ırkçılık

Bir hal­kın, bir grup İnsanın diğer halk ya da İnsanlar­dan farklı olmakla kalmayıp, aynı zamanda di­ğerlerinden fiziksel, entelektüel ya da ahlâki bakımdan daha iyi, daha güçlü, daha yüksek ya da daha yaratıcı olduğunu, bu üstünlüğün ata­lardan miras alınmış olan biyolojik farklılık­lardan kaynaklandığını savunan anlayış.

Irkçılık

Bilim adamları ırk kavramının M.Ö. 14 ve 15. yüzyıllara kadar uzandığını ifade etmektedirler. Mısır'da Firavunlar devrine ait mezar duvarlarındaki resimlerde, o zamandaki ırk anlayışını görmek mümkündür. Bu resimlerde yerliler (Mısırlılar) başka renkte, yabancılar başka renkte tasvir edilmiştir. M.Ö. 200 yıllarında Çin'de Çi-in hanedanı devrinde de insanları deri rengine göre farklı gruplara ayırmışlardır. Eski Yunan tarihinde bunlara benzer kabileci anlayışlarla karşılaşılır. Yunanlıların ırk ve renk ayrımları, eşitsizlik anlayışına dayanır. Yunanlılar birlikte yaşadıkları kendi toplumlarını üstün görerek diğer toplumlara Barbar demişlerdir. Yunanlılardaki bu tabakalaşma ileride diktatoryaların ve köle sisteminin kurulmasına sebeb olmuştur.

İsveçli botanikçi Linnaeus, insanları Afrikalı, Amerikalı, Asyalı, Avrupalı olarak sınıflandırırken, kendisinin Avrupalıları Asyalılara, Amerikalıları Afrikalılara tercih ettiğini belirtmiş ve böylece ileride doğabilecek bir ırkçı doktrine kapı açmıştır. Bir müddet sonra Johann Friedrich Blumenbach (1776-1840) "İnsanlığın başlangıcında üstün ve ari olan tek bir toplumun bulunduğunu (Kafkasyalılar), daha sonra gelenlerin bu tek ırktan türemelerine rağmen tabii faktörler (iklim, hayat şartları vb.) yüzünden farklılaştıkları" tezini ileri sürerek, Linneaus'un açtığı yolda yürümüş ve onun tezini desteklemiştir.

17. yüzyılda Fransız bilgin Bernier, ırk kavramına bazı açıklamalar getirmiş, bunu müteakiben natüralistler tarafından da antropolojik manada ırk kavramı kullanılmıştır.

Tarihte bir ırkı diğer ırklardan üstün görerek, bu üstün ırkın mensuplarının diğer ırktan olanlara göre fazla haklara sahip bulunması gerektiğini savunan kimseler ortaya çıkmıştır. Bu siyasi cereyana ırkçılık denir. İnsanları ırklara göre sınıflandırarak belirli bazı ırkları diğerlerine üstün tutan ırkçı görüşler, aşağı saydıkları diğer ırklara, kendilerine hizmetçi olmalarını teklif etmişlerdir. Bu ırkçılar, zaman zaman dünya politikasına hakim ve tesirli olmuşlardır. Hatta düşüncelerini, uygulama alanına bile dökmüşlerdir.

Genetiğe göre yeryüzünde yaşayan bütün insanların renkleri, ırki hususiyetleri ve kısmen psikolojik yapıları, üreme hücrelerinde bulunan kromozom iplikleri üzerindeki genlere bağlı olarak değişmekte, farklılık göstermektedir. Genler, her canlı varlığın ve insanın özelliklerine etki eden ve o canlının türüne tam benzemesini sağlayan baş faktördür. Mikroskopla görülemeyecek kadar küçük olan bu kimyevi maddelerin böylesine önemli bir işi nasıl başardıklarının izahı, bugünkü fen bilgilerimize göre özetle şöyledir:

Genler, bütün canlılardaki cinsiyet hücrelerinde bulunan atomların, ultramikroskobik bir şekilde düzenlenmiş olmalarından ibarettir. Yapı projesini, geçmişlerin sicilini ve her canlının kendisine has özelliklerini genler muhafaza etmektedirler. Genler, insan da dahil olmak üzere bütün hayvanların şeklini, iskeletini, kıllarını, saçını... ve kanatlarını tesbit eder.


Bütün genlerin görevleri aynıdır. Bu genler ırkları meydana getirmekte olup, bu olayın tayininde insanın elinde hiç bir kuvvet yoktur.

Genetik bilimi, insanın çok kökenli olduğunu ileri süren ırkçı teorilerin aksine, insanın tek kökenli olduğunu ortaya koymuştur. Irklar da bu tek türün bir alt türü, diğer bir tabirle tek türün farklı varyasyonlarıdır.

Değişik ırklara ve renklere ayrılmalarına rağmen, bütün insanlar, aynı genetik yapıya sahiptirler ve aynı gelişim devrelerinden geçerek olgunlaşırlar. Farklı ırklar, kendi aralarında evlenerek üreyebilmektedirler. Hiç şüphe yoktur ki, bütün insan ırkları, bir tek türü ifade ederler.

