Yeniçeri Ocağı

Yeniçeri, Osmanlı Devletinde, Hıristiyan çocuklarından devşirme yöntemi ile yetiştirilen askerdir. I. Murat'ın veziri Çandar Hayrettin Paşa'nın yardımıyla kurduğu bu sistem de, devlet kendi Hırıstiyan tebasından ve bazen eline düşen harp esirlerinden bazı çocuklara el koyuyordu. Acemi Oğlanı denilen bu çocuklar, önce bir tür köylü ailesinin yanına veriliyordu.

Yeniçeri Ocağı

Yeniçeri Ağası
Yeniçeri Ağası
Yeniçeri, Hıristiyan çocuklarından devşirme yöntemi ile yetiştirilen askerdir. I. Murat'ın veziri Çandarlı Hayrettin Paşa'nın yardımıyla kurduğu bu sistem de, devlet kendi Hırıstiyan tebasından ve bazen eline düşen harp esirlerinden bazı çocuklara el koyuyordu. Acemi Oğlanı denilen bu çocuklar, önce bir tür köylü ailesinin yanına veriliyordu. Orada Türkçe öğreniyor, İslam dininin, Türk örf ve adetlerine göre yetiştiriliyordu. Devşirilir devşirilmez sünnet edilip, kendilerine bir müslüman adı veriliyordu. Sonra acemi oğlanların kışlalarında, askeri terbiyeleri başlıyordu. Emekli oluncaya kadar evlenmeleri, şehirde oturmaları yasaktı. Kışlalarda yaşarlardı. İstidat ve kabiliyet gösterenler subay ve general olurlardı.

Hıristiyan çocuklarını, Müslüman ve Türk yapıp Hıristiyanlara karşı dövüştürülmesi, Avrupalıları çok meşkul etmiştir.

"Çeri" Türkçe'de asker demektir. Yeniçeri ise yeni asker anlamına gelmektedir. Asker kelimesi Arapçadan gelir. 1. Murat, yeni bir sınıf ihdas ettiği, kendisine babadan kalan yaya (piyade)ve atlı (süvari) yanında yeni bir asker sınfı ortaya çıkardığı için, bu zümreye "Yeniçeri" denilmiştir.

Yeniçeri Ocağı, Kapıkulu Ocakları'nın en önemlisidir. Yeniçeri Ocağı iç örgütlenmesi bakımından cemaat ortaları, sekbanlar ve ağa bölükleri olarak üç bölüme ayrılırlardı.

Cemaat Ortaları: Cemaat ortaları ocağın ilk kurulan bölümüdür. Önceleri her yüz asker bir orta oluşturur, başlarında da yayabaşı denen komutanlar bulunurdu. Ortalardaki asker sayısı 17.-18. yüzyıllarda artmışsa da, toplam orta sayısı 101 olarak kalmıştır.Her ortanın bir bayrağı vardı ve bazı ortalar görevlerine göre deveci, turnacı, katrancı, zemberekçi gibi isimler alırdı. Bu ortalar diğer (Ağa ve Sekban) ortalarına göre imtiyazlı idiler. En önemli hudut kalelerine muhafız olarak bu ortalar gönderilirdi.

Sekban Bölükleri: Fatih Sultan Mehmed’in 1451’deki Karaman seferi sırasında yeniçerilerin buyruklarına karşı çıkması üzerine kendine bağlı askerlerden oluşturduğu birlik olarak ortaya çıktı. Biri atlı 34’ü yaya olmak üzere toplam 35 ortadan oluşan sekbanlar daha sonraları tek bir orta sayıldı ve Yeniçeri Ocağı’nın 65. ortası olarak adlandırıldı. 33. ortasına Avcı, başlarına ise sekbanbaşı denirdi. Piyade ve süvari sekbanlar padişahla birlikte ava çıkarlardı.



