Gemi

Gemi

Gemi Alm. Sehiff, Fr. Navire, bateau, İng. Ship, vessel. Deniz, nehir ve göllerde yük ve yolcu taşımak maksadıyla kullanılan araçlar. Suda yüzebilen teknelerin, ilk defa ne zaman yapıldığına dair tarihi araştırmalar kesin bir bilgi vermemekle beraber M.Ö. 3000 yıllarında yapıldığı sanılmaktadır. Gemi ve gemi yapımından Kur’an-ı kerimde de bahsedilmektedir. Mü’minun suresi 27’nci ayetinde: “Biz ona (hazret-i Nuh’a) şöyle vahy ettik: Bizim nezaretimiz a

GEMI (türkçe) anlamı

1. su üstünde yüzen insan ve yük taşımaya yarar büyük taşıt
2. sefine
3. su üstünde yüzen insan ve yük taşımaya yarar büyük taşıt
sefine.

GEMI (türkçe) anlamı

4. Su üstünde yüzen
5. insan ve yük taşımaya yarayan büyük taşıt
6. sefine
7. Yük gemisi. Savaş gemisi.-
8. Atasözü
9. deyim ve birleşik fiiller
10. gemi karaya oturmak
11. gemisini kurtaran kaptan
12. gemisini yürütmek
13. (birinin) gemisi şapa oturmak

GEMI (türkçe) ingilizcesi

1. [gémir] v. groan
2. moan
3. heave a sigh
4. pule
5. sough
6. wail
7. whimper
8. whine
9. v. moan
10. groan
11. bleat
12. wail
13. whine
14. sough
15. v. groan
16. moan
17. whimper
18. wail

GEMI (türkçe) fransızcası

1. bateau [le]
2. bâtiment [le]
3. navire [le]
4. vaisseau [le]

GEMI (türkçe) almancası

1. n. Dampfer
2. Schiff
Gemi Alm. Sehiff, Fr. Navire, bateau, İng. Ship, vessel. Deniz, nehir ve göllerde yük ve yolcu taşımak maksadıyla kullanılan araçlar.
Suda yüzebilen teknelerin, ilk defa ne zaman yapıldığına dair tarihi araştırmalar kesin bir bilgi vermemekle beraber M.Ö. 3000 yıllarında yapıldığı sanılmaktadır.
İlk yelkenlinin, Nil Nehrinde kullanıldığı söylenmektedir. Uzun zaman ticaret gemilerinde esas hareket sistemi yelken, yardımcı hareket sistemi olarak da kürek kullanılmıştır. Savaş maksatlı gemilerde bu durum tersine idi. Akdeniz’de ticaret maksatlı ilk büyük yelkenli gemiler (üç direkli) 18. yüzyılda görülmeye başlanmıştır. Amerika’nın keşfiyle, büyük gemilerin yapılması önem kazanmış, devletler gemi inşasını desteklemiştir. İspanyollar büyük ve gösterişli gemiler yaparken, İngilizler küçük gemiler inşa etmişlerdir. Akdeniz’de denizci milletlerden bazıları hem yük, hem de yolcu taşıyan gemiler yapmışlardır. Bu tip gemilere o zamanlar “gali” adı veriliyordu. On sekizinci yüzyılın ortalarına kadar kadırga denilen harp gemileri varlıklarını sürdürdü. Yelkenli gemiler 19. yüzyılın ortalarında en mükemmel şekline ulaştı. Bu arada, Osmanlı Devletinin de önemli ticari ve askeri gemi filosuna sahib olduğunu belirtmek gerekir. Bu hal, Osmanlının cihanşümul bir devlet olma idealine bağlanır.
On sekizinci yüzyılın sonlarına doğru James Watt tarafından buhar makinalarının geliştirilmesiyle, tecrübe için buharlı gemiler yapılmıştır. İlk olarak İskoçya kanallarında ve ABD’deki New Jersey nehirlerinde bu tip gemiler çalıştırılmıştır. Ancak on dokuzuncu yüzyılın başlarında ticari tatbikata geçilebilmiştir. Düzenli seferlere çıkan ilk buharlı geminin 1819 yılında Napoli donanmasından I. Ferdinando olduğu bilinmektedir (Akdeniz’de). 1819’da odun yakan buharlı Savannah gemisi Amerika’dan Avrupa’ya 25 günde gelmiştir. Ancak bu gemide buhar gücü yanında yelkenler de mevcud olup, yelken kullanılmadığı durumlarda buhar gücünden faydalanılmaktaydı. Yakıttan tasarruf sağlamak için bu şekilde hareket ediliyordu.
Gemi yapımında uzun zaman ağaç kullanıldı. İlk sac gemi 1822’de inşa edilen Aaron Manby’dir.
1838’de “Great Wester” gemisi tarifeli Avrupa-Amerika seferleri yaparak, bu yolculuğu 15 günde tamamlamıştır. 1845’de aynı firma “Great Britain” isimli zamanının en büyük gemisini inşa etmiştir. İngilizler Hindistan sömürgeleri için daha büyük gemilerin gerektiğine inanarak 1851’de 240 m boyundaki demirden yapılmış “Great Eastern”i denize indirmişlerdir. Bu gemi ihtiyacından fazla kömür taşıyabilmiş ve rastladığı gemilere de kömür verebilmiştir. Fakat ekonomik olmaması sebebiyle daha sonra Kuzey Atlantik hattına alınmıştır. Ayrıca 1867’de Atlantik’i aşan telefon kablosunun döşenmesinde kullanılmıştır.
Motor, ilk olarak 1912’de Seelandia isimli bir Danimarka gemisinde denenmiştir. Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında taraflar çok sayıda gemi kaybetmiş, bu yüzden de savaşlar sonunda seri halde gemi inşa etmişlerdir.

