Arkeoloji Tarihi

Kısaca: İnsanlar geçmişin maddi kalıntılarına karşı çok eskilerden beri ilgi duydular. Ama arkeoloji bir disiplin olarak 15. ve 16. ...devamı ☟

İnsanlar geçmişin maddi kalıntılarına karşı çok eskilerden beri ilgi duydular. Ama arkeoloji bir disiplin olarak 15. ve 16. yüzyıllarda Avrupa'da ortaya çıktı. Bunun da nedeni Rönesans hümanistlerinin Antik Çağ sanat yapıtlarına yönelmeleriydi. Gene 15. ve 16. yüzyıllarda italya'da papalar, kardinaller ve soylular eski yapıtları toplamaya ve yeni yeni antik sanat ürünlerinin bulunması için yapılan kazılara mali destek sağlamaya başladılar. Bu sırada Kuzey Avrupa'da da antik kültürle benzer biçimde ilgilenen kişiler ortaya çıktı; onlar da İtalya'daki koleksiyonculara özenip eski yapıtları toplamaya giriştiler. Böylece tarihte ilk kez eski yapıt koleksiyonculuğu başladı.

Yunan ve Roma sanatına duyulan ilginin gittikçe artması ve 18. yüzyılda İtalya'da Pompei ve Herculaneum adlı iki Roma kentinin kazılması arkeolojinin gelişmesinde önemli rol oynadı.

Kazı üzerine yazdığı yazılarla ve hazırladığı değerli taş koleksiyonu kataloguyla arkeoloji alanında çalışan ilk bilim adamı oldu. Bundan sonra klasik arkeoloji, bir dizi arkeologun çalışmalarıyla daha bilimsel bir temel üstüne oturmaya başladı. Hein-rich Schliemann 1870'lerde Troya ve Myke-nai'de Yunan uygarlığının kökenlerini araştırmak amacıyla kazılara başladı. Aynı dönemde M. A. Biliotti Rodos'ta, Ernst Curtius 1875'teh 1881'e değin Olympia'da, Alexander Conze Semendirek Adasında kazılar yaptılar. Conze'nin kazı raporunda ilk kez fotoğraf kullanması, arkeolojide bir çığır açtı. 1900'de Arthur Evans, Girit Adasında Knossos'ta çalışmaya başladı ve Minos uygarlığını ortaya çıkardı.

Napoleon 1798'deki Mısır seferine birlikte götürdüğü bilginlere ülkedeki antik kalıntıları belgeleme olanağı verdi. Böylelikle Mısır arkeolojisinin ilk adımları atıldı ve bu belgeler Description de L'Egypte (1808-25; Mısır'ın Tanımı) adlı yapıtta yayımlandı. Napoleon'un bu seferinde elde edilen bilgilere dayanarak 1822'de Jean-François Champollion Eski Mısır yazısını çözdü. Bundan sonra bilginlerin Mısırlılardan kalma. sayısız yazılı belgeyi okumaları Mısır arkeolojisinin en büyük aşamasını oluşturdu. Avrupalı koleksiyoncuların Mısır'daki eski yapıtlara duydukları ilgi ve istek, Giovanni Battista Belzoni gibi serüvencilerin örgütlü mezar hırsızlıklarına girişmesine yol açtı. Fransız Auguste Mari-ette, Kahire'de Mısır Arkeoloji Müzesi'ni kurup arkeolojide sistemli ve denetimli yeni bir dönemin başlamasını sağladı. İlk kez 1880'de Mısır'da çalışmalara girişen İngiliz arkeolog Flinders Petrie, uzun yaşamı boyunca bu ülkede ve Filistin'de araştırmalar yaptı, yeni buluşlarıyla arkeolojiye önemli katkılarda bulundu. Petrie sistemli bir kazı yöntemi geliştirdi ve bunun ilkelerini Met-hods and Airns in Archaelogy (1904; Arkeolojide Yöntemler ve Amaçlar) adlı yapıtında özetledi. Howard Carter ve Lord Car-narvon ise 1922'de Mısır'da arkeoloji dünyasının en çarpıcı buluşunu gerçekleştirerek Tutanhamon'un mezarını ortaya çıkardılar.

