Vincent Van Gogh

Vincent Van Gogh

Vincent Willem van Gogh(30 Mart, 1853 - 29 Temmuz, 1890) Hollandalı ressam, Avrupa sanat tarihinin en büyük ressamlarından biri olarak bilinir. Van Gogh, bir papazın oğlu olarak 1853 yılında Hollanda'nın güneyinde bir köyde dünya'ya geldi. 19. yüzyılın yazgısı en trajik sanatçılarından biri olan Van Gogh, içinde sürekli bunaltılar yaşar ve hiçbir işe yaramadığına

Vincent Van Gogh (fransızca) ingilizcesi

1. n. Vincent van Gogh
2. (1853-90) Dutch postimpressionist painter
3. creator of Starry Night,n. Vincent Van-Gogh
4. (1853-90)n. Vincent van Gogh
5. (1853-90) Dutch postimpressionist painter
6. creator of Starry Night,

Vincent Van Gogh (ingilizce) fransızcası

1. Vincent Van-Gogh (1853-1890)
2. peintre néerlandais

Vincent Van Gogh (ingilizce) almancası

1. Vincent van Gogh (holländischer Maler)

Vincent Van Gogh (ingilizce) italyancası

1. Vincent Van-Gogh (1853-90)
2. pittore olandese del post-impressionismo

Vincent Van Gogh (ingilizce) ispanyolcası

1. Vincent Van Gogh (pintor holandés)

Vincent Van Gogh (ingilizce) portekizcesi

1. (1853-1890) pintor holandês pós-impressionista

Vincent Van Gogh (ingilizce) flemenkcesi

1. Vincent Van-Gogh (hollands schilder)
Vincent Van Gogh öldüğünde, 37 yaşındaydı.
Vincent Van Gogh, günü, bir Perembe günü doğdu. Yaşasaydı 38. yaşına basacağı bir sonraki doğum gününe, bugünden itibaren 102 gün vardı.
Vincent Van Gogh' burcu Koç burcuydu.
Hayır, Vincent Van Gogh 01/01/1970 tarihinde öldü.
<b>Vincent Van Gogh</b>Kendi portresi (1886)
Vincent Van GoghKendi portresi (1886)
Vincent Willem van Gogh (30 Mart, 1853 - 29 Temmuz, 1890) Hollandalı ressam, Avrupa sanat tarihinin en büyük ressamlarından biri olarak bilinir.

Yapıtlarının hepsini (900 resim ile 1100 çizim) akıl hastalığına yakalanıp kendini öldürmeden önceki on yıllık süre içerisinde üretti. Yaşamı süresince hiçbir yapıtını satamayan Van Gogh'un tanınması, ölümünden 11 yıl sonra, 1901'de resimlerinden 71'inin Paris'de sergilenmesiyle başlar.

Bugün Avrupa sanat geçmişinin en önemli ressamlarından biri sayılan Van Gogh'un (Hollandaca söylenişi "fan hoh", ama Türkçe'de "van gog" olarak yaygındır), dışavurumculuk, fauvism ile soyutlama'nın erken dönemleri üzerinde büyük etkisi olmuştur. Amsterdam'daki Van Gogh Müzesi, onun ve çağdaşlarının yapıtlarını barındırır. Yine Hollanda'daki Otterlo müzesinde de çok sayıda Van Gogh yapıtı vardır.

Van Gogh'un bazı resimleri yeryüzünün en pahalı resimleri arasında yeralırlar. 1987'de "Irisler (Süsenler)" adlı tablosu 53.9 milyon ABD dolarına, 1990'da da "Doktor Gachet'in Portresi" adlı tablosu da o zamana dek görülmemiş 82.5 milyon ABD dolarına satılmıştır.