Kulluk Neferi Karakol Bekleyen Yeniçeri

Keçeli Yeniçeri Neferi

Odabaşı Yeniçeri Kışlası Amiri

Kulluk Bayrakdarı Karakol Amiri
Kulluk Neferi Karakol Bekleyen Yeniçeri Keçeli Yeniçeri Neferi Odabaşı Yeniçeri Kışlası Amiri Kulluk Bayrakdarı Karakol Amiri


Ağa Bölükleri: II. Bayezid’in tahta çıkışı (1481)sırasında sekbanların ayaklanmaya kalkışması sonucunda kuruldu. Padişaha bağlı askerlerden oluşturulan ağa bölüklerinin sayısı 61’di. Kanuni Sultan Süleyman döneminden (1520-1566) başlayarak padişahlar da birinci ağa bölüğünün askeri sayıldı.

Başlangıçta Yeniçeri'ler 1000 kişiden oluşurken Kanuni Sultan Süleyman döneminde 12.000, III. Mehmed döneminde 45.000 kişiye ulaşmıştır. 17 nci yüzyılın ortalarında tasarruf nedeniyle sayıları yarı yarıya indirildiği halde 18 nci yüzyıl başında 70.000, ortalarında 80.000e çıkmış, III. Selim döneminde 110.000e, II. Mahmud döneminde de 140.000 kişiye ulaşmıştır.

Yeniçerilerin kuruluşu ve düzenlenmesi Kanuni döneminde tamamlanarak ortalarının sayısı 196 olmak üzere sınırlandırılmıştır. Bu sayı sonuna kadar değişmez kaldığı halde sayıca yukarıda belirlendiği üzere bazan arttırılmış bazanda eksiltilmiş olduğundan ortalar da doğal olarak mevcudunun değişmesini gerekli kılmıştır. Önceleri her yeniçeri ortası 60, 70 ve daha sonraları 100 kişiden oluşurken, 18 nci yüzyılda 2000—3000 kişilik ortalar görülmüştür.

Yeniçeriler öbür kapıkulu askerleri gibi sürekli olarak görev yaparlar ve devletten aylık alırlardı. Üç ayda bir ödenen ve ulufe denilen bu aylıktan başka her padişahın tahta çıktığında cülus bahşişi adıyla yeniçerilere para dağıtması da bir gelenekti. Yeniçerilerin büyük bir bölümü İstanbul’daki Etmeydanı’ndaki ve Şehzadebaşı’ndaki kışlalarda yaşarlardı. Bir bölümü de sınırlardaki kalelerde görevliydi. 15.-16. yüzyıllarda yeniçerilerin evlenmeleri ve askerlikten başka işlerle uğraşmaları yasaktı. Fakat sonraları, seferlerin azalması,disiplinin bozulması ve evlenme yasağının hafiflemesiyle yeniçeriler başka işlerle uğraşmışlar, özellikle İstanbul’da esnafa karşı zorbaca hareketlerde bulunmuşlardı. Yeniçerilerin sayılarının zaman içinde artması devletin üzerinde ağır bir mali yük doğurmuş ve bunun sonucunda paralarını zamanında alamayan yeniçeriler çıkardıkları ayaklanmalarla toplumsal düzeni büyük ölçüde bozmuşlardı.

Yeniçeri Ocağının en büyük kumandanı yeniçeri ağasıdır. Padişahların tahta geçebilmeleri bu yeniçeri ağalarının onlara olan itaatine bağlı olduğu için padişahlar çoğunlukla bunları en güvendikleri kişilerden seçerlerdi. Yeniçeriler padişahın hassa askerlerinde olduğu için padişahla beraber sefere çıkarlar padişah çıkmazsa onlar çıkmazlardı. Seferlerde çadırlarını Otağ-ı Hümayunun etrafına kurup Otağa yabancı birinin girmesini engellerlerdi. Savaşlarda da ordunun merkezinde bulunurlardı.