Türklerde Gemi ve Gemicilik

Türklerde ilk gemi ve gemicilik faaliyetleri, Anadolu’yu fetih ve yurt edinmeleriyle başlar. Anadolu Selçukluları zamanında Akdeniz, Ege ve Karadeniz sahillerine ulaşan devlet sınırları, gerek bunların muhafazası ve gerekse ticaret maksadıyla denizcilik, gemi ve gemicilik faaliyetlerini de beraberinde getirmiştir. Bu devirde sahib olunan gemiler hakkında teferruatlı bilgiler yoktur. Bunların çağlarına uygun yelkenli ve kürekli küçük tekneler olduğu sanılmaktadır.
Anadolu’da muhtelif beyliklerin hükümran olduğu devirlerde, ilk defa Osmanlılara tabi olan Saruhan Beyliği ve müşterek hudutları havi Karesi Beyliği, daha sonraları Aydın, Menteşe beylikleriyle, Karadeniz kıyılarındaki Candaroğullarına ait ufak teknelerden müteşekkil bazı deniz kuvvetlerinin mevcudiyetini, tarihi kaynaklar yazmaktadır. İsmi geçen beyliklerin, Osmanlıların Anadolu’da birliği sağlamalarından sonra; Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz sahillerine erişip uzayan devletin hudutlarını, Hıristiyan korsanların saldırılarından korumak için büyükçe bir donanmaya sahib olmasının önemi ortaya çıkmıştır.
Bu sebeple, Osmanlılar o memleketlerdeki mevcut tersane ve gemilerden istifade etmişlerdir.
Gazi Orhan Bey zamanından başlayarak Osmanlı donanması yavaş yavaş artmıştır. Özellikle Rumeli fütühatından itibaren Karesi Beyliğinin deniz kuvvetlerinden istifade edilmiştir.
Orta Asya’dan göç edip Anadolu’nun üç tarafını çeviren sahillerine inip yayılan “Müslüman Türk boyları”, Osmanoğullarına tabi olarak, Anadolu’nun batı kıyılarına da yerleştikten sonra, burada yaşayan derya işlerine vakıf yerli halktan zamanla denizcilik mesleğini de öğrenip benimsediler. Daha sonraları Latin korsanlarının ve Venediklilerin talanlarına karşı koymak için, içlerinden bazıları Adalar Denizinde ve Akdeniz’de deryaya açılarak, onlara karşı koymaya başladılar (Aydınoğlu Umur Bey, Menteşe reisleri gibi).
Osmanlı Beyliğinin hudutlarının genişlediği ilk zamanlarda Edincik’te ve Bizanslılardan alınan İzmit ile Körfez başlangıcındaki Karamürsel’de (1328 yıllarında) şimdikiGölcük civarında, küçük de olsa birer tersanenin mevcud olduğu ve yeni gemilerin inşa edildiği, kat’i olarak anlaşılmış bulunuyor. Ayrıca Anadolu’nun batı ve güney-batı kıyılarında dahi tersane veyahut kalafat ve tamir için çekek yerlerinin de olduğu biliniyor. İzmir, Çeşme, Alanya ve Antalya bunların en önemlileridir.
Osmanlı Devleti daha sonraki deniz faaliyetlerinde “Garp Ocaklı” denizcilerden yetişme, yani Cezayir’de bulunan leventlerden, Özellikle dirayetli, şöhretli, üstün deniz bilgisi olan reislerden istifade etmiştir. Bunlardan, bütün dünyanın tanıdığı “Barbaros” kardeşleri paşalık, kaptan-ı deryalık rütbeleriyle taltif ederek hil’at giydirmişlerdir.
