kanlı sirişk
ki gözüm görmeye ol mah-likadan gayrı
- 4 yetti bikesliğim al gayete kim çevremde
kimse yok çevrile girdab-ı beladan gayrı
- 5 ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge
ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı
- 6 bozma ey mevc gözüm yaşı hababın ki bu seyl
koymadı hiç imaret bu binadan gayrı
- 7 bezmi aşk içre fuzuli nice ah eylemeyem
ne temettu bulunur bende sadadan gayrı


------------------------------------------

1 senin etrafında elde edebildigim bir sey yok beladan baska
bir amacım yok aşkının yollarında kendimi kaybetmekten başka


2 uzuntu toplulugunun neyiyim, ne bulursan rüzgara ver
ateşle yanmış kuru cismimde havadan başka


3 hicran günü yüzüme bir perde çek ey gözyaşı
ki gözüm kimseyi görmesin o ay yüzlü güzelden başka


4 yetti artık kimsesizliğim, çevremde kim varsa al
dönen hiç bir şey yok bela girdabından başka


5 ne yanar kimse bana gönül ateşinden özge
ne açar kimse kapımı sabah rüzgarından başka


6 ey dalga! bu sel gözümün yaşının bir kabarcığıdır, bozma
sağlam hiç bir şey bırakmadı bu binadan başka


7 aşk alemi içinde ah edip sızlanma ey fuzuli!
ne kar bulabilirsin ki kendinde bu sedadan başka


------------------------------------------

bi-keslik:kimsesizlik çevrile: dönen habab: kabarcık mah-lika: ay yüzlü mevc: dalga reh: yol seyl: sel sirişk: gözyaşı temettu: kar

Gazel
 1 ya rab belayı aşk ile kıl aşina beni
   bir dem bela-yı aşktan etme cüda beni


 2 az eyleme inayetini ehli derdden
   yani ki çok belalara kıl mübtela beni


 3 oldukça ben götürme beladan iradetim
   ben isterim belayı çü ister bela beni


 4 gittikçe hüsnün eyle ziyade nigarımın
   geldikçe derdine beter et muptela beni


 5 öyle zaif kıl tenimi firkatinde kim
   vaslına mümkün ola yeürmek saba beni


 6 nahvet kılıp nasib fuzuli gibi bana
   ya rab mukayyed eyleme mutlak bana beni


 -----------------------------------------


 1 tanrım, aşk belasıyla beni tanıştır
   bir an bile aşk belasından uzak tutma beni


 2 elinin bolluğunu dert isteyenlerden esirgeme
   yani bir sürü belalara müptela et beni


 3 ben olduğum sürece beladan dileğimi çevirme
   çünkü ben belayı istiyorum, bela ister beni


 4 sevgilimin güzelliğini gittikçe artır
   bela geldikçe derdine daha beter müptela et beni


 5 vücudumu onun ayrılığında öyle hafif kıl ki
   hafif esen sabah rüzgarı bile ulaştırabilsin ona beni


 6 kibirlilik edip fuzuli gibi bana
   ey tanrım, bir an bile başbaşa bırakma kendimle beni


 -----------------------------------------


 iradet: dilek
 nahvet: kibirlilik
 nigar: sevgili


     Gazel


    Ey gönül yârı iste candan geç
    Ser-i kûyun gözet cihandan geç


    Yâ tama' kes hayat zevkinden
    Yâ leb-i lâl-i dil-sitândan geç


    Mülk-i tecrîddir ferâgat evi
    Terk-i mâl eyle hân-ü-mandan geç


    Lâ-mekan seyrinin azîmetin et
    Bu harâb olacak mekandan geç


    ı'tibar etme mülk-i dünyâya
    ı'tibar-i uluvv-i şandan geç


    Ehli dünyanın olmaz ahireti
    Ger bunu ister isen andan geç


    Meskenin bezm-gâh-i vahdettir
    Ey Fuzûlî bu hâk-dandan geç




Gazel



Ey bî-vefa ki âdet oluptur cefâ sana Bi'llah cefadır olma demek bî-vefa sana

Geh nâz ü geh kirişme vü geh işvedir işin Cânın sevenler olmasa yiğ âşnâ sana

Bin cân olaydı kâş men-i dil*şîkestede Tâ her biriyle bir kez olaydım fidâ sana

Aşkından mübtelalığımı ayb eden sanır Kim olmak ihtiyâr iledir mübtelâ sana

Ey dil ki hecre düzmeyip istersin ol mehi şükr et bu hâle yoksa gelir bir belâ sana