19. yüzyılın başlarına gelindiğinde hemen hemen bütün savaşma yeteneğini yitirmiş bir başıbozuk topluluğu görünümündeki Yeniçeri Ocağı II. Mahmud’un kararlı girişimleri sonucunda 1826’da ortadan kaldırılmıştır.



Yeniocağı Teşkilatının ana çizgileri

Ocağın büyük bir kısmı İstanbul'daki kışlalarda yaşarlardı. Büyük merkezlerde yeniçeriler vardı. Kumandan " Yeniçeri Ağası" idi. " Orta" denilen taburlara ayrılmışlardı. Bütün ortalar birleşip ocağı meydana getirilerdi. Büyük taşra şehirlerde yeniçeri birlikleri, İstanbul'da ki belirli ortalardan alınmış er ve subaylardan müteşekkildir. Yani bunların asıl bağlı oldukları yer, İstanbul'daki ortalardır. Yeniçeri ağası, Divan-ı Hümayum üyesi, yani bakandır. Daima askerdir. Amiri sadrazamdır. Sadrazamla Yeniçeri Ağası arasında başka bir kumandan kademesi yoktur. Ocağın herşeyinden sorumlu ve bu sorumluluğun tabii neticesi olarak ocak üzerinde her türlü yetkiyi sahipti. Padişah bir numaralı yeniçeri sayılırdı.

Yeniçeri sancakları

Her ortanın kendi sembolünü taşıyan flamalar vardı. Her ortaya bir sancak verilirdi. Seferde bu sancak, o ortada kumandanın çadırının önüne toprağa saplanırdı.

"Azam Bayrağı" denilen sancak ise, beyaz atlastan yapılırdı.

Yeniçeriler
Yeniçeriler


Seferde Yeniçeri Ağası'nın önüne dikilirdi. Yeniçeri Ağası İstanbul'da ise, Sekbanbaşının ortağının önüne dikilirdi. Üzerine altın sırma ile Fetih ayet-i kerimesi işlenmiştir:

"inna fetehna leke mübina ve yansureke'ıllahu nasren aziza"

Büyük sancağın beyaz olması, ocağın sünni olduğunu gösteriyordu.

Yeniçeri unvanları ve sanatları

Yeniçeri komutanlarına bugünkü manada generallerine, albaylarına ve diğer subaylara "Ağa" denilirdi. Yeniçeri Generalleri ile diğer Kapıkulu Ocakları Generalleri anlaşılırdı. "Ağavat hazarattı" denilirdi.

Osmanlı Devletinde Yeniçeri Ocağını kaldırma denemeleri

Yeniçeri ocağı kurulduğu dönemde tüm dünyadaki en güçlü ocaklardan biri olmasına rağmen özellikle 17. yüzyıl'da yani duraklama döneminde itibaren bazı sorunlar yaşanmıştır.Bu sorunların başında yeniçeri ocağına devşirme sisteminin bozulması ve yeniçeri olma yeteneğine sahip olmayanların ocağa katılması,yeniçerilerin evlenmesi,ticaret vb. başka işler yapması gelir. Tüm bu sorunlar orduda disiplinsizlik yaratmıştır ve bu savaşlara da yansımıştır.Bu disiplinsizlik öyle bir hal almıştır ki yeniçeriler sırf culus bahşişi almak için padişah değiştirme eylemlerine bile kalkışmıştır. Yaygın ifadeyle "Ocak devlet içindir" ilkesi "Devlet ocak içindir" halini almıştır. Bunun üzerine bazı padişahlar ocağı kaldırıp yeni ordular kurmak istemiştir.Bunlar özetle:

  • II. Osman(Genç Osman):Yeniçeri Ocağını kaldırmayı planlayan ilk padişahtır. Ancak bu fikrinin Yeniçeriler tarafından duyulması üzerine boğularak öldürülmüştür.
  • III. Selim:Yeniçeri Ocağını kaldırma girişimi olmamıştır ancak Nizam-ı Cedid adında ikinci bir ordu kurmuştur.
  • II. Mahmut:Sekban-ı Cedid, Eşkinci ocaklarını kurmuştur ancak Yeniçeriler'in isyanı ile kapatılmıştır.Ardından 1826 yılında Yeniçeri Ocağını kaldırarak Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusunu kurmuştur(Vaka-i Hayriye)
Yeniçeri Bayrakları