Osmanlılar Rumeliye devamlı olarak yerleştikten ve bu yerleşim istikrar bulduktan sonra boğazları ve Marmara kıyılarını Venediklilerden muhafaza etmek için, münasip bir yer olan Gelibolu’da büyük bir tersane meydana getirmişlerdi (1390).
Beşinci padişah Sultan Mehmed (Çelebi) zamanında Osmanlı donanmasında bir canlılık başlamıştır. Altıncı padişah İkinci Sultan Murad zamanında Karadeniz’deki Osmanlı donanmasının Trabzon İmparatorluğunu tehdid eylediği ve vergiye bağladığı bilinmektedir. İstanbul’un muhasarasında Gelibolu Sancakbeyi, aynı zamanda donanma kumandanı Baltaoğlu Süleyman Bey emrinde nakliye ve hizmet tekneleriyle 350 parçalık bir donanmanın olduğunu tarihçi Kritovulas nakletmektedir. İstanbul’un fethi sıralarında 12 çektiri, 80 parça iki güverteli, 55 adet de küçük teknelerden olmak üzere toplam 147 parça tekne vardı. Venediklilerle yaptığımız uzun süren harpler neticesi gerek Sultan Bayezid (Veli) ve gerek Yavuz Sultan Selim Han zamanında donanmaya daha ziyade önem verilmiş, faaliyet hızla devam ettirilmiştir.
Osmanlı denizciliğinin kudret ve azamet devri 16. asır ortalarında Barbaros Hayreddin Paşanın Cezayir Beylerbeyliği ve kaptan-ı deryalığı sırasında olup, o devrin nevigasyon (denizcilik) bilgileriyle kendi kendini yetiştiren Kılıç Ali Paşa’nın (1587) vefatı tarihine kadar devam ve muhafaza edilmiştir. On yedinci asır başlarından itibaren eski ehemmiyetini kaybeden yelkenli ve kürekli Osmanlı donanması, Venediklilere karşı üstünlüğünü koruyamamıştır. Denizcilerimizin iki yüzyıldan beri galebe çaldıkları Akdeniz devletlerinin filo ve donanmalarına karşı üstünlüklerinin azalmasında karşılarına çıkan düşman kalyonlarının uzun menzilli topları, yüksek bordalarının da tesiri olsa gerektir. Fakat o yüzyılın sonlarından itibaren bizde de kalyonların inşasına, bazı tip yelkenli teknelerin toplarının yivli yapılmasına, Mezomorta Hüseyin Paşanın gayreti ve ileri görüşüyle ehemmiyet verilmiştir. On yedinci yüzyılın ortalarına kadar her sene 40 pare kadırga yapılması kanun idi. Sonraki tarihlerde bu kanun terk edilmiş, yerine kalyon inşasına önem verilmiştir. 7 Ekim 1571 Lepanto ve İnebahtı mağlubiyetlerinde Osmanlı donanmasının mahvolması üzerine, Osmanlı Devleti bir kışta, yani beş ay içerisinde, İstanbul ve Gelibolu tersaneleri de dahil olmak üzere önceki donanma kadar, belki de daha muazzam ve bütün donanım ve levazımatıyla mücehhez bir donanma yapmaya muktedir olduğunu göstermişti. Bu donanmanın ikmali ve yapılmasında ayrıca, Varna, Burgaz, İnada, Vize, Ahyolu, Süzebolu, Midye, Kefken, Silistre, Semendre, Samsun, Sinop, Biga, İzmit, Gemlik, Yalova, Rodos, Antalya tersaneleri de devreye sokulup programlanmış, lazım olan yelken kürek, halat, lenger, zift, katran, kıtık, yağ, çivi, kereste gibi malzemeler zamanında temin edilmiştir.