Et gül gâmımda eşk ruh-i zerdim etti âl Bildirdi ola sûret-i hâlim sabâ sana

Düşmez çü şâh kurbu Fuzûlî gedâlara Ol şehden iltifat ne nisbet bana sana

Gazel



Ol ki her sa'at gülerdi çeşm-i giryânım görüp Ağlar oldu hâlime bî-rahm cânânım görüp

Eyleyen ta'yin-i cezâ-yi müdâvâ derdime Terk edip cem' etmedi hâl-i perîşânım görüp

Lâle-ruhlar göğsümün çâkine kılmazlar nazar Hiç bir rahm eylemezler dâğ-i hicrânım görüp

Tut gözün ey dûd-i dil çerhin ki devrin terk edip Kalmasın hayrette çeşm-i gevher efşânım görüp

Pertev-i hur-şîd sanmam yerde kim devr-i felek Yere urmuş âf-tâbın mâh-i tâbânım görüp

Suda aks-i serv sanmam kim koparıp bağ-bân Suya salmış servini serv-i hırâmânım görüp

Ey Fuzûlî bil ki ol gül-'ârızı görmiş değil Kim ki ayb eyler benim çâk-i girîbânım görüp

Gazel

Gönülde bin gâmım vardır ki pinhân eylemek olmaz Bu hem bir gam ki il ta'nından efgân eylemek olmaz

Ne müşkil derd olursa bulunur âlemde dermânı Ne müşkil der imiş aşkın ki dermân eylemek olmaz

Fena mülküne çok azm etme ey dil çekme zahmet kim Bu tedbîr ile def'i derd-i hicrân eylemek olmaz

Sakın gönlüm yıkarsın pendden dem urma ey nâsih Hevâ-yi nefs ile bir mülkü vîran eylemek olmaz

Dehânın üzre lâ'lin istemiş dil def-i müşkildir Görünmez hiç cürmü yok yere kan eylemek olmaz

Du'âlar eylerim benden yana bir dem güzâr etmez Ne çâre sihr ile servi hırâman eylemek olmaz

Fuzûlî âlem-i kayd içre sen dem urma aşkından Kemâl-i cehl ile da'vây-i irfân eylemek olmaz

Gazel

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı

Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı

şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım Uyadır halkı efgânım gara bahtım uyanmaz mı

Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı

Gâmım pinhan dutardım ben dedîler yâre kıl rûşen Desem ol bî-vefâ bilmen inanır mı inanmaz mı

Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil Bana ta'n eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı

Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı



Gazel

Ya Rab, belâ-yı aşk ile âşinâ kıl meni Bir dem belâ-yı ışkdan kılma cüda meni

Az eyleme inayetini ehl-i derdden Ya'ni ki çok belâlara kıl mübtela meni

Oldukça men götürme belâdan irâdetim Men isterem belâyı çü ister belâ meni

Temkinimi belâ-yı mahabbetde kılma süst Tâ dost ta'n edüp demeye bî-vefa meni

Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın Geldikçe derdine beter et mübtelâ meni

Öyle zâif kıl tenimi firkatinde kim Vaslına mümkin ola yetürmek sabâ meni

Nahvet kılub nasîb Fuzûlî gibi mana Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak mana meni

Gazel



Eyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünya nedür Men kimem sâkî olan kimdür mey ü sahba nedür

Gerçi cânândan dîl-i şeyda içün kâm isterem Sorsa cânân bilmezem kâm-ı dîl-i şeyda nedür

Vasldan çün âşıkı müstağnî eyler bir visal Âşıka mâşukdan her dem bu istiğna nedür

Hikmet-i dünya vü mâfiha bilen ârif degül Ârif oldur bilmeye dünya vü mâfiha nedür