Yeniçeriler ve Bektaşilik

Yeniçerilerin bektaşi tarikani girmesi çok yaygın bir gelenekti. Ocağa "Hacı Bektaş Ocağı" denilirdi. Ocağın Hacı Bektaş Veli tarafından kurulduğu sanılır. Ancak mevlevi, havleti, nakşi melami olan yeniçeriler de vardır. Yeniçeri teşkilatına neden Taife-i Bektaşiye ve ağalarına da neden Ağayan-ı Bektaşiyan denilmiştir? Osmanlı yeniçeri teşkilatı Bektaşi midir?

Önce şunu belirtelim ki, bu konuda dillerde dolaşan, Sultan Orhan veya Sultan Murad'ın Hacı Bektaş-ı Veli ile bir araya geldiği, Hıristiyan asıllı gençlerden yeni teşkil olunan askere onun eliyle börk giydirildiği, hayır dua edildiği ve hatta yeniçeri adının da Hacı Bektaş tarafından verildiği tarzındaki açıklamalar tamamen asılsızdır. Elimizde Hacı Bektaş-ı Veli ile yeniçeri teşkilatının münasebetlerini aydınlatan gayet açık kaynaklar, yani Yeniçeri Kanunnamesi vardır. Zaten başta Aşıkpaşa-zade olmak üzere, ilk dönem Osmanlı kaynakları da, Kanunnamedeki bilgileri doğrular mahiyettedir.

Kanunnamedeki hükümlerden anladığımıza göre, Hıristiyan gençlerinin dinç olanlarından yeni ve muvazzaf bir ordu teşkili fikri, Bolayır Fatihi Süleyman Paşa'nın fermanıyla başlamış ve Bilecik Kadısı olan Kara Halil ile meşveret neticesi buna karar verilmiştir. Daha sonra Kara Halil'in (Çandarlı Halil Hayreddin Paşa) ilgili devlet erkanı ile görüşüp yeniçeri teşkilatını düzene soktuğu bilinmektedir. BU erkan arasında Hacı Bektaş Paşa isimli bir devlet adamı da vardır. Bunun, isim benzerliği dışında Hacı Bektaş-ı Veli ile alakası yoktur. Yeniçerilerin elbisesi ise, o zamanda keşif ve kerametleri bilinen Hacı Bektaş-ı Veli evladından Timurtaş Dede ve Mevlana evladından Emir Şah Efendi'ye danışılarak dualar ile giydirilmiştir. Mevlana'nın torunlarından olan zat, Mevlana elbisesini giydirmeyince, kepenek denilen Hacı Bektaş-ı Veli elbisesi giydirildi. O halde yeniçerilerin giydiği kisveyi Hacı Bektaş-ı Veli giymiş olabilir; ancak, Hacı Bektaş-ı Veli, yeniçeri kurulmadan vefat ettiğinden, o giydirmemiştir. Bu muvazzaf yeni ordu, kul olduğundan dolayı yeniçeri adı verilmiştir; yoksa Hacı Bektaş-ı Veli'nin isimlendirmesi değildir.

Nitekim, Aşıkpaşa-zade meseleyi şöyle açıklamaktadır:

"Bu Bektaşiler ederler kim, 'Yeniçerilerin başındaki tac, Hacı Bektaş'ındır' derler. Cevab: Yalandır ve bu börk, hod Bilecik'de Orhan zamanında zahir oldu; yukaru babda beyan edüb dururun ve illa Bektaşiler giymeğe sebeb, Abdal Musa, Orhan zamanında gazaya geldi ve bu yeniçerinin arasında bile yürüdü ve bir yeniçeriden bir eski börk diledi. Yeniçeri ana verdi. Yeniçeri üsküfini çıkardı; bunun başına giydirdi. Abdal Musa, Vilayetine geldi, ol börk bile başında, sordular kim, 'Bu başındaki nedir?' Ol etdi: 'Buna elf derler' dedi. Vallahi bunların taclarının hakikati budur."