Mezopotamya'da hazine ve sanat yapıtı bulma tutkusuyla höyükler gelişigüzel kazılmaya başladı. 1840'ta bu düzensiz kazıların yerini, daha planlı kazılar aldı. Örneğin Paul-Emile Botta'nın Koyuncuk (Ninive) ve Horsabad'da (Dur Şarrukin), Austen Henry Layard'ın Nimrud (Kalah), Koyuncuk ve Nabi Yunus'ta yaptıkları kazılar bu türdendi. 1846'da Henry Cresvvicke Rawlinson, Mezopotamya çiviyazısım çözmeyi başardı. 19. yüzyılın sonuna doğru yapılan sistemli bir kazıyla, Mezopotamya'da Babilliler ile Asurlardan önce yaşamış ve daha önce bilinmeyen Sümerlerin varlığı saptandı. Sümer uygarlığına ilişkin en ilginç kazı Sir Leonard Woolley tarafından 1926'da Ur'da yapıldı ve Ur kral mezarları gün ışığına çıkarıldı.

Anadolu'da ilk kazı Troya'da Hemrich Schliemann tarafından gerçekleştirildi (1871). Daha sonra Dörpfeld bu kazılan sürdürdü. Almanlar Pergamon, Priene, Mi-letos ve Didyma'da; Avusturyalılar Ephe-sos'ta; Amerikalılar Şardes'te kazılar yaptılar. Ernest Chantre ise çeşitli araştırma ve kazılarla (1893-94) özellikle Hitit uygarlığının ortaya çıkarılmasında çaba gösterdi.

İstanbul Âsar-ı Atika Müzesi adına Makridi Bey ve Hugo Winckler Boğazköy'de yaptıkları kazılarla Hitit devlet arşivini buldular. Sir Leonard Woolley Karkamış'ta, John Garstang Sakçagözü'nde ve Von Luschan Zincirli'de kazılar yaparak Anadolu'daki en önemli Geç Hitit kentlerini buldular.

19. yüzyılda Avrupa'da antikacılık ve ko- leksiyonculuğun yerini, yavaş yavaş bilimsel arkeoloji almaya başladı. Bu yüzyılın başlarında William Smith, Georges Cuvier ve Charles Lyell aynılıkçı katmanlaşmanın (üniformiter stratigrafi) ilkelerini ortaya attılar ve buna göre fosilleşmiş kalıntıların yaşının, toprak altında bulundukları katman ile belirlendiği savını ileri sürdüler. Lyell, Principles of Geology (1830-33; Jeolojinin İlkeleri) adlı kitabında bu görüşü ayrıntılarıyla açıkladı ve insanın çok uzun yıllara dayanan bir geçmişi olması gerektiğini vurguladı.

Alet diye tanımlanan ilk taş kalıntılar ilk kez 18. yüzyılın sonunda ortaya çıktı. Gerçekten insan elinden çıkma bu buluntuların belirli katmanlarda ele geçmesi, insanın, Kitabı Mukaddes'teki kronolojinin temel alınmasıyla İÖ 4004 (ya da İÖ 3761) olarak hesaplanan yaratılış tarihinden çok daha önce de yaşamış olması gerektiğini ortaya koyuyordu. 1859'da Jacques Boucher de Perthes'in Fransa'da Somme Vadisinde (bak. Abbevillien kültür) ve Wüliam Pen-gelly'nin İngiltere'de Devon mağaralarında yaptıkları araştırmalarda, insanın geçmişinin çok daha eskilere dayandığı kanıtlanmaya çalışıldı. Aynı yıl Danvin Origin of Species (1859; Türlerin Kökeni, 1970) adlı kitabını yayımladı. Böylece uygarlık tarihinin ilk aşamasının, yani insanın yalnızca doğada hazır olarak bulduğu bitkileri toplayıp hayvanları avlayarak yaşamını sürdürdüğü ye bütünüyle tüketici nitelikte olduğu evrenin yaklaşık tarihleri saptandı. Daha sonra John Lubbock Pre-historic Times (1865; Tarihöncesi Zamanlar) adlı yapıtında bu evreye Paleolitik Çağ adını verdi. Bundan yaklaşık yarım yüzyıl önce İskandinavyalı arkeologlar, arkeolojik temellerden yola çıkarak, insanın geçmişinde birbirini izleyen teknolojik aşamalar olduğunu ileri sürdüler ve eski yapıt koleksiyonculuğu anlayışında bir devrim yaptılar. C. J. Thom-sen, Kopenhag Müzesi'ndeki malzemeleri birbirini izleyen bu teknolojik aşamalara göre, daha doğrusu kullanılan hammadde sırasına göre Taş, Tunç ve Demir Çağı yapıtları diye sınıflandırdı. Onun öğrencisi J. J. A. Worsaae de, Danimarka'daki turba yataklarında ve mezar tepelerindeki katmanlar göz önüne alındığında, bu tür bir sınıflamanın doğruluğunu kanıtladı. 1850' lerin ortalarında İsviçre'deki göl düzeylerinin düşüklüğü, tarihöncesi İsviçre göl yerleşmelerinin kazılmasına olanak verdi. Burada da teknolojik aşamaların ardışıklığı kuramı doğrulandı. Böylece Taş Çağı, Tunç Çağı ve Demir Çağı kavramları benimsenip kullanılmaya başladı.