Âh u feryâdun Fuzûlî incidübdür âlemi Ger belâ-yı ışk ile hoşnûd isen gavga nedür

Gazel



Hansı gülşen gülbün-ü serv-i hırâmânunca var Hansı gülbün üzre gonca la'l-i handânunca var

Hansı gülzâr içre bir gül açılur hüsnün kimi Hansı Gül bergi leb-i lâl-i dür-ebşânunca var

Hansı bâgun var bir nahli kadün teg bâr-ver Hansı nahlün hâsılı sib-i zenahdânunca var

Hansı hûnî sen kimi cellâda olmuşdur esîr Hansı cellâdun kılıcı nevk-i müjgânunca var

Hansı bezm olmuş münevver bir kadün teg şem'den Hansı şem'ün şu'lesi ruhsâr-ı tâbanunca var

Hansı yerde tapılır nisbet sana bir genc-i hüsn Hansı gencün ejderi zülf-i perîşânunca var

Hansı gülşen bülbülün derler Fuzûlî sen kimi Hansı bülbül nâlesi feryâd ü efgânunca var



Gazel



Ney kimi her dem ki bezm-i vaslünı yâd eylerem Tâ nefes vardur kuru cismümde feryâd eylerem

Rûz-ı hicrândur sevin ey murg-ı rûhum kim bugün Bu kafesden men seni elbette azâd eylerem

Vehm edüp tâ salmaya sen mâha mihrin hiç kim Kime yetsem cevr-ü zulmünden ana dâd eylerem

Kan yaşum kılmaz vefâ giryân gözüm isrâfına Munca kim her dem ciğer kanından imdâd eylerem

ıncimen her nice kim ağyâr bî-dâd eylese Yâr cevri içün gönül bî-dâda mutâd eylerem

Bilmişem bulman visâlinlik bu ümmîd ile Gâh gâh öz hatır-ı nâ-şâdumı şâd eylerem

Levh-i âlemden yudum eşk ile Mecnûn adını Ey Fuzûlî men dâhi âlemde bir ad eylerem

Gazel



Bilmez idüm bilmek ağzun sırrını düşvâr imiş Ağzunı derlerdi yoh dedüklerince var imiş

Âciz olmuş yakmağa âhı ile kûhu Kûh-ken Neylesün miskin anun 'ışkı hem ol mikdâar imiş

Daşa çekmiş halk içün Ferhâd şîrîn suretin 'Arza kılmış halka mahbûbun 'aceb bî-'ar imiş

Ka'be ihrâmına zâhid dediler bel bağladı Eyledüm tahkîk anun bağlanduğı zünhâr imiş

'Ömrlerdir eylerem ahvâl-i dünyâ imtihân Nakd-i 'ömr ü hâsıl-ı dünyâ hemün bir yar imiş

Zevk-i dîdârı ile dir-dârun yoh etdüm varumı Devlet-i bâkî ki derler devlet-i dîdâr imiş

Dün Fuzûlî 'ârızun görgeç revân tapşurdu cân Lâf edüp derdi ki cânum var emânet-dâr imiş

Gazel





Kad enâr el-aşk-ı li'l-'uşşâkı minhâci'l-hüdâ Salik-i râh-i hakikat aşka eyler iktida

Aşktır ol neş'e-i kâmil kim andandır müdâm Meyde teşvir-i hararet neyde te'sir-i sadâ

Vâdi-i vahdet hakikatte makâm-i aşktır Kim müşahhas olmaz ol vadide sultândan geda

Eylemez alvet-sarây-i sırr-i vahdet mahremi Âşıkı ma'şuktan ma'şuku âşıktan cüda

Ey ki ehl-i aşka söylersen melâmet terkin et Söyle kim mümkin midir tağyîr-i takdîr-i Hudâ

Aşk kilki çekti hat levh-i vücûd-i âşıka Kim ola sâbit Hak isbâtında nefy mâ'ada

Ey Fuzûli intihâsız zevk buldun aşktan Böyledir her iş ki Hak adiyle kılsan ibtida

Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib!