Van Gogh, bir papazın oğlu olarak 1853 yılında Hollanda'nın güneyinde bir köyde dünya'ya geldi. 19. yüzyılın yazgısı en trajik sanatçılarından biri olan Van Gogh, içinde sürekli bunaltılar yaşar ve hiçbir işe yaramadığına olan inancı, bir şeyler yapma, bir çıkış bulma isteğidir bunaltılarının nedeni. Acı çeker, mutsuzdur, huzursuzdur ve yalnızdır ama resimleriyle neşe ve sevinç uyandırmak istemiş, acıları sevince, hüzünleri neşeye ve yalnızlığı birlikteliğe döndürmeye çalışmıştır. İnsanların yalnızlık, hüzün ve acı içindeki hallerinden etkilenip bunları da resimlerinde yansıtmıştır. Acı çekenlere ilgi duymuştur; içinde yaşadığı dünyada kendisini uyumsuz hisseden bütün melankolikler gibi. Mutsuz olması yalnızlığındandır. Hiçbir zaman hiçbir şeyi başaramayacağına olan inancı, kendisinden kuşku duyması, trajik yazgısı, yaşamına son vermesidir onu melankolik yapan. Dünyada kendisini alçalmış, sevgilerden uzaklaşmış görmüştür Van Gogh. Yararsızlığının kendi elinde olmadığını, yazgının çizdiği olaylar dizisi sonucu bir kafese tıkıldığını, bir şeyler yapmak istediğini ama bunun yolunu bulamadığını yazar Theo'ya mektuplarında. Daha sonra yapacağı işi bulmuş ve kendini tamamıyla ona adamıştır büyük bir coşkuyla.

Sanatı

İlk dönem karakalem çalışmalarında maden işçilerini, köylüleri ele almış, patates yığınları, dokuma tezgahı gibi konuları işlemiş bir yandan da kasvetli gökler ve koyu renklerle iç karartıcı manzaralar resmetmiştir. Patates Yiyenler tablosu bu kasvetli ve iç karartıcı dönemini simgeler (Vincent Van Gogh Museum, Amsterdam). 1885 tarihli resimde iç mekanda günlük yaşam konu edinilmiştir. İşçiler kendi ektikleri patatesleri paylaşarak yerken gösterilmişlerdir. Tek ışık kaynağı yukarıdan sarkan bir lambadır. Lambanın ışığı patatesleri aydınlatır. Resmin genelinde aynı renk ve tonlar hakimdir. Yeşilin ve kahverenginin koyu tonları. Patatesin tozlu rengini elde etmeye çalışıyordu. Bütün resme hakim olan renk yabani patates rengiydi. Resmin kasvetli ve karanlık görünümü ve insanların yüzleri, yoksulluğu melankolik bir atmosfer yaratıyor. Bu tür insanları gözlemleyen Van Gogh da yoksulluğun ne demek olduğunu biliyordu Bu dönemlerde kardeşine yazdığı bir mektupta " Böyle devam ederse hedefime varamayacağım. Bu kadar uzun zaman aç kalmasaydım bünyem daha kuvvetli olurdu. Fakat her seferinde daha az çalışmak ya da aç kalmak şıklarından birini seçmem gerektiğinde ben hep aç kalmayı tercih ettim. Bir insan buna nasıl dayanabilir' Açlığın etkisini resimlerimde öylesine görebiliyorum ki geleceğim için kaygılanıyorum". 1882 tarihli Hüzün adlı taşbaskısında oturan çıplak bir kadın tasvir edilmiştir (Vincent Van Gogh Museum, Amsterdam). Kadının başı dizine doğru eğilmiştir ve kolları arasında kalmıştır. Koyu renk uzun saçları çıplak sırtından aşağıya dökülmektedir. Saçlar ten rengiyle kontrast oluşturur. Figürün dış hatları belirginleştirilmiştir. Kolları arasında kalan yüzü görülmez ama büyük ihtimalle ağlamaktadır ya da üzgün bir ifade içindedir. Tek başına bırakılmış, çaresiz bir durumu vardır. Kederleriyle birlikte yapayalnızdır, itilmiştir. Kederin dokunaklı bir ifadesine tanık oluyoruz. Buradaki kadın Van Gogh'un birlikte yaşadığı alkolik, gebe ve fahişe Sien'dir. Bu resmin bir de karakalemle yapılmış deseni vardır. Van Gogh'un 1890 yılında Sonsuzluğun Eşiğinde - 1890- adlı resminde de yine kederler içindeki bir insanın tasviri vardır (Rijksmuseum Kröller Muller, Otterlo ). Resimde sandalye üzerinde oturan mavi pantolon ve gömlekli yaşlı bir adamın derin acısı yansıtılmıştır. Yaşlı adam yumruk yaptığı elleriyle yüzünü kapamış, dirseklerini bacaklarının üzerine dayamış ve öne doğru eğilmiştir. Gözleri ve yüzü görünmüyor ama o da ağlamaklı ve yıkılmış bir durumdadır. Yine aynı yıl yaptığı Doktor Gachet'in Portresi -1890- adlı resimde de masaya dirseğini dayamış oturan bir adam görülür (Musee du Jeu de Pavme,Paris). Beyaz kasketli figürün yumruğu yanağında be başını destekler. Düşünceli ve kederli görünümlü Doktor Gachet'in kendisine sinirli olduğu kadar hasta göründüğünü de belirtir Van Gogh. Figürün yüzünde melankoli, hüzün, çaresizlik ve umutsuzluk hakimdir. Bu hüzün resmin her yanına yayılır. Bütün renkler ve çizgiler bu melankolik atmosfere uyar. Figürün çizgileri kasvetli görünümü izler ve bu duygusal ruh halini açığa vurur. Üzerindeki lacivert ceket ve arka planın koyu mavi rengi ve yüzün solgunluğu ifadeyi güçlendirir.

