Hz. Ebu Bekir

Ebu Bekir-i Sıddık (r.a) asıl adı Abdülkâbe olup, İslâm’dan sonra Hz. Muhammed (S.A.V.)'in ona Abdullah adını verdiği kaydedilir. Azaptan azad edilmiş mânâsına "atik"; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da "sıddık" lâkabıyla anılmıştır. Teymoğulları kabilesinden olan Ebû Bekir'in annesinin adı Ümmü'l-Hayr Selma, babasının ki Ebû Kuhafe Osman’dır. Künyesi Abdullah ibn-i Osman ibn-i Amir ibn-i Amir... ibn-i Murca ...et-Temî’dir.

Hz. Ebu Bekir

Ebu Bekir-i Sıddık (r.a), (573 - 23 Ağustos 634) (Arapça:أبو بكر) Camiu'l Kur'an, es-Sıddik, el-Atik lakaplarıyla bilinen sahabi. Asıl adı Abdülkabe olup, İslam’dan sonra Hz. Muhammed (S.A.V.)'in ona Abdullah adını verdiği kaydedilir. Azaptan azad edilmiş manasına "atik"; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da "sıddık" lakabıyla anılmıştır. Teymoğulları kabilesinden olan Ebu Bekir'in annesinin adı Ümmü'l-Hayr Selma, babasının ki Ebu Kuhafe Osman’dır. Künyesi Abdullah ibn-i Osman ibn-i Amir ibn-i Amir... ibn-i Murca ...et-Temi’dir.

İlk İslam'a giren hür erkeklerin; raşit halifelerin (632-634), aşere-i mübeşşere'nin ilkidir.

Ebu Bekir Benu Teym'lerin Kureyş kabilesindendir, Mekke'de doğmuştur. Babası Ebu Kuhafe, annesi Ümmü'l-Hayr Selma'dır.İlk müslüman tarihçilere göre tüccardı yine müslümanlara göre Hz. Muhammed 622 yılında Mekke'den Medine'ye giderken (Hicret) Ebu Bekir ona eşlik etmiştir. Bu konuda Kuran-ı Kerimde "...mağarada bulunan iki kişiden biri..." (et-Tevbe, 9/40) ayeti ile şahsından Kuran-ı Kerim'de bahs edilmiştir. Ayrıca İslam peygamberi Muhammed bin Abdullah'ın, kızı Ayşe ile hicret öncesinde Mekke'de evlenmesinden dolayı kayınpederidir. Allah resulünün ilk halifesidir. Cennetle müjdelenmiştir.

Hz Ebu Bekir, 571'de Mekke'de dünyaya gelmiş, güzel hasletlerle tanınmış ve iffetiyle şöhret bulmuştur. İçki içmek cahiliye döneminde çok yaygın bir adet olduğu halde o hiç içmemiştir. O dönemde Mekke'nin ileri gelenlerinden olup, Arapların nesep ve ahbar ilimlerinde meşhur olmuştur. Kumaş ve elbise ticaretiyle meşgul olan Hz. Ebu Bekir, hayatı boyunca Hz. Muhammed'in yanından ayrılmamış, çocukluğundan itibaren aralarında büyük bir dostluk kurulmuştur. Hz. Peygamber birçok hususlarda onun görüşünü tercih ederdi. Umumi ve hususi olan önemli işlerde ashabıyla müşavere edenHz. Muhammed(S.A.V.) bazı hususlarda özellikle Ebu Bekir'e danışırdı. (İbn Haldun, Mukaddime, 206).

Teymoğulları kabilesi Mekke'de önemli bir yere sahipti. Ticaretle uğraşıyorlar, toplumsal temasları ve geniş kültürlülükleri ile tanınıyorlardı. Babası Mekke eşrafından olan Hz. Ebu Bekir, Mekke'de "eşnak" diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi işlerinin yürütülmesiyle görevliydi.

MÜSLÜMAN OLUŞU

Hz. Ebu Bekir, Hira dağından dönen Hz. Muhammed ile karsılaştığında,Hz. MuhammedO'na, "Allah’ın elçisi" olduğunu söyleyip "Yaratan Rabbi'nin adıyla oku" (el-Alak, 96/1) diye başlayan ayetleri bildirdiği zaman hemen ona: "Allah’ın birliğine ve senin O'nun rasulü olduğuna iman ettim" demiştir. Hz. Hatice'den sonraHz. Muhammed'eilk iman eden O’dur. HazretiMuhammed (S.A.V.) İslam’ı tebliğinin ilk zamanlarında kiminle konuştuysa en azından bir tereddüt görmüş, ancak Ebu Bekir tereddütsüz bir şekilde kabul etmiştir. Hatta Hz. Muhammed, "Bütün insanların imanı bir kefeye, Ebu Bekir'in ki bir kefeye konsa, onun imanı ağır basardı " diye latif bir benzetme de yapmıştır. Mü'min Ebu Bekir, hayatının sonuna kadar tüm varlığını İslam’a adamış, bütün hayırlı işlerde en başta gelmiştir.