Sonuç olarak, mesele yukarıda özetlendiği gibidir. Hacı Bektaş-ı Veli, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda emeği geçen maneviyat erlerinden ve Horasan erenlerinden biridir. Kisve olarak da onun elbisesi tercih olunmuş bulunabilir. Bu tercihte onun evladından birinin duası bulununca ve yeniçeriler de ocaklarını onun manevi himayesinde görünce, yeniçerilere Taife-i Bektaşiyan ve ağalarına da Ağayan-ı Bektaşiyan denmiştir. Sonradan bu Horasan erenlerinden olması halini kötüye kullananlar ve meseleyi saptırılan Bektaşilik mecrasına çevirmek isteyenler elbette olmuştur. Zaman zaman, aldatılan yeniçeri bölükleri de ortaya çıkmıştır. Celali isyanlarında bu anlayışın büyük etkisi vardır. Hatta sonradan yeniçerilerin ahlaken bozulmalarında da bu anlayışın etkisi vardır. Bu olumsuz etkilerin izlerini, Yeniçeri Kanunnamesinde görmek mümkündür. İşte bu olumsuz yansımalarından dolayı, 1826 yılında II. Mahmud, yeniçeri teşkilatı ile beraber, Bektaşi dergahlarını da kapatmıştır. Hedef, bu suiistimalleri önlemektir. Osmanlı yeniçeri teşkilatı, hele hele halkın anladığı olumsuz anlamda, amelsiz bir Bektaşi grubu asla olmamıştır. Gerçek manada Hacı Bektaş'ın eserleri ve asıl tuttuğu yol ise, İslamdan başka bir şey değildir.



Kaynak

Prof. Dr. Ahmed Akgündüz / Bilinmeyen Osmanlı (Yeniçeri Teşkilatı Bektaşi miydi bölümü)

İlgili konu başlıkları

  • Yeniçeri Ocağının kaldırılması
  • Mehter
  • Devşirme Usulü tarihçesi
  • Yeniçeri Bayrakları
  • Yeniçeri Ocağı

    yeniçeri askerinin küçükten yetiştirildiği askeri örgüt.