van Gogh resimde kendini yaşamdan koparıp alacak yolu arıyordu. Coşkusunu, içinde kopan fırtınaları, hüzünleri, aşırı hislerini portrelerine yansıtan ikinci bir ressam daha yoktur. Kendisiyle sürekli hesaplaşan, bir türlü emin olamayan, bir başkasının eline bakmaktan dolayı sürekli ezik ve hassas olan ama gittiği, inandığı yoldan vazgeçmeyen, çevresindekiler tarafından anlaşılamamış bir Van Gogh. Acılarıyla, mutsuzluğuyla, huzursuzluğuyla, arayışları, hırsı, coşkusu, sonsuz yalnızlığı, sevgiye açlığı, yoksulluğu, yaptığına duyduğu saygı, kısa yaşantısına sığdırdığı onca yapıtı, erkek kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplar, hastalığı, krizleri, bir tas çorba ile boya tüpü arasındaki seçimleri onu Van Gogh yapanlar. "Çoğu zaman 30 yaşında olduğuma inanamıyorum. Çok daha yaşlı hissediyorum kendimi. En çok beni tanıyanların çoğunun bana 'rante' gözüyle baktıklarını düşündüğümde ve bazı şeyler değişmezse belki de haklı çıkacaklarına inandığımda içim kararıyor, sanki bu şimdiden gerçekleşmişçesine bir umutsuzluğa kapılıyorum"