Ebu Bekir, Mekke döneminde güçlü kabilelere mensup kişileri İslam’a kazandırmaya çalıştı, öte yandan müşriklerin işkencelerine maruz kalan güçsüzleri, köleleri korudu; servetini eziyet edilen köleleri satın alıp azad etmekte kullandı. Bilal, Habbab, Lübeyne, Ebu Fukayhe, Amir, Zinnire, Nahdiye, Ümmü Ubeys bunlardandır. Kendisi de Mescid-i Haram'da müşriklerin saldırısına uğramış olan Ebu Bekir, iman ettikten sonra İslam’ı tebliğe gizli gizli devam ediyordu. Annesi, hanımı Ümmü Ruman ve kızı Esma da iman etmiş, fakat oğulları Abdullah, Abdurrahman ve babası Ebu Kuhafe henüz iman etmemişlerdi.

Müşriklerin eziyetleri çoğalıp müslümanlara yapılan baskılar arttıktan sonra Hz. Muhammed (S.A.V.), Hz. Ebu Bekir'e de Habeşistan’a göç etmesini söylemiş ve Ebu Bekir yola çıkmış; ancak Berkü'l-Gimad'da Mekke'nin ileri gelen kabilelerinden İbn-i Dugunne ile karsılaştığında İbn Dugunne onu himayesine aldığını ve Mekke'ye dönmesi gerektiğini belirterek, ikisi birlikte Mekke'ye dönmüşlerdir. Böylece on üç yıl Mekke'deHz. Muhammed'inyanında kalan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ayşe'nin rivayetine göre,Hz.Muhammedhicret emrini alıp Ebu Bekir'e gelerek ona beraberce hicret edeceklerini söyleyince Ebu Bekir sevinçten ağlamaya başlamıştı. (İbn Hisam, es-Sire, II, 485).

Hz. Muhammed'in bir gecede Mekke'den Kudüs'e oradan Sidretü'l Münteha'ya gittiği isra ve Mirac hadisesini duyan müşrikler bunu Hz. Ebu Bekir'e yetiştirdikleri zaman; "O dediyse doğrudur." demiştir. Bu sözünden sonra Ebu Bekir'e; ihlaslı, asla yalan söylemeyen, özü doğru, itikadında şüphe olmayan anlamında, "Sıddik" lakabı verildi. Kur'an tabiriyle, "O, ne iyi arkadaştı " (en-Nisa, 4/69) denilebilir.

İşte Hz. Ebu Bekir (r.a.) ile Hz. Muhammed (S.A.V.), o iki arkadaş beraberce Sevr dağındaki mağaraya hareket ederek hicret etmişlerdir.

HİCRETİ Sevr mağarasına ilk giren Hz. Ebu Bekir, (r.a.) mağarada keşif yaptıktan sonra Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) içeri girmiştir. Ebu Bekir'in kızı Esma yolda yemeleri için azıklarını hazırlamıştı. Onlar Mekke'den ayrılınca müşrikler her tarafa adamlarını yollayarak aramaya başladılar. Kureyş kabilesinin müşrikleri Ebu Cehil başkanlığında Esma'nın evini aradılar, hakaret edip dayak attılar. Hz. Ebu Bekir (r.a.) hicret yolculuğuna çıkarken yanına bütün parasını almıştı. Buna rağmen kızı Esma onun nerede olduğunu, nereye gittiğinimüşriklere söylememiştir. İz süren Mekkeli müşrikler Sevr mağarasına kadar geldiler.Hz. Muhammedbu sırada Kur'an'da anlatıldığı biçimde şöyle diyordu: "Üzülme, Allah bizimledir" (et-Tevbe, 104/40). Nitekim Allah ona güven vermiş, göremedikleri askerleriyle onu desteklemiştir. Müşrikler tüm aramalara rağmen onları bulamadılar. Mağarada üç gün kaldıktan sonra Medine'ye yönelenHz. Muhammedile Ebu Bekir Küba’ya vardılar.