Darvvin Türlerin Kökeni'nde insanın çok uzun bir geçmişi olduğunu söylüyordu. İnsan evrimine ilişkin bu görüşün 19. yüzyılın son 40 yılında onaylanması, arkeolojinin gelişmesine olanak veren bir düşünce ortamı yarattı ve insan evriminin bütün öyküsünü ortaya çıkarmada büyük ilerlemelere yol açtı. Lubbock Pre-historic Times adlı yapıtında, daha önce Thomsen ile Worsaae'nin savunduğu üç çağlı sistemi (Taş, Tunç ve Demir), Taş Çağını Paleolitik ve Neolitik olarak ikiye ayırıp, dört çağlı bir sisteme dönüştürdü. Daha sonraki araştırmacılar da Taş Çağını Paleolitik, Mezolitik, Neolitik ve Kalkolitik çağlara ayırdılar. 19. yüzyılın son çeyreğinde Fransa ve İspanya'da çok önemli Paleolitik buluntular ele geçti. Bunlar, Üst Paleolitik Çağa (y. İÖ 30-10 bin) ait heykeller ve mağara resimleriydi. Marcelli-no de Sautuola, İspanya'da Altamira(*) mağarasmdaki resimleri bulduğunda (1875-80), çoğu uzmanlar bu resimlerin Paleolitik Çağa ait olduğunu kabul etmediler. Ama 1900'lerde Fransa'da Les Eyzies'de de benzerleri ele geçince, bunların Paleolitik Çağdan kaldığını kabul etmek zorunda kaldılar. Benzer buluşlar 20. yüzyılda da birbirini izledi. 1940'ta Fransa'daki Lascaux Mağara-sında(*) bulunan resimler bunların en ünlüleridir.

19. yüzyılın son çeyreğinde A. H. Pitt Rivers'ın Dorset'teki Cranborne Chase'te Tarihöncesi'ne ve Roma dönemine ait yer leşmelerde yaptığı kazılar, çağdaş ve bilimsel arkeolojinin kazı tekniğinin temellerini attı. Bu teknik daha sonra Sir Mortimer Wheeler ve Sir Cyril Fox tarafından İngiltere ve Galler'de geliştirilip dünyaya yayıldı.

20. yüzyıl, arkeolojinin Yakındoğu, Akdeniz ve Avrupa dışında, dünyanın başka bölgelerine de yayılmasına tanık oldu. 1920'lerin başında bugünkü Pakistan topraklarındaki Mohenco-daro(*) ve Harappa'da(*) yapılan kazılar, tarihöncesi İndus uygarlığının varlığını ortaya çıkardı. 1920'lerin sonunda Çin'in doğusunda Anyang'ta yapılan kazılar, eski Çin belgelerine göre Shang hanedanına bağlanabilecek bir tarihöncesi Çin kültürünün varlığını gös terdi.

Bütün dünyada en önce Taş Çağı incelendi. Taş Çağma özgü en ilginç buluntular arasında L. S. B. Leakey'nin Tanzanya'daki Olduvai Boğazında(*) ele geçirdiği, yaklaşık 2 milyon yıl öncesine ait insan iskeleti kalıntıları ve taş aletler vardır. Büyük önem verilen yoğun çalışmalar sonucunda Filistin'de Ceriko (Eriha), Irak'ta Hassuna, Türkiye'de Çatalhoyük ve Yakındoğu'da daha pek çok yerde, insanın tüketici nitelikten sıyrılıp üretici bir kimlik kazandığı, yani ilk kez yabani bitki ve hayvanları evcilleştir-diği dönem olan ilk üretim aşamasına (Neolitik Çağ) tarihlenen yerleşmeler gün ışığına çıkarıldı. Böylelikle de hayvanların ve bitkilerin evcilleştirilmesinin kökeninin bu bölgeye özgü olduğu anlaşıldı.