Ren Nehrinde Yıldızlı Bir Gece -1888-
Ren Nehrinde Yıldızlı Bir Gece -1888-
Ren Nehrinde Yıldızlı Bir Gece -1888- adlı manzarasında yıldızlı gecenin tasviri göz kamaştırıcıdır. Işık saçan yıldızlar, kıyıdan denize vuran yapay ışıklar ve lacivertle mavi tonları resmin bütününe yayılır. Ön planda yürüyen bir çift görülür. Buradaki ve başka resimlerinde görülen çiftlerden erkek olanı kızıl saçlı olarak tasvir edilmiştir. Hayatı boyunca yalnız olan ressam gerçek hayatta asla bulamadığı eşini resimlerinde hep yanında çizmiştir. Figürler manzarada çok küçüktür ve yüzleri seyredene dönüktür. Bir mektubunda " Gece manzaralarını ve gece ortamının özelliklerini, gecenin gerçek karanlığı içinde ve yerinde tuvale aktarma sorunu beni her taraftan kuşatmakta" diye yazmıştı. Gökyüzündeki yıldızlara gitmek için ölümün bir araç olduğunu belirtir. Ölümle ulaşılan yıldızların erişilir olabileceğini düşünüyordu. Gece karanlıktır, korkudur, ölümdür, uykudur, yalnızlıktır, hüzündür. Bulutlu Göğün Altındaki Buğday Tarlası -1890-resmi için "bunlar kasvetli gökyüzünün altında uzanan uçsuz bucaksız buğday tarlaları...derin kederi ve sonsuz yalnızlığı ifade etmekte zorlanmadım" diye yazar Theo'ya mektubunda. (Vincent Van Gogh Museum, Amsterdam). Ancak ona göre üzüntü ve üzgün yine de iyileştiricidir ve neşelidir. Resmin yarısından çoğunu kaplayan koyu mavi tonların hakim olduğu gökyüzü altında sarılar ve yeşiller beyazlarla ışıklandırılmış tarlalar uzanmaktadır. Önde birkaç küçük gelincik başı vardır. "Kanımca somurtkan yeşil renkler toprak rengi tonlarıyla iyi bir uyum içinde; bunda sağlıklı ve bu yüzden itici bulmadığım bir üzüntü havası var" Buğday Tarlası ve Kargalar ' da -1890-yine kasvetli ve karanlık bir gökyüzü tasviri vardır (Vincent Van Gogh Museum, Amsterdam). Van Gogh bu resimle de yine kederini ve aşırı yalnızlığını iletmeye çalışmıştır. Geniş tarladan üç ayrı yol ayrılır. Seyreden resmin köşesinde veya tarlada patikanın sonunun ve ufkun nerede olduğunun bilinmezliğiyle sarsılır. Geniş açık tarlaların normal perspektif kurgusu tersine dönmüştür. Çizgiler resmin önünde buluşmak için ufuktan kaçar. Vincent bu resmi yaparken önünde malzemeleriyle ufka doğru yükselen iki yolun böldüğü buğday tarlasının - üçüncü yol resmin sağ alt köşesinde kalmıştır- karşısında yere çökmüş ve önce sola sonra sağa iki kez ateş etmişti. Kara kuşlar ölümü çağrıştırır. Fırtınalı alçak gökyüzünde uçuşan kargalar ve gökyüzünde belirgin mor fırça vuruşları izleyende yalnızlık ve keder duygularını uyandırır. 29 temmuz 1890 da kendini vuran Van Gogh iki gün sonra ölmüştür. Ölümünden sonra üzerinde bulunan kardeşine yazdığı ama göndermediği mektupta " kısaca sanat uğruna hayatımı tehlikeye atıyorum ve bu yüzden aklımın yarısını yitirdim" diye yazmıştır.

Yaşam öyküsü

Basit bir rahibin oğlu, ama zengin tablo tacirlerinin yeğeniydi, 1869'da, Paris'in Goupil galerisi tarafından La Haye'de açılan şubeye satıcı olarak girdi.

1873'te buradan müessesenin Brüksel, daha sonra Londra şubesine nakledildi. Ev sahibesinin kızı Ursula Loyer ile evlenmek istedi. Bu teklifin reddedilmesi üzerine ilk ruhi buhranını geçirdi. Yerinin değiştirilmesini istedi ve Paris'e yerleşti (1875). Meslekdaşı İngiliz Gladwell ile teması mistikliğini coşturdu ve çalışması düzensizleşti.

Aralıkta, Noel yortusunu geçirmek üzere Etten'de (Kuzey Brabant) ailesinin oturduğu rahip evine hareket etti ve işinden ayrıldı. Nisan 1876'da Ramsgate'e gitti; orada özel bir öğretim kurumunda çalıştı. Babasının oturduğu rahip evine döndükten sonra, 1877 başında Dordrecht'te bir kitabevine girdi. Ama düzenli bir çalışma gösteremedi; çünkü rahip olmayı aklına koymuştu. Bunun üzerine, amcalarından ikisi kendisine Amsterdam'a gelerek oradaki ilahiyat okuluna hazırlanmak imkânını sağladılar. Ama on beş ay boyunca büyük bir çaba gösterdiği inancıyla çalışmasına rağmen sonuç başarılı olmadı.