Hz. Ebu Bekir Medine'de Mescidi Nebi'nin inşasına katıldı. Hz. Muhammed (S.A.V.) İslam’ı yaymak ve düşmanlar hakkında bilgi toplamak için seriyye denilen keşif kollarını Medine dışına gönderiyor, bunlara bazen Hz. Ebu Bekir de katılıyordu. Hz. Muhammed’in çarpıştığı savaşlarda (Bedir’de, Uhud'da, Hendek'te) Ebu Bekir de yer aldı. O, Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke, Huneyn, Taif gazvelerinde de bulundu. Hz. Muhammed’in bizzat idare ettiği harplere gazve denir. Ebu Bekir (r.a.), bu sözü geçen büyük savaşlardan başka, otuzdan fazla gazveye katılmıştır. Hicretin 9. yılında Medine'de büyük bir kıtlık oldu ve bu arada Bizans imparatoru, Şam’da Hicaz bölgesini istila etmek üzere büyük bir ordu hazırladı. Hz. Muhammed (S.A.V.), bu orduya karşı İslam ordusunu hazırlarken, kıtlık sebebiyle zorluklarla karşılaştı. Ebu Bekir malının hepsini bu ordunun hazırlanmasında kullandı. Onuncu yılda Veda Haccında bulunan Hz. Muhammed (S.A.V.), on birinci yılda hastalandı.

HİLAFETİ

Hicri on birinci yılda hastalanan Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.), 8 Haziran 632 yılında vefat etti. Onun vefatını duyan müslümanlar büyük bir üzüntüye kapıldılar ve ilk anda ne yapmaları gerektiğine karar veremediler. Hz. Ömer, O’nun Hz. Musa gibi Rabbi ile buluşmaya gittiğini, O'nun için "öldü" diyen olursa ellerini keseceğini söylüyordu. Ebu Bekir, Hz. Muhammed’in iyi olduğu bir sırada ondan izin alarak kızının yanına gitmişti. Vefat haberini duyar duymaz hemen geldi, Hz. Muhammed’i alnından öptü ve "Babam ve anam sana feda olsun ya Rasulullah. Ölümünde de yaşamındaki kadar güzelsin. Senin ölümünle peygamberlik son bulmuştur. Şanın ve şerefin o kadar büyük ki, üzerinde ağlamaktan münezzehsin. Ya Muhammed, Rabbinin katında bizi unutma; hatırında olalım ..." dedi. Sonra dışarı çıkıp Hz. Ömer'i susturdu ve; "Ey insanlar, Allah birdir, O'ndan başka ilah yoktur, Muhammed O'nun kulu ve elçisidir. Allah apaçık hakikattir. Muhammed'e kulluk eden varsa, bilsin ki o ölmüştür. Allah'a kulluk edenlere gelince, şüphesiz Allah diri, baki ve ebedidir. Size Allah’ın şu buyruğunu hatırlatırım: "Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Simdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allah'a hiçbir ziyan veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır" (Âl-u imran, 3/144). Allah’ın kitabı ve Rasulullah'ın sünnetine sarılan doğruyu bulur, o ikisinin arasını ayıran sapıtır. Şeytan, peygamberimizin ölümü ile sizi aldatmasın, dininizden saptırmasın. Şeytanın size ulaşmasına fırsat vermeyiniz" (İbn Hisam, es-Sire, IV, 335; Taberi, Tarih, III, 197,198).

Hz. Ebu Bekir bu konuşmasıyla orada bulunanları teskin ettikten sonra Hz. Muhammed (S.A.V.)’in teçhiziyle uğraşırken, Ensar, Benu Saide sakifesinde toplanarak Hazrec'in reisi olan Sa'd b Uhade'yi Hz. Muhammed’den sonra halife tayini için bir araya gelmişlerdir. Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Ebu Ubeyde ve Muhacirlerden bir grup hemen Benu Saide'ye gittiler. Orada Ensar ile konuşulduktan ve hilafet hakkında çeşitli müzakereler yapıldıktan sonra Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ile Ebu Ubeyde'nin ortasında durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine bey'at edilmesini istedi. O, kendisini halife olarak öne sürmedi. Hz. Ebu Bekir'in konuşmasından sonra Hz. Ömer atılarak hemen Ebu Bekir'e bey'at etti ve, "Ey Ebu Bekir, müslümanlara sen Rasulullah'ın emriyle namaz kıldırdın. Sen onun halifesisin ve biz sana bey'at ediyoruz. Rasulullah'a hepimizden daha sevgili olan sana bey'at ediyoruz" dedi. Hz. Ömer'in bu ani davranışı ile orada bulunanların hepsi Ebu Bekir'e bey'at ettiler. Bu özel bey'attan sonra ertesi gün Mescid-i Nebi'de Hz. Ebu Bekir bütün halka hutbe okudu ve resmen ona bey'at edildi.