Amerika'da bilimsel arkeolojik çalışmalar Avrupa'dan daha sonra başladı. Ama daha 1784'te Thomas Jefferson, Virginia'da kazdığı höyüklerde dikkatli stratigrafik gözlemler yapmıştı. 20. yüzyılda Tarihöncesi Amerikası ile ilgili iki önemli bilgi elde edildi. Bunlardan biri, mısır dahil pek çok bitkinin bu dönemde Orta Amerika'da da evcilleştirildiği, öbürü de Meksika'da bulunan Ölmek uygarlığının Yenidünya'daki en eski uygarlık olduğuydu.

Arkeolojik çalışmaların giderek yoğunlaşması, sonuçta arkeolojinin bilimsel bir disiplin haline dönüşmesine yol açtı. Artık dünyadaki önemli üniversiteler içinde, arkeoloji bölümü olmayan hemen hemen yok gibidir. Bu alanda günümüzde çok sayıda bilimsel dergi ve kitabın yanı sıra, birçok da popüler kitap ve dergi yayımlanmaktadır. Arkeoloji bilimsel bir disiplin haline geldikten sonra, klasik arkeoloji, Ön Asya arkeolojisi gibi coğrafi alanlara ya da ortaçağ arkeolojisi, endüstriyel arkeoloji gibi konulara göre dallara ayrılmıştır. Bunda kuşkusuz, bir arkeologun insanlık tarihinin tüm evrelerini ayrıntıları ile bilmesinin olanaksızlığı kadar, değişik yöre ve dönemleri incelemek için kullanılan yöntemlerin farklılığı da etkilidir. 19. yüzyıldan başlayarak, insanın yazı yazmayı öğrenmesinden önceki geçmişine Tarihöncesi arkeolojisi ya da Prehistorya, bu dönemle ilgili arkeologa prehistoryacı ya da dip tarihçi denir (bak. Prehistorya).

Bu konuda henüz görüş yok.
Görüş/mesaj gerekli.
Markdown kullanılabilir.

Gaziantep Arkeoloji Müzesi
3 yıl önce

Kenti'nden çıkarılan mozaikler de bir dönem Arkeoloji Müzesi’nde sergilendi. 2005 yılında Gaziatenp Arkeoloji Müzesi'nin ek binası hizmete girdi. Ancak...

Gaziantep Arkeoloji Müzesi, 1944, 1969, 2005, Gaziantep, Zeugma, Hasan Süzer Etnografya Müzesi, Sabahat Göğüş
Diyarbakır Arkeoloji Müzesi
3 yıl önce

Diyarbakır Arkeoloji Müzesi, Diyarbakır'da yer alan arkeoloji müzesidir. 1934'te açılan müze, 1986'da yeni binasına taşınıncaya kadar faaliyetini, Ulu...

Arkeoloji
3 yıl önce

bir tanesidir. Arkeoloji asıl olarak insanlığın kültürel geçmişini, kültürlerin değişimini ve birbirleriyle ilişkilerini inceler. Arkeoloji, Yunancadaki...

Arkeoloji, 16. yüzyıl, 18. yüzyıl, 1822, 1842, 1854, 1871, 1876, 1880, 1882, 1887
Hatay Arkeoloji Müzesi
3 yıl önce

Hatay Arkeoloji Müzesi, Hatay Müzesi ya da Antakya Arkeoloji Müzesi, antik döneme ait eserlerin sergilendiği bir sanat müzesidir. 28 Aralık 2014 itibarıyla...

Arkeoloji Müzesi
3 yıl önce

Arkeoloji müzesi, arkeolojik yöntemlerle ortaya çıkarılan tarihî yapıtların sergilendiği müze türü. Arkeoloji müzelerinde sergilenen eşya çoğunluklar...

Eskişehir Arkeoloji Müzesi
3 yıl önce

Eskişehir Arkeoloji Müzesi, Eskişehir'de eski adı ile Hasan Polatkan Bulvarı, yeni adı ile Atatürk Bulvarı'nda bulunan müze. Müzenin temeli 1945 yılında...

Adana Arkeoloji Müzesi
3 yıl önce

Adana Arkeoloji Müzesi, Adana ili ve çevresinde bulunan arkeolojik eserlerin sergilendiği müze. Adana Arkeoloji Müzesi, 1924 yılında kurulmuştur. Kurulduğu...

Adana Arkeoloji Müzesi, 1924, 1928, 1935, 1950, 1958, 1960, 1966, 1972, Adana, Akhilleus
Klasik Arkeoloji
3 yıl önce

Klasik Arkeoloji tıpkı Hristiyan Arkeolojisi gibi, Arkeoloji'nin alt bilimdallarından biridir. Bu disiplin daha çok Antik Yunanistan ve Antik Roma kültürü...