Değişik renkler, farklı iskelet yapıları ve kan grupları, bir tek türün varyasyonlarıdır. Yani, biyoloji dili ile ifade edilirse, insanlar monojeniktirler ve tek kaynaktan çıkıp dağılmışlardır.

Irkların nasıl teşekkül ettiği konusu, ayrı bir araştırma sahasıdır ve bu konuda önemli yayınlar da yapılmaktadır. Irkların teşekkülü, ister İbn-i Haldun ve Lamarck gibi düşünerek coğrafi ve kozmik etkiler ile, ister Darwin ve taraftarları gibi tabii eleme (séléction natural) ile yahut mutasyonlar ile açıklansın, ırklar, daima bir türü ifade ederler.

Bu hususu, bütün canlı tabiatta müşahade etmek mümkündür. Aynı tür bitki ve hayvanlar arasında da değişik renk ve biçimlere, yani ırklara rastlamak, her zaman mümkündür.

En son araştırmalar ve incelemeler göstermiştir ki, bir tür, şu veya bu sebeplerle, farklı ırklara bölünebilmekte ve fakat başka bir türe dönüşememektedir. Çünkü, buna, veraset kanunları engeldir. Bir türe mensup fertler, öteki türden fertlerle kendiliklerinden çiftleşemezler, çiftleşseler bile döl meydana getiremezler; döl meydana getirseler bile, bu döl yaşama gücünden mahrumdur; döller yaşasalar bile kendi aralarında üreyemezler, kısırdırlar. Türlerin vasıflarının sabitliğini sağlayan bu mekanizmadır.

Şu halde ırk, ırkçıların düşündüğü gibi kültürel, etnik, dile bağlı, psikolojik nitelikler taşıyan bir kavram değildir. Tam manası ile biyolojik bir kavramdır.

Irkçılığın tarihi seyri

Irkçılık anlayışları, milattan önceki çağlara kadar uzanmaktadır. Eski çağlardaki ırkçılık, genel olarak eşitlik veya eşitsizlik olarak değil, içtimai yaşayışı düzenleyen tipik kabileci anlayışlar şeklindeydi. Ancak Yunanlılarda durum farklıdır. Mesela meşhur Yunan filozofu Eflatun (Platon)un aşağıdaki ifadeleri dikkat çekicidir:

Yunanlı olmayanlar, aşağı adamlardır. Bunlar için en büyük şeref Yunanlılar tarafından idare edilmektir. Çirkin, hasta ve cılız olanlara da yaşama hakkı tanınmamalıdır. Eski Yunanlılar, kendilerinden olmayan kavimlere Barbar diyorlardı. Avrupa'da ortaçağa kadar ırkçı doktrinlerde fazla değişiklik olmamıştır.

Rönesans ve reform hareketleriyle birlikte başlayan ilimde, fende inkişaf ve coğrafi keşifler sonucunda, Avrupalılar o zamana kadar bilinmeyen yerlere gittiler. Bu hal, aynı zamanda farklı ırkların birbirleriyle tanışması demekti. Ancak bu tanışma Müslüman milletlerdeki gibi müsbet yönde olmadı. Zira Avrupalılar asırlarca kısır düşünce çerçevesinden dışarı çıkamadığı için, yeryüzünde kendilerinden başka insanların olabileceğini hiç düşünmemişlerdi. Nihayet Amerika ve Afrika'da fizyolojik yapıları ve içtimai yaşayışları kendilerininkinden farklı olan insanlarla karşılaştıklarında şaşkına döndüler. Bu insanlar da iki ayağı üzerinde yürüyebiliyor ve konuşabiliyordu. Ne var ki, Avrupalı zihniyete göre bunlar insan değil, olsa olsa köle olabilirdi. Değer yargıları, renkleri, siyah ve sarı olan bu insanları, insan olarak kabul edemiyordu. Bir İspanyol bilgininin Güney Amerika yerlilerini gördüğünde söylediği şu sözler enteresandır: "Köle seviyesinde, mantıksız kimseler, insanlar, maymunlardan ne kadar farklı ise, İspanyollardan o kadar farklı varlıklar."

Gene batı dünyasının ünlü politikacılarından Thomas Moore'nin şu ifadesi de onun insan haysiyetine olan saygısının derecesini göstermesi bakımından gayet açıktır:

Bütün zahmetli ve iğrenç işler kölelere verilsin!


Amerika'nın keşfi ile Kızılderililere uygulanan asimilasyon, yine 19. ve 20. yüzyılda Amerika'da vuku bulan zenci aleyhtarı faaliyetler, kendi tarihi içinde ırkçılığın ulaştığı en yüksek noktalardan biridir. Bunun yanısıra Almanya'da Naziler (Hitler), İtalya'da Mussolini, Doğuda İslavlar, asrımız ırkçılık faaliyetlerinin başını çekmişlerdir. Hatta Güney Afrika Cumhuriyeti bunu resmileştirerek, ırk ayrımını içtimai ve siyasi kurumların temel ilkesi olarak kabul etmiştir.