Hz. Muhammed (S.A.V.)’in en yakın ashabı arasında -hatta Ebu Bekir ile Ömer arasında- zaman zaman ihtilaflar, görüş ayrılıkları meydana gelmişse de ilk iki halife zamanında da görüldüğü gibi daima birliktelik devam ettirilmiştir. Anlaşmazlık gibi görünen hadiselerin birçoğunda huy ve karakter farklılığı rol oynuyordu. Mesela Ebu Bekir yumuşak ve sakin davranırken, Hz. Ömer sertlik yanlısıydı. Ama her zaman birlikte hareket ettiler. Hz. Muhammed ölmeden önce yazılı bir ahitname bırakmamış, ancak Hz. Ebu Bekir'in faziletine dair Mescid'de konuşmuş, hasta yatağındayken onu ısrarla çağırtmış ve yerine imam tayin etmiştir.

MÜRTEDLERLE MÜCADELE, IRAK ve SURİYE FÜTUHATI

Hz. Ebu Bekir Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.)’nın halifesi olduktan sonra, O’nun vefatıyla Arabistan'da Mekke ve Medine dışındaki bölgelerde görülen dinden dönme hareketlerine, yalancı peygamberlere karşı savaş açtı. Esvedu'l-Ansi, Müseylemetü'l-Kezzab, Secah, Tuleyha gibi yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarla bu zararlı unsurlar yok edilmiş, isyan bastırılmış, zekat yeniden toplanmaya ve Beytü'l-Mal'e konulup dağıtılmaya başlanmıştır. İçte isyancılarla mücadele edilirken, dışta da iki büyük imparatorluğun, İran ve Bizans’ın ordularıyla karşılaşılmıştır. Gerçekten İslam ordusu fethettiği yerlerde kimseye zulmetmemiş, adaletiyle düşmanların takdirini kazanmış, müslüman olmayıp da cizye vererek İslam’ın himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yaşamışlardır.

KUR’ÂN-I KERÎM’İN TOPLANMASI, MUSHAF’IN MEYDANA GELMESİ

Hz. Ebu Bekir, Ridde harplerinde, vahiy katiplerinin ve Kur’an hafızlarının birçoğunun şehit olması üzerine, Hz. Ömer'in Kur'an'ın toplanması fikrine önce sıcak bakmamışsa da sonra ona hak vererek, Kur'an ayetlerinin toplanmasını sağlamıştır. Hz. Muhammed (S.A.V.)zamanında peyderpey inen vahiy, katiplerce ceylan derilerine, beyaz taslara, enli hurma dallarına yazıldığı gibi, ashabın çoğu da Kur'an hafızı idi. Ebu Bekir, Zeyd ibn-i Sabit'in başkanlığında bir heyet teşkil ederek, herkesin elindeki ayetleri getirmesini emretti. Böylece bütün ayetler toplandı ve "Mushaf" meydana getirildi. Bu Mushaf Ebu Bekir'den Ömer'e, ondan da kızı Hafsa'ya geçti ve Hz. Osman zamanında çoğaltılarak Darü'l-İslam’ın bütün vilayetlerine dağıtıldı.

VEFATI

Hilafeti iki sene üç ay gibi çok kısa bir müddet sürmesine rağmen Hz. Ebu Bekir zamanında İslam devleti büyük bir gelişme göstermiştir. Hz. Ebu Bekir Hicri 13. yılda Cemaziyelahir ayının başında hicretten sonra Medine'de yakalandığı hastalığının ortaya çıkması üzerine yatağa düşünce yerine Hz. Ömer'in namaz kıldırmasını istedi. Ashabla istişare ederek Hz. Ömer'i halifeliğe uygun gördüğünü söyledi. Hz. Ömer'in sert ve kaba oluşu gibi bazı itirazlara cevap verdi ve hilafet ahitnamesini Hz. Osman'a yazdırdı. Ebu Bekir, 634 yılında, altmış üç yaşında vefat etti. Vasiyeti gereği Hz. Muhammed’in yanına defnedildi. Böylece bu iki büyük insanın, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.