Brüksel'de bir rahip okuluna kabul edilen Van Gogh, Mens yakınlarındaki Borinage'a gönderildi; orada kendisine çok acı veren bir olaya şahit oldu: maden işçilerinin sefaletini gördü ve onlar için varını yoğunu harcadı. Gerçekle bu temas Van Gogh'a Tanrı inancını kaybettirmişti. Bu umutsuzluk aylarının hatırasını muhafaza edebilmek için Belçika'nın güneyi ile Fransa'nın kuzeyinde yaya dolaşarak resim çizmeye başladı.

Bitkin düşmüştü; 1880 ilkbaharında kısa bir süre Etten'de kaldı. Bu sıkıntı ve yalnızlık döneminde, Paris'teki Goupil galerisinde onun yerine geçmiş olan erkek kardeş Theo'ya uzun mektuplar yazmaya başladı.

Theo, Van Gogh'a yardım vaat etti ve desenlerinin kabiliyetini ortaya koyduğunu görerek, yolunu şaşırmak üzere olan kardeşini destekledi. Theo'nun para yardımını kabul eden Van Gogh desen çalışmak üzere Brüksel'e gitti. Sonra gene Etten'e döndü, ama hırçın karakteri yüzünden rahip evindeki hayat ona güç geldi. Üstelik, Kate adındaki genç bir dul olan kuzinine âşık olmuştu.

Genç kadın La Haye'e çekildi, ama Van Gogh peşini bırakmadı ve Kate'i görmesine engel olunursa kendi elini yakacağını söyledi. Bu ara, bir fahişeyle tanıştı. Sien adındaki bu kadının acınacak durumu Van Gogh'u duygulandırmıştı. Bu kadın ve çocuklarıyla birlikte yaşadı, mutluluğu bulduğunu sandı ve resim yapmaya başladı, ilişkisini uzun süre kardeşinden sakladı; ama Theo, 1883 eylülünde yaptığı bir ziyaret sırasında durumu gördü.

Van Gogh, istemeyerek Sien'den ayrıldı; Drenthe bölgesine gitti; orada birçok manzara resmi yaptı; sonra, artık Nuenen'de (Kuzey Brabant) olan baba evine döndü. 1885'te babası öldü. Van Gogh o sırada en verimli çağındaydı. İlk büyük kompozisyonu olan Patates Yiyenlerdi (Kröller-Müller müzesi) bu dönemde yaptı. Daha önce ise birçok taslak çizmişti. Tekniğini zayıf buluyordu; bunun için Anvers akademisine yazıldı; ama okul disiplinini kabul edemedi; 1886'da, kardeşine haber vermeden Paris'e gitti. Buraya kadar, Van Gogh'un hayatı, kardeşi Theo'ya hemen her gün yazdığı uzun mektuplar dolayısıyla bilinir. Ama Theo'nun Van Gogh ile birlikte Montmartre'da geçirdikleri iki yıl hakkında elde çok az belge vardır.

Van Gogh'un evrimi sadece resim dolayısıyla bilinmektedir. Başlangıçta ağır ve karanlık olan resmi, Theo'nun eserlerini sattığı izlenimcileri keşfetmesinden sonra aydınlandı. Atelyede Cormon ile birlikte çalıştı; Emile Bernard, Toulouse-Lautrec ve Gauguin ile ilişki kurdu. Paris'te, git gide daha serbest bir dokusu olan iki yüz kadar tuval hazırladı; Montmartre'dan, Asniere'den manzaralar ve kendi kendisinin yirmi üç portresini yaptı. Haşin karakteri birlikte yaşamayı güçleştirdiği için kardeşi ona güneye gitmesini, o sıralar Japon estamplarında aradığı yoğun ışığı güneyde bulabileceğini öğütledi.