Modern Gemiler


On dokuzuncu yüzyılda gemilerin çelik malzemeden yapılmaya başlanmasıyla gemi inşa sanayiinde büyük ilerlemeler olmuştur. Sevk vasıtası olarak buhar makinaları, türbinler kullanılarak gemiler güçlü hale getirilmiştir. Bu sayede çok büyük tonajlara gidilmiş ve yüksek hızlara ulaşılmıştır.
Yine 19. yüzyılda kaynak tekniğinin gelişmesi ile gemi inşası çok kolaylaşmış ve çok hızlı bir şekilde gemi yapmak mümkün olabilmiştir. Dünya ticaretinin süratli bir şekilde gelişmesi ile çok sayıda gemiye ihtiyaç duyulmuş ve değişik maksatlara göre değişik gemiler dizayn edilmiştir. Dizel motorlarının gemilerde kullanılmaya başlanılmasıyla bugünün modern gemilerine gelinmiştir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren petrol taşımacılığı fevkalade boyutlara erişmiş ve süper tankerlerin yapımına ihtiyaç duyulmuştur. Tonajlar 100.000 tonlardan 500.000 tonlara çıkmış, hatta Japonya’da bazı tersaneler 1.000.000 tonluk tankerlerin dizaynını yapmış ve imalat hazırlıklarına girmiştir. Ancak petrol krizinin doğması sonucu bu büyük projelerden vazgeçildiği gibi tonajlar da 100.000 ton civarına düşmüştür.
Yirminci yüzyılın başlarında yolcu uçakları henüz tam anlamıyla gelişmemişken, Avrupa-Amerika arasında yolcu naklini gerçekleştirmek üzere çok büyük ve konforlu, yüksek hızlı transatlantikler yapılmıştır. Bir şehir görünümü arz eden ve her türlü lüksün bulunduğu bu gemiler, çok yüksek hızlara ulaşılmasına rağmen uçakların devreye girmesiyle karakter değiştirerek yolcu nakli yerine turistik maksatlı gezinti gemileri haline gelmiştir. Böylece seyir hatları değişmiş, bunun yanısıra boyutları küçülerek hızları da düşmüştür.
Değişik yüklerin taşınması için özel gemi tipleri geliştirilmiştir. Bunlardan bazılarının isimleri ve maksatları aşağıda verilmiştir:
Tankerler: Petrol taşımak maksadıyla geliştirilmiş gemilerdir. Bunlar ham petrol, benzin, mazot, gazyağı, fuel oil (ağır yakıt) taşımalarına göre değişiklik arz ederler.
Su tankerleri: Su taşımacılığında kullanılmak üzere yapılmışlardır.
LPG ve LNG tankerleri: Bunlar sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) ile sıvılaştırılmış tabii gaz (LNG) tankerleridir. Bu gazlar gemi içerisine yerleştirilmiş, çok büyük, basınca dayanıklı silindirik veya küresel tanklarda muhafaza edilir. Yükleme, boşaltma için özel pompaları mevcuttur.
Konteyner gemileri: Limanlarda yükleme ve boşaltmada harcanan zamanlar gemi ömrünün büyük bir bölümünü almaktadır. Bu zamanı kısaltmak maksadı ile yükler 2-3 çeşit standart ebatta dikdörtgenler prizması şeklinde çelikten imal edilmiş özel kutular (container) içine konur. Bu kutuların ağırlıkları yükleri ile birlikte 5-40 ton arasında değişir. Bu kutuları taşıyacak tarzda dizayn edilmiş gemilere konteyner gemisi denir.
Cevher gemisi: Yük yoğunluğu yüksek olan maden cevherlerini taşımak maksadıyla yapılan gemilerdir.
LASH tipi gemiler: Bu gemiler limanlarda zaman kaybını asgariye indirmek için yapılmıştır. Yükler yüzer kutulara konarak gemi bünyesine yerleştirilir, limanlara girince vinç vasıtasıyla bu kutular suya bırakılır. Romarkörler bu kutuları sahile çeker, bu arada gemi yoluna devam edebilir. Dönüşte de bıraktığı kutuları toplayarak ilk limanına döner.