Kılma derman kim, helakim zehri dermanındadır



Ol yire varanı eylesun Hak cennetmekan Anın meni her daim şen olasız duada

Su Kasidesi

KASÎDE DER NA'T-I HAZRET-İ NEBEVÎ (Su Kasidesi)



               Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
               Kim bu denli dutuşan odlara kılmaz çare su


               Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
               Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su


               Zevk-i tiğından aceb yok olsa gönlüm çâk çâk
               Kim mürûr ilen bırakır rahneler dîvâre su


               Suya versin bağ-ban gülzar-ı zahmet çekmesin
               Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin-gülzâre su


               Ohşadabilmez gubârını muharrir hattına
               Hâme tek bakmaktan inse sözlerine kare su


               Ârızın yâdiyle nem-nâk olsa müjgânım n'ola
               Zayi olmaz gül temennâsiyle vermek hâre su


               Gam günü etme dîl-i bîmardan tiğin diriğ
               Hayrdır vermek karanû gecede bîmâre su


               ıste peykânın gönül hecrinde şevkim sâkin et
               Susuzum bu sahrede benim'çün âre su


               Ben lebim müştâkıyım zühhâd kevser tâlibi
               Nitekim meste mey içmek hoş gelir huş-yâre su


               Ravza-ı kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr
               Âşık olmuş gâlibâol serv-i hoş reftâre su


               Su yolun ol kûydan toprağ olup tutsam gerek
               Çün rakîbimdir dahi ol kûya koyman vare su


               Dest-bûsı arzûsiyle ger ölsem dostlar
               Kûze eylen toprağım sunun anınle yâre su


               ıçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
               Gül budağının mîzacına gire kurtâre su


               Tînet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
               ıktidâ kılmış tarîk-i Ahmed-i Muhtâr'e su


               Seyyid-i nev'i beşer deryâ-yi dürr-i istifâ
               Kim sepiptir mu'cizâtı âteş-i eşrâre su


               Kılmak için taze gül-zâr-i nübüvvet revnakın
               Mu'cizinden eylemiş izhar seng-i hâre su


               Mu'ciz-i bir bahr-i bî-pâyan imiş âlemde kim
               Yetmiş andan bin bin âteş-hâne-i küffâre su


               Hayret ilen parmağın dişler kim etse istima
               Parmağında verdiği şiddet günü Ensâr'e su


               Eylemiş her katrede bin bahr-i rahmet mevc-hîz
               El sunup urgaç vuzu-ı için gül ruhsâre su


               Hâk-i pâayine yetem der ömrlerdir muttasıl
               Başını taştan taşa vurup gezer âvâre su


               Zerre zerre hâk-i der-gâhına ister salar nûr
               Dönmez ol der-gâhdan ger olsa pâre su


               Zikr-i na'tın virdini derman bilir ehl-i hatâ
               Eyle kim def-i humar için içer mey-hâre su


               Yâ Habîbâ'llah yâ Hayr'el-beşer müştâkınım
               Eyle kim leb-teşneler yanıb diler hem vâre su


               Sensin ol bahr-i kerâmet kim şeb-i Mi'rac'da
               şeb-nem-i feyzin yetirmiş sâbit ü seyyâre su


               Çeşm-i hûr-şidden her dem zülâl-i feyz iner
               Hâcet olsa merkâdin tecdîd eden mi'mâre su


               Bîm-i dûzah nâr-i gam salmış dîl-i sûzânıma
               Var ümîdim ebr-i ihsanın sepe ol nâre su


               Yümn-i na'tinden güher olmuş Fuzûlî sözleri
               Ebr-i nîsandan dönen tek lü'lü-i şeh-vâre su


               Hâb-ı gafletten olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
               Hâb-i hasretten dökende dîde-i bîdâre su


               Umduğum oldur ki Rûz-i Haşr mahrûm olmayam
               Çeşm-i vaslın vere ben teşne-i dîdâre su 

Kaynak

  • http://tr.wikipedia.org/wiki/Fuz%C3%BBl%C3%AE
  • http://www.math.umn.edu/~ata/divan/fuzuli1.html
  • http://www.edebiyatogretmeni.net/fuzuli.htm
Önceki Paylaşımlar