Birleşmiş Milletlerin 1948'de yayınladıkları İnsan Hakları Beyannamesi'nde, bütün insanların ırk ayrımı gözetmeksizin eşit haklara sahib olduğu kabul edilmesine rağmen, ırkçılık faaliyetleri devam etmektedir.

Irkçılığın tenkidi

Tarifinden de anlaşılacağı üzere, ırkçılık bir aldatmacadan ibarettir; biyolojik, genetik ve antropolojik açıdan kendine bir temel ararken; ari ırk, genetik kalite, saf kan gibi teorilerle biyoloji, genetik ve antropoloji ile tenakuza düşmüştür.

Üstün ırk olduğunu savunanlar, bu üstünlük ve özel haklarını ırklarının saflığına borçlu olduklarını zannetmektedirler. Halbuki saf ırklar yeryüzünden silineli çok zaman olmuştur. Biyoloji, insanların çağlar boyunca birbirleriyle münasebet halinde olduğunu ve birbirleriyle kaynaştığını, bunun sonucunda ari bir ırkın varlığının söz konusu olmayacağını kabul eder. Buna mukabil ırkçı düşünce ise, saf ırk, insanlık farkı arayışları içinde dönüp dolaşmaktadır.

Irkçı ideolojiye göre; insanları birbirine bağlayan duygular millet olmak, aynı kültürü paylaşmak, aynı dili konuşmak, aynı dine sahip olmak... vb. değil, ırk ve kan birliğine sahip olmaktır. İnsanları birbirinden ayıran yegane fark da ırktır. Ahlak ve fazilet değerleri ise ırka tabi olup, eğer kişinin ait olduğu ırk, ari bir ırksa o kişi, yüksek ahlaklı ve seciyeli, eğer değilse, ahlaksız ve adi demektedir.

Irkçı düşünce ilimden uzak olmasına rağmen, ilmi ve ilim adamlarını sömürerek kendine alet etmiştir. Irkçılığa alet olan bilimler (veya teoriler) arasında en başta geleni Darwinizm'dir. Yanısıra antropoloji, fizyoloji, psikoloji, sosyoloji, filoloji gibi ilim dalları da çeşitli şekillerde ırkçılığa alet edilmiştir. Irkçılık sadece kafalarda ve kitaplarda kalmamış; dünyanın çeşitli yerlerinde örnekleri görüldüğü gibi pratikleşip, resmileşerek devlet sistemi olarak kabul edilmiştir. Yakın tarihte ırkçı devletlerin misalleri mevcuttur. Irkçılığı temel alan devletler; tarih, millet, kültür gibi kavramları yozlaştırdığı gibi demokrasiye ve insan haklarına da karşı olmuşlardır.

Irkçı devlet; milli kültürü sadece kan bağının bir realitesi; ırki saflığı medeni terakkinin temeli; ilmi, gayr-i ilmi teorilerin aleti; milleti devletin kölesi kabul ettiği için, o bu haliyle devlet sistemi olmaktan da esasen çok uzaktır. Çünkü devlet, millet için vardır. Devlet, milli menfaatleri koruduğu gibi, hangi ırktan, milletten olursa olsun, insan haklarını ve hukukunu çiğnemez.

Ayrıca ırkçı devlet, fertleri haiz oldukları öz değerleri ile değil de, daha önce belirlenmiş bazı kategoriler içinde yer almış olmaları bakımından ele aldığı ölçüde totaliteryalizme de yaklaşmaktadır.

Kısaca ırkçılık, hiç bir yönden savunulamayacak durumda, insan şeref ve haysiyetine kasteden, parçalayıcı, bölücü; medeni milletlerin kabul edemeyeceği çağdışı bozuk bir felsefeden ibarettir. İnsanı, insan olarak kabul etmek, insanlığın bir gereğidir.

ırkçılık

insanların toplumsal özelliklerini dirimbilimsel, ırksal özelliklerine indirgeyerek bir ırkın başka ırklara üstün olduğunu öne süren öğreti, kafatasçılık.

ırkçılık

İnsanların toplumsal özelliklerini biyolojik, ırksal özelliklerine indirgeyerek bir ırkın başka ırklara üstün olduğunu öne süren öğreti:
"Bir aralık Alman zaferi muhakkak göründüğü zamanlarda ırkçılığa dahi sapmış fakat bu devir çok kısa sürmüştür."- H. E. Adıvar.

ırkçılık

Türkçe ırkçılık kelimesinin İngilizce karşılığı.
n. racism, racialism, racial discrimination, race discrimination, segregation, ethnocentrism, apartheid

ırkçılık

Türkçe ırkçılık kelimesinin Fransızca karşılığı.
racisme [le]

ırkçılık

Türkçe ırkçılık kelimesinin Almanca karşılığı.
n. Rassismus adj. rassistisch

İlgili konuları ara

Yanıtlar