Kurtarma gemileri: Bu gemiler kazaya uğramış gemilere yardım için dizayn edilmiştir. Yetişmiş personeli ve özel cihazları vasıtasıyla karaya oturan, yanan, çarpışan gemileri ve personelini kurtarmada kullanılır.
Buzkıran gemileri: Bu gemiler Kuzey Denizinde ve soğuk denizlerde buzullara sıkışmış gemileri kurtarmak veya onlara yol açmak maksadıyla yapılmış, sıkıştırmaya karşı fevkalade mukavemetli bir çeşit kurtarma gemisidir.
Fabrika gemisi: 1) Hareket halindeki bir donanmaya bağlı gemilerde meydana gelen arızaları onarmak gayesiyle donatılmış özel donanma gemisi. 2) Küçük balıkçı gemilerinin avladıkları deniz ürünlerini işleyerek mamul hale getiren gemi.
Frigorifik gemi: Et, meyve, balık, yağ, yumurta vb. yükleri taşımak üzere özel olarak yapılmış, bütün ambarlarında soğutma te’sisi olan gemilerdir.
Gemi inşası asırlardır ağır sanayinin en önemli dalıdır. Japonya 9000 gemi ile dünyanın en büyük ticaret filosuna sahiptir.
Harp Gemileri
Ticari olan yük ve yolcu gemilerinin yanında diğer bir gemi türü de askeri amaçlı olan harp gemileridir. Osmanlılar zamanında genellikle harp gemileri Akdeniz’de faaliyet göstermiştir. Hız ve manevra kabiliyetinin daha önemli olduğu bu gemiler nisbeten daha uzundu. Rüzgar ve hava şartları tesirlerinden kurtulmak için kürekli olarak da yapılan bu gemiler daha hafif araçlardır.
Uzun yolculuklar yapabilecek düzene sahip değildirler. Ancak 16. yüzyılda topların gelişmesiyle uzaktan savaş imkanı ortaya çıktığından ve ağır harp araçları taşınması gerektiğinden, gemiler daha büyük ve ağır oldular. Artık savaş her gemide bulunan toplarla birkaç yüz metre uzaklıkta vuku bulmaktaydı. Ağır gemiler yanında haber taşıyan hafif deniz araçları da bir filonun elemanlarından sayılmaktadır.
Osmanlılarda ise Özellikle donanma gemileri inşasına 17. asır ortalarına kadar devam edilmiştir. Akdeniz ve Karadeniz’in Osmanlı gölü haline gelmesi o zaman için çok mükemmel olan donanma gemileri ile olmuştur. Osmanlı harp gemileri Gelibolu veİstanbul tersanelerinden başka Karadeniz, Marmara ve Akdeniz sahillerindeki birçok iskelede yapılırdı. On yedinci yüzyılın ortalarına kadar her yıl kırk kadırga yapmak mecburiyeti vardı. Bu, kanun ile tesbit edilmişti.
On altıncı yüzyılın son yarısındaİnebahtı mağlubiyetinde Osmanlı donanması tamamen mahvolmuştu. Fakat bir kış esnasında, yani beş ay gibi kısa bir zamanda evvelki donanmadan daha fazla bütün techizatı ile donanma yaptırılmıştı. Osmanlı gemileri harpteki ihtiyaçlara göre yapılmış sağlam, hareketli, büyüklü, küçüklü tiplerden meydana gelirdi. Osmanlıların kullandıkları donanma gemileri: Firkate, kalite, kadırga, mavura yani çektiri cinsinden kürekli ve yelkenli ve yalnız yelkenli olarak iki cinsti. Kürekle yürüyen gemilere genel olarak çektiri denilirdi. Bunlar da oturak adedine göre çeşitli sınıflara ayrılırlardı. Çektirilerin en küçüğü Karamürsel ve en büyüğü ise Baştarda idi. Kürekle yürüyen gemiler; Uçurma, Varna, Beş Çifteleri, Karamürsel,Aktarma, Üstüaçık, Çete Kayığı, Brelik, Celiyye, Çamlıca, Kütak, At Kayığı, Koncabaş, Şayka, Firkate, Kalite, Birgende, Mavna, Gırab, Kadırga, Baştarda gibi çeşitlere ayrılırdı.
Yelkenlerle yürüyen gemilerin; Ateş Gemisi Şolope, Birik, Uskuna, Şekleye, Ağribar, Korvet, Barça, Kalyon, Firkateyn çeşitleri vardı.