KİŞİLİĞİ ve YÖNETİMİ

Tacir olarak geniş bir kültüre sahip olan Hz. Ebu Bekir’in karakteri; yumuşak huyluluk, çok düşünüp çok az konuşmak, tevazu ile belirgindi. Cahiliye döneminde müşrikler ona güvenir, diyet ve borç-alacak işlerinde onu hakem tanırlardı. Hz. Muhammed (S.A.V.)’in en sadık dostu olan Ebu Bekir'in Mirac olayında sergilediği sonsuz bağlılık örneği ona "sıddık" lakabını kazandırmıştır. O bu olayda "O ne söylüyorsa doğrudur" demiştir. Cömertliğiyle de bilinen Hz. Ebu Bekir, bütün malını mülkünü İslam için harcamış, vefat ederken vasiyetinde, halifeliği müddetince aldığı maaşların, topraklarının satılarak iade edilmesini istemiş ve geride bir deve, bir köleden başka bir şey bırakmamıştır. Dört eşinden altı çocuğu olan Ebu Bekir, kızı Ayşe'yi Hz. Muhammed (S.A.V.) ile hicretten sonra evlendirmiştir.

Hicret sırasında mağarada iken ayağını bir yılan soktuğunda ve ayağı acıdığında o sırada dizine yatıp uyumuş olan Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.)'yı uyandırmamak için sesini çıkarmaması, ağlarken Hz. Muhammed’in uyanıp ne olduğunu sorduğunda, "Anam-babam sana feda olsun ya Rasulullah" demesi olayı Ebu Bekir'in Hz. Muhammed’e olan bağlılığının örneklerinden sadece biridir. Hz. Muhammed (S.A.V.)’in, "insanlardan dost edinseydim, Ebu Bekir'i edinirdim" (Buhari, Salat, 80: Müslim, Mesacid, 38: İbn Mace, Mukaddime, II) ve "Herkeste iyiliklerimin karşılığı vardır, Ebu Bekir hariç" demesi ve son hutbesinde, "Allah, kullarından birini dünya ile kendi katında olan şeyleri tercih hususunda serbest bıraktı; kul, Allah katında olanı tercih etti diye Ebu Bekir'i övmesi ve mescide açılan tüm kapıları kapattırıp yalnız Hz. Ebu Bekir'in kapısını açık bırakması ona verdiği değeri göstermektedir.

Kaynaklarda O’nun, "Ben ancak Rasulullah'a tabiyim, birtakım esaslar koyucu değilim" diye kararlarında çok titiz davrandığı zikredilir. Bir meseleyi hallederken önce Kur'an'a bakar, bulamazsa Sünnette araştırır, orda da bulamazsa ashabla istişare eder ve ictihad ederdi. Hz. Ebu Bekir, Hz. Muhammed’in tüm uygulamalarını aynen tatbik etmek istemiş; bazen -kalpleri İslam’a ısındırmak istenenlere toprak vermesi gibi- maslahat gereği veya zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesini söyleyen ashabına uymuştur. Müslümanlar henüz otuz sekiz kişiyken Mekke'de Mescid-i Haram'da İslam’ı tebliğ eden ve müşriklerce dövülen Ebu Bekir'e hilafetinde "Halifet-u Rasulullah" denilmiş, sonraki halifelere ise "Emirü'l-Mü'minin" denilmiştir. Mali işlerini Ebu Ubeyde, kadılık ve kaza işlerini Hz. Ömer, katipliğini Zeyd ibn-i Sabit ve Hz. Ali, başkumandanlığını Üsame ve Halid ibn-i Velid yapmıştır. Medine Darü'l-İslam'ın başkenti olmuş, Mekke, Taife, San’sa, Hadramevt, Havlan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cures, Bahreyn vilayetlere ayrılmıştır. Yönetimi merkezi olup, ganimetlerin beşte biri Beytü'l-Mal'de toplanmıştır.

Allah’ım! Yarın kıyamet gününde vücudumu öyle büyüt ki cehennemi ben doldurayım, başkalarına yer kalmasın, bütün kulların hesabına ben yanayım” diye dua eden Hz. Ebu Bekir’in hutbe ve öğütlerinden bazıları şöyledir: "Hayır işlerinde acele edin, çünkü arkanızdan acele gelen eceliniz var.” “Allah için söylenmeyen bir sözde hayır yoktur.” “Herhangi bir yericinin yermesinden korktuğu için hakkı söylemekten çekinen kimsede hayır yoktur.” “Amelin sırrı sabırdır.” “Hiç kimseye imandan sonra sağlıktan daha üstün bir nimet verilmemiştir.” “Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz.”

İlgili konuları ara

Yanıtlar