Van Gogh 1888 şubatında Arles'a vardı ve çalışmaya koyuldu. Ama yalnızlıktan rahatsız oldu, dostlarının yanında çalışacağı bir atelye hayal etmeye başladı; kardeşi Theo'nun Gauguin'in bir resmini satın almasını sağladı. Gauguin böylece, Bretagne'dan ayrılarak Van Gogh'un Arles'daki evine yerleşebilecekti. Ekimde Gauguin geldi; ama aralarındaki anlaşmazlıklar git gide arttı. Sonunda, bir gün Van Gogh, Gauguin'in üstüne yürüdü, sonra kendi kulak memesini kesti. Gauguin'in kaçmasından sonra Theo kardeşinin yanına döndü ve kendini Arles hastahanesine kaldırttı.

1889 Mayısında ise Van Gogh Saint-Remy yakınındaki Saint-Paul-de-Mausole akıl hastahanesine yatmak istedi. Burada, irsi bir sara çeşidinin yol açtığı nöbetlere rağmen çalışmasına hırsla devam etti. Provence'ta iki yüz elliden çok portre (Kesik Kulaklı Kendi Portresi, Arles'lı Kadın, Postacı Roulin) ve manzara resmi (Arles'daki İngiliz Köprüsü, Zeytinlik, San Buğdaylar), kamış kalemle birçok desen yaptı.

Ocak 1890'da, Mercure de France'ta yayımlanan ve hayatı boyunca kendisiyle ilgili tek makale olan, Albert Aurier imzalı bir yazı çıktı. Mayıs'ta Paris'e döndü; sonra, Pontoise yakınında. Dr. Gachet'nin oturduğu ve Pissarro tarafından kardeşine tavsiye edilen Auvers-sur-Oise'a yerleşti. Doktor kendisini iyi karşıladı; ama ilişkilerinin kısa zamanda bozulduğu sanılır.

27 Temmuz 1890'da Pontoise'dan aldığı bir tabanca ile intihara kalkıştı; kaldığı otelin sahibi. Dr. Gachet'yi çağırttı; doktor Van Gogh'un durumunu umutsuz buldu. Gerçekten de Van Gogh öldü. Onun ölümünden altı ay sonra kardeşi Theo da öldü. Theo, Van Gogh'un cenaze töreninde, kardeşinin o ateşli çalışma döneminde yaptığı yetmiş tablodan bazılarını törene gelenlere dağıtmıştı. Böylece, ölümünden önce adı bilinmeyen Van Gogh, özellikle 1891'de Bağımsız sanatçılar salonunda düzenlenen sergi sayesinde kısa zamanda ün kazandı.

Beylik ve kaba gerçeklerin ressamı olan Van Gogh (meselâ natürmortları), bu gerçeklerde bütün bunalımlarını, Tanrı ve ışık özlemini yansıtmayı bildi. Hollanda resmiyle, özellikle de Rembrandt ile başlayan ve maddeye apayrı bir anlam getiren bu anlayış, Van Gogh'da renklerin büyük karşıtlıklar doğuracak şekilde kullanılışına bağlıdır. Anvers döneminde bu karşıtlık en güçlü biçimine varmış ve gerçekten «insanoğlunun korkunç tutkuları»nı anlatan yepyeni bir dil olmuştur.

Van Gogh, modern ressamlar arasında, çağdaşlarımızın duyarlığını şüphesiz en derin bir biçimde etkilemiş olan kimsedir. Fov'lar ve izlenimciler üstündeki etkisi çok büyüktü. Eserlerinin büyük bir kısmı Kröller-Müller müzesinde ve Hollanda devletine satılmış olan koleksiyondadır (Rijksmuseum). Van Gogh'un, Theo'ya, ailesine ve dostlarına mektupları birçok defa yayımlanmıştır.

Kaynak

Bu sayfa, online kullanıcı topluluğu tarafından oluşturulan ve düzenlenen özgür ansiklopedi projesi Wikipedia'nın Türkçe versiyonu Vikipedi'deki Vincent Van Gogh maddesinden faydalanılarak veya ilgili madde birebir kopyalanarak hazırlanmıştır. Bu makale, GNU Özgür Belgeleme Lisansı ilkeleri kapsamında, Vikipedi sitesi kaynak gösterilerek özgürce kullanılabilir.

Önceki Paylaşımlar