Harp gemilerinin gelişmesi: On dokuzuncu yüzyılda buhar kuvvetiyle çalışan gemiler harplerde büyük bir hareket kabiliyeti sağlayarak, yelkenli ve kürekli gemilerin yerini almaya başladı. Ancak yakıt ihtiyacı bu taktik avantajını kısıtlamaktaydı.
Buhar kuvvetinin kullanımı pervaneli türden gemilerin ortaya çıkmasıyla yaygınlaşmıştır. Daha sonra gemilerin, top mermilerine karşı korunmak maksadıyla, zırhla kaplanması yoluna gidilmiştir. Bunun yanında çok çeşitli büyüklükte ve değişik amaçlı harp gemilerinin inşasına başlanılmıştır. On dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru inşa edilen torpito ve destroyerler küçültülerek daha avantajlı duruma getirilmişlerdir. Yirminci yüzyılın başında da denizaltıların geliştiği görülmüştür. Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya, önceleri denizaltılarıyla bir üstünlük sağlamışsa da, karşı tedbirlerin alınması, derinlik bombalarının geliştirilmesi bunu azaltmıştır.
İkinci Dünya Savaşında harp gemilerinin önemli yaralar alması, gemilerin harpte ikinci dereceye düşmesini beraberinde getirmiştir. Savaştan sonra gemiler hurdacının yolunu tutmuş veya aktif görevden ayrılmıştır. Yenileri, daha modernleri büyük bir sür’atle yapılmıştır.
Pasifik Okyanusunun büyüklüğü uçak gemilerinin gelişmesini doğurmuştur. ABD’nin “Essex” türündeki uçak gemileri 100 pervaneli uçağa sahipti. Japonya ile olan savaşta önemli bir rol oynamıştır. 12,7 milimetrelik bir uçaksavar zırhına sahib olup, tam dolu halde 38.000 tondu. 1945’te 51.000 tonluk “Midway” uçak gemisinin hizmete girmesiyle, daha büyük bomba kapasiteli ve daha uzun menzilli uçakların kullanılması imkanı doğmuştur. İkinci Dünya Savaşında en önemli deniz harp aracı denizaltı olmuştur. Ancak Almanya 753 denizaltı kaybederken 2700 çeşitli türdeki gemiyi batırmışlardır.
İkinci Dünya Savaşı sonunda Almanya ve Japonya deniz kuvvetleri tamamen yok olmuştu. Bunlarda ancak 1950 yıllarının sonuna doğru bir canlanma ortaya çıkmıştır.
Böylece deniz kuvvetleri sıralaması yeni bir düzen almıştı. Sıra ile ABD ve İngiltere’den sonra kuvveti esas olarak denizaltılarına dayanan Sovyetler Birliği geliyordu. İkinci Dünya Savaşından sonra ABD nükleer güç teknolojisini harp gemilerine tatbik etti. Ancak başlangıçta Sovyetler bunu kendi amaçlarına uygun görmemişlerse de, daha sonra bu konuda çalışmalara başlamışlardır. Nükleer gücün, balistik füzelerle beraber kullanılması deniz altılarının değil, aynı zamanda uçak gemilerinin de önemini azaltmıştır. 1960 yılı başından itibaren nükleer güce sahip denizaltıların en önemli harp kuvveti olacağına inanılmış bulunmaktaydı.
Nükleer enerji kullanan denizüstü ve denizaltı gemiler; uzun zaman deniz altında kalmak, uzun mesafelere ulaşmak ve yüksek hız elde etme gibi üstünlüklere sahiptir. Ancak ticari gemilerde ekonomi daha önemli olduğu için hemen nükleer teknolojinin kullanımına geçilmiştir. Nükleer gücün dikkat çekici bir yönü, çok büyük bir enerjinin az bir yakıttan çıkarılabilmesidir. Mesela yarım kilo uranyum U-235’ten çıkarılacak enerji 1000 tonluk fuel-oil yakıtının enerjisine eşdeğerdir. Bir nükleer güçle tahrikli gemi üç-dört yıl aldığı tek bir yakıtla dolaşabilir. Böylece fuel-oil yakıtının ölü ağırlını taşımaktan kurtulur, zamandan, ikmal zorluklarından azami istifade sağlanmış olur.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
Önceki Paylaşımlar