    Yeniçeri Ocağı

    Yeniçeri askerinin küçükten yetiştirildiği askerî kuruluş.
    her şey güzelde peki yeni çeri ocağıyla hacı bektaşi velinin alakası yok deniliyor. peki yıllardır taşınan sancakdaki çatal kılıç ki H.Z Ali nin kılıcı olan Zülfikar, neden simge olark kullanılmış bunu acıklamasını yaparmısnız.?
    bektaşi liği,günmüze bu şekilde getirenler(meşhur dedeler) son aşamada neden çıkıp da, bektaşiliğin alevilik ile alevilik de bir din bir mezhep olmadığını vatandaşımıza neden anlatmıyorlar..:-( garibim cahil vatandaşımın sırtından alevi milliyetciliği kürt milliyetciliği adına geçinin durun.birgün gelir ilahi adalet tecelli eder.çıkar bi 2.mahmut,atatürk gibileri,sizide silerler tarihten.
    hacı bektaş-ı veli kısfesin giyecek kadar içinde ama onun duasıyla deil öylemi hacı bektaşa geldiginde ozamn neden şuan kikaracaöyük beyigini verdiler bribakın bakalım taribat edilmiş bir tarihten basediyorsunuz tahammülsüz ve malesef gerçek tam olarak yörünge degiştiriyor
    yeniçeri ocağı has ve has bektaşi Türk ocağıdır.
    Yeniçeri flamalarına bakan ve arapça okuma bilgisi olan herkes bunu rahatlıkla anlayacaktır......
    Arkadaş 2.Mahmut dedelerine özenip yeniçerileri bahane ederek Alevi-Bektaş-i kıyımı yaptı diyecek ama utanıyor olsa gerek dansöz gibi kıvırıyor... Beyefendinin de dediği gibi biraz tarihi merak edip araştıran, arapça okuma yazma bilen her zat-ı muhterem yeniçerilerin bektaşi ocağına tabi askerler olduğunu bilir... Başlangıç olarak savaş esiri, öksüz-yetim devşirme hristiyanların türkleştirilmesi ve islamlaştırılmasıyla doğan bir ocaktır yeniçeri ocağı. Yalnız bu türkleştirme ve islamlaştırma tamamen padişah fermanıyla ve bektaşi erenlerinin kabulüyle ve yüce Allahın izniyle olmuştur. Onların gözünü kırpmadan, kelle koltukta savaşarak, osmanlıyı viyana kapılarına dek taşıyan ruh,,kalplerindeki Allah,peygamber,ehlibeyt ve kuran sevgisi olmuştur... Herhalde bu sevgiyi onlara ufolara binen uzaylılar vermemiştir. Bu iman onları Avrupanın en korkulan askerleri haline getirmiştir.. Lakin içimizdeki hainler tarihi çarpıtıp bu gerçekleri Hacı Bektaş paşa diyerek :)biçare zihinlere nakşetmeye çalışıyorlar.. Klasik yezit zihniyeti.. Meydan-ı Mahşerde Ulubatlı Hasan'ın mübarek elleri yakanda olur inşallah... SAYGILARIMLA.
    sevgili arkadaşlar fatih sultan mehmet bir sefer sırasında sırp prensini öldürmüş ve tetim kalan biri kız birisi erkek iki çocuğunu öldürmeye kıyamamış erkek çocuğunu sefer dönüşünde edirne ye 20 veya 25 km. mesafede bulunan yunanistan ın dimetoka şehrinde bulunan kızıl deli sultan tekkesine vermiş ve burada doğan kendi oğlu 2.bayazıd ile burada beraber yetişmesini sağlamıştır.daha sonra 2. bayazıt istanbul a padişah olunca anadoluda baş gösteren kızılbaş isyanlarına engel olabilmek ve iç huzuru sağlamak adına dimetokadaki beraber yetişdiği sırp asıllı arkadaşı BALIM SULTAN HZ. kırşehirdeki HACI BEKKTAŞ VELİ HZ. dergahına postnişin olarak davet etmiş ve herhangi bir yazılı düzenlemeye sahip olmayan bektaşilik tarikatına BALIM SULTAN tarafından kanunnamesi yazılmış ve BEKTAŞİLİK yazılı kurallara bu dönemde kavuşmuştur.2.BAYAZIT yeniçerileride bu ocağa bağlayarak kızılbaş ahalinin devletle barışık yaşamasına çaba göstermiştir.BALIM SULTAN HACI BEKTAŞ VELİden sonra gelen 2. büyük post sahibidir.ALEVİLİK deyimide ortalama 100 120 yıldır kullanılmakta olup eski dönemlerd kızıbaş bektaşi gibi deyimler kulllanılırdı.KIZIL DELİ sultan orhan gazi döneminde çanakkale den gelibolu ta geçen ordu ile sefere katılmak istemiş yaşı küçük olduğu için kayıklara bindirilmemiş.oda rivayate göre suyun üzerinde koşarak kayıklara yetişmiş ve sefere katılmış.daha sonralatı dimetoka şehrinde bulunan kızıl deli nehrinin yakınlarında bulunan yyere tekkesini kurmuştur.
    Çeri" Türkçe'de asker demektir. Yeniçeri ise yeni asker anlamına gelmektedir. Asker kelimesi
    Arapçadan gelir.arapçada buyle bir kelıme yok bu kelimenın aslı türkçedendır asi-kar'den gelmetedır

    İlgili konuları ara

    Yanıtlar